GEÇMİŞTEN GELECEĞE DP

GEÇMİŞTEN GELECEĞE DP

CHP-nin açmış olduğu maddi ve manevi büyük boşluğu bir nebzede olsa Adnan Menderes-in başkanlığı altında ortaya çıkan DP;(Demokrat Parti) milletin bu boşluğuna cevap vereceğini va’d ederek,ilkini yıllardır Türkçe olarak,zorla;”Tanrı uludur”ulumasını yaptıran zihniyetin tahribini tashih ederek,bin dört yüz yıldır ezanı Arapça aslına döndürmüş,toplumun gönlünde taht kurmayı başarmıştır.

Milliyetçi,muhafazakar,müsbet insanlara teveccüh etmesi,siyasette gündemi oluşturmayı başarmıştır.

CHP-nin içinden çıkan bu parti kurucuları milletin nabzını ilk etapta tutmayı başarmışlardır.

Küplere binen tek partinin tek milli şefinin karşısına böyle bir rakibin çıkması onu pek endişelendirmiyor ve emin bir şekilde;

“Hükümet oldunuz ama iktidar değilsiniz.”diyen İnönü,rakipsizliğini devam ettiriyordu,devlet kademelerindekilerle ve orduyla…

Ve o tek parti döneminde;Kızılay çadırları kayboluyor ve “halka karneyle cebe alabildiğince”giden ve maliyeti 8-10 lira iken 100-150 liraya gayet çoklukla gidiyor ve bulunuyordu.[1] Kısaca,milletin ekmeğiyle oynanmaktaydı.

Halk bir nebze nefes alırken,bir yandan da nefes kesici uygulamalar sürdürülmeye devam ediyordu. Zulüm yerini,kin ve nefretle dolu diğer bir zulme terkediyordu.

Menderesi bir anda tanıtıp alkışlatan bu manevi sahada gösterdiği müsamaha ve müsaade ile beraber,manevi mimarların desteğini alması ayakta kalmasına ve hükümetini devam ettirmesine en büyük amil teşkil ediyordu.

Ve artık maddi ve manevi gelişmenin penceresi 1946-daki engelleme,CHP-nin oyunu ile 1950-de başlamış oluyordu. Başarının ilk adımı böylece atılmış oluyordu. Şimdi ise,mesele onun devamına kalmıştı. Acaba devam edecek miydi?

Saltanat sahipleri yerlerini yeni sultanlara devredecek,buna göz yumacaklar mıydı? Durum meçhuldü.

1946 seçimlerin hileli olarak oyları imha edip ortadan kaldıran CHP,bundan sonrakinde de başarısız olunca Menderes-i ipe götürerek halledeceğini zannediyordu. Oysa yanılıyordu,artık kapılar açılmıştı.

21-Temmuz-1946’daki hile CHP’ye kazanç sağlamadı. Zira 46-da CHP 395, DP ise 62 milletvekili gösterilirken,aslı DP 270,CHP ise 186 idi.

4 yıl sonra 14-Mayıs-1950’de DP yüzde 53-lük oy oranıyla 487,54-de ise yüzde 56,6 oy ile DP 541,milletvekilliğinden 503-ünü kazanmıştı. 57-de DP yüzde 47.7 oyla yine iktidar oldu.[2]

Demokrat Parti halkı arkasına almış,onların da katılımını sağlamak istiyordu. Bu amaçla Menderes:”Eğer millet şeriatı,hilafeti isterse,olur ve öyle idare edilir.”diyordu.

Bu makul söz,makulsüz çevrelerce tepkilere sebeb oluyordu. Bahane arayanlar bahanelerine –mal bulmuş mağribi gibi- dört elle sarılıyor _laiklik elden gidiyor-yaygaralarına başlıyorlardı.

Giden laiklik değil,kendi saltanatları idi.

Menderes aleyhine her türlü entrikaları çevirdiler. Netice de onun,dolayısıyla milletin başını yemiş oldular. Sonuç ihtilal ve idamla neticelenecekti.

DP burada en büyük gafını yapmıştı. Dünyanın hiçbir yerinde kanunla korunmayan kimseler bizde 5816 sayılı kanunla –Atatürkü koruma kanunu-çıkarmıştı. Oysa kişiler kanunla değil,gönüllerde korunurdu. Yine de yaranamamıştı.

Nisbeten de olsa arkasındaki manevi desteği kaybeden DP;düşüşün sarsıntılarını geçiriyordu.

27-Mayıs-1960 darbesiyle de DP tarihe kavuşuyordu.

27-Mayıs genç subaylar tarafından yapılmış olup,CHP-nin kışkırtması ve ordunun karışıklıkların olgunlaşmasına göz yumması,1,5 yıl sonra seçim yapılacağı Menderes tarafından bildirilip,öğrenci olaylarında ve kışkırtmalarla bir iki kişinin öldürülmesi bahane edilerek;seçime ve halka karşı yapılmış olan bu darbe,daha sonra yapılacak olan iki darbeye ve 28 –Şubat-1997 gizli darbesine de kapıyı açmış oldu.

Bunun hakkında Y. Öztuna şöyle der:”27-Mayıs-1960 ihtilali oldu. 900 yıllık Türkiye tarihinin en çirkin ve devlete en çok zarar veren cunta darbelerinden biridir. Süleyman Paşanın 1876 darbesi örnek alınarak yapıldı. Arkasında CIA olduğu halde,sonuçta Türkiye ye kominizmi getirdi.

İhtilal hiç şüphesiz muhalefetin,basının ve milletten kopmuş aydınların teşviki neticesidir.”[3]

“27-Mayıs CHP-nin eseridir.”diyen[4] Rasim Cinisli devamla;”27-Mayıs,devletin kaburgalarını,rejiminde belini kırıp,toplumun soluğunu kesmiştir.”

27-Mayıs-60 ihtilalinde Türkeş’de vardı.[5] Bunlar 14 milli birlik komitesi üyelerinden idiler ve Türkeş Cumhuriyet gazetesinin yazarlarından Cevat Fehmi Başkut’a;” Ezan ne zamanki Türkçeden Arapçaya çevrildi. İşte o günlerde ihtilale karar vermiştik.” diyordu.[6]

27-Mayısı her ne kadar ordu yapsa da,onlara davetiye çıkaran İnönü idi.[7]

Ordu;bu milletin evlatlarının içerisinde bulunduğu bir kurumdur. Milletle bütünlük arz etmemesi mümkün değildir.

Yani;ibadet genelgeleriyle,[8] lojman ve ordu evlerine girişlerde tesettür genelgeleriyle sıkıntı verilmesi[9],mağdur edilmesi,orduyu milletten koparıcı,soğutucu uygulamalar olup,fayda değil,zarar sağlar.

Osmanlıda askere düşman karşısında bulunmasından,yanındaki şehid olan arkadaşını görmüş olmasından Alay müftüleri,Tabur imamlarınca moral veriliyordu, Hamidiye alayları bu moral ve imanla ayakta duruyordu.

Aynı durum şimdide geçerli olmakta,lüzumu görülmektedir.

“Artık 27-Mayıslar olmasın”diyen[10] Ayhan Songar;İstanbul emniyetinde görev alan yüzbaşı Eşref Dirlik’in arkadaşlarını şöyle dediğini anlatmakta:”Darbeyi geçit resmi yapar gibi başaracağız ama merak ediyorum,bu bitli yorganı sonra sırtımızdan nasıl atacağız?” ve Amerikalı gazetecinin de ihtilal konusunda şöyle dediğini nakleder:” En iyi askeri idare en kötü demokratik rejimden daha kötüdür.” Demek ki biz hala öğrenememişiz!

30-Haziran-1960,yüksek soruşturma kurulu. 14-Ekim-1960,yassı ada mahkemelerinin başlaması… ve 13-Aralık-1960 kurucu meclis… 11-Ocak-1961 AP-nin kurulması… gerçekleşiyordu.

AP DP-yi devam ettirmeye çalışıyordu. hasenatları ve seyyiatlarıyla…

Olayların seyri değişmiş,yıkılışlar,çıkışlar,çöküşlerle devam etme seyri içerisinde devam ediyordu.

Kader hakim,insanlar mahkum,işler belirsiz ve meçhullükler içerisinde dengesizliğini devam ettirerek sürüyordu.

Her şey köşe kapmacalarla sürüp gidiyordu. Büyük bir zaman ve iş kaybı içerisinde… Kimin ne yapmak istediği bir belirsizlik içerisinde sürüyordu.

Zemin kaygan bir zemin üzerine oturmuştu. Kaymalar ve kaydırmalarla devam etmekteydi. Bu arada demokrasi adına bir çok yanlışlıklar da yapılmakta idi. Demokrasinin aldatmacalığı kendisini gösteriyordu. Stirner-e göre;

“ Halk temsilcilerini seçtiği için hürdür.” diyorlar,bu öküzün istediği kasabı seçmesi gibi bir şey. İktidarını devretmek,onu kaybetmektir.[11]

12-Eylül-1980-den sonra yeni bir dönem başlıyordu. Değişik bir dönem . Değişen dönemde partide yerini DYP olarak (Doğru Yol) alıyordu. Doğru yolu bulmak,doğru yolda ilerlemek amacıyla …

Ama öyle oluyor muydu? İstikametini devam ettirebiliyor muydu? Doğru yolda olmak önemli olmakla beraber,onu devam ettirmek onun kadar ve ondan daha önemli idi. Ancak bazılarına yaranmak uğruna içte de ortağının bir çok menfiliklerine göz yumuyor,dışta,Amerika,İsrail gibi devletlere tavizler veriliyordu.

Ezan,bayrak,seslenişleriyle,yapılanlar arasında bir uyumsuzluk gözleniyordu.

Hasta hala ameliyat masasında derdine derman bulamadan yatıyordu. Bazen komaya giriyor,bazen gözünü açıp konuşuyor,ancak hala ameliyat masasında kalmaya devam ediyordu.

Hasta için yazılan reçeteler,verilen ilaç diriltici bir fayda temin etmiyordu,hiçbir parti tarafından…

Demek ki,bu işin yolu partilerden geçmiyordu. Hastayı kaldıracak deva,diriltecek diriltici soluk ve nefes partiler üstü bir seviye ve makama nasib olacaktır.

Teveccüh iltifata tabidir. O halde meselenin çözümü ve püf noktası siyasilerden teveccühün ve iltifatın çevrilmesi iledir.

Siyasette hastadır. Evvela kendi derdine derman bulmalıdır.

Kelin ilacı olsa,önce kendi kafasına sürermiş… Öncekiler gibi,şimdikiler de Bediüzzamanın şu sözüne kulak vermelidirler; Süleyman Hünkar adlı talebesinin;”Efendim ben dalalette (tereddütte) kaldım.”dedim.

“Halk Partili mi olam,yoksa Demokrat Partili mi olam.”dedim.

(Elini kenara silkeleyerek) “Halk partisini şöyle bırak,onlar geberdi.”dedi.

“Demokratlar,eğer sözümü tutarlarsa bir şey olmayacak.”Bir ayet okudu.”Bunu tatbik ederlerse aydınlığa gidecekler.”dedi. Sözümü tutmazlarsa,inadın üstüne ölüp giderler.”dedi.

“Hiç korkma kardeşim,siz dindar kişisiniz,size kimse bir şey yapamaz. Siz benim tasarrufum altındasınız,siz bin efesiniz”dedi.” yani senin gibi bin tane,sözüne sadık anlamında. Yoksa kılıçlı,silahlı efe gibi değil.[12]

O halde Demokrat şimdiki DYP-liler kendilerinin nerede,ne yapmakta olduklarını bilmelidirler.

Halka kulak vererek;doğru yolda olup olmadığına bakmalıdırlar.

DP,AP;DYP ye oy verilmesindeki bir sebeb de;halkı yeterli derece de temsil etmiş olmalarından ziyade,Bediüzzamanın da tesbitinde belirttiği gibi;CHP kol keserken,bunlar parmak kesmektedirler. Bir Ehven-i şer olarak telakki edilmektedir.

-Bediüzzamanın kendisinden İslam kahramanı olarak bahsettiği[13]Menderesin en büyük büyüklüğü;Allah demenin yasak edilip,hürriyetin alındığı dönemde,kendisinin Allah diyerek,o kapıyı da açmış olmasıdır.

O “Sefaletin bulunduğu yerde hürriyet olamaz.”sözünü hürriyet aşkıyla şöyle ifade ediyordu:”Hürriyetin olduğu yerde sefalet olamaz.”[14]

O dönemde hem içte açılma,hem de içten dışa açılma gerçekleşmeye başlamıştı. Zincirlerin bir iki halkası kırılmıştı. Halka ve köylüye yönelmişti.[15]

Menderes 20 yaşında Milli mücadeleye katılan zeki ve dinamik bir teğmen idi.

Aydın’ın kurtarılmasında ve İncirli ova baskının da milislerin başında bulunan Menderes;[16]büyük başarı ve kahramanlıklar göstermişlerdir.

Menderes diğerleri gibi sadece lafta milletin içinden çıkmamış,hakiki olarak halkın tercümanlığını üstlenmişti.

Bizlerin bu durumlara gelmemize temelde onların büyük hizmetleri olmuştur. Milletleri için fedakarlık yaptılar.[17]

Devlet gemisi milletin istemediği rıhtımlara,değişik isteklere götürülmekle,milletin rağmına bir hareket içerisine giriliyor. Tam bir tezat ve ters istikamet..

İşte böyle bir durumda Menderese yapılanların bir cinayet olduğu şu ifadeden de anlaşılmaktadır: Salim Başol Menderes-e karşı;

“Ne yapalım… Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.”

Ve her şey ona göre hazırlanmış ve planlanmıştı.

Asker ihtilalle onu tersleyip atsa da;o milletin gönlünde yer almıştı. Çünki o hem geçmişine yani Abdulhamidin ailesine sahib çıkmış,maddi yardımda bulunmuş[18] ,hem de milletinin önünü açarak onlara sahib çıkmıştı.

Onu kıskaç altına alanlar hem iç den hem de dıştan bunu sürdürüyorlardı. Tıpkı Abdulhamide yapılan senaryolar gibi…

Geçmişten günümüze bahane ve darbe sebebleri hep bulunmuş,bulunmakta ve bulunacaktır. Ermeni meselesi,Bizans,Celali ve Şah İsmail isyanları,şark meselesi,hasta adam,ezanı aslına çevirme olan Menderes dönemi,irtica,laiklik,Atatürkü koruma kanunu,163. madde,aşırı dinci,sünni-alevi,Türkçü-kürtçü,şeriatçı,PKK,İslamcı,kominist,marksist,faşist,vs..vs..yıkma bahanelerinden…

Menderesin idamı,milletin ve haklarının asılması ve askıya alınmasının bir ifadesidir.

24-12-1994

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Kastamonu müftüsünün hatırasından.bak.zaman gaz.25-12-1995.

[2] Bak.zaman gaz. 15-5-1998.

[3] Türkiye gaz.12-11-1991.

[4] Türkiye gaz.29-5-1996.

[5] Agg. 27-5-1996.

[6] Agg.3-8-1995,zaman gaz.27-Mayıs-1994.

[7] Zaman gaz.27-5-1996.

[8] Agg.27-3-1996.

[9] Türkiye gaz.13-6-1996.

[10] Agg.5-6-1996.

[11] Pınar derg.sayı.74-78,şubat.sh.10.

[12] Son Şahitler. N. Şahiner. 2 / 273.

[13] Tarihçe-i Hayat. B. Said Nursi. 544.

[14] Bak.zaman gaz.16-5-1998.

[15] Geniş bilgi için bak. Türkiye gaz. Y. Öztuna.12-11-1991.

[16] Agg.13-9-1995.

[17] Bak.Sur derg. 1988-Eylül.sh.18-20,zaman gaz.11-9-1995,13-9-1995.

[18] Bak.zaman gaz.17-9-1994,Türkiye gaz.18-9-1995.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .