RİSÂLE-İ NURDAKİ TERİMLER VE MÂNALARI

                   RİSÂLE-İ NURDAKİ TERİMLER VE MÂNALARI

          -AKREBİYET – KURBİYET : Akrebiyet;Güneşin gözümüzün içerisine kadar girmesiyle bize bizden daha yakın olması gibi,Cenab-ı Hakkın da bizlere bizden daha yakın olmasıdır.

            Kurbiyet ise;İnsanın kendi çaba ve gayretiyle Allah’a olan yakınlığı. Bunlar aynı zamanda Allah’a gidiş yolları olup,birincisi Sahabelerin mesleği olup,onlar o yolda gitmişlerdir. İmam-ı Rabbaninin de ifadesiyle,ahir zamanda da Mehdi ve İsa’da aynı mesleği takib edeceklerdir. İkincisi ise,Velilerin mesleği ve süluk tarzıdır.

            Birincisi kısa,kolay,tehlikesiz,meşakkatsiz ve ulvi olup,ikincisi,uzun,tehlikeli ve meşakkatli bir meslektir.

         LÂ-YI İLLİYYİN : İnsanın kendisine Allah’a kul ve muhatab olmak üzere verilen kabiliyet ve istidatlarını kullanarak cenneti ve Allah’ın Cemalini netice verecek bir şekilde,önünde açılan sonsuzluk yolunda yükselmesi.

ALEMİ ŞEHADET : Alem,delil demektir. O halde iç ve dış,görünen ve görünmeyen her şey Allah’ın varlığının birer delilidir. Gördüğümüz şu alem O’nun varlığını gösterdiği gibi,görmediğimiz ancak Peygamberlerin ve Kitabların bahsettiği alemler de her biri birer delildir.

ARŞI AZAM : Allah’ın varlığını bir ayine olan kal de bir arşdır. Allah orada tecelli ve tasarrufta bulunur. Arşı azam ise,umum varlıkların ve alemlerin tasarruf yeridir.

ÂSÂR – I RAHMET VE İNAYET : Varlıklarda Allah’ın rahmetinin bir belirti ve eseri olmasaydı;arslan yavrusuna şefkat etmez,anne yavrusunu bağrına basmaz,toprak bitkinin,bitki hayvanın,hayvan insanın yardımına koşmazdı. Kafirler bir avuç su bile içemezlerdi. Allah insandan rahmet ve yardımını çekecek olsa,insanın hali nice olur? Bütün kainat ona düşman olur ve onu boğardı.                    

AVÂLİM-İ UHREVİYE : Cennet ve tabakaları,cehennem ve tabakaları,kabir,haşir,misal alemi,ve on sekiz bin ayrı ayrı alemler ki,her bir insan bile başlı başına bir alemdir. İmanın esas ve hedeflerinden olan ahiret alemi.

                          ÂYÂT-I TEKVİNİYE : Bir memlekete gelen büyük çaptaki bir mal nasıl ki ancak oranın en zenginine ait olacağını,her dengin üzerindeki mühür de ona ait olduğunu gösterirse,onun gibi de;Kainatta var olan her şey,sadece gözünün gördüğüne inanan ve gözlü olan herkese Allah’ın varlığını okutan ve gösteren bir delildir..          

                          – BAHRİ BELAĞAT : Su hayata hayat ve kaynak olduğu gibi,su misal ayetlerin damlalarından oluşan Kur’an denizi de hayata hayat olup,tümüyle rahmet olmakta,düştüğü yerde hayat fışkırmakta,düştüğü kalbi güzel üslubuyla yakıp,mest etmektedir.    

                          BAHRİ MUHİTİ HAVA-İ VE ESİRİ : Hava alemi veya maddenin en küçük parçası olan ve her şeyin kendisinden yaratılmış olduğu esir maddesi bir okyanus olup,varlıklar ise balığın denizde yüzdüğü gibi o hava ve esri okyanusunda yüzerler.

                          BELAĞAT – I KUR’ ANİYE : Kur’anın;kısalık-uzunluk gibi çeşitli meselelerde gereksiz ifadelerden uzak olarak yerine göre,hale uygun olarak ifade ve açıklamada bulunması.

                          -BÜRHAN –I HAKİKAT : Kur’an hayal ve hurafelerden uzak olarak,hakikatlardan bir araya gelmiş başlı başına bir delildir.  

                          CEM’İYATI HAYRİYE : Toplumu birbirine yakınlaştıracak,insanları birbirleriyle kucaklaştırmaya ve güvene sebeb olan hayır kurumları.  

                          – CİNAYETİ ÂMME : Umum mahlukatın hukukuna tecavüz. Küfür ve inkar varlıkların Cenab-ı Hakka yaptıkları tesbih ve ibadetlerini örttüğü ve reddettiği için,Allah’ın ezeli ve ebedi olan isim ve sıfatlarını küfrüyle gizlediğinden ebedi bir cinayet işlenmiş olup,ebedi cezayı hak etmiş olmaktadır.  

                          DAİRE –İ İMKAN, VÜCUD ; MÜMTENİ’ : İmkan;Allah’ın dışında yaratılan her şey. Olması da olmaması da mümkün iken Allah’ın inayetiyle ve iradesiyle var edilen varlıklar. Mütesaviyüt-tarafeyn.olması ile olmaması mümkün olan.

                          Vücub;olması kesin olup,zıddı olan olmamak ve olmaması düşünülemeyen Allah. Mümteni’ ise;Olması mümkün olmayan,yok olup,varlığa çıkmayan.  

                          – ECZA- İ ASLİYE – ZERRAT – I ESASİYE :       Bir binanın boya ve sıvalarının değişmesine rağmen,o binanın temelini oluşturan ve ayakta tutan taşları nasıl sabit kalıp değişmiyor ise,öyle de,her sene vücudunu değiştiren ve altmış senede altmış insan olan bir insan –ki hepsi de küçüklüğünden büyüklüğüne kadar farklı farklı olması- ahirette temel zerre ve parçaları üzerinde en mükemmel olarak yaratılacaktır.  

                          EMRİ KÜN – FEYEKÜN : Cenab-ı Hakkın –ol- demesiyle,irade edip dilediği bütün varlıkların bir anda hemen var olmaları. Bir komutanın –arş- emri ile bir bin fark etmeksizin bütün askerin hepsini birden,bir anda hareket ettirmesi gibi.,Allah’ın da yaratması bir emir olan –ol- emri iledir.  

                          – EHLİ FEN : Sadece akli duygularını aydınlatmış,aklıyla hareket eden,onu onaylayıcı kalbi ve dini ilimlerden mahrum,maddi ilimlerle uğraşanlar.  

                          EMANETİ KÜBRA : İnsanın mükellefiyeti,İman,Kur’an,İslamiyet,akıl. Bunlar neticesinde ya ebedi hayatı kazanmak veya kaybetmek ile karşı karşıya kalma durumudur. Bir hizmetçinin sorumluluğu az olduğundan,mükafat ve cezası da azdır. Ancak bir cumhurbaşkanı için mükafat da büyük,ceza da… İnsanı diğer varlıklardan ayıran ayırıcı fark…

                          – ESFELİ SAFİLİN : İnsanın bütün duygularıyla sukut edip,cehennemi netice verecek şekilde,cansızlardan da daha aşağı bir duruma düşmesi. Elmas olmaya namzed iken,kömür seviyesizliğine düşmesi.  

                          FELASİFE-İ ABESİYYUN : Her şeyin boş,sahibsiz,gayesiz,amaçsız,lüzumsuz olarak yaratıldığını düşünen,aklı gözüne inmiş,akıl-kalb-vicdan-ruhuna itimat etmeyip hayvan gibi sadece gördüğüne inanan felsefeciler.  

                          FELSEFE-İ SAKİME : Kafa feneriyle hareket eden,sönük görüşlü,hakikatın yolunu şaşırmış,yanlışlıkla şifa dağıtan hasta ve hastalıklı felsefe. Karanlık adamı,karanlıktaki adam. İslam güneşinden mahrum,karanlıkta araştırma yapıp,bulduğu derdi deva olarak sunan akım. Kendisini tedavi etmekten aciz bir meslek.  

                          – FENNİ BEYAN VE MAÂNİ : Edebiyattaki hakikat,teşbih ve güzel söz ve yazı ilmi. Herhangi bir meseleyi izahta edebiyatın bilinen ve bilinmeyen bütün inceliklerini kullanarak ifade etmek.  

                          HAKÂİK-I GAMIZA –İ İLÂHİYE : İnsanın kendisine ait sırları olduğu gibi,Allah’a ait gizli hakikat ve sırlar da vardır. Bunlar kader ve ilim olup,bir kısmı Kur’an-da bulunmakta,ahirette de bütün berraklığıyla açığa çıkacaktır.  

                          – HAKÂİK-İ SÂBİTE : Tağayyür ve değişmeye maruz kalmayıp,sabit ve doğru hakikatlar.  

                          HAŞRİ İSTİB‘AD : Her sene yer yüzünün ve bütün varlıkların diriliş ve yaratılışını gören insanın,öldükten sonra tekrar bir bahar kolaylığında dirilişini dar aklına sıkıştıramayıp,uzak görmesi.  

                          – HİKMETİ İMHAL : Allah imhal eder,ihmal etmez. Allah insana yaptıklarından dolayı bir mühlet ve süre tanır,ta ki kul tevbe ile ondan vaz geçsin. Ancak bu imhal etme,insanın yanına kar kalma anlamına gelmez.  

                          – HİKMETİ KUR’ ANİYE : Kur’an-ın,her şeyin nedenini,niçinini,kısaca var oluş,yaratılış gayesini ve hedefini akla ve kalbe uygun olarak izah edip,hakikata ve her şeyin sırrını bilmeye götüren ilim. Kur’anın her şeyin üzerindeki sis,gaflet ve dalalet perdesini kaldırıp keşfederek hakiki hakikatı göstermesi,bulması.  

                          – HİLAFETİ ARZİYYE : Kendisine yüklenen yükten dolayı yeryüzünde seçkin ve seçilmiş kılınan,her şeyin kendisine hizmetkar kılındığı,kendisinin de yaratıcısına iman ve ibadetle sorumlu kılınıp,tasarrufa memur,geniş yetkilerle donatılmış yeryüzünün efendisi olan insan.

                          – HİLKAT ŞECERESİ : Kainat bir ağaca benzetilirse,insan onun meyvesidir. Zira ağaç meyvesi için ekilir. İman ve ibadetler de insanın meyvesidir.

                          – HUTBE-İ EZELİYE : Allah’ın zatı ezeli olduğu için,insanlarınki gibi sonradan olmadığından,insanı yaratmayı irade ettiği gibi,onunla konuşmayı da ezelde irade etmiş ve konuşmuştur. Kur’an-da,ezelde hazırlanan ve irade edilip yapılan bir konuşmadır.

                          – HÜCRE- İ TALİM VE HİDAYET : Eğitim,öğretim ve hidayete beşiklik yapan oda ve ev. Boş şeylerin konuşulmadığı,marifet ve imana vesile olacak ilimlerin konuşulduğu yer.

                          – İBADETİ TEFEKKÜRİYE : Tefekkür kabalığın değil,ince olan fikrin mahsulüdür. Kılı kırk yarmadır. İman ve Kur’an-a dair bir anlık düşünme,bir sene nafile ibadete denk tutulmuştur. Bir dalgıç maharetiyle düşünme ve düşüncede derinliğine dalıp,yüzde ve yüzeyde kalmamak. Hakiki hakikata varıncaya kadar bütün kalın ve ince perdeleri aralamak ve kaldırmak.    

                          – İCABİ – IZTIRARİ – SUDÙRU GAYRİ İHTİYARİ : Cenab-ı Hakkın yaratmasında,yaratmasını gerektirecek zorlayıcı,iradesinin dışında bir gelişme ve meydana gelme söz konusu değildir. O dilemedikçe,irade edip istemedikçe hiçbir şey var olamaz.

                          – İNSANİYETİ KÜBRA : Gerçek insanlık İslamiyetle olur. İslamiyetsiz insanlık,insanlık değil,vahşilik ve canavarlıktır. Başkasını yutmakla beslenir. Hakiki insanlık olan İslamiyet ise,selamet ve emniyet olup,insanlık onunla beslenir.

                          – İLTİFATAT-I EBEDİYE-İ RAHMANİYE VE HİTABAT-I EZELİYE-İ SÜBHANİYE : Allah lütfuyla bizlere iltifat etmiş ve kendisine yönelenlere de ebediyyen yönelecek ve ilgilenecektir. Ve insanla ezelde konuşmuş,onu –tabiri caizse- adam yerine koyup,muhatab kabul etmiştir. Kur’an-da,hayvanlara hitab edilip de,ey hayvanlar veya ey bitkiler denilmeyip,ey insanlar,denilerek,insanla konuşulmaktadır. Âyette:Eğer biz bu Kur’an-ı dağlara indirseydik,dağlar Allah korkusundan param parça olurdu.”[1] Böyle ulvi bir hediye insana nasib olmuştur. Bir üst rütbelinin veya bir cumhurbaşkanının kendisiyle birkaç dakikalık konuşmasını ömür boyu bir hatıra olarak saklayıp,her yerde söyleyen bir insan,Allah’ın kendisiyle konuşmuş olmasını düşünmelidir.

                          – İSTİDRAC – MEKRİ İLAHİ : Keramet,mü’mine Allah’ın bir ikramı olup onun derecesini arttırırken,istidrac, kafirin gösterdiği üstün bir şeyi kendisinden bilerek küfrünü arttırması. Firavunun atıyla sarayın penceresinden girmesi,leninin halkın üzerinde uçarak konferans vermesi, Deccalın sol gözündeki manyetizma ve tesiri ile insanları kendilerine celb ve cezbetmeleri. İlahi bir ceza,onları aldatan ve hilelerini boşa çıkartan ilahi bir hiledir.

                          “Onlar hile yaptılar,Allah’da hile yaptı. Allah hile yapanların hile ,oyun,komplo ve oyunlarını boşa çıkarmada en hayırlı ve güçlü olanıdır.”[2]

                          -İSTİFHAMI İNKARİ –İ TAACCÜBİ : Her hangi bir meseleyi inkar edenin inkar etmesine karşı hayretle,soru ile karşılıkta bulunmak. kainatı boş ve yaratıcısız zannedene,hayret ve şaşkınlıkla,öyle mi zannediyordun?demek gibi,hayretle karşılamak.

                          – KADİRİ KAYYUM : Her şeyin kendisinin varlığıyla ayakta durduğu,kudreti sonsuz güç sahibi olan Allah. Kudret sonsuz olunca, az-çok,küçük-büyük birdir.

                          – KASASI KUR’ANİYE : İnsanların ibret,ders almaları ve Peygamberlere verilen mu’cizelerin benzerlerini yapmak üzere Kur’an-da anlatılan peygamberlerin hayat hikayeleri.

                          – KEREM : Her hangi bir karşılık beklemeden iyilikte bulunmak. Karşılıksız olarak ikram etmek. İhsan ise;teşekkür de olsa bir karşılık bekler. Allah’ı görür gibi ibadet etmeyi gerektirir. Biz O’nu görmesek de,O’nun bizi gördüğünü bilmektir.

                          – KİTABI KEBİRİ KÂİNAT : Allah’ın iki tarzda kitabı vardır: Biri;çeşitli şekillerde bir ressam maharetiyle çizilmiş şu büyük kainat kitabı ki,her bir parçası bir kitab oluşturmaktadır. Bütün ilimlere kaynaklık etmektedir. Diğeri ise,Kelam sıfatından gelen,peygamberlere gönderilen sözlü kitabıdır.

                          – KİTABI SEMAVİ : Yağmur nasıl ki gökten inip insanlar için bir rahmet ise,Kur’an-da akıl-kalb ve ruhlar için gökten indirilmiş bir rahmet kitabıdır.

                          – LEM’A-İ İ’CAZ : Gökyüzü parlayan yıldızlarıyla nasıl ki insanı hayran bırakıp,taklidini yapmaktan insanı aciz bırakırsa,bunun gibi de;Kur’an-da parlayan yıldız misal ayetleriyle benzerini yapmaktan insanları aciz bırakıp,parlaklığını göstermektedir.

                          – MAARİFİ İLÂHİYYE :Kur’an,Allah’ı bilmeye ve tanımaya insanı sevk eden ilahi marifet kaynağıdır. O’nu tanıtır. Zira bilmek ayrıdır,tanımak ayrıdır. herkes İstanbulu bilir,ancak herkes İstanbulu tanımaz veya farklı derecelerde bilir ve tanır. Şeytanda Allah’ı bilirdi,ancak kalbde marifet ve tanıma olmayınca,imanda olmadı. Kur’an marifeti arttırır.

                          – MAHŞERİ ACAİB : Acib ve garib bir şekilde bütün varlıkların,mahlukların bir araya gelerek bir anda toplanmaları…

                          – MAHZENİ MU’CİZAT VE MU’CİZE-İ KÜBRA : Peygamberimiz peygamberliğinin delili olarak binlerce mu’cize göstermiştir. Umumunun aslı ve kıyamete kadar devam edecek olan mu’cizesi ise Kur’an-dır. Birincisi,kendi asrındakiler için,Kur’an ise;hepsini içinde toplayan (ayı ikiye bölmesi,parmaklarından suyun akması)[3] ve Allah tarafından tasdik edilerek kıyamete kadar gelecek olan insanlar için bir mu’cizedir.

                          – MÂİDE-İ SEMÂVİYE : Musa (AS) kavmi olan İsrailoğullarına,Allah onların sofralarına gökten kudret helvası ve Bıldırcın eti gönderdiği gibi,[4]Kur’an sofrasıyla da maddi ve manevi duyguları doyuracak uhrevi,cennet misal yiyecek ve içecekleri Kur’an sofrası içerisine serip insanların istifadelerine sunmuş,ondan faydalananın dünyasını cennete çevirmiştir.

                          – MERÂTİBİ KÜLLİYE-İ ESMÂİYE : Cenab-ı Hakkın bütün isimlerine mazhariyette yükselip,en büyük insanlık rütbesine ulaşma.

                          – MENFİ MİLLİYET : İnsanları birbirine bağlayan bağın ırki olup,ırkına göre değerlendirmek. Oysa İslamiyet bu bağı esas almayıp keser,birbirine bağlayan bağın din olduğunu ifade edip,onun yerine tesis dini eder. Böylece masum ve mazlumları zalimlerin zulmünden kurtarıp,birleştirici özelliğiyle halkayı daraltmaz,geniş tutmuş olur.

                          – MENSUCATIN DESTGÂHI : Kainat bir tezgah gibi;ahirete,cennet ve cehenneme malzeme dokur. Nasıl ki mahir bir ustanın yaptığı eserde ilmi,mahareti maddi olarak eserinde görüldüğü gibi,alemler de Cenab-ı Hakkın isim ve sıfatlarının maddi şekilde dokunduğu bir fabrika ve tezgahtır. Cemal ve Rahmeti cennete malzeme istediği gibi,Celal ve Kahhariyeti de cehenneme malzeme istemektedir. İsim ve sıfatlar eşyayı dokur.

                          – MUARAZA –İ BİLHURUF : Kur’an-a;Edebiyat,söz,davasının haklılığını medenice isbat etmek için ilim,hikmet ve kitabla karşı koyma.

                          – MUARAZA – BİSSUYÙF : Davasını mantıki yönden isbat edemeyenlerin kaba kuvvete,kılınç ve silaha baş vurarak,hakla değil,kuvvetle karşı koymaya çalışmaları.

                          – MU ’ ZAT-I KUR’ANİYE : Kur’an-ın;gerek insanda onun benzerini yapma kabiliyetinin olmayışı gerekse de Allah tarafından müsaade edilmediğinden (Musa peygamberin Tur-i Sina-da Allah’ı görmeye tahammül edememesi gibi)[5] lafız ve mana yönünden harika olup,benzerinin yapılmaması ve yapılamaması…

                          – MU ‘ CİZE-İ BÂKİ : Allah’ın kelamı ezelden geldiğinden ebede gidecektir. Allah ezeli olduğu gibi,kelamı da ezeli ve ebedidir. Kur’an-ın harikalığı da ezeli ve ebedidir.

                          – MUZAAF   RİBA : Faizi misliyle ve kat kat haksız yere yeme.[6] Millete ait milli serveti kendine tahakküm vesilesi yapıp,yemesini başkasının çalışmasına bağlayarak,asalak gibi başkasının kanını emerek beslenme.

                          – MÜSEYLİME-İ KEZZAB : Peygamberimiz zamanında peygamberlik iddiasında bulunan ve Peygamberimizin amcası Hz. Hamza’yı öldürüp daha sonra müslüman olan Vahşi tarafından öldürülmüştür. Kur’an-ın ayetlerine benzer yapmaya çalışıp,bütün aleme maskara olmuştur. Benzer yapmaya çalıştığı Karia suresi ki,kıyametin dehşetinden bahsederken o,bir fili tarif edip kuyruğunun kısalığından ve hortumunun uzunluğundan söz eder. (El fi’lu melfi’lu vema edrakemel fi’lu. Vema hortumu tavilun,vezzenbu kasirun.)

                          Kevser suresine de benzer yapmaya çalışır. (İnna A’teyna kel ak ak ,fesalli li rabbike vak vak,inne şanieke hüvel ahmak.) Ayette;Peygamberimize verilen Kevserden,Rabbisi için namaz kılmasından ve kendisine soyu kesik diyenin asıl soysuz o olduğunu ifade ederken,sahtekar Müseylime ak-akdan,vak-vak-dan bahsedip,sana soyu kesik diyen işte odur ahmak,diyerek,bu sözüyle de kendisini ahmak yerine koymuş,başda hanımını kendisine güldürmüş olmaktadır. Eynes sera,mines-süreyya.

                          Kur’an-ın yıldız gibi parlayan ayetleri nerede,bir sahtekarın düzmece,sönük sözleri nerede?

                          – NAZMI   CEZALET : Kur’an-ın;inci gibi dişlerin dizilişinden,tesbih tanelerinin dağılmadan düzenli sıralanışından,mimari bir şaheserde birbirine destek veren taşların sıralanışından,mükemmel bir kitabın harflerinin,kelime ve cümlelerinin bir araya gelişinden daha mükemmel,akıcı bir üslubla dizilmiş olması.

                          – NEŞ’E-İ UHRA : Yokluktan yaratılan insan ve varlıkların sonradan daha mükemmel,ahirete layık bir şekilde yaratılması ki,birincisinden daha kolay olacaktır. Zira yokluktan değil,var olup dağılan hücrelerin bir araya getirilmesidir. Allah’ın kudretine hiçbir şey zor değildir. Mesela:Dünyanın çeşitli yerlerinden toplanan taşlarla yapılan bir ev,yıkıldıktan sonra tekrar yapılması daha kolay olacaktır. Türkiye’nin her tarafından toplanan askerlerin uzun bir eğitimden sonra istirahat için dağılıp tekrar toplanmaları,önceki toplanmadan daha kolay olacaktır. Yokluktan çıkıp,ruhlar alemine uğrayarak,dünyada elbisesini giyen bu insanın oluşan hücrelerinin dağılmasından sonraki bir araya gelişi kolay olacaktır. İsrafilin sura üfürmesiyle toplanacaklardır.

                          – NEŞ’E – İ ÙLA : İnsanın ve varlıkların ilk yaratılışları. Bu varlıklar hiçlikten yaratılmıştır. Her başlangıcı olanın bir sonu,her sonu olanın da bir başlangıcı olduğu gibi,madde ve varlıklar da sonradan yaratılmış ve insan her şey olabilirken bir damla sudan kan pıhtısına,oradan et ve kemikten bir insan suretine çıkarılmıştır. Başlangıç da modelsiz olarak yaratılan bu insanın,model ortada olup,tekrar bir araya getirilerek yaratılması birincisinden daha kolay olacaktır. Allah’ın kudreti açısından ise, hepsi birdir.

                          – NEŞRİ SUHUF : Ahiret gününde,hesaba çekilecek olan insana hayatı boyunca yapmış olduğu,aldığı nefese varıncaya kadar,bütün her şeyin yazılı olarak bir sahifede bulunması.[7] Bilgisayar disketi veya kamera gibi. Bir tohum ve çekirdeğin ağaç olup,meyve verinceye kadar tüm gelişmeleri onun birer açılmış sahifesidir.

                          – PERDE-İ CÜMÙDU TABİAT : Gaflet veya dalalet sebebiyle tabiatın kalın ve katı perdesi altında olup,hakkı göstermemektir.

                          -RAHMETİ VÂSİA-İ MUHİTA : Hiçbir şey Allah’ın rahmetinin dışında olmayıp,rahmeti umumu kuşatmıştır. Varlıkların var olmaları onun rahmetinin bir delilidir. Allah’ın zatının dışı olmadığı gibi,rahmetinin de dışı ve sonu yoktur.

                          – RİKKATİ CİNSİYE : İnsanın insan olmak hasebiyle kendi cinsinden olan diğer insanlara karşı şefkat edip acıması.

                          – RUBÙBİYETİ MUTLAKA : Cenab-ı Hakkın sınırsız olarak bütün varlıkları,kendilerine layık ve münasib bir şekilde şekillendirmesi,düzenlemesi,maddi ve manevi yapılarını terbiye etmesi. Arslan ile koyunu,insan ile bitkiyi,canlı ile cansızı ayırarak uygun biçimde terbiye etmesi.

Rububiyet dairesi ubudiyet dairesine göre iş görmekte,sanatın hüsnüde tefekkür ve istihsana göre güzelleşmektedir.(Bak.Mesnevi.206)

Cenâb-ı Hakka lika,rıza ve rü’yetin lezzeti,Rububiyetteki terbiye ile tahakkuk edecektir.

Her şey Rububiyetin süzgecinden süzülmektedir: icad-vücud-hayır-müsbet-fiil.

-şuunat+temessülat+ünvanlar+zuhurat+tasarrufat+rububiyet…(Bak.Sözler.239.)

                          – RÜ’YETİ CEMÂLULLAH : Mü’minlerin cennette bizzat kafa gözleriyle Allah’ı görmeleri.

                          – SAFÂYI KALB VE TEZKİYE-İ NEFS : Kalbin bütün kirlerden uzak,saf ve berrak olması,nefsin de günahlardan temizlenmiş,terbiye ve teslim olmuş olması. Böyle bir kalb,hakikatı yansıtıp,Allah’a kirsiz olarak tam bir ayine olup,berrak olması,onun varlığını kavrayacağı gibi,nefsi de Allah’ı bulmasına ve varmasına bir kamçı olup,felaha erecektir.

                          – SALTANATI ÂMME-İ SÜBHANİYE : Cenab-ı Hakkın bütün kainatı kuşatan güç ve kuvvet sahibi oluşu.

                          – SEHLİ MÜMTENİ’ : Kur’an-ın söyleniş,okunuş ve ezberlenişinde bir kolaylık olup,her tabaka ondan kolayca istifade etmekle beraber,benzerini yapmakta ve yazmakta zorluk çekmesi,yapamaması.

                          – SEMERE-İ SA’Y : Her çalışmanın müsbet veya menfi yönde bir neticesi olacağı,hiçbir şey karşılıksız kalmayacağı gibi,çalışmanın da meyvesi durumunda bir neticesi olacaktır.

                          – SİKKE-İ İ’CAZ : Nasıl ki her bir malda kime veya hangi devlete ait olduğuna dair bir mühür var olup,onu gösterir. (Made in Turkey,Made in Japon gibi) Kur’an-da her yönüyle Allah’a ait olduğunu üzerindeki harikalık,benzersizlik mühürüyle göstermektedir. Zira kıymetli bir şey sahibsiz ve ortada farzedilemez. Elbette birine ait olduğunu gösterir. İşte Kur’an-da her yönüyle Allah’a ait olduğunu göstermektedir. (Made in Allah)

                          – SİLSİLE-İ BERÂHİN : Kainat zincirleme olarak Allah’ın varlığını gösteren delillerle doludur. Yani,Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri sayısınca ve zerrat adedincedir.

                          – SİYÂK – SİBÂK : Kur’an-ın başından sonuna kadar,âyet ve sûrelerinin aralarında,geliş ve gidiş itibariyle sıkı bir ilginin olması,bir kopukluğun olmaması,bir boşluğun görülmemesi.

                          – ŞEKÂVETİ EBEDİYE : Ebedi şikayeti,âh vâhı netice verecek olan cehennem hayatı. Çünkü insanın hayatının neticesi,ya ebediyyen memnunluğu kazandıracak bir cennet hayatı veya bitmeyen bir ceza ve zindan hayatı olacaktır.

                          – ŞUÙNU İLÂHİYE : Kainatta her an meydana gelen doğum-ölüm-gece-gündüz gibi- her şey,Allah’ın işi olup,onun tarafından oldurulmaktadır.

                          – TAADDÜDÜ EZVAC : Birden fazla kadınla evlenme.[8] İslamiyet bunu emretmemiş,buna müsaade etmemiştir. Ta ki fuhşun yolları tıkansın. Bunu adalet şartına bağlamıştır.[9] İslamiyet birden dörde çıkarmamış,belki on-yirmiden dörde indirmiştir. Şimdiki medeniyet ise,bir deyip,gayrı meşru yirmi-otuz kadarla evlenmenin önünün de açılmasına sebeb olmuştur. İslamiyet kadını himaye etmiştir.

                          – TALİMİ ESMA : [10]İnsanı diğer varlıklardan ve meleklerden üstün kılan sebeb,kendisine varlıkların,eşyanın isminin öğretilmesi,ilmin verilerek o ilimle marifetin kemaline ve zirvesine çıkmasıdır. O şuur ile her şeyin mahiyetini ve hakikatını bilir,anlar ve düşünür. Değil insanların başka varlıklara,insanların insanlara bile hakimiyeti ilim ile,bilgi iledir. Onun ile devletlere boyun büktürür.

                          – TASARRUFATI RABBANİYE VE İCRAATI RABBANİYE : Bir hareket ve bir oluş,bir icraat,elbette onu evirip çevireni gösterdiği gibi,bu kainatta daimi olarak meydana gelen faaliyetler de,denge ve düzen de,onu yapan Allah’ı bütün açıklığıyla göstermektedir.

                          – TECELLİYATI İLÂHİYE : Cenab-ı Hakkın bütün sıfat ve isimleriyle bütün varlıklarda görülerek tecelli etmesi olup,güneşin hiçbir şey kendisinden gizli kalmayarak her şeyde ayrı ayrı görülmesi,kömürün onunla siyahlığını gösterdiği gibi,altında yapı ve kabiliyetindeki düzgünlükten dolayı parlaklığını göstermesi misali;Allah’ın da Celal ve Cemaliyle,Rahman ve Rahim isimleriyle bütün varlıklarda ortaya çıkması. Zatında mükemmel olan hazinenin ortaya çıkması gibi,varlıkların Allah’a ayinelik yaparak,O’nu göstermeleridir.

                          – TEDBİRİ ULUHİYYET : Bir okul idaresiz ve idarecisiz olmayacağı,bir vilayet valisiz,bir devlet idarecisiz olması mümkün olmadığı gibi,bu alemde ilahi bir idare,tedbir ve düzensiz ve düzenleyicisiz olması mümkün olmadığından,her şeyde bu idarenin belirti ve nümunesi görülmektedir.

                          – TEMAŞAGÂHI SAN’ATI İLÂHİYE : Dünya,Cenab-ı hakkın mükemmel sanatlarını tesbih,tekbir,tahmid ve tehlil ile temaşa edip seyretmek üzere yaratılan bir sergi yeri,bir müze,bir Pazar yeri gibidir.

                          – TENVİNİ TENKİRİ : Arapça’da gramer olarak olumsuzluğu ifade eden tenvin,iki üstün,iki ötre ve iki esre. Meçhullüğü ifade eder.Tersi marife olup,elif lam takısıdır.

                          – TESHİRİ AKIL VE İZ’AN : Kur’an-ın akıl ve kalbleri –inanmayanı da dahil olmak üzere- huzurunda boyun büktürüp,kendisine secde ettirmesidir.

                          – TEŞAHHUSAT : Varlıkları birbirinden ayıran farklı özellikler Allah Ferd ve Ferid isminin gereği her bir varlığı ayrı bir şahsiyet ve özellik de yaratmış olup,zahiri benzerlik içerisinde ayırıcı bir özellik içerisinde yaratmıştır. Mesela yağan kar tanelerinin hiç birinin birine benzememesi,insanların simalarında birbirinden ayrı farklılıklar.

                          – UKÙLÜ AŞERE : Bazı sapık felsefecilere göre başta bir akıl farzedilerek o akıl başkasını silsile halinde,başkası da başkasını yarattı diyerek Allah’ın yaratmasını inkar edenler. Bir ilahı kabul etmeyen bu insanlar,binlerce ilahı kabul etmek zorunda kalarak,her bir varlığa bir ilahlık vererek erbabul enva gibi Allah’a şirk koştular.

                          – ULÙHİYETİN AZAMETİ HAŞMETİ : Her şeyde Allah’ın büyüklüğünün görülmesi. En büyük olan şeyden,O daha büyüktür.

                          – ULÙMU KEVNİYE : Kur’an insanın şahsi hayatına ait bilgi ve kanunları koyduğu gibi,kainata ait ilimleri de –fizik-kimya gibi- ortaya koymuştur.

                          – VAHİDİ EHAD : Her şeyde Allah’ın birliğinin ve tekliğinin görülmesi. Umum kainatta birden görülmesi Vahidiyetini,yani güneşin bütün yer yüzünü ve deniz yüzünü kaplaması ve kapsaması gibi. bir de ayrı ayrı,hususi,her bir varlık da tek tek görülmesi ve tecelli etmesi de Ehadiyetini yani,güneşin her bir varlığı ayrı ayrı aydınlatıp,her bir damla su da parlaklığını göstermesi gibi.

                          – YEVMİ FASIL : Her şeyin gün yüzü gibi açıkça,bütün çehresiyle,gerçek yüzüyle ortaya çıktığı gün olan ahiret günü.

                          – ZEMZEME-İ KUR’AN : Davud (AS) Tevratı okuduğunda güzel ses ve sedasından dolayı bütün varlıklar mest olur,onu hayranlıkla dinlerlerdi. Kur’an-da,güzel nağme ve okunuşuyla kalbin derinliklerine kadar uzanarak kulağın bütün inceliklerine hoş gelmesi. Yani,dil lezzetleri tatmak için,Kulak da Kur’an-ı dinlemek içindir,desek,mübalağa yapmamış oluruz. Onunla hakiki lezzetini alır.

14-4-1992

MEHMET   ÖZÇELİK

[1] Haşir.21.

[2] Al-i İmra.54,bak.İbrahim.46,Neml.50,Enfal.30,A’raf.99,ra’d.42,Yunus.21.

[3] Kamer.1,Enfal.17.

[4] Bakara.57,A’raf.160,Taha.80.

[5] A’raf.143.

[6] Al-i İmran.130.

[7] Tekvir.10.

[8] Nisa.3,Ahzab.50.

[9] Nisa.3,129,Ahzab.50.

[10] Bakara.31,33.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .