B E R Z A H

B    E   R   Z   A   H

        

            Dünya alemi perdeler alemidir. Her şey perdeli ve perdeli olarak gitmektedir. Tam bir mahremiyet içerisinde…

            Her varlık kendi perdesine sarılmış..kendi alemiyle sınırlandırılmış…

            Varlıklar,alemler,dünya,ahiret,hasılı her şey iç içe..bunları birbirinden ayıran bazı berzahlar ve perdeler mevcut…

“On sekiz bin alem”denilmiş,o alemleri berzahlar birbirinden ayırdığı gibi,o alemin mensupları da yine berzahlarca ayrılmaktadır.

            Çocuğun dünyaya gelmesi için anne karnı bir berzah,ahiretin önünde dünya da bir perde ve engel…Âhiret memleketinde,cennet yolunda;kabir,haşir,hesap,mizan,şefaat, sırat, hepsi  birer aşılması gereken berzahlardır.

            Allah’a giden yolda nefis ve şeytan en büyük berzah,perde ve engeldir.

            İmanla küfür arasında bir yönüyle ince,bir yönüyle kalın berzah vardır. En uzakta,küfrün içinde bulunan bir yabancı iman ederken,en yakındaki bir akraba,İslam toplumunun içerisinde bulunmasına rağmen iman etmez. Birincisi,uzak görülürken aradaki berzah kısa,ikincisi;yakın görünürken aradaki berzah gayet uzaktır. Cennetle cehennem kadar birbirinden uzak iki sıfat.

            Her bir insan bir alem,her bir varlık bir alem. Bu alemleri birbirinde ayıran ayrı ayrı berzahlar vardır. Her biri kendi aleminin çerçevesinden memnun.

            Belki de-Allah’u A’lem- sorumsuz ve başı boş bir insan gösterilerek onunla alemlerini değiş tokuş yapması teklif edilse;”Bu koca kafalıyla mı?”diyecek,aleminden memnun olduğunu ifade edecektir.

            Berzah deyip geçmemek lazım. Zira bir denizci olan Kaptan Kusto’yu müslüman kılıp,önündeki bütün berzahları aşarak,Allah’a ulaştıran bir mevzu.

            Müslüman olmasına sebep olan ayette:”İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir Berzah (engel) vardır,birbirine geçip kavuşmuyorlar.”[1]

“Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici,diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir Berzah (engel),aşılmaz bir serhat koyan  O’dur.”[2]

Buradaki temsil hakkında değişik tefsirler vardır:”1)Maksat,denize karışan nehir (Dicle gibi) ve onun karıştığı denizdir. Denizi yarıp arkasından fersahlarca akıp gittiği halde,nehrin suyunun tadı bozulmamaktadır.

2)Maksat,Nil gibi büyük ırmak ve büyük denizdir ki aralarına bir kara parçası (dil) girmektedir.

3)Maksat,mü’minlerle kafirlerdir. Tatlı su mü’minleri,acı su kafirleri sembolize etmektedir. Dünyada yan yana fakat birbirine karışmadan yaşadıklarına işaret edilmektedir.”[3]

Her bir insan bir alem…O da nasıl bir alem! Bu alemleri birbirinden ayıran,aralarında berzahlar vardır. Tıpkı katman katman olup bir alem gibi görünen soğanın;zar tarafından iki tabakanın arası bir perde gibi ayrılması,bir tabakada meydana gelen bozulma gibi haller,uzun berzahlardan sonra diğerlerine sirayet etmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri de şöyle der:”Semâvatta binler alem var;yıldızların bir kısmı her biri birer alem olabilir. yerde de her bir cins mahlukat,birer alemdir. Hatta her bir insan dahi,küçük bir alemdir.”Rabbül alemin” tabiri ise,”Doğrudan doğruya her alem,Cenâb-ı Hakkın rububiyetiyle idare ve terbiye ve tedbir edilir,demektir.”[4]

Nitekim bütün devlet dairelerinin işleyişleri,alemleri farklı farklı oldukları halde,hepsi de bir yere bağlanmaktadır. İşleyişleri birbirine mani olmamaktadır.

Karaların sular altında kalmaması için denizlerdeki Med-Cezir yani gel-git olayları da bir berzahtır.

-Temsilde hata olmasın- Gözümüzün içerisine kadar giren güneş ve ışığı,Cenab-ı Hakkın binler nurunun küçük bir parıltısı olduğu halde;doğduktan sonra doğrudan ve perdesiz tenvir eder,aydınlatır. Bizim ondan istifademiz ise,berzahlara tabidir. Berzahlar olmasa yanarız.

Allah’ta bize bizden daha yakındır.[5] Biz ise ona nihayet uzağız. O’nunla müşerref olmak için çok perdelerden geçmek gerekiyor.

Bunun için ya Rasulullah gibi mi’raca çıkıp,Kab-ı Kavseyn makamını geçip,görmek ki;Cebrail’i bile yakan makam… Veya cenneti kazanıp orada Cemaliyle,Rü’yetiyle müşerref olmak suretiyle,berzahları atlayarak görmek..Fakat,melekler için bu müşerrefiyet yok,zira onlar için berzah olmadığından atlama da yok…

Mü’min imanında berzahlarla karşı karşıyadır. Tıpkı engel atlamadaki at yarışçıları gibi. Her durumda mümkün. Puan kazanmak veya kaybetmek.

Kiminin önündeki Berzah;deredir,çaydır,yine de aşamaz. Ancak diğerinin ki;denizdir,okyanustur,güçlükle de olsa aşar.

Tembel insanın önündeki berzahlar kısa ve az da olsa,uzun ve çoktur. En zor iş ona yaptırılmış olur.

Cahil insan içinde durum aynıdır. Onun için ilimle arasında kapatılması imkansız uçurumlar mevcuttur. aradaki perde de gayet kalın olup,gece gibi üzerine çökmüştür.

İbadet üzerine olan bir âbidin günahlarla arasındaki berzah gayet kalındır ve uzaktır. Bazılarına dünya birleşse,perdenin öbür tarafına geçiremez. İbadetsiz inan için ise;tül perdesi gibi ince ve kısadır,her an geçilebilir. Bunun için de pek bir zorlamaya gerek olmaksızın ve cüz-i bir menfaat yeter.

Hal ve şimdiki zamanda duran bir insana mazi ve müstakbel yani geçmiş ve gelecekle olan münasebeti,onlara olan yakınlığı ruh cihetiyle bir an,rüya ve hayal aleminde işgal ettiği zaman birkaç saniyeliktir. Ancak büyüme,cisim ve ceset itibariyle seneler hükmündedir.

İşte:Ruhun ve cesedin berzahı… İmanın ve küfrün berzahı… Mü’minin ve kafirin berzahları…Muti ve Asinin berzahları…Bir komutanın önündeki aşması gereken berzahla,erlerin önündeki berzahlar..Bir otun,bir hayvanın ve bir insanın berzahları…Hep mütehâlif ve farklı farklı…

Nutfeden alakaya yani bir damla sudan kan pıhtısına,Alakadan Mudğa ya yani et parçasına,mudğadan et ve kemik ve neticede şu mü’min ve mükemmel insan suretine gelen bir insanın önündeki aşılması gereken berzahlar…Zira:

-Milyarlarca nutfeden birisi kan pıhtısı ve et haline gelirken,yine doğacak milyonlarcadan takdir edilenler sağ doğmakta,diğerleri o berzahları aşamadan,perdenin berisinde ve gerisinde kalmaktadırlar.

Her varlık da öyle değil mi? perdenin berisindekilerce ekilirken,perdenin öbür tarafındaki kudret hüküm verecektir. Aradaki perde bir yönüyle ince, -olmak gibi- bir yönüyle de kalındır.-Ölmek veya olmamak gibi- Olmama halinde sonsuzlukta bir fayda sağlamaz.

Bir mürid tarikat berzahlarına uğrar,40 yılda veli olur. Bir sahabe ve sahabe mesleğinde olan 40 dakikada o berzahları kat eder ve aşar.

40 geceler çile ile ilgili,tarikatta 40 gün çile ve sülûk.[6]

Birisi için münteha ve son olan,diğerine mebde’ ve başlangıç olur.

Kimisi için de atlayamamanın neticesi olarak araya düşer,arada kalır;A’raf’[7]dır onun makamı,beklemededir o.

Bir insan için mükemmele ulaşmak,kusurlar ve küsurlar berzahlarını aşmayı gerektirirken,diğeri ise;doğrudan doğruya mükemmele ve hakikata yol bulur.

Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır. Her yol O’na çıkar. Deve kuşu gibi kafayı kuma sokup,perde çekmemek şartıyla…

“Acz de aşk gibi Allah’a isal eden (ulaştıran) yollardan biridir. Amma acz yolu,aşktan daha kısa ve daha selametlidir.”[8]

Rasulullah Efendimiz hiçbir Berzaha uğramadan ruhen ve bedenen mi’raç yaparken,mü’min ibadet ve namaz berzahına uğrayarak senelerce ruhen bu yolculuğa devam eder. Peygamberimiz gibi ulaşamaz,fakat o yolda olur,yada ölür ya…

O Mi’raç ki;aklın ihatasının fevkinde olan,melekût aleminde cereyan eden bir hadisedir. Öncesinde,Cebrailin bile tahammülünden aciz kalacağı bir hazırlık devresini geçirmiştir. Bu hem bedenen,hem de ruhen gerçekleşmiştir. Dünyanın dar kalıplarından,âhiretin geniş salonlarına bir geçiştir.

Hicretten 19 ay önce,hüzün yılında,Recebin 27. gecesi,Haremi Şerifte,Hatim mevkiinde istirahat esnasında,Cebrâilin göğsünü yararak zemzemle yıkaması Marifetullah ve Rü’yetullaha hazır hale getirilerek amcazadesi Ümmü Hani’nin evinde,Burak’a binerek Medine,peygamberleri toplandığı yer olan Kudüs ve Sidret-ül Müntehaya kadar Cebrail ile yapılan gece yolculuğu [9],kısa dünya zamanıyla,âhiretin geniş zamanında cereyan etmiştir. Ümmetine;Beş vakit namaz,Şirke girmedikçe her günahın affedilebileceği,Bakara suresinin son iki ayetini berzahları aşarak hediye olarak getirmiştir.

Kimisi için berzah;ayinenin ön yüzü,parlak ciheti iken,kimileri için de arka ve siyah yönü gibidir.

-Tabiri caizse- Rasulullah’da bir berzah. Ancak aynanın şeffaf,parlak ön yüzü gibi.

Ebu Cehil’ler,Fir’avunlar,Şeddadlar,Zalimler,Deccallar,Süfyanlar ve inanmayanlar da en büyük birer berzahtırlar. Aynanın arka,siyah ve karanlık yüzü gibi.

Gaflet,isyan,günah kirleriyle kirlenmiş mü’min ise;aynanın tozlu,kirli,şeffaf ve berraklığını kaybetmiş ön yüzü gibidir. Bazı arka yüzünün siyahlığı dökülmüş ve eşyayı eksik gösteren aynalar gibi…

Dünya da berzah,âhiret de. Biri siyah,biri şeffaf…

Cennet de berzah,cehennem de… Biri şeffaf ve berrak,zarif ve nazif,diğeri;berbat ve kaba,hazin ve kara…

Kimi ruha beden,berzah ve kaba,Kimi bedene ruh,berzah ve kaba…

Mü’min için âhiret yolunda en büyük bir berzah;Ülfet,Gaflet ve Dalalet. Kafir için dünya yolunda en büyük berzah;Din ve Hidayet.

Doğmak ile doğmamak,yaşamak ile yaşamamak,hayat ile ölüm arasındaki mesafe ve berzah bir yönüyle uzun ve senelerdir.Doğub hemen ölen için kısa iken,altmış yaşında ölen bir kimse için gayet uzun bir zaman ve berzahtır.

Her şey perde ve berzah. her şey de perde ve berzah.

Belki berzah bir tül perde gibi. Ancak kimi içeriden dışarıya bakar,görürken;kimi de dışarıdan içeriye bakar,görmez.

Perde bir yana. Ya evde pencere yoksa? Ya devamlı kapalıysa? Ya berzah hiç kalkmayacak,bitmeyecekse? Ya,bir hakikat olan cennet,Cemâlullah,Allah’ın Allah’ın rızası perde ve engel addediliyorsa? O halde nedir berzah?

Görmek mi? Görmemek mi? O ve O’na aid şeyler mi? Yoksa O’na mani olan şeyler mi?

Göz mü kirpiğe gem,yoksa kirpik mi göze perde ve berzah? Göz O’nu görür,bir kirpik olan mâsiva O’nu perdeler veya görmeye yardımcı olur.

Gaflet,uyku,ölüm birer perdedir. kimisi için başlangıç ve ilk perde,kimine de bitiş ve son perde.

Ayetlerde:”Nihayet onlardan (Müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında,”Rabbim! der,lütfen beni (dünyaya) geri gönder; Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş ( ve hareketler) yapayım.” Hayır! onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise,yeniden dirilecek güne kadar (süren) bir Berzah vardır.”[10]

Birinci aşama başarısızdır. Sonraki aşamalar ise;imanı varsa mümkündür. –Zorda olsa- aşılır. Zira bir tard,kulluktan silinme olayı yoktur.

Ancak aksi durumda,imanı yoksa;Cenâb-ı Hakkın isim ve sıfatlarındaki ebedilik kadar,ebedilik arz eden bir Berzah,bir bekleme,bir tekleme,bir terk ve tard vardır. Neûzü billah…

Bir anlık Berzahların kaldırıldığını,olmadığını düşündüğümüzde,bütün alemler,varlıklar kontrolsüz olarak iç-içe girecek,hakikatlar hakikatsızlıklara,zulmetler nurlara karışacak,her şey manasız olacaktı.

Su gibi ki;tatlı ve susuzluğu giderici su ile,tuzlu ve acı su. Biri yüceliğin simgesi,diğeri ise aşağılığın…Aradan perdenin kalkması,ikisinin birleşmesi halinde tam bir keşmekeş,kaos ve boşluk zuhur edecekti.

Bu durumda; yücelik gittiği gibi,yüceliğin bilinmesinde bir ölçü birimi olan aşağılık da gidecek,kıymet ve değerler bilinmeyecektir.Zira her şey zıddıyla bilinir.Yani her iki alemi,mesela;”Alemi maddi ile alemi ruhaniyi birbirinden farketmek (ayırmak) lazım gelir. Birbirine mezcedilse,hükümleri yanlış görülür.”[11]

Ölmüş insanlar ve doğacak insanlar arasında da bizler birer berzahız. Geçmiştekilerle aramızda ince bir berzah olduğumuz gibi,gelecektekilerle de öyle. Çekilmemiz gerek ki,gelme olsun. Çekiliniz! Gelen neslin kapısında durmayın. Kabir sizi bekliyor.

-Mesela;İnsandaki hayal duygusunun gördüğü vazifeyi aynen dünyada gören alem-i misal;ruhlar alemi ile,görünen şu alem ortasında bir berzahtır.[12]

“Alem-i ziya,alem-i hararet,alem-i hava,alem-i kehriba,Alem-i elektrik,Alem-i cezb,Alem-i esir,Alem-i misal,alem-i Berzah gibi alemler arasında müzâheme ve yer darlığı yoktur. Bu alemler,hepsi de,ihtilalsiz,müsademesiz,(çarpışmadan) küçük bir yerde içtima eder (toplanır) ler.

Kezalik,pek geniş gaybi alemlerin de bu küçük arzda içtimaları mümkündür. evet,hava,su insanın yürüyüşüne,cam ziyanın geçmesine,şuâın (ışığın) röntgen vasıtasıyla kesif cisimlere bile nüfuzuna ve akıl nuruna,melek ruhuna,demirin içine hararetin akmasına,elektriğin cereyanına bir mani yoktur.

Kezalik bu kesif alemde ruhanileri deverandan,cinnileri cevelandan,şeytanları cereyandan,melekleri seyerândan men’ edecek bir mani yoktur.”[13]

Tıpkı atom ve içindeki Nötron ve elektronlar gibi…

Kainatı ve her şeyi yoktan var eden zatı takdis ederiz ki;Şiddeti zuhurundan,nihayet açık oluşundan dolayı gizlenmiş ve perdelenmiştir.

-Teşbihte hata olmasın- Güneşin maddi olmayıp,perdelenmiş olarak,görünmeden devamlı ışıklandırmakta olduğunu düşündüğümüzde;dünyadaki bu aydınlık,parlaklık ve ışığı kime verecektik? Hangi varlığa mal edecektik? Maddi,noksan,nursuz ve kusurlu olan tabiata mı? Yoksa kendi kendine mi?

Elbette Hayır! Ancak bir güneşe verilebilir.

Aynen bunun gibi de;Kainatta ancak ve ancak güneşler güneşi olan zata verilebilir. Binaenaleyh,biri perdesiz iken,diğeri perdeli gitmektedir…

 

                                                                                              MEHMET   ÖZÇELİK


[1] Rahman.19-20.

[2] Furkan.53.

[3] Kur’an-ı Kerim ve Türkçe açıklamalı Terc.Heyet.sh.363,Bak.Mektubat. B.Said Nursi..sh304.

[4] Mektubat.age.305.

[5] Gaf.16,Vakıa.85.

[6] Hak Dini Kur’an Dili.E.H.Yazır. 1 / 297,İbni Kesir Muhtasarı.(Arapça) 1 / 64.

[7] A’raf.46-48,Arzdan arşa Mi’rac. 1 / 52.

[8] Mesnevi-i Nuriye.B.Said Nursi.188.

[9] Bak.İsra suresi,bak. İsra.60, Necm.11,17-18.

[10] Mü’minun.99-100.

[11] M.Nuriye.75.

[12] Bak.Barla Lahikası.B.Said Nursi.373.

[13] M.Nuriye.126.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .