İMAN VE İBADET

                                   İMAN   VE   İBADET

            İman;Resul-i Ekrem (SAM) in tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

            İman;Sa’d-ı Taftazaniye göre;Cenâb-ı Hakkın istediği kulunun kalbine,cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur. Öyle ise;

            İman;Şemsi ezeliden vicdanı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki;vicdanın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır.

            Ve bu sayede tüm kainatla bir dostluğu ve bir ünsiyeti olur. Allaha imanından dolayı bütün mahluklarda kendisine dost olur.

            Ve insana verdiği manevi güç ve genişlik ile her şeye karşı mukavemet edebilir.

            İman saaadeti ebediyeden bir nur ve bir parıltı olması sebebiyle de çekirdek gibi olan tüm duyguları da onun sayesinde neşvü nema bulur.

            Bediüzzamanın beyanlarında ifadesini bulan iman,kalbe ait bir duygu,bir nur,bir kuvvet olup,kâinatı yerinden sarsacak bir inançtır.

            Kalb ise imanın merkezi ve yeridir. Doğrudan Allah ile alakalı bir duygu olup,kulun Allah ile arasında tesis edilen bir rabıtadır.

            İman;dil ile ikrar,kalb ile tasdik etmekten ibarettir. İcmali ve tafsili diye ikiye ayrılır. İcmali yani kısa olanında ;bu umum kainat ve her şey Allahındır,der. Tafsilinde ise;daha detayına inerek,her bir şeyde Allahın varlığını görme ve gösterme yoluna gitmiş olur.

            İman;kulun ebedi bir teminatıdır. Dış dünyamızı aydınlatan güneş ne ise,iç dünyamızı aydınlatan iman da odur. Hatta daha da parlaktır.

            Hakiki insaniyet İslâmiyettir. İman,mü’minlerin birinci vasfıdır.

            Kur’an-da:”Ey iman edenler! “diye mü’mine iman sıfatıyla,hasseten o seçkin ifadeyle hitab edilmektedir.

            Evet. Bütün lezzetler imandadır. Bütün elemlerde zıddı olan küfür ve dalalettedir. Şöyle ki:Şu dünyaya gelen insan nihayet ihtiyaç içinde,düşmanları ise nihayetsiz;bir sığınak arar,bir istinad noktası bulmaya çalışır. duyguları bağırır. İmanla ayılır sakin olur.

            Mü’minin vasıfları,bütün güzel haller,hep imanın bir tezahürüdür,bir süsü ve zinetidir.

            Her şeyin bir gaye ve amacı vardır. Hayatın gayesi iman,imanın ki ise,marifetullahtır. Yani ,her bir zerrede O’nu sıfatlarıyla bilib,tanımaktır.

            İnsan ruhunda mündemiç olan iman,böylece tüm ümitsizlikleri ve yoklukları ortadan kaldırmaktadır.

            Hadislerde:”Mü’minin kalbi,kaynayan tencereden daha çok değişikliklere maruzdur.”

            “Kalb,serçe kuşu gibidir. Her an bir tarafa yönelir.”

            “Bir günah işleyen kimsenin kalbinde,siyah bir leke hasıl olur.”

            Ve her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır. bundandır ki;insanın hem şahsı,hem alemi her zaman teceddüt ettikleri için her an tecdid-i imana muhtaçtır. Zira;insanın her bir ferdinin manen çok efradı vardır. O fertler aldıkları iman veya küfür gibi özelliklerle vasıflanır,şekillenirler.

            Günahından dolayı bir kimseye de –Sen mü’min değilsin-denilmeyeceğini Kur’an açıklamaktadır.[1]

            Günah-ı kebâir,büyük günahlar;imanın önünde büyük engellerdir.

            “Kalb,kırda atılmış bir kuş kanadı gibidir. Rüzgar bu kanadı nasıl alt üst çevirirse,kalbte öyledir.”

            İman böylece kulun Allah ile olan bağlılığı gibi olup,o bağlılıktan kopmadıkça,hayatı da kopmaz.

            Hadisde:”Sık sık camiye gittiğini gördüğünüz kimsenin imanına şehadet ediniz. Çünki Allah taâla,” Allahın mescidlerini ancak Allaha ve ahiret gününe iman edip namaz kılan ve zekat veren kimseler imar eder.”[2] buyurmaktadır.

            İman bayrakları dalgalansın..imanlar inmesin…

            İmandaki zaaf,dindeki körlük;insanı her şeye,başörtüsüne,sakalına,öyle ki yeşil rengine bile düşman kılmakta,hazmedememektedir.

            Bu demektir ki;Allaha olan düşmanlık,ona ait olan her şeye ve eserlerine de düşman kılmaktadır.

            Abdullah bin Revahâ-nın rastladığı sahabelere,imanın artması ve ziyadeleşmesi anlamına gelen:”Haydi gel bir süre Rabbimize iman edelim.”der ve bunu şöyle izah ederdi:”Bu iman meclisidir. İman sırtındaki gömlek gibidir. Onu giydiğinde,biraz sonra birde bakarsın ki;çıkarmışsın. Aradan biraz zaman geçince,yine giyersin. Kalb,fokur fokur kaynayan bir tencerenin içindekinden daha çabuk alt üst olmaya maruzdur.

            Amel imandan bir cüz ve parça olmamakla beraber,artmasında ve eksilmesinde önemli rol oynar.

            İbadetin ve namazın bu önemindendir ki;özellikle namaz daha önceki Peygamberlerde de farz olmuş,bizde de beş vakit olarak farziyyeti ayetle tesbit edilmiştir.[3]

            Peygamberimiz;Bâkiyâtü-s Sâlihâtı yani;Tekbir,Tehlil,Tesbih,Tahmid velâ havle velâ kuvvete illâ billâh-ın çoğaltılmasını emretmiştir.[4]

            Ve yine Peygamberimiz sabah namazından kuşluk namazına kadar namaz kıldığını öğrenince;ona imanını ve ibadetini arttırıcı,mizanda ağır gelecek Tesbihleri öğretmiştir.[5]

            İman körü körüne taklid durumundan kurtarılıp;ilmel yakin,aynel yakin ve Hakkal yakin olan tahkiki iman seviyesine çıkarsa gerçek manasını bulmuş olur.

            Madde ve mekandan münezzeh olan Allah,manevi olan kalb yoluyla,sıfatları ile bilinir ve tanınır.

            İman varlık,küfür yokluk,nifak ve münafıklık ise,bu ikisi arasında gidip gelmek ve bocalamaktır. Küfre yakındır.

            İmanın bir vücudu vardır. Zira;İman edilen Allahın,varlığının en açık delillerinden birisi olan zıddının olmayışıdır.[6]  

            Kafirler için:”Siz cehennem odunusunuz.”denilmekte,küfür yokluğu simgelemektedir.

            Kur’an müşriklerin hallerine ve ibret alınması gerektiğini ifade etmektedir.[7]

            Nifak ve münafıklar için:”Huşubun Müsennede”[8] Yani;giydirilmiş,duvara yaslanmış ve dayandırılmış kütük ve keresteye benzetilmektedirler. Hiçbir şey anlamazlar.[9]

            İçi ve dışı bir olmayan bu insanlar,müslümanlara zarar vermeyi düşünürler. Zahiren münafık Ahnes bin Şurayk gibi peygamberimizin huzuruna gelib güzel konuşsalar bile…[10]

            Kur’an bunların;”Hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.”[11] buyuruyor.

            Zira onlar;baş aşağı giderler,dalarlar.[12]

            İmana Mani Sebebler ise;

            -Şeytan ve onun aldatmacaları.

            -Şeytanın vekili ve avukatı olan Nefsin desisesi.

            -Haksızlıklarda gösterilen İnad ve taraftarlık.

            -Her şeyi Madde de arama ve ve Maddeyle değerlendirme.

            -Şeytanın avâneleri ve talebeleri olan Küfür ehli.

            -Küfür ehlinin İstinadgâhları ve onları birbirine bağlayan maddi bağlar,Menfaatlar.

            -Aşağı ve düşük şeylerle meşguliyet.

            -Makam,Mevki,İnsanların teveccühü,Şan ve Alkış,peşin ücret.

            -Ebedi yaşama hissi,hırsı ve düşüncesini besleyen uzun emeller.

            -Manevi boşluk ve o boşlukta yürümek.

            -Kötü ahlakla beslenip,terkinde aç kalma korku ve düşüncesi.

            -Kabiliyetsizlik,kapasite ve istidatsızlık unsuru…gibi maniler imanın önünde birer perde ve engeldirler.

 

                                                           İBADET

            İman;insanın bir sermayesi olup,ibadet de sermaye olan imanın sigortası ve –inşaallah- onun teminatıdır.

            İbadet;kul olarak yaratılan şu değerli insanın,kulluğunun ifadesidir.

            İbadet;yaratılışın temel hedefidir.

            İbadet;insanın kemal noktasıdır.

            İbadet –İyyâke na’budu- hakikatında olduğu gibi,sadece Allaha tahsis edilenidir.

            İbadet;imanın bir alametidir. Onu besler ve korur.

            İman bir ışık ve nur olup,ibadet de onu koruyan bir fanus mesabesinde onun mahfazası,koruyucusu ve devamını sağlayan enerjisidir.

            Özetle;yaratılışın tek gayesidir ibadet. “Ben cinleri ve insanları sadece ve sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.”ilahi kelamının tahakkukudur.

            İbadete Mani Sebebler ise;

            -İmana mani olan sebebler gibi;ibadete mani olan sebebler de bazı farklılıklarla beraber,benzerlik arz etmektedir.

            İman aşamasını yani iman etmeme gibi bir engeli aşmak başlı başına bir seviyedir. İmanlılık bir seviye,imansızlık ise seviyesizliktir.

            Ancak imanın içerisindekiler içinde ibadetsizlik bir seviyesizlik,ibadet bir seviye ve aşamadır.

            İbadet etmeyen bir kimse birinci aşamayı aşmış,ancak bir yere giremeyip,ikinci aşamayı aşamayan bir talebe gibidir.

            Manevi başarının sırrı;ikinci aşamanın da aşılması ile mümkün olur. Birinci başarının,ikinci başarı ile korunması ve devamı gerektir.

            Üniversitenin ikinci basamağını aşamayan bir talebe için düşük yerlere veya yedekten girse bile arzu ettiği,edeceği ve edilecek olan yere giremeyecektir.

            Onun gibi de;ibadetini yapmayan bir insan;iman ve inancın zaaf ve güçsüzlüğünden o kişiyi ibadete sevk edecek,yönlendirecek bir güç olmayacaktır.

            -Gaflet ibadete manidir. Kendisi ile ibadet arasındaki perdenin kalınlığından,engeli aşamamakta,düşünememektedir.

            -Maişet ve geçim derdi bahanesi. Bunu gaye bilerek,bunun dışındakileri geri planda,sathi olarak değerlendirme. Oysa bu insan görevli olduğu memuriyetini geçimden de önde tutar. Vazife önde gelir. Ondan sonra maişet gelir.

            Oysa insanın hakiki ve gerçek vazifesi olan iman ve ibadetin de bir görev olarak ,bunlardan önde ve önce gelmesi gerekir. Zira yaratılışımızın asıl sebeb ve gayesi budur. Vücut büyütmek değil,ibadet etmektir. Vücudun büyütülmesi ibadetin yapılmasına bir sebeb teşkil ederse,bir kıymet ifade eder. aksi takdirde bir kıymeti yoktur. Tarla farelerini memnun etmiş olur.

            Evet rızkı verecek olan Allahtır. Dünyadaki altı milyar insan bir kurumdan,sadece belli bir memuriyetten beslenmemektedirler.

            Mikro ve makro alemdeki tüm varlıklar O’nun tarafından rızıklandırılmaktadırlar.

            Rızık O’ndan,İbadet bizden…

           

 

                                                                                              04-05-1997    

                                                                                  MEHMET       ÖZÇELİK

[1] Nisa.94.

[2] Tevbe.18.

[3] İslam Tarihi. Medine Devri. M. Asım Köksal. 2 / 90,Ta-Ha.130 İbni Abbas-ca 5 vakte delalet etmektedir.

[4] Age. 11 / 374.

[5] Age. 11 / 371.

[6] el-Medinetül Fazıla. N. Danışman.18-19bak. Nasıl Aldanıyorlar. M. kırkıncı. 30-31.,

[7] Nisa.45-57.

[8] Münafikun.4.

[9] Tefsir-i Kebir. Fahreddin-i Razi.-Heyet- 21 / 501.

[10] Kur’an-ı Kerim ve Türkçe açıklamalı Tercümesi. Dr. A. Özek başkanlığında,heyet.sh.31,Bakara.203.

[11] Nisa.89.

[12] Nisa.88,91.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .