SALİH AMEL

                                                           SALİH     AMEL

            Asr suresinde,Asra yemin eden Allah,İnsanın husran ve zararda olduğunu belirtip,ancak bundan iman edipte salih ve iyi amelde bulunanların müstesna tutulabileceğini belirtmektedir.

            Her insan başlı başına bir şifredir. Çözülmesi gerekir. Çözülüp açılması halinde bir çok harikalıklar ondan çıkacaktır.

            O insanın bu şifresini de ancak onun imanı ve salih ameli ile açmak söz konusudur.

            Günahlar ise bilgisayar ve disketlerdeki virüsler gibidirler. İnsan şifresini alt-üst ederler.

            Takva ve salih amel insan şifresini virüslerden temizleyip normal dengesine getirirken,günahlar o dengeyi bozarak dengesiz ve çalışmaz hale getirirler.

            Haram,[1] ve günahlar,büyüklükleri nisbetinde insanın kalbinde bir leke oluştururlar. Temizlenmesi için,Hadiste belirtildiği üzere:” Günahlardan öyle günah vardır ki,onu sadece iç düşüncesi,hüzün eritebilir.”

            Samimi bir dönüş,tam bir pişmanlık onun kirini ve lekesini giderebilir.

            Vazifeler içerisinde en kutsal bir vazife de;iyiliği emr,kötülüğü nehydir.[2]

            Salih amel;[3]imanın artıp kuvvetlenmesine en büyük vesiledir.

            Ancak bu amel imandan bir cüz ve bir parça değildir.[4]

            Helal,işin vasatı,orta yoludur. Takva,istikamet,ortanın da ortası,ortada zirvedir. Fetva ise,aşağıda,umum içinde hususu ifade eder.

            Helal-Takva-Fetva;kur’an ve Sünnet yolunda anayol olarak bulunub,diğer yollar,tali yollardır.

            Beden-ruh-maneviyat-toplum değerleri-hürmet saygı-Allah rızası;basit şeylere indirilmeyecek kadar alidir.

            Ayette:”Güzel ve temiz sözler O’na yükselir,Amel-i salihi,güzel ve mabul işi de Allah yükseltir.”[5]

            Ağızdan çıkan ,yapılan güzel işler,kokular birer kelime-i tayyibe,güzel sözlerdirler. ayet mucibince bunlar göğe yükselirler.

            Kelime-i habise denilen kötü söz,iş ve kötü koku gibi şeylerde o ağırlığı ile göğe çıkmaya çalışır.

            Ve bu ikisi bir mücadele içerisine girerler,hangisi hangisine galebe ederse ;aynı durum yer yüzüne akseder.

            Yani kelime-i habise üstün gelirse,dünyada da kötüler iyilere galib gelir. Kelime-i Tayyibe üstün gelirse,yer yüzünde de iyiler kötülere üstün ve galib gelirler.

            Çocukların ağızlarından çıkan kötü sözler;büyüklerin sözleri veya fiilleridirler.

            Manevi atmosferin üstün olduğu yerlerde bu durum daha net görülmektedir.

            Rasulullahın zamanına,Osmanlı dönemine baktığımızda;hayatın her kesiminde bu manevi atmosferin hakimiyetini görebiliriz. Zira yapılan işler Allah’ı ve ahireti hatırlatan işler üzerine dönüyordu.

            Esnaf hayatındaki dürüstlük,emniyet ve güven,onların iyi hal içerisinde olup olmamalarıyla alakalıdır.

            Yol üçtür;Ya her şey odur dediğimizde;a)Madde ve tabiattır,mana yoktur.

            b)Madde yoktur,o vardır,mana vardır.

            c)Veya en doğrusu ki;Her şey O’ndandır.

            Fail ve müessir olmayan insan bir cihetle;” Yalnız bir tesiriniz var;o da hayrı mutlaktan gelen hayrı güzel bir surette kabul etmemenizden,şerre sebeb olmanızdır.”[6]

            Tıpkı su cetvelini açmamakla bir bahçenin kurumasına sebeb olan kimse gibi.

            Yapılacak iş;salih amel suyunu bahçeye yönlendirmektir. Zira su zaten akmaktadır.

            Allah insanı da salih amelle terbiye etmektedir.

            Odunu terbiye eden Allah;ondan çiçek,gül,meyveler,sebzeler çıkarmaktadır. Meniyi terbiye eden Allah,ondan bir canlı ve insan çıkarmaktadır.

            Aynı terbiye devam ederse,basitlik ortadan kalkarken,olmaması durumunda tekrar odun ve meniliğe rücu eder.

            Her şey ilahi terbiye ile değer alır,değerlenir. Kur’an ilahi terbiyenin sürekli tecelli şeklidir. O’nsuz her şey basite rücu eder.

            İncilde iyi ile kötünün meseli şöyle bir temsille anlatılır:” Göklerin melekûtunun misali,köyünde temiz tohumla buğday eken adamın misali gibidir. İnsanlar uyuyunca,bu adamın düşmanı gelerek tarlasına,buğdayın arasına karaca tohumu ekti. Ekin bitip filizler başak verince,karaca buğdaya galib geldi. bunun üzerine çiftçinin köleleri gelerek=

            “Ey Efendim,tarlana yeni temiz buğday ekmemiş miydin?”deyince,Efendi”Evet”dedi. Bunun üzerine köleler:”Ya bu karaca nereden çıktı?”dediler.

            Efendi;”Belki de siz karacayı sökeceğiz diye,onunla beraber buğdayı da sökersiniz,onun için bırakın ikisi de hasad zamanına kadar büyüsünler.”dedi.

            Hasad zamanı hasadçılara,karaca bitkisini buğdaydan ayırmalarını,demet demet yapıp ateşte yakmalarını,buğdayı da ambara doldurmalarını emretti.

            Size bunu açıklayalım=Bu iyi kalite buğdayı eken adam o insanların atası Hz: Âdem(AS),tarlası alem,bu kaliteli buğday da,Allah’a itaat eden melekutun biz oğullarıyız.

            Karaca tohumunu atan ise iblistir. Karaca ise iblisin ve ordusunun ektiği günah tohumlarıdır. Hasadçılar ise ecelleri gelinceye kadar insanları bırakıp,ecelleri geldiğinde cennetlikleri Allah’ın melekûtun da,cehennemlikleri de ateşte toplayan meleklerdir. Karacanın derlenip-toplanıp ateşte yakılması gibi,Allah’ın Peygamberleri ve melekleri de,Allah’ın melekûtundan tembelleri ve onların günahlarını derler toplarlar ve cehennemin külhanına atarlar. Böylece orada bir feryâd-u figan,bir diş gıcırtısı başlar. Cennetlikler orada,Rablerinin melekûtundadır.

            Dinleyecek kulağı olan dinlesin.”[7]

            Zira eken biçer. Bu dünyada günahı eken ahirette de günahı,sevab eken de sevabı biçer.

            Günah ve haramın sancıları sadece ahiret alemlerinde değil,bu dünyada da ölüme kadar götüren sancıları insana miras bırakır.[8]

            Günahın insanı çepeçevre sardığı böyle bir zamanda,şerden hayra vakit yok. Bu da şerre düşüp,içerisinde yüzmekle geçirilmekte veya ondan korunmak için çarelere başvurulmakla olacaktır.

            Yani;en iyi durumda insanlar mesailerini tek yönde,günahları göz önünde bulundurarak,ondan sakınmanın çarelerini aramalıdırlar.

            Her ne kadar şerler hayırların ortaya çıkmasına sebeb olsalar da;mücerred olarak hayırla iştiğal edip meşgul olmayı,öğrenip bilmeyi,bilip yaşamayı engellemekte,mevcut hayırları düşündürmemekte,ona perde olmaktadır.

            Şöyle ki;İslam binasını korumaktan,İslam binasını gezmeye vakit kalmamaktadır. Engeller ve engellemeler ile uğraşılmaktadır.

            “Kötüler kötüleri bitirdiği gibi,onlara göz yumanları da beraber bitirmekte,helak etmektedir.”[9]

            -Kur’an-ı ifade edememek dahi bir ifadedir. Sonsuza karşı kendisinin damla idrakinde olan şuuru,acziyetinde tezahür eden bir idraktir.

            O’nu yutamıyan,O’nda yutulmayı ve olmayı istemek..O’nu kucaklayamamanın,kucaklanma isteği..

            Ezelden ebede varlığı dokuyan ve döken bir ibrişim ve bir petektir o…

            İnsanları tasnif ederken;Münafıklar;imanla-küfür arasında gitmekte ve bocalamaktadırlar.[10] Tembeldirler.[11] Münafikun suresi onları anlatır.

            -İnsanlar ya -aklı maaş-yani geçimini düşünen bir akla sahibdirler veya –aklı meâd-onunda ötesinde ileriyi,ilerilerinde ilerisi olan ahireti düşünen bir düşünceye sahiptirler.

            -İnsanların cinayetleri ve kan akıtmaları;kuvve-i Ğadabiyye olan kızma duygusundan,onun kontrol altına alınmamasındandır.

            -Fesad ve kan dökme o insanın hususiyetlerindendir.[12]

            Kur’an her şeyi temize çıkarmış,bir yandan yanlış anlaşılmasını engellemiş,bir yandan da doğruyu göstermiştir. Yoksa ne Hz. İsa’yı,ne Hz: Musa’yı doğrulayabilir,ne de Hz. Adem’den haberdar olabilirdik.

            -Geçmiş zamanlardan birinde,mü’min olduğundan dolayı önce dağdan atılarak öldürülmeye çalışılan fakat ölmeyib geri gelen,daha sonra denize atılarak öldürülmeye çalışıldığı halde ölmeyen genci öldüremeyen o kimselere genç şu tavsiyelerde bulunur:

            Bütün halkı toplayın,bu çocuğun Rabbi adıyla-diyerek bana bir ok atarsanız,işte o zaman beni öldürebilirsiniz.”

            Ve aynen yapılır. Genç ölür. Onun ölümü adeta onun doğumu olur. Zira bunu gören,bilip,duyan tüm halkın iman etmesine sebeb olmuş olur.

            Beşerin eski günahlarına keffâret olarak bir “Saadeti dünyeviye”olup,”Hayır ve Hak din istikbalde mutlak galebe edecektir.”[13]

            Zira beşer bu bin senelik terakkiyâtını zir-ü zeber eden bir cinayeti hazmetmeyecektir.[14]

            -Kalb kâbe,akıl kıble..

            -Din istikamet,fikirde feraset..

            -Şuurda kuvvet,imanda nur..

            -Vicdan hekim,nefis mahkum..                                                                                          

-Ruh hakim,idrak hakim..

            -Bir gönül yapmak Hacc-ı ekber sayılmış..

            Bir gönül yıkmak,yüz bin kâbe yıkmıştır,denilmiş..

            Zira Kâbe;İbrahim (AS) Peygamberin yapısı..

            Kalb ve gönül ise;Celil ve Ekber olan Allah’ın yapısı..

            Kalb nazar-gâh-ı ilâhi..

            Cenâb-ı Hakkın bir tecelligâh-ı….

 

                                                                                                                      4-4-1998

                                                                                                          MEHMET   ÖZÇELİK

[1] Bkn.İslam ans.TDV. 16 / 97-104.

[2] Bkn.Fezail-i A’mal.Müslüman şahsiyeti.M.Z.Kandehlevi.Terc.Y.Karaca.sh.247-248.

[3] İslam ans.age. 3 / 13-20.

[4] H.D.K.Dili.E.H.Yazır. 1 / 90, 2 / 925, Tefsir-i Kebir. F.Razi.Terc.heyet. 6 / 27.

[5] Fatır.10.

[6] Sözler.B.S.Nursi.sh.210.

[7] Tefsir-i Kebir.F.Razi.terc.heyet. 2 / 177-178.

[8] Bkn.İbnül Esir. İslam Tarihi. el-Kamil fit-Tarih.Trec.Dr.A.Ağırakça. 6 / 372.

[9] Bkn.Maruf ve Münker.M.Abduh.46,52.

[10] Nisa.143.

[11] Nisa.142.

[12] Bakara.30.

[13] H.Şamiye.B.S.Nursi.37,42.

[14] Bkn.age.43.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .