SECDEYİ ÇOK VE UZUN YAPIN

SECDEYİ ÇOK VE UZUN YAPIN

            Secdeyi uzun yapın..Secdede huzur var,Rabbe yakınlık,huzura kabul var.

Âyette:” Haydi Allah’a secde edip O’na kulluk edin!”[1]

            Zira her şey Allaha secde eder.[2]

            Her şey Allaha secde ederken,insan bîgane kalamaz,geri duramaz.

            O halde O’na secde edenlerden olmalı.[3]

            Secde etmekten ancak O’na inanmayanlar kaçınır ve bundan nefret duyarlar.[4]

            Mü’minler ise O’nun azameti karşısında secdeye kapanır ve O’nu tesbih eder.[5]

            Ondandır ki Allah Kur’an-da 14 yerde secdeyi emreder.[6]

-Secde de madden de beynin kanla beslenerek rahatı vardır.

Ebû Hureyre ‘den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!”[7]

-Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edilmiştir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Adem oğlu secde ayetini okuyup secde ettiği zaman şeytan ağlayarak uzaklaşır ve şöyle der: Helak oldum. Adem oğlu secde etmekle emrolundu da secde etti ve cennet onun oldu. Halbuki ben de secde ile emrolunmuştum fakat ben secde etmekten yüz çevirdim. Artık ateş benim içindir.” [8]

Hz. Ebû Fâtıma radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Diyor ki; Peygam­ber sallallahu aleyhi vesellem bana, “Ey Ebû Fâtıma! Sen eğer benimle bu­luşmak istiyorsan secdeleri çoğalt” [9]

-Allah Hz.Âdem-i yarattığında meleklere ilk sözü; “Âdem’e secde edin!”[10] olmuştur.

-“ Esved b. Yezid (r.a) diyor ki: Hz. Âişe (r.anhâ)’dan Resûlullah (s.a.v)’in kıldığı gece namazlarından sordum, buyurdular ki:

“Gecenin ilk vakti (Yatsı namazından sonra) uyurlardı. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalkar namaz kılar, seher vaktinde de Vitir namazını kılarlardı, İlk rek’atte “Sebbih isme” sûresi, ikinci rek’atte “Kul yâ eyyühel-kâfirûn” sûresini, üçüncü rek’atte de “Kulhuvallâhu ahad” sûrelerini okurlardı. Sonra yatağına gelirdi. Arzu ettikleri zaman hanımlarıyla latîfeler ederlerdi. Sabah ezanını işitince yataktan hemen kalkar, gusletmesi îcâb ederse yıkanır (gusul eder), değilse abdest alıp iki rek’at sabah namazının sünnetini evde kılar ve sonra mescide giderlerdi.”

– Hz. Âişe (r.anhâ) rivâyet ediyor:

“Nebî (s.a.v) geceleyin uyanamasalar veya gözlerini uyku bürüyüp de gece namazına kalkamasalar, gündüz on iki rek’at namaz kılarlardı.”

Hz.Âişenin beyanı üzere;Rasulullah o kadar kıyamda dururdu ki,rüku yapmayacak zannederdim.O kadar rüku da bulunurdu ki secde yapmayacak zannederdim…..der.

Efendimiz secdeyi çok yapardı.

– Huzeyfe İbn el-Yemânî (r.a) bir gece Resûl-i Ekrem (s.a.v) ile gece namazı kılmıştı. Peygamber (s.a.v) Efendimizin nasıl kıldığını anlatmaktadır. Buyuruyor ki:

Allah Resûlü (s.a.v) namaza başladığı zaman şöyle söylediler: “Allahu Ekber Zü’l-Melekûti ve’l- Ceberûti ve’l-Kibriyai ve’l-Azameti.” Mânâsı: “Allah (her şeyden) en büyüktür. Gayb âlemi onun tasarrufundadır. Kahhâr’dır, noksanlıklardan münezzehdir. Azamet (yücelik) sâhibidir. Onu anlamak idrak etmek mümkün değildir. Sonra, Fâtiha ve Bakara sûrelerini okudular. Rükû’a gittiler, rükû’u da ayakta kaldığı kadar uzattılar. Rükû’da “Sübhâne Rabbiyel Azîm” diyordu. Başını kaldırdılar, rükûdan sonra ayakta durmaları da rükûu kadar uzun oldu.
Rükûdan doğrulup, îtidâlinde şöyle diyordu: “Li Rabbiyel-Hamd- Hamd Rab içindir “ bunu çok tekrar ettiler. Sonra secdeye gittiler. Onu da ayakta durduğu kadar uzattılar. Secdede “Sübhane Rabbiyel A’la” diyordu. Secdeden başını kaldırdılar, iki secde arasında secdede kaldığı kadar oturdular.
İki secde arasında şu duâyı okuyordu: “Rabbiğfir lî- günahlarımı mağfiret kıl yâ Rabbî. ” O namazda Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ ve Mâide sûrelerini okudular.
Bu sûrelerin hangi rek’atlerde okunduğu bilinememiştir.

– Ebû Abdullah (veya Ebû Abdurrahman) Sevbân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre o “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim” demiştir:

“Çok secde etmeye bak! Zira senin Allah için yaptığın her secde karşılığında Allah seni bir derece yükseltir ve bir hatânı siler.”[11]

Namaz bütün ibadetlerin özü olduğu gibi,secde de namazın özüdür.

Bediüzzaman secde ile ilgili olarak eserlerinde bu manayı şöyle açıklar;

-“ İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp, kemâl-i Rubûbiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. “[12]

-“Zuhr zamanında-ki o zaman-gündüzün kemâli ve zevâle meyli ve yevmî işlerin âvân-ı tekemmülü ve meşâgilin tazyikinden muvakkat bir istirahat zamanı ve fânî dünyanın bekâsız ve ağır işlerin verdiği gaflet ve sersemlikten ruhun teneffüse ihtiyaç vakti ve in’âmât-ı İlâhiyenin tezâhür ettiği bir andır. Ruh-u beşer o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp, o mânâsız ve bekâsız şeylerden çıkıp, Kayyûm-u Bâkî olan Mün’im-i Hakikînin dergâhına gidip el bağlayarak, yekûn nimetlerine şükür ve hamd edip ve istiâne etmek ve celâl ve azametine karşı rükû ile aczini izhâr etmek ve kemâl-i bîzevâline ve cemâl-i bîmisâline karşı secde edip hayret ve muhabbet ve mahviyetini ilân etmek demek olan zuhr namazını kılmak ne kadar güzel, ne kadar hoş, ne kadar lâzım ve münâsip olduğunu anlamayan insan, insan değil.

….Ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ihsana karşı perestiş eden ve firâktan müteellim olan ruh-u insan, kalkıp, abdest alıp, şu asr vaktinde ikindi namazını kılmak için Kadîm-i Bâkî ve Kayyûm-u Sermedînin dergâh-ı Samedâniyesine arz-ı münâcât ederek; zevâlsiz ve nihayetsiz rahmetinin iltifatına ilticâ edip, hesabsız nimetlerine karşı şükür ve hamd ederek; izzet-i Rubûbiyetine karşı zelilâne rükûa gidip, sermediyet-i Ulûhiyetine karşı mahviyetkârâne secde ederek; hakiki bir teselli, bir rahat-ı ruh bulup, huzur-u kibriyâsında kemerbeste-i ubûdiyet olmak demek olan asr namazını kılmak ne kadar ulvî bir vazife, ne kadar münâsip bir hizmet, ne kadar yerinde bir borc-u fıtrat edâ etmek; belki gayet hoş bir saadet elde etmek olduğunu, insan olan anlar.”[13]

-“Zevâlsiz cemâl-i Zâtına, tegayyürsüz sıfât-ı kudsiyesine, tebeddülsüz kemâl-i sermediyetine karşı secde edip, hayret ve mahviyet içinde terk-i mâsivâ ile muhabbet ve ubûdiyetini ilân edip, hem bütün fânîlere bedel bir Cemîl-i Bâkî, bir Rahîm-i Sermedî bulup, demekle zevâlden münezzeh, kusurdan müberrâ Rabb-i Âlâsını takdîs etmek….”[14]

-“Hem bütün mahlûkatın secde-i kübrâsını düşünüp, yani şu gecede yatmış mahlûkat gibi her senede, her asırdaki envâ-ı mevcudât, hattâ arz, hattâ dünya birer muntazam ordu, belki birer mutî nefer gibi, vazife-i ubûdiyet-i dünyeviyesinden emr-i -6- ile terhis edildiği zaman, yani, âlem-i er b gönderildiği vakit, nihayet intizam ile zevâlde gurûb seccâdesinde, deyip secde ettikleri….”[15]

-“Şu kâinatın yüzlerinde değişen mevcudât aynalarında, Cemâl ve Celâl ve Kemâl ve Kibriyâsının izhârına karşı, “Allahu Ekber” deyip, tâzim içinde bir aczle rükûa gidip, mahviyet içinde bir muhabbet ve hayretle secde edip, mukabele ettiler.”[16]

-“Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, Dıhye sûretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlâhîde, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzamın önünde secdeye gider. Hem, o anda hesabsız yerlerde bulunur, evâmir-i İlâhiyeyi tebliğ ederdi. Bir iş, bir işe mâni olmazdı.”[17]

-“Bütün mevcudât, er birsi birer mahsus tesbih ve birer hususi ibâdet, birer has secde ettikleri gibi; bütün kâinattan dergâh-ı İlâhiyeye giden, bir duâdır.

Ya istidad lisâniyledir –bütün nebâtât ve hayvanâtın duâları gibi ki, er bir lisân-ı istidadıyla Feyyâz-ı Mutlaktan bir sûret talep ediyorlar ve esmâsına bir mazhariyet-i münkeşife istiyorlar.

Veya ihtiyac-ı fıtrî lisânıyladır-bütün zîhayatın, iktidarları dahilinde olmayan hâcât-ı zarûriyeleri için duâlarıdır ki, er birsi o ihtiyac-ı fıtrî lisâniyle Cevâd-ı Mutlaktan idâme-i hayatları için bir nevi rızık hükmünde bâzı metâlibi istiyorlar.

Veya lisân-ı ıztırârıyla bir duâdır ki, muztar kalan er bir zîruh, katî bir ilticâ ile duâ eder, bir hâmî-i meçhûlüne ilticâ eder, belki Rabb-i Rahîmine teveccüh eder. “[18]

-“Semâ berrak, bulutsuz; zemin kuru ve hayatsız, tevellüde gayr-i kâbil bir halde iken; semâyı yağmurla, zemini hazrevâtla fethedip, bir nevi izdivaç ve telkıh sûretinde bütün zîhayatları o sudan halk etmek öyle bir Kadîr-i Zülcelâlin işidir ki; rûy-i zemin Onun küçük bir bostanı ve semânın yüz örtüsü olan bulutlar Onun bostanında bir süngerdir anlar, azamet-i kudretine secde eder.”[19]

-“Evet, âyât-ı Kur’âniyenin işârâtıyla, bütün mevcudattan daimî bir surette dergâh-ı İlâhiyeye giden bir ubudiyettir, bir tesbihtir, bir secdedir, bir duadır ve bir hamd ü senâdır ki, daimî o dergâha gidiyor.”[20]

-“Evet, her bir uzuv, birşey için yaratılmıştır. O uzvu, o şeyde kullanmakla mükelleftir. Mesela, er bir hasse için bir ibadet vardır. Onun hilafında kullanılması dalalettir. Mesela, başla yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalalettir. Kezalik, şuaranın hayalen yaptıkları hayret ve muhabbet secdeleri dalalettir. Hayal, onunla fasık olur.”[21]

-“Namaz; savm, hac, zekat ve sair hakikatleri havi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlukatın ihtiyari ve fıtri ibadetlerinin nümunelerine de şamildir. Mesela secdede, rükuda, kıyamda olan melaikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.”[22]

-“Hadis olarak işitiliyor: “Her akşamda güneş Arşa gider, secde eder. İzin alıyor, sonra geliyor.” Evet, şemse müekkel olan melek; ismi Şems, misali de şemstir. Odur, gider, gelir.”[23]

-“Suyun mühendisi olan hüdhüd-ü Süleyman’ın Sebe’den getirdiği nebe’ ve haberi dinle: Nasıl inzal-i Kur’ân ve ibdâ-ı semavat ve arz eden Zülcelâlin tavsifini etmiştir! Hüdhüd diyor: “Bir kavme rastgeldim. Zemin ve âsumandan mahfiyatı çıkaran Allah’a secde etmiyorlar…”[24]

MEHMET ÖZÇELİK

29-1014

[1] 53/NECM-62, Fetih Sûresi: 27-29.

[2] Ra’d.15,Nahl.49,Hac.18,Rahman.6.

[3] Hicr.98,Alak.19.

[4] Furkan.60.

[5] Secde 15.

[6]A’raf.206,Ra’d.15,Nahl.50,İsra.107.Meryem.58,Hac.18,Furkan.60,Neml.25,Secde.15,Sad.24,Fussilet.37,Necm.62,İnşikak.21,Alak.19.

[7] Müslim, Salat:215, No:482, 1/350; Ebû Davûd, Salat:154, Mesnevi-i Nuriye | Şûle | 203

[8] Sahih-i Müslim: 81.

[9] Müsned’i Ahmed.

[10] Bakara, 34.

[11] Müslim, Salât 225. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 22; Tirmizî, Salât 169; Nesâî, Tatbîk 80, 89.

[12] Sözler | Dokuzuncu Söz | 45, Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 298, Mektubat | Yirminci Mektup | 227, Mesnevi-i Nuriye | Zerre | 159

[13] Sözler | Dokuzuncu Söz | 47.

[14] Sözler | Dokuzuncu Söz | 48.

[15] Sözler | Dokuzuncu Söz | 50.

[16] Sözler | On Birinci Söz | 115.

[17] Sözler | On Altıncı Söz | 178, Mektubat | Yirmi Sekizinci Mektup | 336, Mesnevi-i Nuriye | Katre | 54

[18] Sözler | Yirmi Üçüncü Söz | 287, Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 317

[19] Sözler | Yirmi Beşinci Söz | 356

[20] Mektubat | Yirminci Mektup | 230

[21] Mesnevi-i Nuriye | Şemme | 165.

[22] İşaratül-İcaz | Hurûf-u Mukattat | 46, Tarihçe-i Hayat | Sekizinci Kısım : Isparta Hayatı | 587

[23] Muhakemat | İkinci Mesele | 53

[24] Muhakemat | İkinci Mesele | 82.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .