DİN KAVRAMI

                                               DİN     KAVRAMI

            Din bir tekliftir. İnsana bazı sorumluluklar yükler. Din bir ihtiyaçtır. Muhtaç olan beşerin manevi,neticede maddi ihtiyaçlarının karşılandığı ilahi kaynaklı bir müessesedir.

            İnsana hayat bahşeden din,hayatın da hayatıdır. İnsandan ayrılmaz bir gerçektir.

            Maddeten bir hiç olan şu insan din ile,din sahibine mensubiyetle gerçek kıymet ve değerini bulabilir.

            Başka bir alemde tekamül etmemiş bir vaziyette dünyaya gelen her bir insan,bir çok şeye karşı cahildir. Oysa zaruri olarak bilmesi gereklidir. Özellikle kendisini bilmesi ve tanıması.. ta ki kendisini ve kainatı yaratanı bilsin,bulsun ve tanısın… Bu durumda bir rehber ve kılavuza ihtiyaç vardır. En basit olarak,insan elektronik bir eşya aldığında kılavuzu da beraberinde verilir. Kılavuz da ise;”Lütfen kılavuzunuzu okumadan,makinanızı çalıştırmayınız.”tenbihiyle karşılaşıyoruz.

            O halde basit bir makine kılavuzsuz olamazsa,elbette ki şu antika varlık olan insanın kılavuzsuz olması düşünülemez. İnsanın kılavuzu ise dindir. Peygamber Efendimizin ifadesiyle”Kendisini bilen Rabbisini de bilir.” Neticede her şeyi de bilmiş olur.

            Yine önemli meselelerden birisi kendisinin,kendisinden önceki ve sonrakilerin nereden gelip,nereye gittikleri ve bu dünyadaki vazifelerinin ne olduğudur. Zira otobüse binmiş,yolculuğa çıkan bir yolcuya nereden binip,nerede ineceği ve otobüs de bulunma sebebini sorduğumuzda hepsine;-Bilmiyorum.-cevabını veren insanın aklından şüphe ederiz.

            Aynen öyle de;İnsanda dünya otobüsünde seyahat eden bir yolcu gibidir. İlk etapta bilmesi gereken de bunlardır.

            İşte dinler ve onun sahibi olan yaratıcı bir kılavuz gibi insanlara rehber ederek,bu insanlık kafilesinin yokluktan varlık alemi olan dünyaya kendi kudretiyle çıkıp,ebedi alem olan ahiret tarafına doğru yolculukların devam edip,bu dünyaya bir gaye ve amaç için geldiğini bildiriyor. Zira tabiatta,varlığa çıkan her şey bir gaye doğrultusunda,belli bir hedefin etrafında dönmektedir. O halde insan elbette başı boş ve gayesiz olamaz ve mümkün değildir.

            İşte din bu mesele gibi önemli,insanı ilgilendiren meselelere ışık tutar,insanı aydınlatır. Yarasa misal bu meselelere göz yumup kulak kapayan insanların ise,koyu bir karanlık içerisinde kaldığını görürüz.

            Semavi dinlerde esas teşkil eden konu marifetullah olup,yaratıcı olan zatı bilmeyi,bulmayı ve tanımayı esas alır. Ve O’nun kendisinden istediği şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmak ve verdiği bunca nimetlere karşı O’na iman ve ibadet için gönderildiği şuuruna varmaktır. Çünkü yok olmamış varlık nimetini bulmuş,taş olmamış,bitki ve hayvan olmayıp insan olmuş. Bu da yeterli bir şey değildir. Zira insan olup da imandan nasibi olmayan nice insan vardır. Bu ise hayvandan aşağı düşmektir. [1]

            İman ve İslamiyet gibi nimeti bulmuş,din ile hakikata ermiştir.

            Dinsiz bir fert,dinsiz bir toplum düşünülemez. Semavi kaynaktan hayat suyunu içmeyen insanlar;arzi olan kendi yapmacıklarını zihinlerinde tahayyül ve tasavvur ederek şekillendirdikleri şeylere inanacaklardır. En kötü ihtimalle kendi inançsızlığını kendine bir yol ve inanç edinecektir. Hakikatta olmayıp zihninde olan bir şeyi var düşünerek onun varlığına inanacaktır. Sanki kainatı ince elekten eleyip araştırmış tesadüf edememiş gibi,hiçbir çaba göstermeden basitçe bir kabul etmeme içine girecektir. Oysa her şey onun ilmine münhasır değildir. Her şey ilmi çerçevesinde hareket etmemektedir.

            Bir düşünürün dediği gibi:”İnsan kainata ancak bir anahtar deliğinden bakmaktadır.” Böyle bir durumda alemden ve onun yaratıcısından ne derece malumatı olacaktır,malumdur.

            İnsanın bilgisi,iradesi cüzidir. Mutlak,sınırsız,külli iradenin ve külli varlığın yanında varlığından ne kadar söz edilebilir. Elbette cüz-i… Bildiklerimiz;bilmediklerimiz ve de bilemeyip,bilemiyeceğimiz sonsuz ilim ve varlığının yanında ne kadar yer işgal edebilir? Bildiklerimiz;bilinen ve bildirilen ve hafızamızda kalan,ihatamız kadardır. İstersen kağıda dök de ,bak!

            Dini kendi hayatlarına hayat edinmiş bir toplum ile,hayatlarından dini çıkarmış (Rusya gibi) bir toplumu kıyasladığımızda maddi ve manevi açıdan büyük farklılıkların görülmesi,dinin insan hayatındaki önemini belirler.

            Bu durumda dinin en büyük özelliğinin hayata tatbik edilmesidir. Aksi takdirde bir tedenni ve düşüş söz konusu olacaktır. Bir de kendini medeni addeden bir toplumun dinden bigane kalması mümkün değildir.

            “Din hayatın hayatı,hem nuru hem esası. İhya-yı dinle olur şu milletin ihyası…”

 

                                                                                              10-10-1991

                                                                                  MEHMET     ÖZÇELİK   

 

[1] A’raf.179,bak.-nasıl din?-din-devlet ilişkileri.H.H.Ceylan. 2 / 155-177,192,215-215,-Din alimleri.age. 2 / 63-67,148-149,470.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .