RİSALE-İ NUR’DA ŞİRK KONUSU

RİSALE-İ NUR’DA  ŞİRK KONUSU

             Risale-i Nur’da Bediüzzaman hazretleri sürekli iman konusunu işlerken diğer yandan da sürekli şirkin muhaliyetini ve zulüm ve çirkinliğini nazara verir.

Âyette belirtiliş ifadesiyle Allah’a eş ve ortak koşma olan şirk bütün kâinata karşı büyük bir zulümdür.[1]

            Bediüzzaman Hazretleri her vesile ile iman yolunun nihayet derecede kolay olduğunu,şirk ve küfür yolununda imkansız olduğunu gözlere gösterircesine isbat etmiştir.

            Şirkin mesleği Müşkilatlı,Mümteni,binler muhal içinde bulunduğunu bizzat müşahede ettiğini ifade etmektedir.[2]

            Kıyametin kopmasına sebeb şirktir.[3]Çünki kâinat şükür için yaratılmıştır.

İhlas suresi şirki 6 vecihle reddeder.[4]

            Kâinattaki Nizam ve İntizam sinek kanadı kadar şirke yer bırakmamaktadır.[5]

            Zerreden küreye kadar her şey şirki tard ve reddedip,kabul etmek ise tam bir cehalet ve hamakattır.[6]

            Şirk affedilmez büyük bir cezayı gerektirmektedir.[7]

            Bütün şirkler insanda bulunan enaniyetin yani benliğin kötü cihetinden çıkmaktadır.Nefis ve enaniyet kendisinde bir ortaklık tahayyül etmektedir.[8]

            Cehli mutlakta olan enenin rengi ise,şirk ve tatildir.[9]

            Felsefe tarafından beslenen ene,Allah’ın yerine –Aklı evvel-i ikame eder.[10]

            “Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşvünemâ bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel’ eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle adeta ene olur. Sonra, nev’in enaniyeti de bir asabiyet-i nev’iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip, o ene, o enaniyet-i nev’iyeye istinad ederek, şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze eder. Sonra, kıyas-ı binnefis suretiyle, herkesi, hattâ herşeyi kendine kıyas edip, Cenâb-ı Hakkın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder, gayet azîm bir şirke düşer…”[11]

            Bütün kâinatın silsilelerine şirk namına onlara sahib olmaya çalışan şirki iman ve tevhid kuvvetli bürhanlarla tard etmektedir.[12]

            “Nasılki bir gün gelecek, şu müsahhar zemin yüzünün zîneti olan âsâr-ı beşeriyeyi şirk-âlûd, şükürsüz görüp, çirkin bulur. Hâlık’ın emriyle büyük bir zelzele ile bütün yüzünü siler, temizler. Allah’ın emriyle ehl-i şirki Cehennem’e döker. Ehl-i şükre “Haydi, Cennet’e buyurun” der.”[13]

            “…Sinek kanadından tâ semavat kandillerine kadar o derece ince bir intizam gözetilmiş ki, sinek kanadı kadar şirke yer bırakılmamış. Madem bunlar bu derece hilaf-ı akıl ve hikmet ve münafî-i his ve bedahet hareket ediyorlar. Onların tekzibleri seni tezkirden vazgeçirmesin.”[14]

            Kâinattaki tüm güzellikler içerisinde şirkin ne kadar çirkin düşüp,cezayı gerektirdiğini belirtmektedir.[15]

            “Şirk ve dalaletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü zaîf ve âciz beline yükletir.”[16]

            “Ki İsa (A.S.) ya Üzeyr’in, ya melaik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh bâ-gâh…

            Esbabperestî, nücumperestlik, sanemperestî, tabiatperestlik şirkin birer nev’idir; dalalette birer çâh…”[17]

            “Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bab, sekizinci âyeti: “O dahi geldikte; dünyayı günaha dair, salaha dair ve hükme dair ilzam edecektir.” İşte dünyanın fesadını salaha çeviren ve günahlardan ve şirkten kurtaran ve siyaset ve hâkimiyet-i dünyayı tebdil eden Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’dan başka kim gelmiş?”[18]

            “Herbir mevcud, hattâ herbir zerre, eğer kesrete ve şirke ve esbaba ve tabiata ve kendi kendine isnad edilse; o vakit herbir zerre, herbir mevcud, ya bir ilm-i muhit ve kudret-i mutlaka sahibi olmalı veyahut hadsiz manevî makine ve matbaalar, içinde teşekkül etmeli; tâ ona tevdi’ edilen acib vazifeleri yapabilsin. Eğer o zerreler Vâhid-i Ehad’e isnad edilse; o vakit her bir masnu, herbir zerre ona mensub olur, onun memuru hükmüne geçer. Şu intisabı onu tecelliye mazhar eder. Bu mazhariyet ve intisabla, nihayetsiz bir ilim ve kudrete istinad eder. Hâlıkının kuvvetiyle, milyonlar defa kuvvet-i zâtîsinden fazla işleri, vazifeleri; o intisab ve istinad sırrıyla yapar.”[19]

            “İnsan, dalalet ve küfür ile o fıtrî şükrün mahiyetini değiştiriyor; şükürden, şirke gidiyor.”[20]

            Şirkin her türlüsünü,görüneni görünmeyeni,küçüğünü büyüğünü kesip kişiyi kurtaran ihlastır.[21]

            “Nasılki âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi, telvis etmez. Öyle de: Hayal veya fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalaletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri, itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz.”[22]

            “Şirkin hakikatı yok, yolu kapalı, bataklıkta saplanır; hükmü muhal, mümteni’dir.”[23]

            “…Rububiyet suretindeki hâkimiyet, hiçbir cihetle iştiraki ve müdahale-i gayrı kabul etmez. Belki gayet şiddetle reddeder ve şirki tevehhüm ve itikad edenleri gayet hiddetle dergâhından tardeder.”[24]

            “Eğer şirk yolunda müteaddid esbaba ve tabiata havale edilse; nihayet derecede pahalılık içinde, gayet derecede ehemmiyetsiz, san’atsız, manasız, kuvvetsiz olur.”[25]

            “Madem bir hâkimiyet-i mutlaka hakikatı vardır, elbette şirkin hakikatı olamaz.”[26]

            Evet intizam tam bir vahdettir, birtek nazzamı ister. Münakaşaya medar olan şirki kaldırmaz.”[27]

            “İhata etmek bir vahdettir, şirke yer bırakmaz.”[28]

            “Kur’an-ı Kerim, tahliye-i seyyiatı üç mertebesiyle zikretmiştir. Birincisi, şirki terk; ikincisi, maasiyi terk; üçüncüsü, masivaullahı terk etmektir.”[29]

            “Tesir-i hakikînin esbaba verilmesi, bir nevi şirktir.”[30]

            “İzzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.”[31]

            “Sual: Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde ne için kâfirler kabul ediyorlar?

            Cevab: Kasden ve bizzât kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk heva-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkilleşir. İman ise, kasden ve bizzât takib ve kabul edilmekle kalbin içine bırakılır.”[32]

            “Tesadüf, şirk ve tabiat”tan teşekkül eden fesad şebekesinin âlem-i İslâmdan nefiy ve ihracına, Risale-i Nur’ca verilen karar infaz edilmiştir.”[33]

            “Enaniyetten neş’et eden şirk-i hafî katılaştığı zaman, esbab şirkine inkılab eder. Bu da devam ederse, küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, ta’tile yani hâlıksızlığa incirar eder. El’iyazü billah!..”[34]

            “Evet bu tokatlardan pür-şer beşer, şirkten şükre girmezse ve Kur’ana tarziye vermezse, melaike elleriyle de ahcar-ı semaviye başlarına yağacağını, bu sure bir mana-yı işarî ile tehdid ediyor.”[35]

 

                                                                                                                 12-06-2004

                                                                                                          Mehmet   ÖZÇELİK

 

[1] Lokman.13,Sözler.36,Şualar.11.

[2] Sözler.61,160,662,Mektubat.248,254,257,Lem’alar.192,312,324-325.

[3] Sözler.66.

[4] Sözler.164.

[5] Sözler.173,Lem’alar.312-313,320.

[6] Sözler.606-608,790,Lem’alar.431.

[7] Sözler.195,Lem’alar.325.

[8] Sözler.242,537.

[9] Sözler.538.

[10] Sözler.540,542.

[11] Sözler.242.

[12] Sözler.276.

[13] Sözler.170.

[14] Sözler.389.

[15] Sözler.429.

[16] Sözler.632.

[17] Sözler.687,Mesnevi-i Nuriye.85,175.

[18] Mektubat.169.

[19] Mektubat.255.

[20] Mektubat.365.

[21] Mektubat.450,456,Lem’alar.165.

[22] Lem’alar.75.

[23] Şualar.15.

[24] Şualar.19.

[25] Şualar.25.

[26] Şualar.152.

[27] Şualar.163.

[28] Şualar.168.

[29] İşarat-ül İ’caz.40.

[30] Age.95.

[31] Mesnevi-i Nuriye.10,33.

[32] Age.78.

[33] Age.181.

[34] Age.185,200,Emirdağ Lahikası.1/15.

[35] Emirdağ Lahikası.1/231.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .