DÜNYA HAYATI VE SEVGİSİ

DÜNYA HAYATI VE SEVGİSİ

“Dünyanın lezzetini,zevkini,saadetini,rahatını isterseniz,meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. O,Keyfinize kâfidir.”

Âyette:”Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranıza bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahib olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçıların da hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir sonra kurur da sen onun sap sarı olduğunu görürsün;sonra da çer çöp olur. Ahiret de ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir maldan başka bir şey değildir.[1]

Dünya insanları kendisine celbeden aldatıcı bir maldır.

Elbette fani bir hayata bel bağlayıp muhabbet etmek kişiye yakışmaz,zira zevale ve yokluğa mahkum olan bir şey sevilmeye layık değildir.

Peygamber Efendimiz:”Kim dünyayı sever ve onunla sürurlanırsa kalbinden ahiret korkusu gider.”buyururlar.

Kalb öyle bir tahtdır ki,onda ancak bir sultan oturur. Bir koltukta iki sultan oturmaz. Biri hakiki olurken,diğeri mecazi olur. Dünya sevgisi varsa Allah sevgisi,Allah sevgisi varsa dünya sevgisi gerçek sevgi olmaz. İkinci sırada yer alır.

Ömer bin Abdulaziz şunu devamlı tekrarlardı:

Ey mağrur,gündüzün uyku ve gaflettir.

Gecen de uykudur,sana felaket haktır.

Aldatır seni,geçmiş;boş emelle

Nitekim mağrurdur,zevklenen uykuda rüya ile.

Nefret ettirmez mi seni bu yaşayış

Dünyada hayvanata mahsustur böyle yaşayış.

-Metâul Ğurûr- yani aldatıcı mal denince Araplar şunu anlarlar. Manası şudur:

-Bir koyun alacağı zaman toklu görülen koyuna elini atınca yünden ibaret olduğunu görür,işte buna aldatıcı mal manasına,-metâul ğurûr-der.

-Çok iyi ve değerli denilen buğdayı alır,ancak altı yulaf çıkar. Buna da –Metâul Ğurûr-der.

Dışı güzel ve parlak görülen bir kasa elma alır,ancak altındaki vıcık vıcıktır. Bu ve buna benzer durumlara –Metâul Ğurûr-derler.

Alınan her türlü eşyadaki bozukluk,aldatıcı birer mal manasını ifade eder.

İşte aldatıcı bir mal hükmünde olan dünya ve dünya hayatı da böyledir.

A’rabinin biri çadırlı bir kabileye misafir olur. Onu yedirirler,içirirler ve çadırda yatırırlar. A’rabi derin bir uykuya dalar. Kabilede giderken,üzerinden çadırı söker. Güneşin sıcağı kendisine vurunca uyanan A’rabi şöyle der:”Dünya hayatı,kurduğun bir çadırın gölgesine benzer. Bir gün olur,muhakkak senin gölgen de zail olur.”

Dünyayı sevmemek demek,dünya kazancını ve çalışmasını terk etmek demek değildir. Zira dünyanın üç yüzü vardır:

Birincisi;Cenâb-ı Hakkın isimlerine bakar,onların nakışlarını gösterir. Manayı harfiyle yani Allah hesabına onlara aynedarlık eder. Bu cihetle sevilmeye layıktır.

İkincisi;Ahirete bakar,onun tarlasıdır. Cennetin mezraâsıdır, onu netice verir. Bu cihetle de muhabbete layıktır.

Üçüncüsü;İnsanın hevâ ve heves ve gafletine sebeb oluşu cihetiyle çirkindir. Çünkü fanidir,zaildir,elemlidir ve aldatıcıdır.

Hatib oğlu Sa’lebe Peygamberimize:”Ey Allah’ın rasulü,bana çok mal ve zenginlik vermesi için Allah’a dua et”der. Efendimiz de:”Ey Sa’lebe,şükrünü eda edebildiğin az mal,şükrünü eda edemiyeceğin,mesuliyetinin altından kalkamayacağın çok maldan daha hayırlıdır.”buyururlar.

Ancak Sa’lebe ısrarlıdır. Israrı üzerine Efendimiz:”Allahım! Sa’lebeye çok mal ver.”buyururlar. Dua Efendimizindir. Sa’lebe koyun alır,çoğalır,şehre,vadiye,geniş ovalara sığmaz olur. Cami kuşu diye bilinen,her vakit namaza herkesten önce gelen bu zat artık gelemez olur. Sadece cumalara gelen bu sahabi artık hepsine de gelemez. Ve kılamaz olur,sürülerin çokluğunun meşguliyetinden…

Rasulullah sorduğunda,hadise kendisine anlatılır. Şöyle der Allah rasulü(üç kere):”Vah Sa’lebeye,yazık oldu Sa’lebeye” Gerçekten de yazık olmuştu Sa’lebeye…

Bu sırada şu ayet iner:”Onların mallarından bir sadaka al ki,bununla kendilerini günahlarından temizlemiş,bununla onların iyi amellerini bereketlendirmiş,kendilerini ihlaslılar derecesine yükseltmiş olasın. Onlara dua et. Çünkü senin dua onlar için bir sükunettir. Allah,hakkıyla işiten,çok iyi bilendir.”Böylece zekatın farziyyeti bu ayetle belli olmuş oluyordu. Zekat memurları Sa’lebeye de geldiler. Zekat vermesini söylediler. Zira o zengin olduğunda fakirlere yardım edeceğini söylüyordu. O ise gidin,başka işlerinizi görün,diye onları savdı. Rasulullaha geldiklerinde onlar konuşmadan Efendimiz:-Yazık oldu Sa’lebeye- buyurdular.

Sa’lebe hakkında inen ayette:”İçlerinden kimi de Allah’a şöyle ahdetmişti –Bize lütfundan ihsan ederse,yemin olsun zekatını vereceğiz,muhakkak salihlerden olacağız.- Allah kendilerine lütfundan verince de onunla cimrilik edip emirlerine sırt çevirdiler. Onlar öyle dönektirler. Nihayet Allah’a karşı vaadlerini tutmadıkları,yalan söylemekte oldukları için oda bu hareketlerinin akibetini kalblerinde kendisinin huzuruna çıkacakları güne kadar sürecek bir nifak yaptı.”[2]

Sa’lebe bunu işitince zekatının kabul edilmesini istedi. Rasulullah ise:”Allah bana,senin zekatını kabul etmemi yasakladı. Artık Sa’lebe başına topraklar serpiyordu. Peygamberimiz ise:”Bu,senin amelindir. Ben sana söylemiştim. Fakat bana itaat etmemiştin.”

Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebubekir,Ömer,Osman’a getirir,hepsi de:”Rasulullahın kabul etmediği bir zekatı kendilerinin de kabul etmiyeceklerini söylerler. Sa’lebe Hz. Osman’ın halifeliğinden sonra ölür. Dünya ve malının kendisine yazık ettiğini hayatıyla göstermiş olur.

Şair der:

Ey (Allah’ı unutup) dünyası ile meşgul olan

Mağrur etti uzun emel

Hiç gafletten ayrılmadı

Tâki yaklaştı ona ecel.

Ölüm geliverir ansızın

Kabir sandıktır amele

Ölüm korkularına sabret

Ölüm ancak ecel iledir.

-Dünya meşgalesinden dolayı cihad’dan geri kalan Ebu Zerri Ğıfari’ye Rasulullah şöyle der:”Ya Eba Zerr! Gemini sağlam yap,yenile;çünkü deniz derindir. Azığını tam al,çünkü sefer uzaktır. Yükünü hafiflet,çünkü dağlar arasındaki yol sarp ve meşakkatlidir. Amelini halis kıl,çünkü iyiyi kötüden ayırd eden (Allah) Basir’dir.” Ahireti kazanmaya ayak bağı olan dünya,menfur dünya…

-Bir de Hz. İsa’nın meselesi ki;bir adamla arkadaş olur. Üç yufkaları vardır. Her biri bir tane yer,biri kalır. Hz. İsa dereye su içmeye gidince o yufkanın ortadan kaybolduğunu görür. Ve adama;Sen mi yedin?der. Adam;-Yok-der.Hz. İsa yine sorduğunda;-Hayır-cevabını alır. Adamı sudan geçirir ve ona:”Sana bu mu’cizeyi gösteren hakkı için soruyorum? Yufkayı sen mi aldın? Adam yine-yok-der. Bir kumluk yere gelirler. Hz. İsa onları altın yapar,üçe taksim eder. Biri benim,biri senin,biri de yufkayı yiyenin,deyince adam;-Ben yedim.- der. Hepsini ona verir. Daha sonra iki adam oradan geçer. Birbirlerini öldürmeye çalışırlar. Anlaşma ve düşünce ise birbirlerini zehirleme,neticede üçü de ölür. Oradan havarileriyle geçen Hz. İsa onlara şöyle der:”İşte bu dünyadır,ondan sakınınız…”

5-10-1992

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Hadid.20,Zuhruf.35,Şura.36.

[2] Tevbe.75-77.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .