RİSALE-İ NUR’DAN TAHLİL VE HÜLASALAR

RİSALE-İ    NUR’DAN    TAHLİL  VE   HÜLASALAR

            Üstad Bediüzzaman Said Nursi çok yönlü bir şahsiyet.Kendi bu külli şahsiyetinde tek bir noktayı toplamış,özetlemiş ve yansıtmıştır;İman hizmeti.

            Hizmetlerin şahı ve padişahı olan bu imanda terakki ile marifetullahda yükselişi sağlamıştır.Zira bir açının merkezindeki farklılıklar çevresindeki büyüklüğü de otomatikman arttırmış olacaktır.

            Üstad gerek hizmetinde gerekse eserlerinde asla şahsını nazara vermemiş,şahsına aid bahislerden ziyade,hizmet-i Kur’aniyeye aid kısımların neşredilmesini esas almıştır.Şimdiye kadar gelmiş ve geçmiş bütün üstadlardan temel farkı burada yatmaktadır.

            Dünyayı değil,ukbayı hedef almıştır.Öyleki dünya terekesi 200-300 lira tutan birkaç eşyadan ibarettir.

            Ortaya koyduğu tüm hakikatlar asrın fehmine uygun hakikatlardır. İmani, islami,içtima-i,tarihi,fıkhi her alanda,Umumül Belvâ denilen şimdiye kadar çözülememiş meselelerin çözümünde ikna edici,isbat edici,temsillerle en zor meseleleri kolayca akla yaklaştırıcı beyanlarla izahda bulunmuştur.

            Bediüzzaman gerek kendi bulunduğu asır olan 12. asrın gerekse de kendisinden sonra gelecek olan asrın müceddididir.

            Felsefe ile din ilimlerinin ittifakını esas almış,asırlardır birbirleriyle neredeyse kavgalı olan akılla kalbi barıştırmıştır.Barış,musalaha ve ittifakı sağlayıcı esasları tesis etmiştir.

            Menfi ırkçılığı şiddetle tenkid etmiş,batının öldürmek için içimize attığı bir hastalık olarak göstermiştir.

            Yarım asırdan fazla bıkmadan,cesaretle mücadele etmiş,önüne yığılan ölüm dahil tüm engelleri aşmıştır.

            Bediüzzaman yeni bir çığır açmıştır.

            Maddi alandaki sür’at gibi,manevi alanda da sür’at sağlayıcı esasları kazandırmıştır.

            Bütün gaye ve himmeti imanların kurtulması olmuştur.Adeta cehennem kapısında durarak,cehenneme girmeyi engellemiş,cennete adam kazandırmıştır.Bir yandan da Müslümanların imanlarını takviye etmiş,diğer yandan da islamın tealisine çalışmıştır.

            Türkiyede kanun perdesi altında menfi ideolojiler,şahsi kin ve ihtirasların hareketi içerisinde,hizmetini tamamen Kur’an hesabına sürdürmüş,Risale-i Nurun neşriyle kendisinin de onun bir talebesi ve bir çekirdeği olarak vasıflandırmıştır.

            Bediüzzamanın hizmetinin başlangıcı;Van’da inzivaya çekildikten sonraki dönemde başlar.İngiliz müstemlekat nazırının İngiliz meclisinde;”Bu Kur’an,İslâmların elinde bulundukça biz onlara hakim olamayız.Ne yapıp yapmalıyız,bu Kur’an-ı onların elinden kaldırmalıyız;yahut Müslümanları Kur’andan soğutmalıyız.”

            Şimşek gibi çakan bir kıvılcım ile hizmet sahasına atılır.Bu amaçla:”Kur’anın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş hükmünde olduğunu,ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim!”demiş ve Allah’ın izniyle de muvaffak olmuştur.

            Ölüme terk edildiği Barla hayatı Risale-i Nurların neşvü nema bulup yazılıp yayıldığı bir yer olur.

            Bediüzaman İmam-ı Gazali gibi ilk zamanlarında felsefeyle iştiğal etmiştir.

            Hiçbir zaman karşılıksız olarak zekât,sadaka ve hediye kabul etmemiş, talebelerini de zekat ve hediyeden men etmiştir.

            Rasulullaha verdiği söz gereği;hiçbir zaman soru sormamış,sorulan tüm sorulara mukni cevablar vermiştir.Kendisine ilim ihsan edilen bu zat,Allah’ın Hakim ve Rahim ismine mahzar olmuştur.

            Bundandır ki;tüm eserlerinde her şeyin hikmet yönü,nedeni,niçini,sebebi,ele alınmış,sürekli irdelenerek maslahatları dile getirilmiştir.

            Manevi terakkisinde zühd ve riyazetin önemi üzerinde durmuş ve ulema-işrakiyyunun;”Riyazetin küşayiş-i fikre hizmet ettiği..”sözünü kendisine düstur edinmiştir.Ondandır ki;az yemiş,az uyumuş,kolay kolay uyuduğuna vakıf olunamamıştır.

            Zira geceleri sürekli olarak virdi adet edinmiştir.Bazen cezaya uğramasını bile bu virdi terk etmeye bağlamıştır.Yatsı namazından sonra tâ sabaha kadar hiç kimseyi yanına kabul etmez,evradına devam ederdi.

            Üstadın geceleri okuduğu virdleri ise;Kur’andan vird edindiği sureler, Cevşen,Şah-ı Geylani ve Nakşibend gibi büyük evliyaların münacat,hizb,salavat-ı şerife,hizbunnuriye,29.lemadaki hizb ve münacatı okur ve risale-i nurla da meşgul olurdu.

            Gündüzleri ise;risale-i nur ve hizmetiyle meşgul olurdu.

            O bir hürriyet aşıkıydı.Çorbanın tanelerini bile karıncalara verir,onların hürriyetçi olduklarını söyler ve çorbanın suyunu kendisi içerdi.

            Tasannu ve tekellüften asla hoşlanmazdı.

            En sevmediği şey siyasetti.

            Meşrutiyet taraftarıydı,kendi tabiriyle meşruiyet içerisindeki bir meşrutiyet…

            Başarımızı beş noktada özetler;Kalb birliği,Milli sevgi,Maarif,Çalışmak ve Sefaheti terk etmektir.

            Başarısızlığımızı ise üç noktada toplar;İsraf,şeriata zıd hareket,meşru olmayan zevkler…

            Milletin gerçek hastalığına koyduğu teşhis;za’fı diyanet yani dindeki zaifliktir.

            Bu zamandaki harici cihad;Kur’anın bürhanlarıyla cihad olarak belirler.

            Hizmeti ve davası gereği herkesle diyalog içerisinde olmuş,İstanbul hahambaşısı olan sinsi,Yahudi Karosso ile konuşmasında Karasso Müslüman olma korkusuyla kaçmıştır.

            Her şeyi mizan-ı şeriatla muvazene etmiştir.

            Konuşmaları ve hizmetleriyle şark vilayetini uyandırmıştır.

            Düşmanımız;Cehalet,Zaruret,İhtilaftır.

            Bu üç düşmana karşı çare olarak;Sanat,marifet,İttifak silahlarıyla mücadele edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

            Asker neferatının,siyasete karışmamasını söylemiş ve bu konuda yeniçerilerin halini şahit göstermiştir.

            Sosyal huzurun tesisinde;herkesin bir fikri olduğundan;esas olan,sulhu umumi,aff-ı umumi ve ref’i imtiyazın lazım olduğunu ifade etmiştir.

            Aldığı dersi şöyle özetlemiş;Zaife şefkat ve gadre şiddet-i nefret…

            İslâm aleminde peş peşe üç nur inkişafa başlarken,rusda üç zulmet inkişaf edecektir.

            İstikbale yönelik,asrımıza bakan ayetleri tefsir ederken,ebced ve cifir hesabından da yararlanarak tarihi bir çok tesbitde bulunmuştur.Eserlerinde incelendiğinde bir çok sırların mevcut olduğu görülmektedir.

            “Elbette nev’-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevi bir kıyamet başlarında kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlândiya ve İngiltere’nin Kur’anın kabûlüne çalışan meşhur hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli cemiyeti gibi rûy-i zeminin kıtaları ve hükümetleri, Kur’an-ı Mu’ciz-ül-Beyanı arayacaklar ve hakikatlarını anladıktan sonra bütün ruh u canlariyle sarılacaklar.”[1]

“Ümmetin beklediği, âhir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan îman-ı tahkikîyi neşr ve ehl-i îmanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmiha Risale-i Nurda görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı Âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zâtın makamını Risale-i Nurun şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bâzan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar. Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir programı olarak neşr ve tatbik edecek. O zâtın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli îtikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. O zâtın üçüncü vazifesi, Hilâfet-i İslâmiyeyi İttihad-ı İslâma bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip Dîn-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa’şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.”[2]

            Şu anda dağınık görülen ve başka devletlerin boyunduruğu altında bulunan İslâm devletlerinin adeta tahsile gidip,diplomalarını alarak bir kıtanın başına geçeceklerini,eski satvetlerini kazanacaklarının müjdesini vermektedir. Hindistan, Mısır,Kafkas,Türkisatn gibi.

            Hristiyanlık dünyasının İslama gireceğini kesin bir vakıa olarak beyan etmektedir.

            Bugünkü durumumuzun ise,gayrı Müslimlerle yapılan bir takas olup,onlar bizlerin güzel ahlaklarını alırken,bizde onların kötü ahlaklarını almışız.

            Bizler Avrupaya hamile olup bir Avrupalı doğurduğumuz gibi,Avrupalılar da İslam ile hamile olup onun sancısını çekmekte,günün birinde bir İslam devletini doğuracaklardır.

            Bu başarıyı geciktiren ise;bir yandan bizim islamı hakkıyla temsil edemeyişimiz ve yaşantımızla örnek olmamamızdan geçmektedir.

            Diğer yandan içimizde bulunan altı hastalıktır bizi geri bırakan;Ümitsizlik, Doğruluğun içimizde ölmesi,Düşmanlığa sevgi,aramızdaki nurani bağları bilmememiz,çeşitli istibdatlar,Şahsi menfaatlar.

            Özellikle ümitsizlik en büyük hastalığımız olup,kanser gibi öldürücü bir özelliğe sahiptir.

            Doğruluk ise islamın temelidir.

            Tedavi çareleri ise;Yukarıdaki hastalıkların izalesi ve uygulanmasıdır.

            Ve bütün bu engeller,zaman içerisinde;Fen,Hakiki marifet ve Medeniyetin güzellikleriyle ortadan kalkacaktır.

            Bu engellerin bir kısmı da;Ecnebilerin cehaleti,vahşet,dinlerine taassubları, ruhani reislerin riyaseti ve tahakkümleri ve onları körü körüne taklid,bizdeki istibdat, şeriata muhalefetten gelen kötü ahlakımız,fennin islama zıd ve muhalif telakki edilmesi, islamiyetin mazi kıtasını istilaya mani birer engel olarak görmektedir.

            İslamiyet maddi olarakda zenginleşecektir.

            Avrupanın medeniyeti fazilet ve hüda üstüne te’sis edilmeyip;heves,heva,rekabet ve tahakküm üzerine bina edilmiştir.

            Bütün hizmet ve himmetini nesli cedid üzerine teksif etmiş,adeta onların için zemin ihzar etmiştir.

            Alemi İslam dünya saadetini görecektir.

            Arap devletleri ABD gibi bir birleşik devletler haline gelecektir.Arap Birleşik Devletleri.

            Bizde din ile milliyet birdir,ayrı telakki edilmemelidir.

            Kur’an umumun saadetini temin ederken,medeniyet ise,ekallin yani azınlığın saadetini esas alır.

            İslam alemi her alanda mağlub duruma düşse de,küfür alemi din yönüyle hiçbir zaman galebe edememiştir.

            Şarkın terakkisi din ile kâimdir.

            Bediüzzaman dalalet tağutunun şahsı manevisini üç kısımda ele alır;Ehli küfür,ehli sefahet,ehli dalaet.

            Risale-i Nurun en büyük özelliği;ileride gelecek ve islamın her alanında hizmet edeceklere bir çekirdek ve temel olarak zemin hazırlamaktır.

            Risale-i Nur geniş daireden değil,dinin en has en yüksek kısmı olan imanın büyük rükünlerinden bahseder.

            Bediüzzaman 27 sene zarfında Nur talebelerine hitaben ilmi,imani,islami mevzularda ve hizmet-i imaniyeye dair bazı mektublar yazmıştır.

            Medresetü’z-Zehra hakikatı,Risale-i Nur olarak tecelli edip,maddi sureti de tesis edilecektir.

            Bu acib  zamanda değil ehli diyanet ve tarikat,imanı olup firak-ı dalleden bile olsa onlarla uğraşmamak,Allah’ı tanıyıp,Âhireti tasdik eden hristiyan olanlarla dahi münakaşa noktaları münakaşa sebebi yapmamayı,mesleğin ve hizmetin gereği olarak kabul eder.

            Maddi müdafaada değil,sürekli manevi müdafaada bulunmuştur.

            “Ordu,dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak”sözünün manası: ”Maksadım,o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek,ordu onun tahakkümünden kurtulacak demektir.”

            Üstad en büyük sıkıntıyı 1944 yılından itibaren Emirdağ’da çekmiştir.Öyle ki,bir önceki Denizli de bir ayda çektiğini burada bir günde çekmiştir.Ölümü için yukarıdan emir verilmiştir.

            Bu zamanda ehli imanın muhtaç olduğu hakikatlar,kâinatta hiçbir şeye âlet ve basamak olamaz.

            Nur talebesi manevi bir zabıtadır.

            Bediüzzamanın hapishane hayatı başlı başına bir eser muhteviyatındadır.Medrese-i Yusufiye yani Yusuf peygamberin bir medresesi kabul etmiş ve tüm Kur’an hizmetini adeta bir kürsü ve üniversite gibi oralarda,hapishane ve mahkeme salonlarında yapmıştır.

            En büyük ızdırabı ise,islamın maruz kaldığı ızdıraplardır.

            Büyük devrilişlerin olduğu üç devir yaşamıştır.Meşrutiyet,İttihad ve Terakki,Cumhuriyet…

            Bediüzzamanın üzerinde durmadığı,ilgilenmediği bir kesim olmamıştır.Çocuk,genç,ihtiyar,kadın,mahpus,mazlum,İslam alemi,insanlık alemi,hristiyan dünyası,geçmiş ve gelecek zamanlar…

            İlmi,sosyal,psikolojik,dini,ferdi,maddi,manevi her konu ilgi alanına girer.

            Bir Nur talebesinin en önemli vazifesi;Risale-i Nurları yazmak ve yazdırmak,intişarına yardım etmektir.

            Risale-i Nur Kur’anın manasına hizmet ettiği gibi,lafzının korunmasına da hizmet etmiştir.

            Birinci derecede onları muhtaç ellere ulaştırmaktır.Tıpkı ölümcül hastaya ulaştırılan acil bir ilaç gibi…

            Bediüzzaman ihtar,ilham ve sünuhatlarla sürekli himmete mahzar olmuştur.

            Hizmetinde ortaklığı esas almış,şirketi maneviyeyi tesis etmiştir.Herkesin katılımını sağlamıştır.

            Mesleğini sahabe mesleği olarak yürütmüş,adeta Hz.Hasan’ın yarım kalan hilafetinin bir devamı olarak beşinci halife gözüyle bakılabileceğini ifade etmiştir.

            Saffı evvel olan talebeleri seçkin ve seçilmiş kişilerdir.

            Hizmeti ihlas temelleri üzerine oturmuştur.

            Bir yandan asrın hastalıklarını tedavi ederken,diğer yandan da tarz ve usullerin esaslarını tayin ve teybin etmiş,yapılan hücumlara mukabelede bulunmuştur.

            Risale-i Nurda yok yoktur.Her mesele kıymeti nisbetince yer almaktadır.

            Her bir risalenin bir makamı olup,önemli bir münasebete binaen tasnif ve tanzim edilmiştir.14.Lemanın 2. makamı gibi ki,1.söze ilhak edilmiştir.8.9.18.27.lemalar başka yerlerde neşredileceğinden alınmamıştır.

            Her şey getirilen temsillerle kolaylaştırılmıştır.

            Bazen elden tutarak,hayalen olsun kâinatı gezmekte ve gezdirmektedir.Bu dar alemin boyutlarından soyutlanarak,manevi alemlerin aralanan kapılarından girmekte ve girdirmektedir.

            Risale-i Nur ve Bediüzzaman zamanın sahibidir.

           

 

 

         ÜSTADIN TALEBELERİNE HİTABI VE HİTAB ŞEKLİ

 

-Risale-i Nur mektubları üstadla talebeler veya yazılan merci ile aradaki hat ve bağlantıyı sağlamak ve sürdürmek içindir.Hizmetin varlığı ve devamı için elzemdir.Hizmetin sağlam bir zemine oturup sürdürülmesi mektubların muhteviyatı iledir.

-Mektublar birer seneddir.Birer belgedir.Birer imzadır.Tarz,Usul ve Yöntemdir. Hizmetin mihenk taşıdır.Şimdiki asrı gelecek asırlara taşıyan zincirin birer halkalarıdır.

-Risale-i Nur mektubları genellikle –Bismihi Sübhanehu –(Sübhan olan yani her türlü noksanlıklardan beri ve münazzeh olup yüce olan Allahın ismi ve adı ile başlıyorum) ile başlamaktadır.

-Bazı yerlerde –Bismihi Sübhanehu Ve inmin şey’in illa yüsebbihu bihamdihi. Essalamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu- (Sübhan olan Allahın adıyla.Hiç bir şey yoktur ki kendi lisanı mahsusuyla Allahı tesbih etmiş olmasın yani her şey O’nu tesbih eder. Allah’ın Selamı,Rahmeti ve Bereketi üzerinize olsun.-şeklinde genel olarak zikredilmektedir.

-Gerek üstadın gerekse talebelerinkinde bazen doğrudan giriş yapılıp konu ele alınmış ve anlatılmıştır.

-Bazen doğrudan konuya girilmekte,konunun muhtevası başlıkta belirtilmektedir.Ve o fıkra veya mektub kime aid ise onun adıyla gönderilmiş bir fıkra olarak zikredilmektedir.

-Bu arada Gerek Bediüzzamanın gerekse de talebelerinin mahkemelerde yapmış oldukları müdafaalar,hapishanede yazılan,birbirlerine yazdıkları hizmet amaçlı yazılar mektublar arasında yer almaktadır.

-En çok geçen ifade ise;-Aziz,Sıddık Kardeşlerim- ifadesidir.

-Ve özellikle Barla lahikasında talebelerinin mektubları yazılırken,kime aid olduğu ve onlar hakkında öne çıkan şerh ve izah edici kısa cümlelerle bilgi verilmiştir.

-Ve genelde bu ifadelerin sonu Virgül ile son bulmaktadır.Devam ettiğini ifade etmektedir.

-Üstadın yazdığı Mektublarının sonuna atılan imzalarda;El-Bâki hüve’l Bâki Kardeşiniz Said Nursi veya Kardeşiniz Said,Mirzazâde Said Nursi,Kardaşınız Mirzâzâde Said Nursi,Hasta kardeşiniz Said Nursi,Âhiret kardeşiniz Said Nursi,Seni unutmayan Hasta kardaşınız Said el-Nursi,Mevkuf Said Nursi,Gayr-ı resmî,fakat dehşetli bir tecrid-i mutlakda Said Nursi,Gayr-ı Resmî ve Haps-i Münferidde Said Nursi,Emirdağında tecrid-i mutlakda Said Nursi,Emirdağında Said Nursi,Tecrid-i mutlakda hasta ve perişan Said Nursi,Afyon cezaevinde mevkuf Said Nursi,Zulmen bütün hukuk-u medeniyeden ve insaniyeden ve yaşamak hakkından mahrum edilen Said Nursi,Nur Talebelerinden onların namına Said Nursi,Hasta ve memnun kardeşiniz Said Nursi, Hasta Said Nursi,Hasta kardeşiniz Said Nursi,Duanıza muhtaç kardeşiniz Said Nursi, Duanıza muhtaç,size müştak kardeşiniz Sad Nursi,Çok hasta,çok ihtiyar, garib, tecrid içinde Said Nursi,Çok hasta ve çok ihtiyar Said Nursi,Kardeşiniz ve sizinle dünyada, berzahta,âhirette müteşekkirane iftihar eden ve edecek,hizmet-i Kur’aniyede arkadaşınız Said Nursi,Bu Mübarek şuhur-u selasede duanıza çok muhtaç kardeşiniz Said Nursi,Dualarınıza kuvvetli itimad eden ve çok muhtaç bulunan kardeşiniz Said Nursi,Buranın umum ahalisi ve Risale-i Nur şâkirdleri namına Kardeşiniz Said Nursi, Denizli hapishanesinde tecrid-i mutlak ve haps-i münferide mevkuf Said Nursi;

 

-Talebelerinin ise;Fakir talebeniz Ahmed Husrev,Hulusi;Abdulcelil oğullarından Âdilcevazlı Emrullah oğlu Bekir;Talebeniz Emrullah oğlu Bekir;Dr.Yusuf Kemal;Nurun eski talebesi Merhum Lütfi’nin Arkadaşı Zeki;Lütfi’nin arkadaşı;Pür-kusur talebeniz Sabri;Elbaki Hüvelbaki Hakir talebeniz Ahmed Husrev;Fakir talebeniz Küçük Hüsrev Mehmed Feyzi,Hâfız Ali(Rahmetullahi Aleyh);Nasûhizade Şeyh Mehmed;Âciz talebeniz Ali Ulvi;Şamlı Hâfız Tevfik;Ümmî talebeniz Mustafa;Kusurlu talebeniz Hâfız Ali;Risale-i Nurun kusurlu Hâdimi Zekâi;Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle mütehassir ve nâlân,ahkar-ı mahlukat Ahmed Feyzi;Günahkâr talebeniz Ahmed Husrev;Mücrim talebeniz Ali;Uhrevi kardaşınız Hulusi;Hizmetkâr ve talebeniz Mustafa;Âcize talebeniz Müzeyyene;Kardeşiniz,fakir ve muhtaç Âsım;Elhubbu fillah Câhil ve âciz talebeniz Hacı Osman;Uhrevi talebeniz ve âciz talebeniz Hulusi; Fakir, âciz,zaif,günahkâr talebe ve hizmetkârınız İnebolu’lu Ahmed Nazif Çelebi; Daimi kudsi dualarınıza muhtaç günahkâr hizmetkâr ve talebeniz Ahmed Nazif;Âciz,fakir, zayıf, günahkâr talebeniz ve hizmetkârınız İnebolu’lu Ahmed Nazif Çelebi; Duanıza muhtaç talebeniz Hasan Feyzi (Rahmetullahi Aleyh);Milas ve havalisi Risale-i Nur talebeleri namına duanıza muhtaç Halil İbrahim (R.H);Hizmetkâr ve Talebeniz Ahmed Nazif; Talebe Namzedi Sefil Yusuf Toprak;Risale-i Nur Şakirdlerinden İhsan Sırrı;Çok kusurlu talebeniz,Günahkâr,âciz,kusurlu talebeniz Halil İbrahim (Rahmetullahi aleyhi ve alâ Hasan Feyzi);Elbâki Hüvelbâki,çok kusurlu talebeniz Hüsrev;Hizmetinde bulunan Halil,Sâdık,İbrahim;Konyalı Zübeyr;Emirdağ Nur talebeleri namına Mehmed, İbrahim,Ziya,vesaire…;Nur Talebeleri ve Nurcu Üniversite Gençliği namına Sadık, Sungur,Ziya;Üstadın hizmetinde bulunan kusurlu Sungur,Zübeyr,Ziya;Üniversite Nur talebeleri namına Yusuf Ziya Arun;Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri;Kardeşleriniz Sâdık,İbrahim,Zübeyr;İmza.Vatikan Bayn Başkâtibi;Çok kusurlu köleniz Süleyman Kaya-21-4-1951;Üstadın Hizmetindeki Nur Talebeleri;El-hubbu fillah muhibb-i muhlisiniz Hulûsi;Elbâki Hüvel Bâki çok kusurlu ve hasta talebeniz Mehmed Feyzi; Üstadımızın hastalığı münasebetiyle hizmetinde bulunan Nur talebeleri;Şiddetli hastalığı ve çok ihtiyarlığı için zaruri işlerini gören hizmetkârları;Sizi nefsinden ziyade seven âciz şakirdiniz Binbaşı Muhyiddin;Risale-i Nur talebelerinden ve daimi hizmetçilerinden Emin ve Küçük Husrev olan Feyzi;Risale-i Nurun tenbel bir şakirdi, fakat elmas kalemli kardeşlerinin gayret ve faaliyetiyle iftihar eden Mehmed Feyzi; Duanıza çok muhtaç günahkâr kardeşiniz Hâk-i der-i Âl-i Abâ;Afyon Hapsinde Mevkuf Ahmed Feyzi;Mânevi Evlâtlarınızdan Ali Ulvi;

 

-Lemaatta parçaların içerisinde bulunan önemli noktalar,konunun özeti mahiyetinde olup,başlık olarak alınmıştır.

 

-Talebelerine hitabda kullandığı ifadeler ise;

-Aziz Kardeşim!

-Aziz kardeşim Re’fet Bey!

– Aziz Kardeşim,hamiyetli arkadaşım,gayretli talebem,sevgili birâderzâdem!

-Aziz Kardeşlerim!

-Aziz kardaşım ve sevgili arkadaşım.

-Aziz Kardeşim Hafız Ali.

-Aziz kardeşim Mustafa Efendi!

-Aziz kardeşim Re’fet Bey!

-Aziz Kardeşlerim ve Sıddık Arkadaşlarım!

-Aziz,Muhterem Kardeşim.

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık Kardaşım!

-Aziz,Sıddık, Kardeşlerim ve Hizmeti İmaniyede Kuvvetli,Metin,Ciddi,Sarsılmaz, Fedakâr Arkadaşlarım ve Seyahat-i Berzahiye ve Uhreviyede Nurani Yoldaşlarım.

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim Safranbolu, Eflani Havalisi Nur Şakirdleri!

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim Ve Nur şakirdlerinin Küçük Pehlivanları.

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniye ve İmaniyede Fedakâr ve Metin Arkadaşlarım.

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede Fa’al,Sebatkâr Arkadaşlarım.

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede Muktedir, Kuvvetli Arkadaşlarım!

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim;ve Hizmet-i İmaniyede Azimkâr Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hakikat Yolunda Arkadaşlarım!

– Aziz,Sıddık Kardeşim ve Hizmet-i Kur’aniyede Muvafakiyetli Arkadaşım!

– Aziz,Sıddık Kardeşlerim Ve Hizmeti Kur’aniyede Kuvvetli Arkadaşlarım.

– Aziz,Sıddık Kardeşlerim Ve Hizmeti Kur’aniyede ve İmaniyede Hâlis Arkadaşlarım! Ve Âhiret Yolunda Ayrılmaz Yoldaşlarım!

Aziz, Sıddık Kardeşlerim, Medreset-üz Zehra Erkânları, Nur Naşirleri!

-Aziz,Sıddık Kardeşim ve Bu Fani Dünyada Hamiyetli ve Ciddi Bir Arkadaşım.

Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hapis Arkadaşlarım!

Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Musibet Arkadaşlarım!

Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Nur’un Genç Kahramanları!

Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Manevî Medreset-üz Zehra’nın Nur Şakirdleri!

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim,Bu Medrese-i Yusufiyede Ders Arkadaşlarım.

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim ve Bu Misafirhane-i Dünyada Arkadaşlarım!

-Aziz,Sıddık  Kardeşlerim ve Hakiki Varislerim!

-Aziz,Sıddık  Kardeşlerim ve Varislerim!

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim,Sebatkâr ve Hakiki Varislerim.

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim,Bu Dehşetli Asırda Mükemmel Tesellilerim ve Varislerim.

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim;ve Mübarek Varislerim;ve Emin Vekillerim!

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim;Ve Ebed Ve Hak Yolunda Hakikatli Arkadaşlarım!

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede Kuvvetli, Dirayetli Arkadaşlarım!

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede Kahraman Arkadaşlarım.

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede fedakâr arkadaşlarım Sabri,Hâfız Ali,Husrev,Re’fet,Bekir,Lütfü,Rüşdü Efendiler!

-Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede çalışkan arkadaşlarım Sabri (R.H),Husrev,Hâfız Ali, (R.H),,Re’fet,Bekir,Lütfü (R.H),Rüşdü!

– Aziz, Sıddık Kardeşlerim,Husrev ve Mehmed Feyzi,Sabri!

-Aziz,Sıddık Kardeşlerim ve Benim Hakkımda Bu Gurbette Samimi Akrabalarım

-Aziz,Sıddık,Sebatkâr Kardeşlerim ve Hakiki Varislerim.

Aziz, Sıddık kardeşim Osman Nuri!

Aziz, Sıddık Kardeşim Refet Bey.

-Aziz,sıddık,ciddi,samimi âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur’aniyede çalışkan bir arkadaşım Re’fet Bey!

-Aziz,Sıddık,gayyur,ciddi kardeşlerim Re’fet Bey,Husrev Efendi!

-Aziz,Sıddık,Müdakkik meraklıkardeşim Re’fet Bey!

-Aziz,sıddık kardeşim ve hizmet-i Kur’aniyede hakikatlı bir arkadaşım Re’fet Bey!

-Aziz ve Sıddık Kardeşlerim ve Fedakâr ve Sadık Arkadaşlarım!

-Aziz ve Sıddık Kardeşlerim!

-Aziz, Tam Sıddık Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Çalışkan Kardeşim.

-Aziz,Sıddık ve Sebatkâr Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Müteyakkız,Samimi,Müttehid,Mübarek Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Muktedir,Müteyakkız Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Mübarek,Fedakâr Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Müstakim Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Müdakkik,Müstakim Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Müdakkik âhiret kardeşim,hizmet-i Kur’aniyede arkadaşım!

-Aziz,Sıddık,Müdakkik âhiret kardeşim ve mütefekkir ve hakikatlı arkadaşım Re’fet Bey!

-Aziz,Sıddık,Müdakkik kardeşim Re’fet Bey!

-Aziz,Sıddık,Müdakkik,müştak kardeşim Re’fet Bey!

-Aziz,Sıddık ve ziyade müteharri ve müstefsir kardeşim Re’fet Bey!

-Aziz,Sıddık,dikkatli kardeşim Re’fet Bey!

-Aziz,Sıddık,Hâlis,Muhlis Kardeşlerim ve Hizmeti Kur’aniyede Ciddi,Hakiki Arkadaşlarım,

Aziz, Sıddık ve Mübarek Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Mübarek,Metin Kardeşlerim.

-Aziz, Sıddık,Çok Mübarek,Çok Fa’al,Çok Halis,Çok Kıymettar Kardeşim!

-Aziz,Sıddık,Vefadar ahiret kardeşlerim Hacı Nuh Bey,Molla Hamid!

-Aziz, Sıddık, Vefadar, Fedakâr Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık, Vefadar, Sebatkâr Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık, Vefadar,,hakikatlı,fedakâr kardeşlerim Nuh Bey,Molla Abdulmecid,Molla Hamid!

-Aziz, Sıddık, Fedakâr, Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık, Fedakâr, Vefakâr Kardeşlerim,

-Aziz, Sıddık ve Fedakâr ve Vefakâr Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniye ve İmaniyede Kuvvetli ve Kıymetli ve Çalışkan ve Muktedir Arkadaşlarım!

-Aziz,Sıddık,Sebatkâr ve Vefadâr Kardeşlerim.

– Aziz,Sıddık,Sebatkâr Muhlis Kardeşlerim.

– Aziz, Sıddık,Tam Metin Kardeşlerim!

– Aziz, Sıddık,Metin Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık ve Sadık Kardeşlerim!

-Aziz,sıdık,sâdık,çalışkan kardeşim!Hizmet-i Kur’an’da arkadaşım Re’fet Bey!

-Aziz ve Sıddık ve Hâlis Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık, Kıymetdar Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede Metin, Ciddî, Çalışkan Arkadaşlarım!

-Aziz ve Sıddık ve Sadık ve Fedakâr ve Vefadar Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Vefadâr ve Şefkatli Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Risale-i Nur Şakirdleri Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Sebatkâr Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Mübarek Kardeşlerim,Dünya’da Medar-ı Tesellilerim ve Berzah Yolunda Nurani Yoldaşlarım ve Mahşer’de İnşallah Şefaatçilerim!

-Aziz,Sıddık,Mübarek Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniye ve İmaniyede Sebatkâr,Sarsılmaz,Yılmaz Arkadaşlarım ve Bu Misafirhane-i Dünyada Şefkatkâr ve Fedakâr ve Vefâdar Yoldaşlarım.

-Aziz,Sıddık,Mübarek,Kahraman Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Mübarek Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur’aniyede Kuvvetli,Fa’al,Sebatkâr Arkadaşlarım.

Aziz, Sıddık, Sadık, Muhlis ve Hâlis Kardeşlerim ve Hemşirelerim!

-Aziz,Sıddık,Mübarek Kardeşlerim Ve Hizmeti Kur’aniyede Çalışkan Ve Kuvvetli Arkadaşlarım Ve Tarik-i Hakda Ve Berzah Seyahatinde Ve Ahiret Yolunda Nurani Yoldaşlarım.

Aziz, Sıddık, Mütefekkir Kardeşlerim!

Aziz, Sıddık, Fedakâr Kardeşlerim!

– Aziz,Sıddık,Sarsılmaz Kardeşlerim!

– Aziz,Sıddık,Sarsılmaz Kardeşlerim ve Vârislerim!

– Aziz,Sıddık,Metin,Sarsılmaz,Sebatkâr,Fedakâr,Vefadâr Kardeşlerim.

– Aziz,Sıddık,Sarsılmaz,Sebatkâr,Fedakâr,Vefadâr Kardeşlerim.

– Aziz,Sıddık,Sarsılmaz,Telâş Etmez,Âhireti Bırakıp Fâni Dünyaya Dönmez Kardeşlerim!

-Aziz, Sıddık, Sarsılmaz, Sebatkâr, Fedakâr Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Sarsılmaz,Yılmaz,Sebatkâr,Fedakâr Kardeşlerim.

-Aziz,Sıddık,Sarsılmaz,Usanmaz,Çekinmez,Çekilmez Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Sarsılmaz,Sıkıntıdan Usanıp Bizlerden Çekilmez Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Sâdık,Hâlis ve Muhlis Kardeşlerim,

-Aziz,Sıddık,-Aziz,Sıdık ve Sâdık,muhlis ve Hâlis Kardaşım İbrahim Hulûsi Bey!Hâlis,Sebatkâr,Fedakâr Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Muhlis Kardeşim!

-Aziz,Sıddık,Muhlis Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Muhlis,Hâlis Kardaşım.

– Aziz,Sıddık,Muhlis Kardaşım Hulûsi Bey!

-Aziz,Sıddık,muhlis kardaşım ve iman hizmetinde sebatkâr,metin arkadaşım!

-Aziz, Sıddık, Fedakâr, Hâlis, Muhlis Kardeşlerim Ve Hizmet-i Kur’aniyede Hakikî, Ciddî, Metanetli Arkadaşlarım!

-Aziz,sıddık,fedakâr ve vefâdâr kardaşım Kürd Bekir Bey!

-Aziz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim Ve Hizmet-i Kur’aniye Ve İmaniyede İhlaslı Ve Kuvvetli Ve Şanlı Arkadaşlarım!

-Aziz, Sıddık, Âlîcenab Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Bahtiyar,Vefakâr,Fa’al,Sebatkâr Kardeşlerim!

-Aziz,Sıddık,Mübarek,Kur’an-ı Mu’cizül Beyanın Bir Vech-i İ’cazını Harika Kalemiyle Gösteren ve Mütemadiyen Defter-i Hasenatına,O Yazdığı Kur’an-ları Okuyanların Sevabları Yazılan Kıymetdar Hüsrev!

-Aziz,Sıddık,Mücahid Kardeşlerim Hasan Âtıf ve Sâdık Rüfekası!

-Aziz,Sıddık,Âlicenap Eski ve Yeni Kardeş Yeşil Salih!

-Aziz,Sıddık,Bahtiyar Kardeşim Süleyman Rüştü!

-Aziz,Sıddık,Hakikatlı,âhiret kardeşlerim ve ciddi ve kuvvetli arkadaşım!

-Aziz,Sıddık,gayyûr kardeşim!

-Aziz, Sebatkâr, Fedakâr, Sıddık Kardeşlerim!

-Aziz, Kıymetdar, Sadık ve Sebatkâr Kardeşlerim!

-Aziz ve Vefadar ve Fedakâr, Sadık Kardeşlerim!

-Aziz ve gayretli âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur’an’da yoldaşım Hulûsi-i sâni ve Sabri-i evvel!

-Aziz,ciddi,sıddık, kardeşlerim,hizmet-i Kur’aniyede samimi ve kuvvetli arkadaşlarım Sabri,Husrev,Ali,Re’fet,Lütfü,Rüşdü!

-Aziz,Masum Evlatlarım!

-Aziz, Mübarek, Sıddık, Sadık, Ruhum, Canım Kardeşlerim!

-Aziz, Mübarek, Sıddık kardaşım!

-Aziz Kardeşim Hüsrev!

-Aziz Yeni Kardeşlerim Ve Eski Mahpuslar!

-Aziz Nur kumandanı ve Kur’anın hâdimi kardeşim Re’fet bey!

-Arkadaş!

-Âhiret Kardeşlerime Mühim Bir İhtar.

-Âhiret Kardeşlerim ve Çalışkan Talebelerim.

-Âhirzamandan Haber Veren Mühim Bir Hadîs:

-[Adliyenin Şahs-ı Manevîsine ve Dâhiliye Vekiline Bera-yı Malûmat Takdim Edilen ve Emirdağı’ndaki İstintakta Verdiğim İfadenin Haşiye ve Lâhikasıdır.]

-Afyon Emniyet Müdürlüğüne!

-[Adnan Menderes’e Gönderilmek Niyetiyle Evvelce Yazılan İçtimaî Hayatımıza Ait Bir Hakikatın Haşiyesini Tekrar Takdim Ediyoruz]

 

-Bahtiyar kardeşim Husrev,

-[Bera-yı Malûmat Size Gönderildi.]

-Bu Mektub Gayet Ehemmiyetlidir.

-Birkaç Biçare Gençlere Verilen Bir Tenbih,Bir Ders,Bir İhtarnamedir.

-(Bir Derece Mahremdir)

-(Bu Fıkra Bir Derece Mahremdir.Yalnız Haslara Mahsustur.)

-Birinci Ağır Ceza Mahkemesine

-Birden İhtar Edilen Bir Mes’ele:

-Bediüzzaman Said Nursî’nin Gazetelere Bir Mektubu

-(Birden Hatıra Gelen Bir Mes’eledir.)

-(Bugünlerde mânevi bir muhaverede bir sual ve cevabı dinledim.Size bir kısa hülasasını beyan edeyim)

 

-Ciddi,sıddık,,dikkatli,hakikatlı kardeşim Re’fet Bey!

 

-Çok Aziz,Sıddık,Kahraman,Bahtiyar Emirdağlı Kardeşlerim.

-Çok Aziz,Çok Sıddık ve Sâdık Kardeşlerim ve Risale-i Nur Cihetinde Emin ve Hâlis Varislerim!

-Çok Aziz ve Sıddık Kahraman Sabri.

-Çok Ehemmiyetlidir.

 

-(Dahili Vekili ile Hasbihalden Bir Parçadır.)

-Dindar ve Hamiyetkâr ve Vatanperver Milletvekillerine Şunu Arzediyorum:

-Demokratlara Büyük Bir Hakikatı İhtar:

 

-Evvelce,Hayat-ı Dünyeviyeyi Hayat-ı Uhreviyeye Tercih Etmeye Dair Yazılan İki Parçaya Tetimmedir.

-Ey Adliye Efendileri!

-Ey Fedakâr Kardeşlerim!

-Ey ehl-i hall ve akd!

-Ey bu dâr- fânide medar-ı tesellilerim,bu diyâr-ı gurbette Enislerim ve esrar-ı Kur’aniyede beni iştiyaklarıyla konuşturan zeki,ferâsetli muhatablarım!

-Ey Hapis Arkadaşlarım ve Din Kardeşlerim!

-(Eğridir Müftüsüne son ihtar)

-Efendiler (Mahkemeye).

-(Ehemmiyetli Fakat Bir Derece Mahremdir.)

-(Ehemmiyetlidir)

-Emirdağdaki Kardeşlerime.

-(Emirdağ Zabıtasıyla Bir Hasbihal)

Emirdağı’nın Manidar Bir Hatırası

-Ehl-i Vukuf Raporuna Hafif Bir İtiraz Tarzında Hakikat-ı Hali Beyan Etmektir.

 

-Gayretli Kardeşlerim,Hamiyetli Arkadaşlarım ve Dünya Denilen Diyar-ı –Gurbette Medar-ı Tesellilerim.

-Gayet Ehemmiyetlidir.

-[Gayet Ehemmiyetli Bir Hâdise, Bir İstida ve Bir Şekvadır]

-Gayyûr,ciddî,hâlis ve muhlis âhiret kardeşim!(Hulûsi Bey’e hitabdır)

-Gayyûr,zeki,ciddi,sıddık,hakiki kardeşlerim Hoca Sabri Efendi,Hâfız Ali!

-(Gafil kafaya bir tokmak ve bir dersi ibrettir)

 

Hapsin Latif Bir Hatırası

-[Hazret-i Üstad’ın Emirdağı’nda Santral Sabri, Sıddık Süleyman’a Arabî İşarat-ül İ’caz’dan Verdiği Derstir]

-Heyet-i Sıhhiyeye

-Heyet-i Vekile’ye ve Tevfik İleri’ye

 

-İfademin Kısacık Bir Tetimmesi.

-İspartadaki Aziz Kardeşlerimize.

-İspartadaki Kardeşlerimize.

-Isparta Cumhuriyet Müdde-i Umumiliğine

-(İhtiyar Kadınlara Ehemmiyetli Bir Müjde ve Bekâr ve Mücerred Kalmak İsteyen Genç Kızlara Bir İhtar)

-[1952’de İstanbul’da Görülen Gençlik Rehberi Mahkemesine, Ehl-i Vukufa Cevaben Verilen İtiraznamedir.]

-[İmanın Dünyada Dahi Bir Nevi Cennet Lezzetini Benim Hayatımda Temin Ettiğine Dair:]

-(İki Acib Suale Karşı Def’aten Hatıra gelen Garib cevabtır)

-İ’lem.

-İ’lem,eyyühe’l-aziz.(Mesnevi-i Nuriye’de bu tarz hitab bulunmaktadır.(Ey aziz kardeşim bil)

-İ’lem,ey zikreden ve namaz kılan kardeş!

-İ’lem,ey din âlimi!

-İ’lem,ey hitabet-i umumiye sıfatı ile gazete lisanıyla konferans veren muharrir!

-İ’lem,ey gafletli,sağır ve kör olarak,zulmetler içinde esbaba ibadet eden ahmaklar!

-İ’lem,eyyühe’s-Said!

 

-Kardeşlerim.

-Küçük Hüsrev Feyzi’nin Bir İstihracıdır.

-Kardeşim Husrev,Lütfi,Rüştü!

-Kastamonu’daki Kardeşlerimize Hitaben Yazılan Bir Hakikattır.Belki Size de Faidesi Olur Diye Gönderdim.

-Kardeşlerim! Bugünlerde Biri Risalet-in Nur Talebelerine, Diğeri Bana Ait İki Mes’ele İhtar Edildi. Ehemmiyetine Binaen Yazıyorum:

-Kardeşlerim! Size Latif Bir Hikâye:

-Kıymettar Kardeşim.

-(Kanunca İfademi Almak lazımken İfademi Almadılar Ben de,İfademi Şimdi Adliyenin Şahs-ı Manevisine ve Dahiliye Vekiline Bera-yı Malumat Arzediyorum)

-[Kardeşlerim! Sizce Münasib İse Başvekil’e ve Dindar Meb’uslara Verilmek Üzere, İhtara Binaen Yazdırılmış Gayet Ehemmiyetli Bir Hakikattır.]

-Kalbe İhtar Edilen İçtimaî Hayatımıza Ait Bir Hakikat

 

-Latif Bir Tevafuk.

-Leyle-i Kadir’de ihtar edilen bir mes’ele-i mühimme

 

-Muhterem Ahmed Hamdi Efendi!

-Muhterem Ahmed Hamdi Efendi Hazretleri!

-Muhterem,Sevgili,Mübarek Kardeşlerim!

-[Mahkeme-i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesidir.]

-Mahkeme-i Kübra’ya Şekva ve Müdafaat’ın Bir Haşiyesi Olan Parçanın Hülâsasıdır.

-Mahkeme Reisi Ali Rıza Bey Efendi.

-Müdür Bey! (Afyon Emniyet Müdürüne)

-[Mahremdir. Şimdilik Medreset-üz Zehra Erkânlarına Mahsustur.]

Müdafaatın Bir Haşiyesidir

-Mahkeme Reisine:

-Medar-ı İbret ve Hayret ve Şükrandır ki:

-[Müddeiumumîler Hakkında Üstadımızın Garib Bir Halet-i Ruhiyesini Beyan Etmek Zamanı Geldi.]

-(Medarı İbret ve Hayret Bir Hadisedir.)

 

Nurculara Ehemmiyetli Bir Müjde!

-Nur Risalelerine Çok Müştak ve Onların Mütalaasından İntibaha Gelen Bir Doktora Yazılan Mektubdur.Merhaba,Ey Kendi Hastalığını Teşhis Edebilen Bahtiyar Doktor,Samimi,Aziz Dostum.

-Nur Âleminin Bir Anahtarı’nın Bir Haşiyesi

 

-Osman,Mehmed,Hasan Efendiler!

 

-Reis Beyefendi.

-Reis-i Cumhur Celal Bayar ve Heyet-i Vükelasına.

-Reisicumhur’a, Heyet-i Vekile’ye, Başbakanlığa, Adliye Bakanlığı Yüksek Katına, Diyanet Riyaseti’ne/Ankara

-[Risale-i Nur’un Vatana, Millete ve İslâmiyet’e Büyük Hizmetini Kabul ve Takdir Eden Başvekil Adnan Menderes’e Üstad’ın Yazdığı Bir Mektub]

-(Risale-i Nurun kerametinin bu havalide zuhur eden çok tereşşuhatından bir-iki hadise beyan ediyorum)

-Reisicumhur’a ve Başvekil’e

-Resisi Cumhura Gönderilen İstidanın Zeylidir ki,Yazmağa Mecbur Oldum.

-Re’fet Bey!

 

-(Said’in bir fıkrasıdır)

-(Said Nursi’nin bir fıkrasıdır)

-(Said’in  fıkrasıdır)(Hulusi gibi bir talebemin bana gönderdiği hediyesinin iadesine dair yazdığım bir mektubu,arkadaşlarımın tensiblerine binaen onların fıkraları içine derc edildi)

-Sevgili Kardeşim!(Hulûsi Bey’e hitaben yazılmış bir mektubdur)

 

-Şefkat Yüzünden, Esasat-ı İslâmiyenin Haricindeki Bid’at ve Dalalet Yollarına Sapanları Çeviren Bir Hakikattır

 

-[Umum Nur Talebelerine Üstad Bediüzzaman’ın Vefatından Önce Vermiş Olduğu En Son Derstir.]

 

-Üstadımızın Çok Evvel Yazmış Olduğu Zîrdeki Mektubu, Şahsî Nüfuz Temin ve Dini Siyasete Âlet Etmek İttihamlarına Tam Bir Cevab Olduğundan Kararnameye İlhak Edilmiştir.]

-Üstadın Ziyaretçilere Dair Bir Mektubu

-Üstadımız İfade Buyurdular ki:

-Üstadımızın Vasiyetnamesi

-[Üstadımızın Afyon Mahkeme Heyetine Gönderdiği Yazının Suretidir]

 

-Vasiyetnamenin Haşiyesidir

-Vasiyetnamenin Bir Zeyli

 

 

 

                            NUR TALEBELERİNİN HİTAB ŞEKLİ

 

-Aziz Dost!

-Aziz,şefkatli,muhterem üstadım!

-Aziz ve Büyük Üstadım,

-Aziz Üstadım!

-Aziz Üstadım Hazretleri!

-Aziz üstad,Müşfik Kardeş,Muhterem Mücahid!

-Aziz ve müşfik üstadım efendim!

-Aziz, sıddık, fedakâr kardeşimiz Hacı Ali!

-Aziz,Sıddık,Metin,Sebatkâr Kardeşlerimize,

-Aziz, Sıddık kardeşlerimiz!

– Aziz, Sıddık,Muhterem Kardeşlerimiz!

-Aziz,Sâdık ve Muhterem Hoca haşmet Efendi.

-Aziz, muhterem kardeşimiz Tahsin Bey!

-Aziz ve Muhterem Üstadım!

-Aziz ve Muhterem Üstadım Efendim!

-Aziz,Muhterem Üstadım Efendim Hazretleri!

-Aziz,muhterem,müşfik ve mükerrem Üstadım…

-Alemi İslam Merkezlerindeki Mübarek Müslüman Kardeşlere.

-Aziz, kahraman ağabeyimiz!

-Aziz ve çok kıymetli kahraman kardeşimiz Sungur!

-Aziz,Kıymettar Üstadım!

-Aziz ve Sevgili Üstadım!

-Aziz, sıddık kardeşlerimiz Ziya ve Abdülmuhsin!

-Aziz ve mübarek, müşfik Üstadım!

-Alemi İslamın Halaskârı,Ehli İmanın Sertacı,Risale-i Nurun Tercümanı Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine.

-Âlicenâb ve fazilet-mend Üstad-ı Muhteremim Efendim Hazretleri!(Kalemi kerametli Mes’ud’un ehemmiyetli bir rüyasıdır)

-(Ahmed Nazif’in bir fıkrasıdır)Kıymetli Üstadım!

-(Ahmed Nazif’in mektubundan bir parçadır)

-(Ahmed Nazif Çelebi’nin bir fıkrasıdır)(Bayram münasebetiyle kabul edilmiyen bir hediye için yazmıştır))

-(Ahmed Husrev’in fıkrasıdır)

-(Ahmed Husrev’in Otuzbirinci mektubun,Ondördüncü Lem’asının,İkinci Makamı münasebetiyle yazdığı fıkradır)

-(Ahmed Galib’in Sözler hakkında bir fıkrasıdır)

-(Ahmed Galib’in Sözler hakkındaki arabi fıkrasıdır)

-(Ahmed Galib’in Sözler hakkındaki arabi fıkrasın tercümesidir)

-(Âhiret hemşirelerimden Müzeyyene’nin fıkrasıdır)

-(Âsım Bey’in fıkrasıdır)

-(Altı sene bana kemal-i sadakatla hasbi olarak hizmet eden ve harika olarak benim gibi bir asabi adamı hiçbir vakit gücendirmeyen ve müsvedde katipliğini daima yapan Süleyman Efendi’nin fıkrasıdır)

-(Aydınlı İsmail’in fıkrasıdır)

-(Aydın’da Doktor Şevket’in fıkrasıdır)

 

-Babacan Mehmed Ali’nin fıkrasıdır)

-Bülbül-i Bağistan-ı Kur’an,Üstad-ı Erkemim,Efendim Hazretleri!…

-[Bağdad’da çıkan “Eddifa” gazetesinin muharriri İsa Abdülkadir’in Arabî makalesinin tercümesi]

-[Bağdad’da çıkan, ehemmiyetli, siyasî bir ceride olan “Eddifa” gazetesinin muharriri İsa Abdülkadir diyor ki:]

-[Bazı gazetelerde çıkan yalanlar hakkındaki bir tekzibi bera-yı malûmat gönderiyoruz.]

-Bera-yı malûmat hem resmî zâtlara, hem dostlara mühim bir hakikatı beyan ediyoruz:

-(Bu fıkra Hulusi-i sânî Sabri’nindir)

-(Bir Nur talebesinin fıkrasıdır)

-(Bu uzun fıkra Hulusi Bey’indir)

-(Bu gelecek iki fıkra ikinci Sabri olan Hâfız Ali Efendi’nindir)

-(Binbaşı merhum Âsım Bey’in fıkrasıdır)

-Binbaşı Âsım Bey’in Risaletü’n-Nur Sözleri hakkında temsil ettiği bir fıkrasıdır)

-(Biraderzadem merhum Abdurrahman’ın vefatını müteakib yanıma gelip,kuvvetli emarelerle Abdurrahman’ın yerine bana gönderildiği kalbime ihtar edilen,gayet çalışkan ve halis kardaşlarımızdan,elmas kalemli,Kuleönlü Sarıbıçak Mustafa Hulusi’nin,on fıkra yerine geçecek tek birinci fıkrasıdır)

 

-Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Hazretleri!

-Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

-Çok Sevgili,Çok Kıymettar,Çok Müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri.

-Çok Kıymettar ve çok sevgili Üstadım Efendim!

-Çok aziz, çok mübarek, çok sevgili, çok müşfik Üstadımız Efendimiz Hazretleri!

-Çok sevgili Üstadımız Efendimiz!

-Çok sevgili, müşfik Üstadım Efendim Hazretleri!

-Çok Muhterem Üstadımız Efendimiz,

-Çok Muhterem,Sevgili Üstadım.

-Çok aziz ve çok kıymetli, müşfik ve fedakâr Üstad-ı A’zam Efendim Hazretleri!

-Çok Mübarek,Çok Kıymettar,Çok Sevgili Üstadımız Hazretleri.

-Çok Mübarek Üstadımız Hazretleri.

-Çok muhterem kardeşimiz Sâlih,

-Çok Muhterem Kardeşlerim

 

-Devlet Bakanlığı’na!

-Din ve İmana Hâdim (Hizmet edici),Şirk ve küfrü Hadim (Yıkıcı) Pek Aziz kardeşlerim.

-Daimi Hizmetinde Bulunan Risale-i Nur Şakirdleri Tarafından Edilen Bir suale Cevabdır.

-Doğu Üniversitesi hakkında, tahrifçi bir gazeteye cevabdır:

-(Doktorundur)

–(Doktor İbrahimi’in fıkrasıdır)

-(Dereli Hafız Ahmed efendinin çok manidar rüyalı bir fıkrasıdır)

 

-[Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihalidir.]

-Ey Üstad;

-Ey Yüce üstad!

-Ey Üstad-ı Muazzam.

-Ey Aziz Üstad,

-Ey Aziz Üstadım!

-Ey Sevgili Üstadımız,Ey Nurların Mahzarı ve Nâşiri! (Vezirzade Küçük Mustafa’nın fıkrasıdır)

-Ey Mübarek Müşfik ve Muazzez Üstadımız Hazretleri.

-Ey benim muhterem Üstadım!

-Ey benim ruh-ı cânım Üstadım Hazretleri! (Babacan Mehmed Ali’nin fıkrasıdır)

-Ey Feyyaz-ı Mutlak ve Vahid-i Ehad olan Cenâb-ı Allah’a giden tarik-i müstakim yolunu gösterip,pek elemli ve pek hatarlı uhrevi hayatımın kurtulmasına sebeb olan üstadım efendim!

-Eyyühel Üstad!

-Eyyühel Üstadü’l Muhterem!(Hulusi Bey’in birinci fıkrasıdır)

-Eyyühel Üstadü’l-Aziz!

-Eyyühe’l Üstadü’s-Said!

-Eyyühe’l Azizin Azizi,Hazret-i Seydanın muhterem tilmizi!

-Eyyühe’l-Üstadü’l-A’zam!

-Efendim!( Vatikan Bayn Başkâtibi)

-Efendim Hazretleri!

-Emin’le Feyzi’nin sordukları bir suale Üstad’dan aldıkları cevab

-(Emin ve Küçük Hüsrev Feyzi’nin bir fıkrasıdır)

-Ehemmiyetli bir hocanın üstad hakkında ziyade hüsn-ü zannını ta’dil etmek münasebetiyle yazılmış,size de faidesi olur diye gönderildi.

-(Ehl-i bid’anın şiddetli hücumuna maruz kalan Süleyman hakkındadır)

-(Ehl-i dünyanın Üstadımız hakkındaki asılsız üç vehimleri münasebetiyle bir kardeşimizin ettiği sualine karşı cevabdır)

 

-Fahrul İslam Üstaz-ı Âzam Bediüzzaman Hazretlerine.

-Fazilet-meâb Üstadım,

-Faziletmeab Üstadım Hazretleri,

 

-Gönüller Fatihi Pek Muhterem ve Mükerrem Üstadımız Hazretleri.

-Gayet kıymetli, fedakâr Nur kahramanı ağabeyimiz Hüsrev Efendi!

-(Galib’in Farisi fıkrası) -(Galib Bey’in Farisi fıkrasının tercümesi)

 

-[Hak ve hakikatın naşiri olan Sebilürreşad’a, halen Halk Partisi namına yapılan yüz cihetle kanunsuz bir muameleyi arzediyoruz:]

-(Hulusi-i sânî ve büyük bir âlim olan Sabri Efendi’nin fıkralarıdır.)

-Hüseyin Avni ve Tahsin Tola ile bir hasbihaldir

-(Hulusi Bey’in fıkrasıdır)

-Hulusi’nin fıkrasıdır)

-(Hulusi Bey’in bir fıkrasıdır)

-(Husrev’in bir fıkrasıdır)(Eğridir’de bir kardaşımıza gönderdiği mektubdandır)

-(Husrev’in fihriste hakkında bir fıkrasıdır)

-(Husrev,Üstadının kendi hakkında hiddetini zannedip,bir mes’eleye dair,müteessiren yazdığı mektubundan bir fıkradır)

-(Husrev’in sözleri yazmağa başladığı zaman yazdığı mektubun fıkrasıdır)

-(Hafız Ali’nin bir fıkrasıdır)(Küçük bir mes’elede,”Gücendin mi?”diye istifsar münasebetiyle yazılmıştır)

-(Hafız Ali’nin dersini ne tarzda anladığını gösteren bir fıkrasıdır)

 

-[İleri Gazetesi’nin 13 Nisan 1957 tarihli nüshasından alınmıştır:]

-(İkinci bir Sabri olan Ali Efendi’nin bir fıkrasıdır)

-(İkinci Sabri ve İkinci Husrev ve Birinci Ali’nin fıkrasıdır)

-(İmamoğlu Hafız Mustafa’nın bir fıkrasıdır)(Bütün Söz ve Mektubat’ın birer mürşid-i kâmil vazifesini gördüklerine dair hatırına gelen bir mektubdur))

-(İnşâallah Kur’an’a büyük hizmet edecek olan Küçük Hâfız Zühdü’nün mektubudur)

-(İspartadaki kardeşlerinin fıkrasındaki davayı isbat eden kuvvetli iki delili gösteriyor)

-Isparta’da bulunan kardeşlerimize.

 

-(Kardeşimin bir fıkrasıdır)

-(Kardaşım Abdulmecid’in fıkrasıdır)(Hulusi Bey’e yazdığı mektubdandır)

-(Keza Hüsrev’in)

-Kıymettar Üstadım!

-Kıymettar Üstadım,Efendim!

-Kuleönü’nde Sarıbıçak Mübarek Mustafa’nın kardeşi Ali’nin fıkrasıdır)(Bulunduğumuz asrın yaralılarından,manevi doktora muhtaç bir gencin fıkrasıdır)

-Kuleönü karyesinden İbişoğlu Mehmed’in bir fıkrasıdır)

– Kuleönü karyesinden elmas kalemli Mustafa’nın kıymettar arkadaşı Hafız Mustafa’nın fıkrasıdır)

-(Küçük Zühdü’nün fıkrasıdır)

-(Küçük Husrev Mehmet Feyzi’nin bir fıkrasıdır)

 

-Lütufkâr ve inayetkâr Üstadım Efendim Hazretleri!

 

-Muhterem Üstadım!

-Muhterem Üstadımız.

-Muhterem Üstadımız Bediüzzaman Said nursi hazretlerine

-Muhterem Üstadım Efendim!

-Muhterem Üstadım Efendim Hazretleri!

-Muhterem Efendim.

-Muhterem Efendim,Sevgili Üstadım.

-Muhterem Efendim Hazretleri.

-Muhterem ve çok kıymetli Üstadım Efendim!

-Muhterem Din Kardeşim!

-Muhterem Din Kardeşlerimiz.

-Muhterem,Mübarek,Muazzez,Şefkatli ve Faziletli Üstadımız Efendimiz Hazretlerine.

-Menderes’in Konya Nutkuna Dair Açıklaması

-(Mes’ud’un garip bir fıkrasıdır)

 

-Nasuhizade Şeyh Mehmed efendi’nin fıkrasıdır)

 

-(Osman Nuri’nin bir fıkrasıdır)

 

-Pek Muhterem Kardeşim.

-Pek Muhterem ve Sevgili Üstadım Efendim!

-Pek Sevgili ve Muhterem Üstadım!

-Pek kıymettar ve pek Muhterem Üstadım Efendim Hazretleri!

 

-(Re’fet’in fıkrasıdır)

-(Re’fet Bey’in bir fıkrasıdır)

-(Re’fet Bey ve Husrev gibi Risale-i Nur şakirdlerinin Risale-i Nur bereketine işaret eden buldukları latif bir tevafuktur)

-(Rüştü’nün fıkrasıdır)

-(Rüştü Efendi’nin fıkrasıdır)

-[Risale-i Nur’un faal bir şakirdi olan Ahmed Nazif Çelebi’nin bir istihracı ve bir fıkrasıdır.

-(Risale-i Nurun ehemmiyetli bir şakirdi olan Yusuf’un bir fıkrasıdır)

-(Risale-i Nurun istikbalde ehemmiyetli bir talebesi olan İhsan Sırrı’nın bir fıkrasıdır)

-(Risale-i Nur şakirdlerinden Hilmi ve Çaycı Emin ve Tahsin’in fıkrasıdır.

-(Risale-i Nur şakirdlerinden Emin Ve Feyzi’nin bir Fıkrasıdır.)

-(Risale-i Nur şakirdlerinden Hâfız Tevfik,Mehmet Feyzi,Emin,Hilmi,Kâmil’in bir fıkrasıdır.)

-Risale-i Nur Şakirdleri Tarafından Sorulan Suale Cevabdır.

– Risale-i Nur’un tesvidinde ve tebyizinde çok hizmeti sebkat eden Şamlı Hafız Tevfik’in Risale-i Nur’un hakkaniyetine dair istihraci bir fıkrasıdır)

-Risale-i Nur’un tesvidinde çok hizmeti sebkat eden temiz kalbli,ihlaslı,güzel bir hafız,müdakkik bir hoca olan Hafız halid’in bir fıkrasıdır)

 

-Sayın Adnan Menderes!

-Sevgili Üstadım!

-Sevgili Üstadım Efendim!

-Sevgili Üstadımız, Efendimiz!

-Sevgili Üstadım Efendim Hazretleri!

-Sevgili Üstadım,Muhterem Efendim!

-Sevgili Üstadım,aziz hocam,efendim hazretleri!

-Sevgili ve kıymetli Üstadım, faziletmeab Efendim Hazretleri!

-Sevgili ve kıymettar Üstadım,Efendim!

-Sevgili müşfik Üstadım efendim hazretleri!

-Sahibül İhlas ven Nur vel kemal vel İrşad Mücahidi Ekber Bediüzzaman Hazretleri.

Sevgili,Muhterem Üstadım,Kıymettar Üstadım.

-Sevgili ve Muhterem Üstadım.

-Sevgili ve Muhterem Üstadım Efendim.

– [Seyyid Sâlih’in mektubundan bir parçadır.]

-(Sabri’nin fıkrasıdır)

-(Sabri efendinin bir fıkrasıdır)

-(Saatçı Lütfi Efendi’nin fıkrasıdır)

-(Sözler hakkında Murad Efendi’nin fıkrasıdır)

-(Sözleri müştakların ellerine yetiştiren kardaşım Bekir Ağa’nın fıkrasıdır)

-(Süleyman Efendi,Mustafa Çavuş ve Bekir Bey’in bir fıkrasıdır)(Isparta’daki kardeşlerimizin fıkrasındaki davayı isbat eden kuvvetli iki delili gösteriyor)

 

-(Şu fıkra kardeşim Abdülmecid’indir)

-(Şu fıkra Şamlı Hâfız Tevfik’indir)

-(Şu fıkra, hakikî ve birinci bir kardeşimiz olan Hakkı Efendi’nindir)

-(Şu fıkra ikinci bir Sabri olan Hâfız Ali’nindir)

-(Şu fıkra mühim bir talebe olan Seyyid Şefik’indir)

-(Şu fıkra Hulusi’nindir)

-(Şu fıkra Hüsrev’in mektubundandır)

-(Şu fıkra Re’fet Bey’in mektubudur)

-(Şu fıkra dahi Sabri Efendi’nin mektubudur)

-(Şu iki fıkra Hüsrev’indir)

-(Şu fıkra Hâfız Zühdü’nündür)

-(Şu fıkra Doktorundur)

-(Şu fıkra aklen Hulusi,kalben Sabri,vicdanen Hüsrev hükmünde olan Re’fet Bey’in mektubudur)

-(Şu fıkra Mes’us Efendi’nindir)

 

-Tarikat hakkında olan Telvihat-ı Tis’a münasebetiyle yazılmış

 

-Üstad-ı Âlişânım Efendim!

-Üstad-ı Âlişânım Efendim Hazretleri!

– Üstad-ı Ekremim!

-Üstad-ı Ekremim Efendim Hazretleri!

-Üstad-ı Muhteremim Efendim!

-Üstad-ı Âzam Efendim Hazretleri

-Üstad-ı A’zamım Efendim!

-[Üstadımızın tebrik telgrafına Reis-i Cumhur Celal Bayar’ın telgrafla verdiği cevabdır.]Bediüzzaman Said Nursî/Emirdağ

-Üstadım!

-Üstadım Efendim!

-Üstadım Efendim Hazretleri!

-Üstadımız diyor ki:

-Üstadımız Said Nursî diyor ki:

-[Üstadımızın köylerde dolaştığına dair çıkarılan uydurma habere karşı bir cevabdır; mûcib-i merak hiçbir şey yoktur.]

-(Ümmi fakat allâmelerin işini gören ve esrar-ı Kur’aniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebeb olan, âhiret kardeşim Âdilcevaz’lı Bekir Ağa’nın Sözler hakkındaki ihtisasatıdır.)

-(Üç cesedli bir ruhun bir fıkrasıdır)(Yani:Hâfız Ali,Sabri,Sarıbıçak Ali)

-Üçüncü Medrese-i  Yusufiyenin Elhüccetü’z-Zehra ve Zühret-ün Nur olan Tek Dersini Dinleyen Nur Şakirdleri namına.

 

-Vâkıf-ı esrâr-ı Sübhân,Ferîd-i Bediüzzaman,Esseyyid Saidi’l-Kürdi Hazretleri!Huzûr-u sâmîsine,Esselâmü aleyküm ey mürşîd-i kâmil!

-(Vezirzade Mustafa’nın fıkrasıdır)

 

-(Yeni mühim bir kardeşimiz Müftü Ahmet feyzi Efendi’nin fıkrasıdır)

-(Yine Sabri’nin)

-(Yine şu fıkra Sabri’nindir)

-(Yine Hakkı Efendi’nindir)

 

-(Zekâi’nin fıkrasıdır)

-(Zeki’nin fıkrasıdır)

 

 

 

                                               KERAMETLER

 

-Mustafa Paşa ile bir gün at yarışına çıkarlar. Fakat kasdî olarak Mustafa Paşa gayet serkeş ve talimsiz ve hiç binilmemiş bir at hazırlanmasını emreder. Molla Saide binmek için verir. (Allahu a’lem, attan düşüp ölmesini istemiş.) On altı yaşında bulunan Molla Said, serkeş atı biraz dolaştırdıktan sonra koşturmayı arzu eder. At, onun verdiği istikametden çıkarak başka bir istikamete doğru koşar. Var kuvvetiyle durdurmak ister ise de muvaffak olamaz. Nihayet çocukların bulunduğu yere gider. Cezîre ağalarından birisinin oğlu yol üstünde iken hayvan iki ayağını kaldırıp çocuğun omuzları arasına vurunca çocuk yere düşerek hayvanın ayakları altında çırpınmaya başlar. Nihayet etrafdan imdada ulaşırlar. Çocuğu hareketsiz ölü suretinde görünce Molla Saidi öldürmek isterler. Ağanın hizmetçileri hançerlerini çekince, Molla Said hemen rovelverine el atar ve adamlara hitaben:

            – Hakikata bakılırsa, çocuğu Allah öldürmüş; zâhire bakılırsa, at öldürmüş; sebebe bakılırsa, Kel Mustafa öldürmüş, çünki bu atı bana o verdi. Durunuz, ben gelip çocuğa bakayım, ölmüş ise sonra muharebe edelim, diyerek atdan inerek çocuğu kucaklar; çocukta hareket görmeyince soğuk suyun içine batırıp çıkarır. Çocuk gülerek gözünü açar. Bunun üzerine bütün ahali mütehayyir kalırlar. Bu acib vak’a üzerine bir müddet Cezire’de kaldıktan sonra, talebesi Molla Salih ile bedevî arabların meskeni olan Biroya giderler. Orada biraz kalınca tekrar Mustafa Paşa’nın eskisi gibi zulme başladığını işitir, yanına gider ve ona nasihat eder, tehdit eder. Bir gün bir münakaşa arasında Mustafa Paşaya:

            – Yine mi zulme başladın, seni Hak namına öldüreceğim! tehdidinde bulunur. Paşa’nın kâtibi ortaya atılır.

O sırada Molla Said, Mustafa Paşayı zulmünden dolayı çok tahkir eder.

            Paşa bu tahkire tahammül edemiyerek, öldürmek için üzerine hücum eder; fakat Mîran ağaları zabtederler. Nihayet Mustafa Paşanın oğlu Abdülkerim Molla Saide yaklaşarak:

            – Onun akidesi yanlıştır; rica ederim, şimdilik buradan başka yere teşrif ediniz, der.

            Abdülkerimin sözünü kırmaz, yalnız olarak, bedevilerin meskeni olan Biro Çölüne doğru hareket eder. Yolda bedevî eşkiyalarına tesadüf eder. Bedevilerin silâhları mızrak ve Molla Saidin silâhı mavzer olduğundan, eşkiyalara doğru kurşun atmaya başlar, eşkiyalar çekilirler. Yoluna devam ederken ikinci çeteye tesadüf eder. Bu defa eşkiyalar çok olduğundan etrafını çevirirler. Kendisini öldürecekleri sırada içlerinden birisi tanıyarak:

            – Ben bunu Mîran aşiretinin içinde gördüm. Bu meşhur bir adamdır deyince, derhal bedeviler çekilerek kusurlarının af buyrulmasını dilerler. Ve korkulu olan yerlerde kendilerine muhafızlık yapmak istemişlerse de Molla Said reddedip, yalnız olarak yoluna devam eder. Birkaç gün sonra Mardine gelir. Mardin uleması muarazaya kalkışırlarsa da muvaffak olamazlar, evlâtları yaşında olan genç Saidde harika bir şekildeki ilmî kudreti görünce kendilerine üstad kabul ederler.”[3]

 

-İlk hayat-ı siyasiyesi Mardin’de başlamıştır. Bunun üzerine bir mutasarrıfın pençe-i kahriyle, elleri bağlı, muhafız nezaretinde Bitlise nefyedildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir. Namaz kılmak için, kayıdların açılmasını jandarmalara ihtar eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kayıdları bir mendil gibi açarak önlerine atar, jandarmalar, bu hali keramet addedip hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham ile:

– Biz şimdiye kadar muhafızınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz! derler (*).

(*) Bir gün Bediüzzamana soruldu:

            – Kaydı nasıl açtın?

            Dedi:

            – Ben de bilmem. Fakat, olsa olsa namazın kerametidir.”[4]

-İki minare yükseklikteki Van kalesinden aşağı düştüğü halde,zahiri duruma göre kurtulması mümkün değilken,izni ilahi ile kendisine bir şey olmamıştır.

-Harpte kurşunların isabet etmesine aldırmadan İşarat-ül İ’caz adlı tefsirini yazmıştır.

-Bediüzzaman’ı üserâ kampına götürürler. Burada şu şekilde şayan-ı takdir bir hâdise cereyan eder. Şöyle ki:

            Bir gün Rus Başkumandanı esirleri teftişe gelir. Teftiş esnasında, Bediüzzaman kumandana selâm vermez ve yerinden kalkmaz. Kumandan kızar, belki tanımamıştır diyerek tekrar önünden geçtiği zaman yine yerinden kalkmayınca, kumandan tercüman vasıtasiyle der:

            – Beni herhalde tanımadılar?

            Bediüzzaman:

– Tanıyorum, Nikola Nikolaviç’tir.

            Kumandan:

            – Şu halde Rus ordusuna, dolayısiyle Rus Çarına hakaret ediyorlar.

            Bediüzzaman:

            – Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman âlimiyim. İmanlı bir kimse, Cenab-ı Hakkı tanımayan bir adamdan üstündür. Binaenaleyh, ben sana kıyam etmem, der.

            Bunun üzerine Bediüzzaman divan-ı harbe verilir. Birkaç zabit arkadaşı, hemen özür dileyerek vahîm neticenin önlenmesine çalışmasını istirham ederler.

            Fakat Bediüzzaman:

            – Bunların idam kararı, benim ebedî âleme seyahat etmem için bir pasaport hükmündedir, deyip kemal-i izzet ve şecaatle hiç ehemmiyet vermez.

            Nihayet idamına karar verilir. Hüküm infaz edileceği vakit, namaz kılmak için müsaade ister; vazife-i diniyesini ifadan sonra, atılacak kurşunlara göğsünü gereceğini beyan eder. Tam bu esnada, namazını eda ederken, Rus kumandanı gelerek, Bediüzzaman’dan özür dileyip:

            – O hareketinizin, mukaddesatınıza olan bağlılıktan ileri geldiğine kanaat getirdim, rica ederim, beni affediniz. Diyerek verilen idam hükmünü geri aldırır.”[5]

“Nihayet menhus Otuzbir Mart hâdisesi meydana gelir. Şeriat isteyen ve o hâdisede ismi karışan on beş kadar hoca idam edilir. Bediüzzaman, onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı durdukları ve kendisi de pencereden onları gördüğü bir halde muhakeme olunur. Mahkeme reisi Hurşid Paşa sorar:

            – Sen de şeriat istemişsin?…

            Bediüzzaman cevap verir:

            – Şeriatın bir hakikatına, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat, ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!

            Bediüzzaman’ın divan-ı harbdeki bu kahramanca müdafaası, o zaman iki defa tabedilip neşredilmiştir. O dehşetli mahkemeden idamını beklerken beraet etmiş ve mahkemeye teşekkür etmeyerek, yolda Bayezid’den tâ Sultanahmet’e kadar arkasında kalabalık bir halk kütlesi mevcut olduğu halde: “Zalimler için yaşasın Cehennem! Zalimler için yaşasın Cehennem!” nidalariyle ilerlemiştir.”[6]

 

-Bediüzzaman hapiste iken, bir gün, o zamanın Eskişehir müddeiumumîsi

Üstadı çarşıda görür. Hayret ve taaccüple ve vazifesine son vereceği ihtariyle, hapishane müdürüne:

            – Ne için Bediüzzamanı çarşıya çıkardınız? Şimdi çarşıda gördüm, der. Müdür de :

            – Hayır efendim. Bediüzzaman hapishanede, hattâ tecrittedir; bakınız, diye cevap verir.

            Bakarlar ki, Üstad yerindedir. Bu hârika vakıa adliyede şayi olur. Hâkimler, “Bu hale akıl erdiremiyoruz” diye birbirlerine naklederler. (Hâşiye).

(Hâşiye): Aynen bunun gibi bir vakıa da, Bediüzzaman Denizli hapsinde iken olmuştur. Üstadı, halk, iki-üç defa muhtelif camilerde sabah namazında görür. Savcı işitir. Hapishane müdürüne pürhiddet:

            – Bediüzzamanı sabah namazında dışarıya, camiye çıkarmışsınız, der. Tahkikat yapar ki, Üstad hapishaneden dışarı kat’iyyen çıkarılmamış.

            Eskişehir hapishanesinde iken de; bir Cuma günü, hapishane müdürü, kâtip ile otururken bir ses duyuyor:

            – Müdür bey! Müdür bey!

            Müdür bakıyor. Bediüzzaman yüksek bir sesle:

            – Benim mutlaka bugün Ak Camide bulunmam lâzım.

            Müdür:

            – Peki Efendi Hazretleri, diye cevap veriyor. Kendi kendine: “Herhalde, Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamıyacağını bilemiyor” diye söylenir ve odasına çekilir. Öğle vakti; Bediüzzaman’ın gönlünü alayım, Ak Camiye gidemiyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstadın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar, “İçeride idi, hem kapı kilitli” cevabını alır. Derhal camiye koşar. Bediüzzaman’ın ileride, birinci safda, sağ tarafta namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzamanı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın; “ALLAHÜ EKBER” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hadiseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmıştır.)”[7]

 

-Yemek konusunda da bir çok kerametlere mahzar olmuştur.Ve tam bir ikramı ilahi ile yaşamaktadır.

-Süleyman isminde bir misafirime, katran ağacı başında koca bir ekmek hârika bir tarzda gösterilmiş. İki gün ikimiz, o hediye-i gaybîden yedik.”[8]

 

-Kardeşlerim! Merak etmeyiniz, Cevşen ve Evrad-ı Bahaiye bu defa dahi o dehşetli zehirin tehlikesine galebe etti; tehlike devresi geçti, fakat hastalık devam ediyor.”[9]

 

-Bunca hayatındaki yüzlerce kerametlrin görülmesine rağmen yazılmasını istememiş ve bahsetmemiştir.Son Şahitler adlı eserde yüzlercesine rastlanmaktadır.

 

 

 

 

                                               FETVALAR

 

-“Bu senin eski medrese arkadaşların olan başta Ahmed Hamdi gibi zâtlar, dehşetli ve şiddetli bir tahribata karşı “ehven-üş şer” düsturuyla mümkün olduğu kadar bir derece bir kısım vazife-i ilmiyeyi, mukaddesatın muhafazasına sarfedip, tehlikeyi dörtten bire indirmeleri, onların mecburiyetle bazı noksanlarına ve kusurlarına inşâallah keffaret olur” diye kalbime şiddetli ihtar edildi.”[10]

 

-Rü’ya-yı sadıkada ervah-ı habise ve şeytan, peygamber suretinde temessül edemez.[11]

-Öşür,şer’i zekattır.Zekât ise,müstahaklaradır.

 

-Kur’an-ı hızlı okumak bir hürmetsizliktir.[12]

 

-Kur’an hakaıkının hıfzı,lafzının hıfzından önce ve önde gelir ve lüzumu daha çoktur.

 

-Zalimden para alınmaz.[13]

-Herşeyi şeriat mizanlarıyla muvazene etmeli.

 

-Haksız yere öldürülen iki şehit sevabı kazanır.

 

-Sağlam dindar,hakperest ulül emre itaat farzdır.[14]

 

-Hukukta şah ve geda birdir.

 

-Sevad-ı Âzama tabi olmalı.

 

-Önceden İslamın istiklaliyeti ve bekası için farzı kifaye olan cihad,bu zamanda farzı ayin hükmüne geçmiştir.

 

-Hukukullah hukuku ibadı da tazammun etmektedir.

 

-Meclis manevi şahsiyetiyle saltanat manasını deruhte edebildiği gibi,islami şeairi imtisal etmekle de hilafet manasını dahi vekaleten deruhte edebilir.

 

-Risale-i Nur bütün hakaıkta bir üstadı küldür.[15]

 

-Eğer hakim,şahsi hiddet edip bir katili katletse o hakim katil olur.[16]

 

-Bir kanunu reddetmek başkadır ve o kanunla amel etmemek bütün bütün başkadır.Birinin cezası külli ise,diğerinin cüz’idir.[17]

 

-Hakaik-ı imaniye ve esasatı Kur’aniye,resmi bir şekilde ve ücret mukabilinde dünya muamelatı suretine sokulmaz.[18]

-Münafık kâfirden eşedir.

-Namazdan sonraki tesbihatlar,Tarikat-ı Muhammediyedir(ASM) ve velayet-i Ahmediyenin (ASM) bir evradıdır.

 

-Hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için,zaruret derecesinde olmak şartıyla,bazı âhiret işlerine geçici olarak tercih edilmesine ruhsatı şer’iyye var.Fakat yalnız bir ihtiyaca binaen,helakete sebebiyet vermiyen bir zarara göre tercih edilmez,ruhsat yoktur.[19]

 

-Musibetlerde (Felaket-Sefalet-Açlık) kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semâviye, mâsumlar hakkında bir nevi şehâdet hükmüne geçiyor.

 

-Musibet-i semâviyeden, zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun, şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

Onbeşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennem’den kurtarır. Çünki, âhirzamanda mâdem fetret derecesinde din ve Dîn-i Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâma bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve mâdem âhir zamanda Hazret-i İsa’nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet’le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi fetret gibi karanlıkta kalan Hazret-i İsa’ya mensub Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felâket, onlar hakkında bir nevi şehâdettir denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebid büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar; elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefâhetinden ve küfrânından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber yüz derece onlara kârdır…

-Eğer o felâketi gören, zâlimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniye’dir.

-Eğer o felâketi çekenler; mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-ı beşeriye için ve esasât-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semâviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise elbette o fedakârlığın mânevî ve uhrevî neticesi o kadar büyükdür, o musibeti onlar hakkında medar-ı şeref yapar, sevdirir.[20]

 

-Haramın terki vacibtir.

 

-Her zaman def’-i şer, celb-i nef’a racih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında, bu takvâ olan def’-i mefasid ve terk-i kebâir üssül-esas olup, büyük bir rüçhaniyet kesbetmiş. Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için takva, bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzları yapan, kebireleri işlemiyen kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır. Hem az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. Hem takva içinde bir nevi a’mel-i salih var. Çünki bir haramın terki, vâcibdir; bir vâcibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Böyle zamanlarda -binler günahın tehacümünde- bir tek içtinab az bir amelle yüzer günah terkinde, yüzer vâcib işlenmiş olur.[21]

 

-İki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkâr etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer bütün bütün zahir-i şeriata muhalif ve hatası zahir bir içtihad ile hareket edilmiş ola.[22]

 

-Tekellüf,şer’an ve hikmeten fenadır.

 

-Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve Hüdhüd-ü Süleymanî (A.S.) ve Neml’i ve Naka-i Sâlih (A.S.) ve Kelb-i Ashab-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa; hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir nev’in arasıra istimal için birtek cesedi bulunacağı rivayet-i sahihadan anlaşılmakta…[23]

 

-Cennet cin ve insana hazırlanmıştır.

 

-Dînî farzlarını yerine getirmek suretiyle dünyevî çalışmaların da bir ibadet hükmüne geçtiğine dair Üstadımızın yanına gelenlere verdiği derslerden bir kaç nümune:

            1- Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte, bir gün, Eskişehir’deki Yıldız Otelinde bulunuyorduk. Şeker Fabrikasından yanına gelen bir kaç işçi ve ustabaşına kısaca dedi:

            “Siz farz namazlarınızı kılsanız, o zaman, fabrikadaki bütün çalışmalarınız ibadet hükmüne geçer. Çünki, milletin zarurî ihtiyacını temin eden mübarek bir hizmette bulunuyorsunuz.”

            2- Yine bir gün, Eğridir yolu altında oturmuş Rehber’i okuyorduk. Tren yolunda çalışan birisi geldi. Ve Üstad, ona da aynı şekilde: Feraizi eda edip, kebairden çekilmek şartıyle; bütün çalışmalarının ibadet olduğunu, çünki: On saatlik bir yolu bir saatte kestirmeğe vesîle olan tren yolunda çalıştığından mü’minlere, insanlara olan bu hizmetin boşa gitmiyeceğini, ebedî hayatında sevincine medar olacağını ifade etmiştir.

            3- Yine bir gün vaktiyle Eskişehir’de, tayyareciler ve subaylar ve askerlere de aynen şu dersi vermişti: “Bu tayyareler, bir gün İslâmiyete büyük hizmet edecekler. Farz namazlarınızı kılsanız, kılamadığınız zaman kaza etseniz asker olduğunuz için her bir saatınız, on saat ibadet; hususan hava askeri olanların bir saati, otuz saat ibadet sevabını kazandırır. Yeter ki kalbinde îman nuru bulunsun ve îmanın lâzımı olan namazı îfa etsin.

            4- Hem Barla, hem Isparta, hem Emirdağ’da çobanlara derdi: “Bu hayvanlara bakmak, büyük bir ibadettir. Hattâ, bazı Peygamberler de çobanlık yapmışlar. Yalnız, siz farz namazınızı kılınız, tâ hizmetiniz Allah için olsun.”

            5- Yine bir gün, Eğridir’de, elektrik santralının inşasında çalışan amele ve ustaya: “Bu elektriğin umum millete büyük menfaati var. O umumî menfaattan hissedar olabilmeniz için, farzınızı kılınız… O zaman bütün sa’yiniz, uhrevî bir ticaret ve ibadet hükmüne geçer.” demiştir.Bu neviden onbinler misaller var.[24]

 

-Birisinin hatasıyla, başkası veya akrabası hatakâr olmaz;cezaya müstahak olmaz.

-Cihad-ı dinîde olsa, kâfirlerin çoluk-çocuklarının vaziyetleri aynıdır. Ganîmet olabilir; Müslümanlar, onları kendi mülküne dâhil edebilir. Fakat İslâm dairesinde birisi dinsiz olsa; çoluk-çocuğuna hiçbir cihetle temellük edilmez, hukukuna müdahale edilmez. Çünki o masumlar, İslâmiyet rabıtasıyla dinsiz pederine değil, belki İslâmiyet’le ve cemaat-ı İslâmiye ile bağlıdır. Fakat kâfirin çocukları, gerçi ehl-i necattırlar; fakat hukukta, hayatta pederlerine tâbi’ ve alâkadar olmasından, cihad darbesinde o masumlar memluk ve esir olabilirler.[25]

 

-Haccac-ı Zalim, Yezid ve Velid gibi heriflere İlm-i Kelâm’ın büyük allâmesi olan Sa’deddin-i Taftazanî, “Yezid’e lanet caizdir” demiş; fakat “Lanet vâcibdir” dememiş. “Hayırdır ve sevabı vardır” dememiş. Çünki hem Kur’anı, hem peygamberi, hem bütün sahabelerin kudsî sohbetlerini inkâr eden hadsizdir. Şimdi onlardan meydanda gezenler çoktur. Şer’an bir adam, hiç mel’unları hatıra getirmeyip lanet etmese, hiçbir zararı yok. Çünki zemm ve lanet ise, medih ve muhabbet gibi değil; onlar amel-i sâlihte dâhil olamaz. Eğer zararı varsa daha fena…[26]

 

-Ehl-i Sünnet’in ve İlm-i Kelâm’ın azîm imamlarından meşhur Sa’deddin-i Taftazanî, Yezid ve Velid hakkında tel’in ve tadlile cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif-i Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet Velcemaat’in allâmeleri demişler: “Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler; fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat’î bir derecede bilinmediği için, o şahısların nass-ı kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tövbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususî şahsa lanet edilmez. Belki

 “Allah’ın lâneti zalimlerin ve münafıkların üzerine olsun.”gibi umumî bir ünvan ile lanet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur.” diye Sa’deddin-i Taftazanî’ye mukabele etmişler.[27]

 

-Büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur.

 

-Güneş ve ayın tutulması zamanında küsuf ve husuf namazı kılınır ve güneşin gurubuyla akşam namazı kılınır; öyle de yağmursuzluk, kuraklık, yağmur namazının ve duasının vaktidir. İbadet ve duanın sebebi ve neticesi, emir ve rıza-i İlahîdir; faidesi, uhrevîdir. Eğer namazdan, ibadetten dünyevî maksadlar niyet edilse, yalnız onlar için yapılsa, o namaz battal olur. Meselâ: Akşam namazı güneşin batmaması için ve husuf namazı ayın açılması için kılınmaz.[28]

 

-Sakal bir sünnettir.

 

-Birinci Sualiniz: Eğer Kur’an okunurken, namazın, tesbihatın tetimmesi ise, kıbleye karşı duranlar vaziyetlerini bozmamak evlâdır. Yalnız müezzinin önündeki adam arkasını çevirsin, yahut çekilsin. Eğer Kur’an müstakil olarak okunursa, okuyana karşı teveccüh etmek evlâdır. Hem cihat-ı sitte ile mukayyed olmayan ruh kulağıyla

dinleyen adam kıbleye karşı teveccüh etse ve cismanî kulağıyla dinleyen adam, okuyana karşı teveccüh etse evlâdır.

İkinci Sualiniz: Cemaatin iştiyakına ve okuyanın niyetine göre efdaliyet tahavvül eder. (Haşiye). (Haşiye): İkinci Sual: Sabah ve akşam namazlarından sonra Sure-i Haşr’in sonunda

“Hüvallâhüllezî”den başlamak sünnet iken,

“Lâ yestevî”den başlanması efdaliyeti terk olur mu?

Üçüncü Sualiniz: Üç İhlas bir Fatiha muhtasar bir hatim hükmünde olduğundan, ona vakit tahdid edilmez. Her vakitte gayet müstahsendir.

Dördüncü Sualiniz:

  “Allah’ım selâm Sensin; selâmet de ancak Sendendir. Mübâreksin, ey Celâl ve İkrâm Sahibi!” Müslim, Mesâcid: 135, 136; Ebû Dâvud, Vitr: 25, 27; Tirmizî, Salât: 108; Nesâî, Sehv: 81, 82; İbn-i Mâce, İkâme: 32; Dârimî, Salât: 88; Müsned: 5:275, 280, 6:62, 184, 235.”

kelâmını değil yalnız müezzin, her bir musallî her bir namazın selâmından sonra söylemesi Şafiîce sünnettir. Hanefîce dahi müezzin için her namazda sünnet olması gerektir.”[29]

 

-Sual: Salavatın bu kadar kesretle hikmeti ve salâtla beraber selâmı zikretmenin sırrı nedir?

            Elcevab: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a salavat getirmek, tek başıyla bir tarîk-ı hakikattır. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm nihayet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayetsiz salavata ihtiyaç göstermiştir. Çünki Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ümmetin dertleriyle alâkadar ve saadetleriyle nasibedardır. Nihayetsiz istikbalde ebed-ül âbâdda nihayetsiz ahvale maruz ümmetin bütün saadetleriyle alâkadarlığının ihtiyacındandır ki, nihayetsiz salavata ihtiyaç göstermiştir.”[30]

 

-(Dişlerin kaplanması hakkındaki suale cevab)

            1932 tarihli sualinize şimdilik etrafıyla cevab veremiyorum. Fakat bu mes’ele ile münasebetdar bir-iki mes’ele-i şeriatı icmalen yazıyorum. Şöyle ki:

            Abdest vaktinde ağzı yıkamak farz değil sünnettir. Fakat gusül hengâmında ağzını yıkamak farzdır. Az bir şey de yıkanmadık kalsa olmaz, zarardır. Onun için dişleri kaplama lehinde ülemalar fetva vermeye cesaret edemiyorlar. İmam-ı A’zam ile İmam-ı Muhammed (Radıyallahü anhüma) gümüş ve altundan dişlerin yapılmasına fetvaları, sabit kaplama hakkında olmamak gerektir. Halbuki bu diş mes’elesi umum-ül belva suretinde o derece intişarı var ki, ref’i kabil değil. Ümmeti bu belva-yı azîmeden kurtarmak çaresini düşündüm, birden kalbime bu nokta geldi. Haddim ve hakkım değil ki ehl-i içtihadın vazifesine karışayım, fakat bu umum-ül belva zaruretine karşı, fetvalara tarafdar olmadığım halde diyorum ki:

Eğer mütedeyyin bir hekim-i hâzıkın gösterdiği ihtiyaca binaen kaplama sureti olsa, altındaki diş ağzın zahirîsinden çıkar, bâtın hükmüne geçer. Gusülde yıkanmaması guslü ibtal etmez. Çünki üstündeki kaplama yıkanıyor, onun yerine geçiyor. Evet cerihaların üstündeki sargıların zarar için kaldırılmadığından ceriha yerine yıkanması, şer’an o yaranın gasli yerine geçtiği gibi; böyle ihtiyaca binaen sabit kaplamanın yıkanması dahi dişin yıkanması yerine geçer, guslü ibtal etmez.

M

  “Gerçek Allah katındadır. Ancak O bilir.” Madem ihtiyaca binaen bu ruhsat oluyor. Elbette yalnız süs için, ihtiyaçsız dişleri kaplamak veya doldurmak bu ruhsattan istifade edemez. Çünki hattâ zaruret derecesine geldikten sonra böyle umum-ül belvada eğer bilerek sû’-i ihtiyarıyla olsa, o zaruret ibaheye sebebiyet vermez. Eğer bilmeyerek olmuş ise, zaruret için elbette cevaz var.”[31]

 

– Kebair çoktur, fakat ekber-ül kebair ve mubikat-ı seb’a tabir edilen günahlar yedidir: “Katl, zina, şarab, ukuk-u vâlideyn (yani kat’-ı sıla-yı rahm), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid’alara tarafdar olmak”tır.”[32]

 

-Mülteka Şerhi Damad’ın ve Merak-ul Felah ikisi demişler: İki Ramazan için bir keffaret kâfidir. Müteaddid vakıalara bir keffaret kifayet eder. Çünki tedahül vardır. Ve hüve’s-sahîh demişler. Hakikat nokta-i nazarında bu mes’elede azimet var, ruhsat var. Azimet hali, kuvveti müsaid ise, her Ramazan için ayrı bir keffaret var. Fakat ruhsat ciheti, tedahül sırrına binaen müteaddid Ramazan için bir keffaret farz, ayrı ayrı keffaret müstehab derecesinde kalır. Bu keffarette mana-yı ukubetle mana-yı ibadet ikisi dahi münderic olduğu için, hem kerhen icbar edilmeyecek, hem tedahül eder.”[33]

 

-Ruhsat-ı şer’iye olan kasr-ı namaz ve takdim te’hir, vesait-i nakliye bir kararda olmadığı için onlara bina edilmez. Belki kaide-i şer’iye olan kasr-ı namaz, sabit olan mesafeye bina edilebilir.

            Eğer denilse ki: Tayyare ile ve şimendifer ile bir saatte giden zahmet çekmiyor ki, ruhsata müstehak olsun.

            Elcevab: Tayyare ve şimendiferde abdest alıp, vaktinde namazını kılmak, yayan serbest gidenlerden daha ziyade müşkilât bulunduğu için, ruhsata sebebiyet verir.”[34]

 

-”Üç günden fazla bir mü’min diğer bir mü’mine küsmemek”İslâmiyet emrediyor.

 

-Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamda üçyüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuzbine çıkar.”[35]

 

 

                                                                                              Mehmet ÖZÇELİK

                                                                                                    16-08-2003

 

[1] Sikke-i Tasdik-i Gaybi.7

[2] sikke-i Tasdik-i Gaybi.9-10.

[3] Tarihçe-i Hayat.42-43.

[4] Tarihçe-i Hayat.43-44.

[5] Tarihçe-i Hayat.114-115.

[6] Tarihçe-i Hayat.60.

[7] Tarihçe-i Hayat.216-216.

[8] Mektubat.357.

[9] Emirdağ Lahikası.1/141.

[10] Emirdağ Lahikası.2/10.

[11] Emirdağ Lahikası.2/156.

[12] Tarihçe-i Hayat.43

[13] Tarihçe-i Hayat.46.

[14] Tarihçe-i Hayat.65.

[15] Tarihçe-i Hayat.148.

[16] Tarihçe-i Hayat.203.

[17] Tarihçe-i Hayat.209.

[18] Tarihçe-i Hayat.241.

[19] Tarihçe-i Hayat.258.

[20] Tarihçe-i Hayat.296-297.

[21] Tarihçe-i Hayat.303.

[22] Kastamonu Lahikası.195.

[23] Şualar.55.

[24] Tarihçe-i Hayat.466.

[25] Emirdağ Lahikası.1/39-40.

[26] Emirdağ Lahikası.1/205.

[27] Emirdağ Lahikası.1/206.

[28] Emirdağ Lahikası.1/32.

[29] Barla Lahikası.251-252.

[30] Barla Lahikası.270.

[31] Barla Lahikası.277-278.

[32] Barla Lahikası.335.

[33] Barla Lahikası.351-352.

[34] Barla Lahikası.383.

[35] Şualar.494.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .