M A ‘ R İ F E T E V E S İ L E Z A T

M A ‘ R İ F E T E   V E S İ L E    Z A T

            Rabbimizi bize en güzel manada Efendimiz (ASM) tanıtmaktadır. Ma’rifete giden en güvenilirli yol,onun gösterdiği ve açtığı yoldur. En kısa vasıta onun vesileliği ile olur.

            Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp,her şeyin kendisine muhtaç olduğu Allah’ın Samediyetine tek ayine ve mazhar odur.

            Cenâb-ı Hakkın külli isimlerini en parlak ve şeffaf biçimde onun zatı göstermektedir.

            Hadis-i Kudsi de:”Küntü kenzen mahfiyyen fe halaktül halke liya’rifuni”,Yani;”Ben gizli (bilinmez) bir hazine (esmanın cem’ olduğu hazine) idim. Mahlukatı yarattım. Ta ki;kendimi bileyim ve bildireyim.”

            Hazine zatında kıymetlidir. Ancak başkalarının nazarına sunulması,bildirilmesi halinde ayrı bir farklılık arz eder.

            Her güzel güzelliğini görmesi ve göstermesi sırrınca;zat-ı ilahi dahi zat ve sıfatlarıyla kendisini görmek ve göstermek istediğinden mahlukatı hasseten Peygamber Efendimizi yaratmıştır. Çünkü bu manaya en uygun,O’dur.

            Güneş nasıl ki mahlukatı,özellikle insanı aydınlatmak için var ise;insan dahi Rabbisini bilmek ve bildirmek için vardır. Peygamberimiz ise bunların başındadır ve başında gelir.

            Peygamberimiz kainatın asıl çekirdeğidir. Nasıl ki ağacın tüm efradı çekirdekten vücuda gelir ve onun vesileliğiyle var olursa,alemin de temelinde çekirdek olarak Peygamberimiz bulunmaktadır.

            Kâinatı bir ağaca benzetirsek onun hem çekirdeği,hem de en son ve mükemmel bir meyvesidir.

            Nitekim hadiste:”Sen olmasaydın,sen olmasaydın,eflaki,varlıkları yaratmazdım” manası gereği,her şeyin yaratılmasındaki tek sebeb,onun yaratılmasıdır.

            “Leyse kemislihi şey’ün””Hiçbir şey onun misli ve benzeri değildir.”[1]ifadesi, Peygamber efendimiz için kullanıldığında;alemde onun benzerinin hiçbir surette olmadığı manasına gelir.

            Evet,Peygamberimiz;Cenâb-ı hakkın dünyada,madde aleminde bilinmesine vesile,bir nevi onun isim ve sıfatlarının mükemmel bir mana da yansımasıdır,tezahürüdür,aynadarlık yapmıştır.

Onunla bilinmekte,onunla bulunmaktadır.

            Nasıl ki Allah’ın nur ismi güneş de tecelli edip görünürse,marifeti dahi peygamberimizde tecelli etmektedir.

            Allah,kelam yani konuşma sıfatının gereğini anlayacak ve anlatacak birisiyle konuşacaktır. İşte o da Peygamberimizdir.

            Rabbimizi bize bildirdiği gibi,yaratılıştaki manayı dahi o çözmüştür. Yani mevcudatın nereden gelip,nereye gittiklerini ve burada niçin bulunduklarına dair en mukni ve doyurucu cevabı o vermektedir ve de vermiştir.

            O zat her yönüyle marifet ikliminin madde alemindeki bir güneşidir.

            Sanki elektriğin ampuldeki tecellisi gibi;elektrik olmasına rağmen ancak ampulle bilinip,ampul kırıldığında elektrik ve ceryan yine var olmasına rağmen bilinmesi,aydınlatılması ampul ile olduğu gibi;Cenâb-ı Hak ve yarattığı her şey (ampul misal) efendimizle bilinmektedir ve aydınlanmaktadır.

            İnsanların asırlardır devam ettirdikleri ruhlarına işleyen adetlerini bir anda kaldırmış,yerine güzel adetleri koyarak yerleştirmiştir.

            Nitekim Bağdatın sigara izmaritinden yanması üzerine,sigara içeni gayet ağır bir şekilde cezalandıracağını söyleyen 4. Murad;bir gün tebdili kıyafet yapıp gezintiye çıkar. Bir kayığa biner. Biraz açıldıktan sonra kayıkçı bir sigara çıkarır ve 4. Murada ikramda bulunur. Oda bunun yasak olduğunu,büyük cezasının bulunduğunu hatırlatınca kayıkçı cevaben;Aman,4. Murad nerde? O sarayındadır,sen al,der.

            Daha sonra 4. Murad kendini tanıtır ve adamı affeder.

            Peygamberimiz ise kısa bir zamanda,tek başına,herkes,kavim ve kabilesi kendisine düşman iken,davasını asırlara kabul ettirir.

            Evet,her şey ve her söz onunla kıymet bulur,değerlenir.

            Şairin dediği gibi:”Sözlerimle Muhammedi (SAM) medhedemedim. Ancak Muhammed vesilesiyle kendi sözlerimi övmüş oldum.”

            Onu övecek diller onu övmekten,onu sevecek kalbler onu sevmekten,onu anlayacak akıllar onu anlamaktan,onu tanıyacak ruhlar onu tanımaktan aciz ve noksandırlar.

            Arife işaret yeter…

 

                                                                                                          10-3-1996

                                                                                              MEHMET   ÖZÇELİK

 

 


[1] Şura.11.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .