RİSALE-İ NUR’DA İSBAT VE TESBİT

RİSALE-İ NUR’DA İSBAT VE TESBİT

             Tüm Risale-i Nur Külliyatında Bediüzzaman Hazretleri İsbatiyecilik esası üzerine mesleğini sürdürmüştür.İsbat etmediği veya edemediği bir meseleyi söylememiş ve iddia etmemiştir.Özellikle bunu Tevhid akidesi üzerinde iki noktada toplamıştır;İsbat ve Tesbit.

            İki kere iki dört eder derecesinde,birinci muhatabı olan ehli dalalet ve küfre Allah’ın varlığı ve birliğini isbat etmiş,küfrün tüm çirkinliğiyle mahiyetini ortaya koymuş,cehennem gibi bizzat yakıcılığını ve çıkılmaz bir yol olduğunu göstererek küfrün yollarını seddetmiştir.Küfrü küfür olarak göstermiştir.İnsanı düşürmüş olduğu hayvani derekeyi göstermiş,gidilmesini imkansız olarak göstermiştir.

            Böylece isbatını iki noktada yapmış;Biri,küfrün zulmet ve karanlığını göstererek,diğeri ise;Allah’ın varlığı ve birliğini müdellel delillerle Allah’ın var olduğunu göstererek,her bir sanat üzerindeki mührünü okutturarak inkârı mümkün olmayacak bir derecede isbat etmiştir.

            İsbattan sonra ikinci olarak;Allah’ın varlığını isbat konusunda birinci olarak küfürden imana getirdiği insanları mütehayyir bırakmamak,İkinci olarak da iman da bulunan ehli tevhide,Allah’a giden mahlukatın nefesleri sayısında mevcud olan yollar içerisinde en müstakimi,en hatarsızı ve en kısa yolu göstererek sâliklerinin hedefe vüsulüne vesile olmuştur.

            Hz.Âdemden bu yana muhtelif tarzlarda hakikata ulaşmak için her yol denenmiştir.Rasulullah zamanında ise;önceki peygamberlerin ümmetlerine yaptıkları icmaller tafsil edilmiştir.Risale-i Nurlarda ise o önceki ümmetlere göre mufassal olan manalar tafsil edilerek gerçek gaye-i ulyâ ve maksad-ı aksâ olan hedet Tesbit,Teşhis,Ta’yin,Takdir,Tahsis,Tavzih ve Tafsil yapılmıştır.

            İmam-ı Gazalinin ilk devrede uğraşmış olduğu felsefe yolunu bırakarak hakikat ilmine girip tesbit etmeye çalıştığı,İmam-ı Rabbani’nin hayatının son döneminde süluke başlayacağı bu Tesbit’i Bediüzzaman yakalamış ve eserlerinin içerisinde derc etmiştir.

            İman hakiki iman olarak tesbit edilmiş,imanda marifet,muhabbet ve cennet gösterilmiştir.Okuyucusuna hakiki imanı kazandırmıştır.

            Bediüzzaman Hazretleri gittiği bu yolda bıraktığı ayak izleri vede işaretlerle milyonları emniyetle yaratılışdaki hakiki maksada ulaştırmaya muvaffak olmuştur.

            İsbat tesbitten önce gelir.Gerçek marifet,hakikatların hakikatını tesbit ile olur.

            İsbat edenin davasının kolaylığı konusunda;”İsbat eden, yalnız onun yerini veyahut bazı meyvelerini göstermekle kolayca davasını isbat eder. İnkâr eden adam, nefyini isbat etmek için Küre-i Arzı bütün görmek ve göstermekle davasını isbat edebilir.”     [1]

“İsbatta birbirine kuvvet verir, birbirine tesanüd ve icma’ var. Nefiyde ise bir olsa bin olsa farkları yoktur; herkes kendi başına kalır, infiradî olur. Çünki isbat eden harice bakar ve nefs-ül emre göre hükmeder.”[2]

Dava edindikleri noktada isbat edenlerden;“İki ehl-i isbat, binler ehl-i nefy ve inkâra müreccahtırlar.”[3]Zira bunlar birbirini isbatta desteklerden,inkâr ve nefyedenler farklı sebebler ileri sürdüklerinden dolayı aynı noktada ittifak etmemektedirler.

“Bir isbat edici, çok nefyedicilere tereccuh ediyor.” Bir davaya müsbit bir şahidin hükmü, yüz nâfîlere racih olur.”[4]

Sade bir iddiadan ibaret olmayıp gerçek olarak yerini gösterip akla kabul ettirmiştir:“Bediüzzaman Said Nursî ise; “Bütün ahkâm-ı şer’iye ve hakaik-i imaniye aklîdir. Aklî olduğunu isbata hazırım.” demiş ve Risale-i Nur’da isbat etmiştir.”[5]      

            Pozitivizm asrı olan bu asırda bunu isbat etmiştir:“Müfessirin, Kur’an ve iman hakikatlarını, cerh edilmez delil ve hüccetlerle isbat ederek tedris etmesi. Yani, pozitivizm (isbatiyecilik)i bir esas ittihaz etmiş olması…”[6]

            Onunda ötesinde hayatının bir gayesi edinmiştir: “Bütün hayatının gayesi, Vâcib-ül Vücud’un vücuduna ve vahdetine ve sıfâtına ve esmasına delalet ve şehadet ve o Vâcib-ül Vücud’u isbat ve ilân ve i’lam etmektir.”[7]

            Bunuda yaparken eserden müessire yani en küçük parçanın bir eser olarak yaratılışından,en büyük bir eserinde aralarında olan ortak noktalardan dolayı bir yaratıcının eseri olduğunu göstermiştir: “Cüz’înin isbatıyla küllî de isbat edilmiş olur.”[8]

            Gerek inkârın gereksede Allah’ın varlığının zıddı olan yokluğun isbat edilemiyeceğini,zira O’nun varlığının zıddı olan yokluğu yoktur ki isbat edilsin ve edilebilsin:          “Ademin isbatı elbette kolay değildir.”[9]

            “Nefs-ül emirde nefiy isbat edilmez. Çünki ihata lâzımdır.”[10]

            “Nefy-i nefy, isbattır. Yani: Yok, yok ise; o vardır. Yok, yok olsa; var olur.”[11]

Madem O vardır,yok değildir,ohalde ikisinin ortası olamaz.İsbat eden ve tesbitini yapıp gösteren davasının haklılığını göstermiş,muhalifi otomatikman kaybetmiş olur:“Münaza’un fîh bir mal bulunsa, eğer iki müddeî birbirine yakın ise ve kurbiyet-i mekân varsa; o vakit o mal, ikisinden başka birinin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir surette bir yere bırakılacak. Hangisi isbat etse o alır. Eğer o iki müddeî birbirine gayet uzak, biri maşrıkta, biri mağribde ise; o vakit kaideten “sahib-ül yed” kim ise onun elinde bırakılacaktır.”[12]

            İsbattan sonra tesbite yönelen Bediüzzaman,bunu Cenâb-ı Hakkın da yaptığını ifade ediyor:”Cenab-ı Hak bütün esma ve sıfâtının iktizası ile tesbit ediyor..”[13]

Kur’anın tarzını budur:“Kur’an-ı Hakîm kâh olur cüz’î bazı maksadları zikreder. Sonra o cüz’iyat vasıtasıyla küllî makamlara zihinleri sevketmek için, o cüz’î maksadı, bir kaide-i külliye hükmünde olan esma-i hüsna ile takrir ederek tesbit eder, tahkik edip isbat eder.”[14]

“Kur’an pek büyük mes’elelerden bahseder. Ve kalbleri iman ve tasdike davet eder. Ve çok ince hakikatlerden bahis açar. Akılları; marifete, dikkate tahrik eder. Binaenaleyh o mesailin, o ince hakaikın, kalblerde, efkârda tesbit ve takriri için suver-i muhtelifede türlü türlü üslûblarla tekrara ihtiyaç vardır.”[15]

Peygamber Efendimizde peygamberliği süresince bunu uygulamıştır:“Bu zât, büyük ve çok âdetleri; hem inadcı, mutaassıb büyük kavimlerden, zahirî küçük bir kuvvetle, küçük bir himmetle, az bir zamanda ref’edip yerlerine öyle secaya-yı âliyeyi ki, dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak vaz’ u tesbit eyliyor.”[16]

Allah’ı,Kur’an ve Rasulullahı takib eden Muhakkik alimlerde aynı yolu takib etmişlerdir:“Kur’anın ince manalarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ülemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır.”[17]

İbadetlerde de amaçlanan budur:“Namaz, kalblerde azamet-i İlahiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlahiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbanîye imtisal ettirmek için yegâne İlahî bir vesiledir.”[18]

Bu tarz bir tesbit bir ihtiyaç ve lüzumdur:“Cenab-ı Hakk’ın emirlerine ve nehiylerine itaat ve inkıyadı tesis ve temin etmek için, Sâniin azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit de ancak akaid ile, yani ahkâm-ı imaniyenin tecellisiyle olur. İmanî hükümlerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrar ile teceddüd eden ibadetle olur.”[19]

            Bugün pozitivizmin hükmettiği,isbatiyeciliğin geçerli olduğu,herşeyin akıl ve kalbe tesbit edildiği bir dönemde böyle ulvi mesele ve hakikatların bundan bîgane kalması düşünülemez.Zira akıl,ilim ve fen de bunu gerektirmektedir:

“Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’an hükmedecek.”[20]

            Batılda olsa bir davanın tesbiti için bunun zihinlere ve kalblere adeta kazınır gibi yerleştirilmesi ve tesbit edilmesi gerekir:“Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzımdır.”[21]

          

                                                                                                          7-5-2002-05-06 /       Mehmet ÖZÇELİK

[1] Sözler.118.

[2] Şualar.101.

[3] Sözler.512.

[4] Lem’alar.89.

[5] Sözler.764,770,780-784,Mektubat.156.

[6] Sözler.751.

[7] Mektubat.220,234.

[8] İşarat-ül İ’caz.105.

[9] Lem’alar.78.

[10] Lem’alar.121,227,Ms.159.

[11] Sözler.213.

[12] Sözler.184,Mektubat.310,316.

[13] Sözler.88.

[14] Sözler.427.

[15] Mesnevi-i Nuriye.232,195.

[16] Mektubat.199.

[17] İşarat-ül İ’caz.8,Emirdağ Lahikası.II/89,Tarihçe-i Hayat.109,222.

[18] İşarat-ül İ’caz.43.

[19] İşarat-ül İ’caz.84.

[20] Emirdağ Lahikası.II/143,192,Tarihçe-i Hayat.90,Hutbe-i Şamiye.27.

[21] Sözler.243,455,Mektubat.204,Şualar.247.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .