VAKIFLAR VE VAKIFLARIMIZ

                                               VAKIFLAR   VE   VAKIFLARIMIZ

             Kelime olarak vakıf;”Bir mülkün menfaatını halka tahsis edip aynını Allah Taalanın mülkü hükmünde olarak temlik ve temellükten müebbeden men etmektir.”[1]                     

            Vakıf;”VIII. asır ortalarından XIX. asır sonlarına kadar uzanan bir dönemde İslam memleketlerinin,özellikle Selçuklular ve Osmanlılar zamanındaki Türk dünyasının Sosyal,kültürel ve ekonomik hayatında ehemmiyetli bir rol oynamış olan dini,hukuki ve sosyal bir müessesedir.

            … Mesela Osmanlı imparatorluğu devrinde pek büyük bir inkişafa mazhar olan vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir evde doğar,vakıf bir beşikte uyur,vakıf mallardan yer ve içer,vakıf kitaplardan okur,vakıf bir mektebte hocalık eder; vakıf idaresinden ücretini alır ve öldüğü zaman kendisi vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü. Bu suretle beşeri hayatın bütün icaplarını ve ihtiyaçlarını vakıf mallarla temine pekala imkan vardır.”[2]

            Mesela,Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemi Türk vakıfların kaynakları arasında,vakıflar genel müdürlüğü arşivindeki 26 bin vakfiye ve ilgili diğer vesikalar en önemli koleksiyonu oluşturuyor.”[3]

            Nasıl ki maddi meselelerde şirketler kuruluyorsa,vakıflarda manevi birer şirkettirler.

            Her şey maneviyat ile kaimdir. Maddi saltanat sahibleri maneviyat alemlerinin sultanlarına itimatla ayakta durmuşlardır. Tıpkı Fatih’in Akşemseddine dayanmakla muvaffak olduğu gibi…

            İşte vakıflar madde ile mananın birleştiği yerlerdir. İnsanların ayakta durması ancak vakıfların varlığını devam ettirmesiyle olur.

            -İlk vakıf H.6. yılda Temim Dâri isimli sahabe daha fethedilmemiş olan Filistindeki arazisinden bir kısmını,kendisine tahsis edilmesini arzu eder ve Peygamberimiz bir emir-name ile kabul eder.

            Ve Hz. Ömer döneminde fethedilen Filistinde bu emir yerine getirilir.[4]

            -Peygamberimizin Medine’deki kendisine aid 7 akarını Fedek ve Hayber hurmalıklarından hissesine düşeni vermiştir.

            -Ashabı Suffa vakfında sadece maddenin değil aynı zamanda hayatında,kişinin kendisinin de vakfı büyük bir önem taşır.

            -Vakıflarda Allah rızası esastır.

            -Ahmed ibni Hanbel-in bir rivayetine göre:”İslâmda vakıf şeklinde yapılan ilk sadaka Hz. Ömer-in sadakasıdır. Bu maksatla Hayberdeki değerli tarlasını vermiştir.

            İmam-ı Şâfii;”cahiliyye devrinde,mutlak hayır gayesiyle yapılan İslâmdaki vakıf müessesesi bilinmiyordu.”[5]

            -Hz. Cabir:”Muhacir ve Ensardan imkan sahibi olup ta vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum.”der.

            Âyet’de:”Mallarını Allah yolunda harcayanların hali,yedi başak bitiren,her başakta yüz tane bulunan bir tek tohumun hali gibidir. Allah kime dilerse ona kat kat verir. Allah,ihsanı bol olan,hakkıyla bilendir.”[6]

            Hadislerde:” Kim Allah rızası için bir bağırtlak kuşunun yuvası kadar bir mescid inşa ederse,Allah onun için cennette bir köşk inşa eder.”[7]

            “Dünyada senin elinde kalacak olan,yiyip-tükettiğin,giyip eskittiğin ve Allah yolunda sadaka verib bakileştirdiğinin dışında hiçbir şey yoktur.”[8]

            “Kişi öldüğü vakit,üç sayfası hariç bütün amel defteri kapanır. Açık kalan amel sayfalarından biri sadaka-i cariyedir,biri insanların faydalanacağı bir ilimdir,üçüncüsü de kendine dua eden hayırlı evlattır.”[9]

            Âyette:” Sevdiklerinizden infak etmedikçe hayra,sevaba giremezsiniz.”[10]

            Vakıfların hizmet alanı o kadar şümullüdür ki;Anadolu Selçukluları döneminde tanzim edilen bazı vakfiyelerin gelirlerinin;”Bir felaket ve kaza sebebiyle borç almaya mecbur olanlara kuvvetli rehin ve sağlam kefil ile borçla para verilmesi…”[11]şartı yer alır. Bu durum 1943’de Mısır’daki vakıfların uygulanmasında da mevcuttur.

            -Memlukler zamanında Mısır topraklarının yedide ikisini vakıf topraklar teşkil ediyordu.

            -XVI. asır başlarında,Osmanlı imparatorluğunda,memleket topraklarının beşte birini vakıf topraklar teşkil etmekteydi.

            Vakıf gelirleri de devlet bütçesinin yarısına mukabil gelmekteydi.

  1. asırda yaşayan Mouraja D’ Ohsson’a göre,Türkiyedeki gayrı menkullerin büyük bir kısmı camilere tahsis edilmişti.[12]

            -Vakıfların ilgi ve tasarruf alanları gayet geniştir. Bunlar;binalar, külliyeler, Mekke, Medine,Mukaddes yerler,eğitim,hastahane,aşevleri,kervansaraylar,köprü,çeşme,beldeler,vs..

            İşte Osmanlı bunları gerçekleştirmiştir. Bu konuda Hanefi hukukçusu olan Hamevi şöyle der:” Osmanoğulları ehli keşif ve irfanın kitaplarında sahabeden sonra en adil devlet adamlarıdır.”

            Kılıç ali Paşa külliyesi ve camii,Kılıç ali Paşanın istiharede müjdeli rüyasından sonra,III. Murad’a niyetini arz etmesi üzerine Sultan latife olarak;”O,deryalarun serdarudur,varsın muktedirse camiini de derya üzre yapsun! Yoksa ona bir karış toprak bile vermem.”

            Kılıç ali Paşa;3. Murad’ın kaptanı deryasıdır. Mimarı da Mimar Sinandır.

            Ve Mimar Sinan-la proje üzerine konuşulur. Ve derya (deniz) üzerinde yapılmasına karar verilir.

            Kılıç Ali Paşa kadırgalarıyla Karadeniz ve Marmara sahillerinden kaya ve molozlar getirerek istinad zemini kurulur.

            Bu durumu duyan Padişah latife olarak söyleyip,böyle yorucu bir işe girmemeleri için her ne kadar ricada bulunursa da kaderin sevkiyle yapılmaya başlanmış,devam etmektedir.

            Hatta camiin yarıya geldiğinde bir amelenin sırtına aldığı taşı götürüp geri getirip,bunu devam ettiren işçiye sebebini soran Kılıç ali paşaya o amele;ihtilam olduğunu,yıkanacak bir yer bulamadığından vaktinde geçmemesi,parasını da haram ettirmemek için yaptığını söyleyince cami yarıda bırakılır. Önce hamam,sonra cami ve külliye yapılır.

            Bu gün ise;Hamam bir Ermenide,camide malzeme deposu olarak kullanılmaktadır. Üstüne üstlük birde yıkılması için kendi haline terkedilmiş olmaktadır.[13]        

            -Son asırda İslâmın bir çok meseleleri darbe yediği gibi;İslam alemi çapında vakıflar da bundan hisselerini aldılar. asliyetlerini yitirip,yetim hale getirildiler.

            -Vakıflar devletin üzerinde yük olmamış,belki onun yükünü yüklenmiştir.

            -Vakıflar dini,tarihi,bağların kuvvetlenmesine sebeb olmaktadır.

            -Vakıfların en büyük hizmetlerinden biri de eğitim ve sağlık alanındaki teşviklerinde görülür.

            -Vakıflara ihanet sırf batıya yamalanmaktan ve kuyruklarının altına saklanma çabalarındandır. AT-a binmek için kuyruk-ta beklemekteyiz.

            -Bakınız batılı Tillman C. Trowridge-ye:”Türkler (yani müslümanlar) hristiyanlaştırılmadıkça ve bütün kurumları batılılaştırılmadıkça kurtuluş yoktur.”der.

            -1923’den sonra Milli hükümet döneminde teşkilatın adı:”Şer’iyye ve evkaf vekaleti”adını aldı. 1924 tarihinde 429 sayılı “Şer’iyye ve evkaf ve erkan-ı harbiye-i umumiye vekaletlerinin ilgasına dair kanun çıkarıldı.”[14]

            Ve 1925-26’larda pek çok vakıf kuruluşu, C.H.P idaresinin döneminde yani Atatürk’ün ve İsmet Paşanın (İnönü) sağlığında satılmıştır. O kadar ki,Mesela Mimar Sinan’ın kendi öz kazancıyla,Aksaray’da yaptırmış olduğu cami ki,bir yangında yanmıştır. Ve dahi satılmıştır. Sonradan Demokrat parti zamanında yeri tekrar satın alınarak,oraya Mimar Sinan’ın eserlerine hiçte benzemeyen –acaip- bir cami yapılmıştır.[15]

            -1924-35 arasında olanlar oldu. Bir yandan vakıflar,bir yandan da türbe ve medreselerin kapatılması,Osmanlı arşivlerinin kağıt fiyatına Bulgaristana satılması bazılarındandır.

            -1925-50 arası bitkin bir dönem,yıkılışlar ve yapılmaya çalışmalarla dolu bir dönem . 300 sene de yapılamayacakların yapıldığı devre..

            -Hukuk sistemimizin batı ayarlı olması,vakıfların ayarını düşürüyor. Ve böylece bin yıllık bir birikim,bir küsur yılda harcanıyor,oda bozuk para gibi…

            -Şevket Eygi’nin dediği gibi:”Teker teker ilan vermek pratik olmadığı için,haraç-mezat elden çıkarılan gayrı menkuller için kitaplar çıkarttılar.”[16]

            Vakıf malları hiç denilecek bir fiyatla satılmıştır.

            Bu konuda Prof. A.Akgündüz şöyle der;”Maalesef cumhuriyetin ilk yıllarında,vakıf malları,1935 yılına kadar ihmale maruz bırakılmış ve bu tarihte çıkarılan vakıflar kanunu ile de yağmalanmıştır.”Sebeb;”

            “Osmanlı devrinin milli hayatı ezen ve milletin medeniyet yolunda ilerlemesine engel olan an’anelerini bir hamlede yıkmak.”[17]

            Evet. maalesef vakıf malları 2762 sayılı çıkarılan kanunla”Taviz bedeli”[18] olarak gayr-ı müslimlere ölü fiyata satılmıştır.

            Mesela:35.000 TL-lik yerler 200 TL-ye,125.000 Tl.lik yerlerde 125 TL.ye satılmıştır.

            Bunlar arasında cami,hamam,çeşme,külliye,medereselerde var.

            Bazıları da kendi haline terkedilmiştir. Ayasofya bunlar arasındadır. Malatya-eski Malatya’daki-kervansaray-da bunlardan biridir.

            Maalesef bu yerler batılıların ellerinde bulunmuş olsaydı hiç böyle kendi haline bırakırlar mıydı? Çoktan sahiplenirlerdi. Sahibi olmadıkları halde bizdekilere sahib olmaya çalışmaları bunu göstergesidir.

            -Oysa adımımızı attığımız her yerde vakfın bir hizmeti vardır. Türkiye’nin tümü vakıftır.

            -Adil devlet Osmanlı gidince,hayırlı kurum vakıflarda gitmiştir. Şimdide sadece adı var.

            -Vakıflar bir yardım ve kucak açma müessesesidir. Analık ve babalık yapar.

            -Bazı belgeler:1)İsmet İnönü’nün 16 adet caminin müze ve müze deposu olarak kullanılması konusundaki talimatı…

            2)Vakıflar direktörlüğü satılması istenen 8 camiden 5’inin satılmasının mahzuru bulunmadığına ve bazılarının kapısı ile çeşmesinin muhafaza edilmesinin lüzumuna!..

            3)1950-74 arasında 4 bine yakın vakıf mallarının satılışı tesbit edilmiştir.

            Prof. Akgündüz;sadece İstanbul’da satılan gayr-ı menkullerin 230 bin civarında olduğunu söyler.[19]

            Bir teklif:Gelin ayda birkaç günlük sigara parasını veya vergi iadelerine benzer nisbi gelirlerimizi vakıfların imarına ve korunmasına bağışlayalım.

 

                                                                                              11-12-1994

                                                                                  MEHMET   ÖZÇELİK

[1] İmameyn.Kütüb-ü Sitte.Prof.İ.Canan. 16 / 275, Haşiyetü Reddül Muhtar. İbni Abidin. (Arapça) 4 / 337,İslam Hukuku.H.karaman. 2 / 51

[2] Büyük İslam Tarihi.-Heyet- 14 / 19

[3] Age. 14 / 22

[4] Bak.Belgeler gerçekleri konuşuyor. –1-Doç.A.Akgündüz.93-94.

[5] Age.100,Kütüb-ü Sitte.age. 16 / 280.

[6] Bakara.261.

[7] Kütüb-ü Sitte.age. 16 / 278.

[8] Bak.Belgeler gerçekleri konuşuyor. I / 105

[9] Kütüb-ü Sitte.age. 16 / 277.

[10] Al-i İmran. 92.

[11] Büyük İslam tarihi.age. 14 / 35,Geniş bilgi için bakn.Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu. Ö.N.Bilmen. 4 / 284 ve devamı,5 / 6.

[12] Age. 14 / 37.

[13] Bak.Sur derg.Ağustos.1989.sh.6.

[14] Bak.zaman gaz.11-12-1992.

[15] Sur derg.agd.Ağustos.1989.Z.Ebuzziya

[16] Agd.sh.3.-ve resmi vesikasıda mevcuttur.

[17] zaman gaz.2-12-1990.

[18] Agg.2-12-1990.

[19] Bak.zaman gaz.4-12-1991.

No ResponsesOcak 1st, 2015

Yoruma kapalı .