OLAYLAR VE BİLİNEN MEÇHUL ŞAHSİYETLER

OLAYLAR VE BİLİNEN MEÇHUL ŞAHSİYETLER

-“Zavallı Emin Çölaşan”diye başlıyordu yazısına Yeniden Doğuş Partisi Lideri Hasan Celal Güzel Ayaş cezaevinden yazdığı uzunca yazısında..[1] Gençlik devresinden ta Özal sayesinde ayakta durma dönemlerine kadar kin ve düşmanlığa tahrik edici özelliğini dile getiriyordu,zaman ve delilleriyle.

-Doğu Perinçek;en çok malum olup meçhuller içerisinde kalan Maocu ve İşçi partisinin genel başkanı bu şahıs,1980 sonrası 12-Eylül ve Kenan Evren,Özal,Amerika ve CIA düşmanlığı üzerine hedefini bina etmiştir.

“Atatürkçü düşünce derneği,Doğu Perinçek başkanlığındaki işçi partisinin arka bahçesi haline getirilmiştir.”[2]

Kendisi sosyalist olup,8-Nisan-1972’de “Şafak bildirisi”ni kaleme alan bir kişi olarak İstanbul Hukuk Fakültesi asistanlığından ihraç edilmiştir.

Devrimci liderlerdendir.[3]

1988-de MİT-ten ayrılan Mehmet Eymür İnternet ATİN sitesinde Perinçek ile ilgili uzunca yazılarından yaptığımız alıntılarda özetle:

25-9-2000-de

“Doğu Perinçek ’in 1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Doğu Perinçek bana siz bu şekilde muvaffak olamazsınız, benim siyasî yapılanmam içinde yer almanız daha doğru olur şeklinde telkinlerde bulunuyordu.”

Bu ifade Abdullah Öcalan’a ait. DGM savcıları tarafından İmralı Cezaevi’nde alınan ilk ifadeleri.

Perinçek’in “Apo ile yakınlaşma bir devlet göreviydi. Kardeş kanının durdurulması için bu görevi kabul ettim. Bu gizli bir görevdi, onun için daha fazla açıklama yapamam. Genelkurmay’ın konudan haberi var. Ciya’cı ve şeriatçı çevreler beni yıpratmak için sık sık bu resimleri yayınlıyorlar”

Perinçek, 17 Haziran 1942’de Gaziantep’te doğumlu. Baba adı Sadık, anne adı Lebibe. Evli, dört çocuk sahibi. İkinci eşi Şule Perinçek, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu, gazeteci. Çocukları Zeynep, ODTÜ mezunu, Kiraz, Boğaziçi Üniversitesi mezunu, Mehmet, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Can. Doğu Perinçek Almanca ve biraz İngilizce biliyor.

Perinçek’in baba tarafı Erzincan, anne tarafı Malatya’dan.

Babası yargıçlık yapan Perinçek’in gençlik yılları Ankara’da geçmiş. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş.

Perinçek’in Hukuk Fakültesinden ilginç dönem arkadaşları var. Bunlardan birisi MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay. O da Perinçek’in anne tarafı gibi Malatyalı.

Perinçek’in yabancılarla ilişkisi ilk 1962 yılında başlıyor. O yıl Hukuk Fakültesi öğrencisi Perinçek, Almanya’ya gidiyor. Oradaki yaşantısı pek belirgin değil. 1963 yılında tekrar Türkiye’ye dönüyor. Bilinen tek şey “Almanca” öğrendiği.

1964’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren Perinçek Kamu Hukuku kürsüsüne asistan oluyor.

Bu arada Perinçek’in Almanya’ya gidiş gelişleri devam ediyor. Bu gidiş-gelişleri şekillendirmek için Perinçek 1967’de Almanya’da, pek itibar görmeyen ve belli bir faaliyeti olmayan “Türk Toplumcular Ocağı”nı kuruyor.

1968 de ise “Türkiye’de Siyasi Partilerin İç Düzeni ve Yasaklanması Rejimi” isimli doktora tezini vererek “Hukuk Doktoru” ünvanını alıyor.

Perinçek Hukuk Doktoru oluyor ama, hayatı hep “hukuk dışı” işlerle geçiyor.

Baba Sadık Perinçek 1961’de Ankara’da, Ekrem Alican, Prof.Aydın Yalçın, Hikmet Belbez, Raif Aybar, Yüksel Menderes, Emil Galip Sandalcı, İhsan Hamit Tigrel, Fahreddin Kerim Gökay’le Yeni Türkiye Partisini kurarken, aynı günlerde Avni Erakalın, İbrahim Güzelce, Şaban Yıldız, Kemal Nebioğlu, Rıza Kaus, Kemal Türkler, İstanbul’da Türkiye İşçi Partisi (TİP)’ni kuruyorlar.

Doğu Perinçek bu arada bazı dergilerde “E. Tüfekçi” takma adı ile yazılar yazıyor. Yazılarının hedefi Mihri Belli ve MDD hareketi.

Perinçek aynı dönemde Türk solunda önemli diğer bir isim Behice Boran’a da yanaşıyor. Boran’ın çıkardığı “Dönüşüm” dergisine yazılar yazıyor.

Mihri Belli’nin “Sosyalist Devrim Stratejine” karşı geliştirdiği “Millî Demokratik Devrim (MDD) Stratejisi nedir?

MDD’ye göre, devrime, iki aşamada ulaşılacaktır. İlk aşamada feodalizm, emperyalizm ve işbirlikçi üçlüsüne karşı “millî burjuvazi” ve “büyük burjuvazi”nin bir kısmı da dahil olmak üzere bütün sınıf ve tabakaların birleşik mücadelesi öngörülmektedir.

Bu mücadele sonucunda varılacak nokta, burjuva demokratik devrimi ile eş değerli, ancak dünya proleter sosyalist devriminin bir parçası olan “Millî Demokratik Devrimdir”.

İlk aşama birleşik cephenin iktidar olması, ikinci aşama ise sosyalist devrimdir.

Nitekim, 1968’deki “üniversite işgalleri” ve büyük “gençlik hareketleri” sırasında Dev-Genç’in başında Perinçek var.

Mihri Belli, ekibini parçalamak isteyen Perinçek’ten şüphelenmişti. Perinçek’in gizli servislere hizmet ettiğini ilk teşhis eden Mihri Belli’dir. Belli, Perinçek’e “CIA’nın Maocusu” adını taktı ve bunu bir yazısında da açıkça belirtti.

Perinçek, 1968’in Kasım ayında “Aydınlık Dergisini” yayınlamaya başladı, 21 Mayıs 1969’da yasadışı Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’ni (TİİKP) kurdu, aynı yılın Temmuz ayında İşçi-Köylü gazetesini çıkardı.

Perinçek 1970 sonrasında, sol darbe hazırlıkları içinde bulunan ordu mensupları ile işbirliğinde bulundu. Ancak bu ekibin beklediği gelişme olmadı, Karşı taraf bu hazırlığı haber almıştı ve 12 Mart 1971 günü askeri ihtilali gerçekleştirdiler.

1972 mayısında yakalanan sanık Perinçek için Savcı, şöyle diyordu:

“Fikri yapısı itibariyle Marksist, Leninist, Maoist görüşleri benimsemiş bulunan sanığın, devrimin ancak illegal bir parti ile başarılabileceği fikrinden hareketle; yasadışı parti faaliyetlerinde bulunduğu, kurulan bu illegal partinin ideolojisinin Marksist, Leninist, Mao Zedung düşüncesinde olduğu, Türkiye’nin sınıf şartlarına dayandırılacağı, bu suretle proleterya diktatörlüğünün kurulacağı, halk ihtilalinin zafere ulaşması için mücadele edileceği, nihai hedefin komünizmi gerçekleştirmek olduğu, sanık tarafından bu partinin Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi olarak açıklandığı… Partinin yan destek kuruluşları olan İhtilalci Köylü Birlikleri, İşçi Köylü Silahlı Birlikleri ve İhtilalci Gençlik Birliği’ni teşkil edip planladığı, sanığın bunlardan gayri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızarak kendi fikriyatı istikametinde olan bir kısım subaylar vasıtasıyla parti için gerekli olan bazı hüviyet, izin kağıdı, talimname, elbise vs. teminine ve sosyalist fikirlerin ordu içinde yayılmasına çalıştığını, ilerisi için bu yolla silah teminini düşündüğünü…”

Sanık Perinçek ise, kendini ve örgütünü savunuyordu:

“Ordusu, polisi, hapishaneleri ve bürokrasisiyle halkımız üzerinde ağır bir yük olan hakim sınıfların devleti nasıl yıkılacak? Halka acı veren bu zulüm mekanizması, toplumsal gelişmenin önünde bir engel olarak duruyor. Bu devleti devrimle yıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Hakim sınıfların zorbalığı karşısında, halkın gizli teşkilatlanması kadar meşru bir şey olamaz… Proletarya ve halk yığınları, ezilmemek ve zalimlerin saltanatını yıkmak için gizli teşkilat kurar. Hakimiyet verilmez, alınır. Büyük davalar ancak ve ancak halk yığınlarının silahlı mücadeleleri yoluyla kazanılır.”
İki sene sonra genel af çıktı ve Perinçek 1974 Temmuz ayında serbest. kaldı.
Marksist, Anti-Sovyet, Maoist, PKK’cı, Kemalist, Militarist

Peki, yıllardır belli bir çizgiyi tutturamayan, bir gün Marksist, bir gün Anti-Sovyet, bir başka gün Mao’cu, PKK’cı olan, bir “özeleştiri” yapıp kılıktan kılığa giren Doğu Perinçek kim?

Doğu Perinçek 1969 yılında Milli Demokratik Devrim konusunda Mihri Belli ile arasında görüş ayrılığı çıkması üzerine, bir sol grubun liderliğini üstlenmişti. 1978 yılında Perinçek Siyasi bir parti kurdu ve genel başkanlığını üstlendi.

Partinin amaçları arasında ” fırsat kollamak, uzun süreli bir çalışma ve mücadele yürütmek, düşmanı daraltmak, birleşebilinecek bütün güçlerle birleşmek” gibi yöntemler vardı. Legal olanaklar sonuna kadar kullanılarak güçlenmeli, silahlı eylemler ilerideki aşamada düşünülmeliydi.

12 Eylülden sonra Perinçek, hemen taktik değiştirdi. Partisine, yasalara dikkat edilmesini, yönetim aleyhine herhangi bir tavır alınmamasını, aleyhte söz söylenmemesini tembih ediyordu. Taktikleri fayda vermedi, askeri yönetim diğerleri gibi bu partiyi de kapattı.

Perinçek, 1988’de yeni bir parti kurdu.

ŞAFAK OPERASYONU

13.10.2000

9 Mart 1971’de içlerinde Faruk Gürler, Celil Gürkan, Talat Turan’ın da bulunduğu bir grup subay, bazı sivil unsurlarla işbirliği ile sol bir darbe planlamışlardı.

Sivil Unsurlar arasında Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Uluç Gürkan, Doğu Perinçek, Mihri Belli, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Nuri Colakoğlu, Şahin Alpay, Ali Kırca, Uğur Mumcu, Altan Öymen, Fakir Başkurt, Mümtaz Soysal gibi isimler vardı.

Hasan Cemal’in “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” isimli kitabına göre darbe muaffak olsaydı Avcıoğlu Başbakan, Uğur Mumcu Gençlikten sorumlu Bakan, Altan Öymen Basın-Yayın Genel Müdürü ve Hükümet Sözcüsü, TÖS Başkanı Fakir Başkurt Milli Eğitim Bakanı, Mümtaz Soysal Dışişleri Bakanı, İlhami Soysal da MİT Başkanı olacaktı.

Birçok sosyalist grubun lideri gibi illegal TİİKP örgütünün lideri Ajan Fabrikatör Perinçek’e de darbenin gerçekleşmesi halinde Bakanlık sözü verilmişti.

İhtilalin zeminini hazırlamak için, Deniz Gezmiş, Deniz Harb Okulu öğrencisi Sarp Kuray gibi Marksist gençler kullanıldı. Bunlara silahlı ve bombalı eylemler yaptırıldı.

27 Mayıs’ta olduğu gibi gençleri sokağa dökecekler, bu kargaşa ortamında meşru sayılabilecek bir darbe ile iktidarı ele geçireceklerdi.

Bu hareketinin içine sızan Perinçek gibi ajanlar sayesinde, bu ihtilal önlendi ve üç gün sonra 12 Mart 1971 darbesi yapıldı. Nitekim sonradan Ankara Siyasi Şube’de sorgulanan Doğu Perinçek, güvenlik kuvvetlerine yardım ederek, 120 sayfalık ihbar ve itirafları ile bütün faaliyetin ortaya çıkmasını ve çökertilmesini sağladı.

12 Mart 1971 darbesinden sonra güvenlik güçleri terör örgütlerine yönelik bir dizi operasyonlara girdiler.

Bu örgütün İstanbul’daki karargahı bir İngiliz’e aitti…

İngiliz uyruklu Hiller Samder Boyt, Robert Kollej’de profesör olarak görevliydi ve Aşiyan’daki ev, bu şahsa Robert Kolej tarafından tahsis edilmiş bir lojmandı.

Örgütün önemli ismi ve İstanbul sorumlusu Ferit İlsever ve arkadaşları burada kalıyorlardı. Güvenlik güçlerince eve yapılan baskın sonunda o anda evde bulunan İngiliz profesör ile bir kaç örgüt mensubu yakalandı.

Daha sonraları Aydınlık Gazetesinin sorumlu müdürü olan Aydoğan Büyüközden de yakalananlar arasındaydı. Başında perukla yakalanan Aydoğan Büyüközden, kendisini yakalayan güvenlik görevlilerine bir müddet “sağar ve dilsiz” numarası yaptı.

Esasında, “Kanlı 1 Mayıs” olaylarının yegâne sorumlusunun Fabrikatör Perinçek ve ekibi olduğu biliniyor.

Taksim’deki miting sırasında, Perinçek’in “Maocu” grubunun barikatları yıkarak meydana girmesi ile olay başlamıştı. Sonuçta 1 polis memuru tabanca mermisiyle, 36 kişi de panik sırasında ezilerek ve havasız kalarak öldü.

Fabrikatör Perinçek’in grubu belki diğer terör örgütleri kadar silahlanmış bir örgüt değildi ama, “provokasyon” ve “hedef gösterme” özellikleri onları en az diğer örgütler kadar tehlikeli kılıyordu. Kendileri yapmıyorlar, hedef gösterip başkasına öldürttürüyorlardı.

Yabancı istihbarat teşkilatlarının “Türkiye Operasyonları”ndaki maşası olarak bu taktikleri, yıllardan beri aynı ustalıkla devam ettiriyorlar.

1970-1980 arası, bir çok terör örgütü gibi, Fabrikatör Perinçek’in grurbunun da en büyük amacı Türk ordusuna sızmaktı.

Doğu Perinçek’in örgütü Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisine de bazı genç subaylar üye olmuşlardı. Bunlar Doğu Perinçek’e selam veriyor, “komutanım, başkanım” diye hitap ediyorlardı.

Bu subaylardan, o tarihte tespit edilen birkaçı, Perinçek grubu ile birlikte yargılandılar.

Fabrikatör Perinçek’in ordu bağlantısı, bilahare üst rütbelere gelen bu genç subaylarla devam etti. Bu subaylar yakın tarihde ordudan ayıklandılar.

“Perinçek’i doğru teşhis etmek gerekir. Bence bu adam ruh hastası bir paranoyaktır. Karalamak için söylemiyorum, gerçekten psikiyatristler tarafından müşahede altına alınması gereken ölçüde ruh hastası olduğu kanaatindeyim. Bu yüzden ajan provokatör olarak kullanılmaya müsait bir kişiliğe sahip, zaten öyle kullanılıyor.

…Oynadığı ajan provokatör rolü, bu ülkede herkesi ilgilendirmesi gereken bir güvenlik sorunudur. Üstlendiği misyon, bu ülkede sıhhatli olabilecek herkese ve herşeye hücum etmek; kurumları yıpratmak, kişileri şaibe altında bırakmak, zayıflatmaktır. Türkiye’de kim destabilizasyon peşindeyse Perinçek, o tür güçler için bulunmaz bir nimettir. Bu amaçla kullanıldığı besbellidir. Kürt meselesi, Türkiye’nin önündeki en hayati sorunlarından biridir. Nitekim, Perinçek de bu mesele ile ilgili olarak kendini gösteriyor. En hassas olduğu konu neredeyse bu. Bu bir rastlantı olmamalı”

Bu sözler, bir zamanlar Doğu Perinçek ile çok yakın olmuş, kader birliği yapmış, onu çeşitli açılardan tahlil etme imkanını bulmuş bir kişiye, tanınmış gazeteci Cengiz Çandar’a ait. 10 Kasım 1991 tarihinde Nokta Dergisinde yer alan söyleşiden paragraflar.

Çandar, Perinçek’in gerçek yüzünü erken teşhis edip ondan ayrılanlar arasında.
Ancak Perinçek, kendisinden kopanları hiç bir zaman hazmetmedi. Onları hemen “hain, ajan, CIA’cı” diye damgalayarak yok etmeye çalıştı.

“TÜRKİYE’NİN POL POT’U

Perinçek tarafından yayınlanan ve 1993’ten sonra süresiz olarak kapatılan 2000’e Doğru Dergisi dikkatli bir gözle incelendiğinde baştan sona Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak ve terör örgütü PKK’ya destek vermek amacını güttüğü ortaya çıkıyor. Derginin 29. sayısında “Kürt Erlere Nöbet Tutturulmuyor” başlığı ile yayınlanan kapak dosyasında açıkça Türk Silahlı Kuvvetleri’ne iftira atılmış ve ordu bünyesinde ikilik çıkarılmak istenmiş, daha sonraki sayılarda da bu propaganda geliştirilerek devam ettirilmişti.” (Aksiyon 2-8 Mayis 1998 Sayı 178)

Mihri Belli

“CIA’nın Maocusu”

Kamuran Duyar (Eski Aydınlıkçı)

“Tatlı su sosyalistidir. Ortalık duru iken en hızlı sosyalist kendisidir. Ancak oligarşinin kaşları çatılınca kapılarında nöbet tutmaya başlar, her türlü hizmetini yapar. Oligarşinin kitleler üzerinde yürüttüğü dezenformasyon operasyonunda en büyük laikçiliği üstlenir. Sabah Mao, öğlen Şerif Hüsnü, akşam M. Kemal, gece Çavuşesku posteri taşıyan Perinçek…” (Akit 17 Mart 1998)

“Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkarak Seriat devleti kurmak için ayaklanma hazırlığında olduğu açıklanan Hizbullah terör örgütünü kurup yöneten asker orijinli bir ekibin yayın kadrosunu Doğu Perinçek ve Yardımcısı Hasan Yalçın’ın yönettiği açığa çıktı. Aydınlık isimli ekibin Jandarma, MİT ve polis içindeki uzantıları araştırılıyor. Bu ekibin dış güçlerin hizmetinde olduğu ve yalan haber üreterek Türkiyenin gündemini karıştırmak ve istikrarsızlık yaratmakla görevli bulunduğu MİT Kontr Terör eski başkanı tarafından saptanmıştı.

Perinçek grubunun Susurluk sonrasında da olayları saptırarak asıl failleri gizlemeye çalıştığı ve grubun arkasında Türkiye’de istikrarsızlık yaratmaya çalışan bazı yabancı istihbarat teşkilatlarının bulunduğu belirlendi.”
Perinçek’in Ordusu

21.03.2000

Bekaa 1991

Bazen resimler, sayfalarca yazıdan, saatlerce konuşmadan çok daha fazla mana ifade edebiliyor. Şu resme bakın. Terörist örgütün şeref komutanı Perinçek , pusu kurup Mehmetciği şehit eden kanlı elleri nasıl da heyecanla sıkıp kutluyor. Biraz sonra Öcalan’dan alacağı “PKK’ya üstün hizmet ve sadakat” madalyasının heyecanı bütün benliğini kaplamış. İşte Perinçek, işte ordusu.

Perinçek Yargılanmalı

13.03.2000
Abdullah Öcalan-Doğu Perinçek
Ciddiye alınmaması suç işlemeye devamına imkan yaratıyor.

Güvenlik güçlerinin ve adli makamların Periçek’i ciddiye almaması ve “mahallenin delisi” gibi mütalaa etmesi, Perinçek ve ekibinin suçlarını gittikçe artan bir şekilde günümüze kadar devam ettirmesine sebep oldu.

Perinçek’in casusluğunun delillendirilmemiş olması MİT’in zaafiyetidir.

Perinçek PKK ile işbirliğinden dolayı yargılanmalıdır.

Bulmaca

17.08.2000

Resimde birbirleri ile sarmaş dolaş olmuş iki insan var. Bakalım hasret gideren bu iki dostu tanıyabilecek misiniz? “

Sadece sarıldığı omu? İşte bir örneği daha;Doğu perinçek sırp kasabı Slobodan Miloseciç-in devrilmesine üzüldü.ve bunu emperyalist bir oyun olarak aydınlık dergisinde değerlendirdi.ve meşrulaştırmak için savunmasını,bunu hile ile para vadiyle amerikanın yaptığını püskürerek ifade etti.[4]

-Nesim Malki;yer altı olaylarının karanlık bir yüzü..Yahudi bir iş adamı olup.28-11-1995’de Bursa’da çapraz ateşle arabasında ölü bulundu ve borç kayıtlarının olduğu defterde bu arada kayboldu. Arkasında Alaattin Çakıcı-nın da olduğu belirtilip,Erol Evcil-in Malkiye 95 yılı itibariyle 2,5 trilyon borçluydu.[5]

Bu zeytin kralının yolsuzlukların kaynağı olan Susurluk-un aydınlatılmasında [6]kilit bir isim olduğu ifade edilmektedir.

Ali Bulaç-ın tarihe not düştüğü köşesindeki yazısında;[7]Malki cinayetinin azmettiricisi ve birçok suçlardan aranan Evcil-in zamanın Bursa valisi Orhan Taşanların Bursa’da başlattığı irtica yaygaraları ve İmam-Hatib öğrencilerinin sınıfa alınmaması ve hatta bundan dolayı alınmayan bir kız öğrencinin dışarıda geçirdiği bir kaza neticesinde ayağını kaybetmesi ve atılan dayaklar… Ancak bir yıldır dünyada kırmızı bültenle aranan Evcil-in Bursa’da gizlendiği ortaya çıktı. Çıkışı da Orhan Taşanlar-ın merkeze alınan valiler içerisinde oluşundan sonra ortaya çıktı.

İnsanların nazarlarını bir tarafa çevirip yönlendirerek,bir takım işler yapma senaryoları! İrtica bahane,işler şahane!

-Mahir Kaynak;Üniversite lakabıyla öğretim görevlisi ve MİT ajanı olan bu zat;”Deşifre olmasam solda liderdim.”der.[8]

Kaynak-ın bilgi sızdırması,MİT-e önceden haber vermesiyle 9-Martçı Cemal Madanoğlu-nun muhtırası engellenmiş,ancak 3 gün sonra ordu 12-Mart –1971 muhtırasını yapmıştır.

Ve iki gün önce Demirel-e;”Müsterih olsun”darbe olmayacağını söyliyen Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay,2 gün sonra 12-Mart-1971’de MİT müsteşarı Fuat Doğu’yla Demirel-e gönderdiği mesajda;-İstifa etmesini-söylüyordu.

Ve öncesinde Talat Aydemir ve arkadaşlarının 22-Şubat-1962’deki yaptığı askeri müdahale başarısızlıkla neticelenmiş;21-Mayıs-1963’deki 2. darbe girişimi de Aydemir ve binbaşı Fethi Gürcan-ın askeri mahkemedeki idam edilmesiyle de son bulmuştur.

-MİT;”Osmanlı devletinin son yıllarında,siyasi birliğin korunmasını sağlamak,ayrılıkçı hareketleri önlemek ve yabancı ülkelerin ortadoğudaki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karşı koymak amacıyla kurulan teşkilatı mahsusa,modern anlamda ilk Türk Gizli servisiydi.”[9]

Sultan Reşad’ın onayıyla kurulan bu teşkilatın başına da Sultan Abdulhamid-in Kuşcubaşı-sının oğlu olan Eşref Sencer Kuşcubaşı getirilmiş ve 1965-de de meclisin kabulüyle MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı kurulmuştur. Fevzi Çakmak’ın girişimiyle de 1927’de istihbarat ve istihbarata karşı koyma adıyla “Milli Emniyet Hizmeti”adıyla MAH kurulmuştur.

-Faik Bulut;Kendi ifadesiyle:”Sosyalist olup,Atatürkçü değil”[10]

Amcası oğlu feridun Bulut,kendisini bir takım çevrelere iyi görünmek için dinsiz göstermeye çalıştığını ve kendisinin;”Çocukluğunda Allah’a inanırdı. Ama 1980 öncesinde Filistin kurtuluş örgütü(FKÖ)kamplarında eğitim gördü. Müslümanların yanında,İsrail askerlerine karşı savaştı ve burada yaralanarak esir düştü.”diye tanımlar.[11]

Bir taraftan aleviliğe taraftarlılıkla aleviler kışkırtılırken,diğer taraftan da;yazdığı “Ali’siz Alevilik”kitabı ve paneldeki konuşmasıyla da;”İlk alevileri ateş kuyusuna atarak diri diri yakan”ifadeleriyle Hz.Ali’yi böyle göstermekle bir yandan da bir boşluk ve inançsızlık içerisine yitilmektedirler.[12]

Perinçek-in Aydınlık’ından gelme olup;din,ordu ve alevi konularını ele almakla o alanda oturan ve Prof. İzzettin Doğan’ca da alevi olmadığını söyleyerek kabul etmediklerini ve onun ateist olduğunu açıkça söylediğini nakleder.[13]

-İsmail Nacar;Eğitimin kişiliği pekiştirici bir fonksiyonu oluşturmaması,kaypak zeminden dolayı kaypaklıklara şahit olmaktayız. İslamcı yazar adıyla tanınan bu şahsın hayatına baktığımızda;”Sahte kahraman Atatürk”yazısından,Malatya Turan emeksiz lisesinde Hüseyin Kemal Abas öğretmenin cinsel organını kesme olayına karışması,ülkücülerle irtibat kurması,Vehhabilerle irtibatını devam ettirmesi,İran-la ilgi duyup bağlantı kurmasına ve siyasi parti kurma çabalarından,Apo ile görüşme arayışlarına ve telefon görüşmesi yapmasına kadar farklı mekanlarda bulunmakla bir şey olma yolunda her şey olmaya doğru gidiş ve her şey de olamayış.[14]

-Haşmet Atahan;Türkiyenin ızdırabı yetiştiremediklerinden,bir şey yapayım kalıbından gelen hareketle,her şey olabilecek bir sistemin aksaklığının neticesidir. 68’liler vakfı başkanı Kemal kod adlı bu şahıs ki MİT’in;”içişleri bakanlığına gönderdiği 15-Aralık-1 tarihli yazıda,(da belirtildiği üzere)”Şam ve Hame’de bulunan ve sıkıyönetim komutanlıklarınca aranan anarşistler”den biri olarak ismi geçmektedir. Bir yandan da “arsa mafyası ve dolandırıcı adam”olarak da itham edilmektedir.[15]

-Cemal Abdunnasır;Sosyalist olan bu zatın kominist-sosyalist tavrından etkilenen;Cezayirde cumhurbaşkanlığına kadar yükselen Hüvari Bu Medyen’de etkilenmiş ve memleketinde uygulamıştır.[16]

-Doğan Güreş;Devamlı öğle yemeklerini mehmetçikle aynı karavanada yediğini söyleyen dönemin genelkurmay başkanı Güreş paşa,tugay komutanının ısrarı üzerine yeni açılan gazinoda yemek yemeye giderken askerlerin askerlerin yemek yemeye hazırlandığını görünce karar değiştirir ve ısrar üzerine çayı gazinoda içerler.Olayı şöyle anlatır:”Ben ve Fisunoğlu kahve,Karadayı çay söyledi. kahveyi içecekken burnuma acaib bir koku geldi’ Bunda deterjan var. Çaycıyı çağırın.’ dedim. Tabii,çaycılar firar etmişler. Sonradan çaycıların tuzluk,yemekler,çay,kahve her şeye siyanür koyduğu ortaya çıktı. Yemeği Mehmetçikle değil de burada yeseydik kurtuluş yoktu. Bizi Mehmetçiğin duası kurtardı. Buna çok inanıyorum.”

Daha sonra bu iki PKK’lıdan birisi Maraş dağlarında vurulur,diğeri de yakalanır.[17]

-H.Yusuf Gökalp;Tarım ve köy işleri bakanı. “Türkiye 2000 Hayvancılık Kongresi”nde içtiği içki ile gündeme gelince,kendisini görüntüleyen gazeteye 6 milyarlık sus payı reklam verilince,konu kapatılmış oldu. [18]

-Ali Bulaç;Oğuzhan Asiltürk RF-nin kapatılmasına sebeb olanın “Ali Bulaç suç işledi,RF kapatıldı.”sözünün,Bulaç kendisi iki cümlelik Medine vesikası adlı çalışmanın taslağa eklenmeden kaynaklandığını ve bunun suç teşkil edilemiyeceğini söyler.

Geçmişine çizgi çeken Bulaç şuna dayandırır:”Artık geçmişte MNP-MSP ve RF çizgisinde teşekkül eden ve bugünde FP-nin bir türlü yakasını bırakmayan siyasetin miadı dolmuştur.”[19]

-Hizbullah;Eski istihbaratçı M. Kaynak-ında dediği gibi;”Devlet hizbullah’a müsamaha gösterdi.”[20]

PKK ile beraber ele alındığında görülür ki;başlangıçta PKK’ya karşı kullanılırken,hizbullahda PKK’ya karşı devleti kullanmış oldu. Şu anda yapılan ise;kullanılan aracın aradan kaldırılma faaliyetidir. Maşanın kırılmasıdır.

Bu ifrat hareket,kendisi gibi düşünüp hareket etmeyenleri tefritte görerek imhayı meşru görmektedir. Asıl önemli olan ise;cephede görünen ve görüntüden ziyade,geriden kumanda edenin kullanımındadır. M. Kaynak;bu olayların hizbullahın üzerine yıkmak olup,onlar tarafından işlenmiş olduğunu da zannetmediğini,adeta bu olayların yabancılar (sermayeleri)için evin temizlenme faaliyeti olduğunu ifade eder.

PKK ve Hizbullahın hedefi aynı;devleti yıpratmak,sonuç da yıkmak. Biri kürt devletini,diğeri İran-misal islam devleti kurma düşüncesi.

1993’de Mit müsteşarlığından emekli korg. Teoman Koman hizbullah diye bir şeyin olmadığını söylerken,Batman emniyet müdürü Öztürk şimşek:”Nasıl gidelim,bu bölgedeki hizbullah karargahı JİTEM binasının hemen yanında bulunuyor;biz ne zaman operasyona kalkışsak derhal müdahale ediliyor.”

Hizbullahın korunmasında daha sonra vurulan Binbaşı Ahmet Cem Sever olduğu “Eğitenin de yeşil kod adıyla Mahmut yıldırım-ın bulunduğu”söylenmektedir.[21]

Şiddeti hedef alan hizbullah;bu noktada hem PKK ile hem de ermeni komitecileri ile birleşmektedirler. Ancak biri zahiren dini kendine uydurmaya çalıştığı,diğerleri dinsiz,marksist ve Leninist bir hizbe hizmet ettiğinden bu noktada birbirlerinden ayrılmaktadırlar. İkisi de bir kişilik ve bir kimlik arayışının içerisinde olup,bulamamanın hırçınlığını yapmaktadırlar. üçüncü şahıs olan devletinde o kişiliği vermemesi veya verememesi onları isyana itmektedir.

Bunlarla beraber,her ikisinde de ya doğrudan ermeni kimliğiyle veya dönme adıyla ermenilerin bulunması düşündürücüdür. İşin boyutunu arttırmakta,dünya çapında bir organizeyi düşündürmektedir.

Ş.Urfa emniyeti terörle mücadele şubesinin hazırladığı kitapçıkta hizbullah için”Örgüt şeması,CIA ve MOSSAD yapılanmasına benzer”denilmektedir.

“Örgütün Ermenistandaki yezidi kürtler ile bağlantısını hizbullahın beyin takımında yer alan Ermeni kökenli Hacı İnan’ın sağladığı ifade ediliyor. İddialara göre,hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu,Türkiyedeki Yezidilerin bir kısmını örgüte katarken,İnan,örgüte ermenistan,Suriye ve Irak’tan eleman getirerek paralı asker gibi kullanılmasına ön ayak oldu.”

Yezidiler;bir yandan inançsız,satanist,şerri temsil eden yaratıcının hakimiyeti,HZ. Ali’nin Allah oluşu gibi sapık inançlara sahiplerdir. Yani PKK’nın uzantısı olan bu akımda değişen vitrin,içeridekiler hep aynı,tarzlar da farklılıklarla sergilenmektedir.[22]

-Kürt devleti;ABD-nin bilinen gazetelerinden ’The Washington Post’taki bir haberde:”Kuzey Irak’ta,Bağdat yönetimiyle bağlantısı giderek gevşeyen bir ‘Kürt devletinin’ oluşmakta olduğu”yapılan uygulamalar olan,bombalama ve anborgalar ile gerçekleştirilmeye çalışıldığı belirtildi.[23]

Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Said’in kendisine katılmasını istemesini reddetmiş ve şu cevabı vermiştir:” Türk milleti asırlardan beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapmıştır.. Çok veliler yetiştirmiş veşehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz müslümanız. Onlarla kardaşız. Kardaşı kardaşla çarpıştıramayız. Bu şer’an caiz değildir. kılıç harici düşmana karşı çekilir. Dahilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegane kurtuluş çaremiz,Kur’an ve iman hakikatlarıyla,tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır. Birkaç cani yüzünden binlerce masum kadın ve erkekler telef olabilir.”[24]

Bediüzzaman bunu tasvib etmediği gibi,vazgeçirmeye de çalışarak:”Ben o hadiseye iştirak etmediğim gibi,iştirak edenlere de teessüf ettim.”der.[25]

Bediüzzaman istanbulda hamallara yaptığı hitabede:”Türkler bizim aklımız biz onların kuvvetiyiz.”der.[26]

Urfa’nın Türk,Arap,Kürt gibi müslüman kardeşleri birleştirmeye vesile olacağından bahsediyordu”Bediüzzaman. ve”Nasıl bir zamanlar İstanbul şehri alem-i İslâma merkez olmuştu Öyle de İnşaallah bir zaman gelir,Ankara şehri de onun gibi İslam alemine bir merkez olacak.”

-“Tanrı’nın on emri’ni yenileme Harekatı;adlı tarikatın bu amaçla toplu intihara giriştiği Uganda’da 65 ceset bulundu ve Kanungu’da da 17-Mart’ta bir kilisede düzenlenen ayin sırasında 78’i çocuk 330 kişi kundaklama sonucu yanarak ölmüş ve toplam diğer yerlerde yaptıklarıyla 500 kişi tesbit edilmiştir. Hak adına yapılan haksızlık.

Mehmet Moğultay;”10 yıldır,20 yıldır,30 yıldır hükümetten uzaktık. Hayır,yapılacak en akıllı hareket kendi devr-i iktidarında örgütleneceksin,kadrolaşacaksın ve bu kadrolar günün birinde gelecek,büyüyecek ve senin yolunu açacak. Hükümetten 5 bin kişilik kadro çıkardım. 1970’lerden bu yana biz devletin hiçbir kadrosuna giremedik. Şimdi 3,5 yıllık iktidarımızda Seyfi Oktay zamanında 2 bin civarında hakim alındı. Bu kadrolar ileride yeşerecek demokrat insanlardır. Yaptığım suçsa bu suçu işlemeye devam edeceğim. Bu makamı asla terk etmeyeceğim. 5 bin tane infaz koruma memuruna (gardiyan) ihtiyacımız var. Bunların düzenlemesini yaptım. olur mu öyle şey? İnfaz koruma memurlarının sınavları yapıldığı söyleniyor. peki ne yapmalıydım? Anadolu’dan İstanbul’a gelenler,Tunceli’de evlerini göçlerini bırakanlar,Kars’dan,Ardahan’dan,Siiirt’ten,Batman’dan İstanbul’a gelen insanlar aşsız mı kalsın,işsiz mi kalsın? Çalışma bakanlığım döneminde örgüte iş müfettişleri aldım. Şimdi her ilde biz örgütü haberdar ediyoruz,örgütü bilgilendiriyoruz,örgütün sınava ve kadroya girme olanağını sağlıyoruz. Yanlış mı yapıyoruz? Bazı delege arkadaşlar bu kürsüye çıkarak benim savcılara baskı yaptığımı söylüyorlar. Bunları buralara taşımayın.”[27]

GEÇMİŞDEN GÜNÜMÜZE HABERLER (ARTIK HÜKÜMSÜZDÜR)

-“CHP hükümetinin ikinci gününde Alaşehir’de evlere baskın yapan emniyet kuvvetleri,Nur Risalelerini zaptetti. Evlerinde kitap bulunduran iki kişiyi mahkeme tevkif etti.

-Sovyetler birliği kominist partisi yayın organı “New Times”,Ruslardan bağımsız bir Avrupa kominizmini savunan İspanya kominist partisi lideri Carillo-yu suçladı.”[28]

-“İçişleri bakanı Necdet Uğur,Valilere gönderdiği genelgede şehirler arası otobüslerdeki ayet ve Hadis levhalarının kaldırılmasını istedi.

-Millet meclisinde Ecevit’den İngiliz dergisi “the economist”te yer alan,Ecevit2in güvenoyuna milletvekillerini ikna etmek için 30 milyon lira ayırdığı yolundaki iddiaların doğru olup olmadığı soruldu.

-Üstünel-in iddialarını cevaplandıran Nahit menteşe;”Vadesi gelip de ödenmemiş tek kuruş borç yoktur.”dedi. Menteşe,Üstünel-in 1,5 ay önce yabancı para kaynaklarıyla temasa geçtiğini itiraf ettiğine dikkati çekerek”Bu temasları ne sıfatla yapmıştır?”diye sordu.

-Fransa’nın Afrika’daki sömürgesi Cibuti.115 yıl bağımlılıktan sonra istiklaline kavuştu.”[29]

-“Hükümet proğramı üzerindeki görüşmelerde 163. madde ile yağmur duasına çıkanların,”Selâmun aleyküm”diyen öğretmenlerin bile suçlandığını belirten Demirel bu maddenin değiştirileceğini açıkladı.

-Hükümet proğramının görüşülmesi sırasında CHP grubu adına konuşan Ali Nejat Ölçen,Demirel’in ailesinin İslâmköye Orta Asya’dan değil,Yugoslavya’dan geldiğini iddia etti. İddiayı cevaplandıran Demirel Türkiye tarihinin geçmişini özetledikten sonra,”Eğer bu sözler beni taltif için söylenmişse taltife hak kazanmış değilim. tezyif için söylenmişse o bölgede bulunan milyonlarca Müslüman Türk namına tezyife isyan ediyorum.”dedi.[30]

“Dış politika da 1977,Sovyetler için talihsiz bir yıl oldu.”[31]

“Türkiye ye girmesi yasaklanan TAN gazetesi sahibi karı-koca Zekeriya ve Sabiha Sertel-in Türkiye ye girmesi yasaklanıp,hiçbir içişleri bakanı buna müsaade etmediği halde Asıltürk-ün onayıyla 1977/3-Mart’ta girmesine müsaade edilmiştir.”[32]

“Arkadaşımız Necmettin Şahiner’in gazetemizin altıncı sayfasında yayınlanan röportajının bir kısmı oldukça dikkat çekti ve basında yankılar yaptı. O kısımda Bediüzzaman Said Nursi’yi anlatan İslâmköylü Abdullah Çavuş (Kula) hatıralarının bir kısmında şöyle diyordu:”Üstad bir mektub yazmıştı. 50 yıldır mektubu saklıyordum. Mektubta İslâmköyünden bir insan çıkacak,bu milletin başına geçecek. Eğer Kur’an-a dayanmazsa neticesi vâhimdir.”

Yazının gazetede yayınlanmasından bir gün sonra MSP’nin resmi yayın organı Milli Gazetede partilerin amblemleri sıralanırken AP’nin kıratı ters çevrilmiş ve aynı zamanda Selahaddin Çakırgil imzasıyla:”Bediüzzamanı kurtaralım” başlıklı bir makale yayınlanmıştı. Makalede yukarıya aldığımız kısım ele alınarak bundan kasıt Başbakan Süleyman Demirel olduğu belirtildi. Bu beyanları siyasi açıdan yorumlayan yazar Bediüzzaman’a bir de,”Müneccimlik”yakıştırmıştı.

Arkadaşım Ümit Şimşek ise;”Müneccimlik”değil,keramet başlıklı bir makaleyle bu yazıya Yeni Asya’da cevap vermişti.

Daha önce seçime doğru sayfamızda aynen yayınladığımız üzere Yavuz Donat 1-Mayıs-1977 tarihli Tercüman’da Şahiner’in yazısıyla Milli gazetede kıratın ters çevrilmesini alakalı bularak Vitrin-ine almıştı.

2-8-1977 tarihli haftalık Yankı dergisindeki yankılar şöyledir:”Bir gün islâmköyden birisi çıkacak. Bu memleketin başına geçecek. Şayet Kur’an hükümlerine uyarsa muvaffak olacak,olmazsa akibeti kötü…”Bundan yarım asır kadar önce Nur tarikatının kurucusu Said-i Nursi-yi yukarıya bir bölümünü aldığımız sözleri de içeren bir mektub yazmış. Her nedense posta dağıtıcısı bu mektubu muhatabına götürüb vermemiş. ama şimdi seçimlerin yaklaştığı günlerde bu mektubu açıklama gereği duymuş.

Bu mektubu okuyucularına açıklayan gazete sonraki yayınlarda ise,Demireli hafızlarla yaptığı bir görüşmenin haberini:”Demirel=Kur’an-a hizmet şereftir.”başlığı ile veriyor. AP-yi destekleyen dini çevrelerin bu hareketi ne derece etkili olur belli değil.”

-Son bir yankı da MSP yayın organlarından Yeni Devir-den kunduracı ayakkabıdan,kütüphanecide kitaplıktan iyi anlarda,bazıları nedense ehil olmadıkları işlere karışırlar. Nurculukla ve Risale-i nurla hiçbir alakası olmayanlar Nurculara akıl vermeye kalkışıyorlar. Akıl verirken de ellerine,yüzlerine bulaştırıyorlar. Yayınlarımızdan hayli rahatsız olduğunu yazısından anladığımız Sadık Albayrak 5-Mayıs-1977 tarihli yazısında sözü Bediüzzaman Said Nursiye getirerek şöylece ahkam kesiyor:”O ki,beynamazın,dinsizin,şer’i şerifin olanlarla mücadele verdi.”Hadi şu şer’i şerifin karşısında olanları anladıkta Bediüzzamanın mücadele ettikleri arasında yer alanlarda”Beynamazın”ve”Dinsizin”karşısında yer alanların kimler olduğunu anlayamadık.”[33]

GEÇMİŞDEN GELECEĞE HABERLER

“Bingöl belediye başkanı Selahaddin Aydar hakkında,1994 yılında Milli Gençlik Vakfınca Diyarbakır’da düzenlenen Said-i – Nursi-yi anma toplantısında yaptığı bir konuşmadan dolayı,Diyarbakır DGM’de dava açılmıştı. TCK’nın 312/2 sayılı maddesi gereğince yargılanan Aydar,10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.”[34]

“Urfa devlet hastahanesindeki ameliyatta Mahmut Tuncer isimli bir talebenin barsaklarından 600 metre uzunluğunda kurt çıktı.”[35]

“Demirel,anarşinin elebaşısı CHP’dir”dedi.[36]

“….Sol gazeteler ile CHP lideri feryadı bastı:”Hükümet ege adalarında gözümüzün olmadığını açıklamalıdır.”

….karşı çıkanların kim olduklarını söylemeye bile lüzum yok esasında. Biri Yunanlıyı kardeş ilan eden Ecevit..Diğeri ise Yahudi asıllı Abdi İpekçi..ve diğer dönmeler…”[37]

Cahit Sıtkı’dan: “Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.”

ve:“Ayva sarı,nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nereden çıktı bu cenaze?Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüğüm tarumar?

Neylersin ölüm her kesin başında.

Uyudun uyanmadın olacak.

Kim bilir nerde,nasıl kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.”

“Büyük randevu…Bilmem nerede,saat kaçta?

Tabutumun tahtası,bilsem hangi ağaçta?

N.Fazıl:” Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;

Baş tarafı geniş,ayak ucu dar.

Çakanlar bilir ki,bu boş tabutu,

Yarın kendileri dolduracaklar.”

Y.Kemal:”Biçare gönüller!Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki;giden sevgililer dönmiyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Bir çok seneler geçdi,dönen yok seferinden.”

“Tenha sokakta kaldım

Oruçsuz ve neşesiz

Yurdun bu iftarından uzak

kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı ruhuma bir

gurbet akşamı

Madem ki böyle duygularım

kaldı çok şükür.”

-“SHP örgütü tarafından “Laikliğe ve Atatürke saldırılar karşısında”pasif kalmakla eleştirilen SHP genel merkezi,”şeriata hayır,aydınlığa evet”demek için bu gün anıtkabirde,SHP’nin,hilafetin kaldırılmasının 70’inci yıldönümüne denk getirdiği saygı duruşunun mitinge dönüşeceği iddia ediliyor.”[38]

-B. Ecevit:”SHP kürtleri değil,bölücüleri meclise soktu.”

-“CHP’nin Osmaniye’de oy oranını arttırmasının gösterdiği adayın kimliğiyle ilgili olduğu konuşuluyor. İlahiyatçı bir adaya sahib olan CHP,”Allah aşkına”diye başlattığı seçim propagandası süresince RP,DYP’den farksız bir şekilde dini duyguları ön plana çıkartan konuşmalar yaptı. CHP adayı halkın duygu ve düşüncelerini biliyordu. Ama,maalesef onun en büyük handikapı,CHP’nin başka yerlerdeki tavrı ve yıllarca dinden uzak görünmeye çalışmasının getirdiği zorluklardı. Eğer bu zorluklar olmasaydı CHP’nin bilhassa Osmaniyedeki oyu daha yüksek olurdu!..

Umarız son seçim CHP’ye halkı karşısına almanın değil,yanına almanın hayırlı olduğunu hatırlatması yönünden faydalı olmuştur.. CHP’yi,Osmaniyedeki adayı seçiminden dolayı kutlamak gerekiyor..”[39]

Eski MİT’çi M. Kaynak;çıkardığı olaylarla solda toparlanma çabası içerisine giren CHP’nin,Türkiye de sol öğrencilerin arkasında olduğunu ve darbecilerin de hamisi olduğunu delilleriyle söyler.

Sol-Kemalist Toktamış Ateş der:”Atatürk-ün uygulamalarını elbette her yerde ve haklı bir biçimde savunuruz. toz kondurtmayız. Ama o uygulamaları günümüze taşımak istersek hem Atatürkün gerisine düşeriz,hem de çağın gerisine düşmüş oluruz…olmaz öyle şey…”[40]

-CHP 70 yıldır ne yapmış,ne proje üretmiş ki kavgadan,maneviyata baskıdan başka?.

-Lenin 1920-lerdeki bir makalesinde:”Afrika,kominist olursa,Avrupa olgun bir meyve gibi avucumuza düşer. Paris-e giden yol Cezayir’den geçer.”der.[41]

-“Son yirmi senedir (1977-lerdeki hesaba göre) Beyaz sarayın sahipleri hep fakir ana babaların çocuklarıdır. Misal mi istiyorsunuz?

İşte ömrü kışlalarda ve savaş meydanlarında geçen Eisenhower!

İşte bir zamanların manifaturacısı truman!

İşte dünün bakkal çırağı Nixon!

İşte okul harçlığını kazanabilmek için lokantalarda bulaşıkçılık yapan Ford!

Ve işte trenlerde fıstık satarak bu günkü makama ulaşan yeni ABD başkanı Jimmy Carter!”[42]

“Sosyalizmi tatmak kolaydır,zor olan ondan kurtulmaktır.”(Belinkov)[43]

“Taksim mitinginde ‘141-142-ye hayır’ pankartı taşıyan palabıyık bir işçiye sordu arkadaşımız.

-Nedir bu 141-142? Omuzlarını kaldırdı,ilgisiz.Bana ne?

-Arkadaş ısrar etti=Öyleyse niçin taşıyorsunuz? Sana ne?

-Bir başka işçiye yaklaştı=Nedir pankarttaki yazının mahiyeti?

-Anlamirem begüm,mahiyet ne demeye geliy?

-yani pankarttaki,141-142-rakamlarını soruyorum,neyin nesidir?

-Bilgiç bilgiç başını salladı. Cahilsem hepten,bu 141-142 hükümetin maddesidir. bunlar kalkınca ırahatça gece kondu kuracağız,bolca yevmiye alacağız,efendime süleyim,işte,iyi olacak babo…..

Daha soracaktı,arkadaş tatmin olmamıştı.ama işçilerle konuştuğunu gören Disk militanlarından biri,ite kaka uzaklaştırdı onu. düşüne düşüne yürüdü. Korkunç bir oyuna alet ediliyordu Türk işçisi.

-CHP Tokat milletvekili Şahin Ulusoy2dan 1996 yılı ekonomik çözümlerden bir reçete:”Camiye her girişten 50 bin lira alınsa,günde beş vakit camiye giden bir kişi toplam 250 bin lira ödeme yapar. Türkiye2de bulunan 70 bin camiye her gün ortalama 100’er kişinin gittiğini varsayarsak,elde edilecek yıllık gelir ortalama 638 trilyon liraya ulaşır.”dedi.

1)Acaba sayın Ulusoy camiye giden 100 kişinin içinde kendilerini saymaktalar mı?

2)Acaba bunu camiye gidenlerden değil de,sigara,içki gibi zararlı içecek ve uygulamalar için teklif etseler,hem o insanları tehlikeden,hem de toplumu kurtarmış olmazlar mı?Yoksa kendi cebinden mi çıkmış olur da ona yanaşmaz?

3)Zaten camiye gidenler her fedakarlığı yapmaktadırlar. Acaba gitmeyenler için bir çare,çözüm ve teklifte bulunsalar,daha köklü bir çözüm olmaz mı? Veya gitmeyenlerden alsalar daha çok toplamış olmazlar mı? belki de bu bahane ile kendileri de gelmiş olurlar,en azından para vermemek için!

4)Ulusoy bey! Milletin ruhu ve kalbinden parça kopararak değil de,akli ve mantıki çözümler bulursa daha insani ve köklü bir hareket içine girmiş olmaz mı? Yoksa köksüzlerin akibetinden mi korkmaktalar?

11-6-2000 / MEHMET ÖZÇELİK

[1] Bkn.Zaman gazt.17-01-2000.

[2] İftiranın değişmeyen mantığı.L.E.webb.53.

[3] Kimse kızmasın kendimi yazdım.H.cemal.55,60,96.

[4] Bak.Zaman gazetesi.8-10-2000.

[5] Bkn.Zaman gaz.1-11-1999.

[6] Bak.agg.

[7] Bkn.Agg.6-11-1999.

[8] K.K.K.Yazdım.age.439.

[9] Bkn.Zaman gaz.31-8-1998.

[10] İftiranın değişmeyen mantığı.L.E.Webb.44.

[11] Bak.zaman gaz.30-6-1999.

[12] Bkn.agg.13-8-ve-14-8-,22-6-1999.

[13] Bkn.agg.24-6-1999.

[14] Bkn.Agg.24-6-1999.

[15] Bkn.agg.22-6-1999,26-6-1999.

[16] Bkn.İslam Ans.İSAM. 19 / 64-66.

[17] Bkn.zaman gaz.9-4-2000.

[18] agg.9-4-2000.

[19] Agg.1-2-2000.

[20] Yeni Şafak gaz.23-1-2000.

[21] Agg.23-1-2000,taha Kıvanç.

[22] Bak.Zaman gaz.10-2-2000.

[23] Agg.1-2-2000.

[24] Yeni asya gaz.10-9-ve-11-9-1994.

[25] Agg.12-9-dan-15-9-1994,Bkn.eski yazı Lem’alar.736,Emirdağ Lahk. 1 / 144.

[26] Agg.10-9-1994,Asar-ı Bediiyye.A.Badıllı.359,Bak.Hutbe-i Şamiye.B.S.Nursi.56.

[27] Zaman gaz.21-6-1999.

[28] Yeni Asya Yıllığı.23-Haziran-Perşembe-1997,sh.33.

[29] Age.27-Haziran-Pazartesi.-1997,sh.34.

[30] Age.30-Temmuz.C.tes.-1997.sh.36.

[31] Age.1998 yıllığı,sh.224.

[32] Age.sh.184.

[33] Age.sh.63-64.

[34] Zaman gaz.7-1-1996,Türkiye gaz.7-1-1996.

[35] Yeni asya 1977 yıllığı,sh.17.

[36] Age.18.

[37] Age.181.

[38] Yeni Asya gaz.3-3-1994.

[39] Zaman gaz.5-11-1996.

[40] Agg.28-3-1998,Milliyet.27-3-1998.T.akyol-dan.

[41] Y.asya 1977 yıllığı.sh.210.

[42] Age.213.

[43] Age.260.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .