ABD VE ABD’NİN HRİSTİYANLIK PROPAGANDASI VE ARMAGEDON

ABD VE ABD’NİN HRİSTİYANLIK PROPAGANDASI

VE ARMAGEDON

Şu anda dünyada tek süper devlet ABD.İslam dünyasını diğer süper devlet olan Rusyaya karşı kullanıp onu devirdikten sonra meydanı boş bulmuş ve İslam dünyasına onu rezerve edip adalet,demokrasi,yeni dünya düzeni,Büyük Ortadoğu Projesi adıyla,yine kendilerinin yani W.Bush’un ifadesiyle yeni bir haçlı seferi başlatmıştır.

Osmanlının fethine özenmeye çalışan ABD,fetih ve sulh değil zulüm getirmekte,zulmü götürmektedir.Dünyanın jandarmalığına ve hakemliğine soyunmaya çalışmaktadır.

Bunda her ne kadar Yahudi parmağı bulunsa da,bu durum ABD’nin işine gelmekte,bir yandan içinde gelişen islami gelişmeyi frenlemek,diğer yandan da hristiyanlığa yeni bir canlılık getirme çabasına girilmektedir.

Şimdiye kadar İslam devletlerine istediği başları getirmek için darbe yapan ABD,şimdilerde onları götürmek için darbe yapmaktadır.

Vietnamda bataklığa saplanan ABD,bu sapkınlığını,sapıklık ve saplanmasına devam ettirmekte,Irakta da aynı hatayı denemektedir.

Tam bir zulüm sürmekte,kurdun kuzuya olan bahaneleri aranmaktadır.Adeta zalim Saddamın zulmü aranır hale gelmektedir.

Irak’a kitle imha silahı var bahanesiyle girildi.Ancak bunun da büyük bir yalan olduğu başında olduğu gibi sonunda da belli oldu.ABD dışişleri bakanı Colin Powell hatalarını kabul ederek şöyle dedi:”İstihbaratımız kitle imha silahları konusunda bariz şekilde hata yapmış.”dedi.[1]

Bush ilk defa doğru söyledi:”Haçlı seferlerini başlatıyoruz.”

Bu sözünü doğrulamış oldu.Ebu Gureyb yani gariblerin babası demek olan Iraktaki hapishane,her türlü onurların kırıldığı ve eziyetlerin her nevinin uygulandığı yerler olarak tarihe silinmez bir leke olarak geçmiş oldu.Tıpkı haçlı seferleri gibi…

Eğer maddi bir zenginliğim olsaydı Iraklılara zulmeden İngiliz ve Amerikan askerlerinin resimlerini bastırır,tüm dünyaya dağıtırdım.Ta ki herkes tükürsün diye…

Felluce de yapılanlar ise asrın tam bir vahşeti..

ABD,düğün yerini bombaladı,camiye bomba attı,Hz.Alinin türbesini bombaladı,felluceye saldırdı.Ebu Gureyb cezaevi tam bir skandala dönüştü.

Napalm bombasının kullanılması uluslararasınca da yasak olmasına rağmen sorumsuzca ve pervasızca bu kullanılmıştır.O da Bush’un emriyle…

Ye’cüc-Me’cücün diğer adı Terör ve Anarşidir.İşte bir Ye’cüc-Mecüc hadisesi…

1492-de ABD keşfedildi.Yaptıklarıyla ise adeta geri kapanışını hızlandırmakta,tarihin derinliklerine gömülmeyi sürdürmektedir.

ABD’nin politikası hristiyanlık politikasıdır.

Hristiyanlık faaliyetlerinin hedef ülke olduğu Türkiyede Ankara Ticaret Odasının da hazırlamış olduğu raporda:“Karadeniz ve Güneydoğu Anadoluda yoğunlaşan misyonerlik kapsamında 300’den fazla kilise,çok sayıda kitabevi ve dernek ile 5 radyo ve 7 gazete faaliyet gösteriyor.”

Özellikle hristiyan faaliyetlerinin yoğun olduğu yerler:”Nevşehir,Adıyaman,Adana,Bursa,Diyarbakır ve mersin’de yoğun.”[2]

İşte bir tesbit:XIX yüzyılın ikinci çeyreğinde Osmanlıda mantar gibi misyoner okullarının açılması üzerine yapılan araştırmada şu tesbit edilmiştir.”Misyoner okullarının en fazla,medreselerin bulunmadığı vilayetlerde açıldığı görüldü.Konya,Bursa,Trabzon,Şam,Halep,Kütahya ve Kayseri gibi yerlerde yeterli alim bulunduğu için Müslüman halkın misyoner halkın okullarına rağbet etmediği anlaşıldı.”[3]

Böylece anlaşılmaktadır ki;İmam-Hatib karşıtı davranışların içerisinde misyonerlik faaliyetleri veya onları besleyici faaliyetler ve niyetler sezilmekte ve görülmektedir.

Hristiyanlık dünyası değişik zamanlarda İslam dünyasına saldırmayı bir politika olarak sürdürmektedir.Bir zamanlar Salman Rüşdü’nün kaleme aldığı düzmece sözlerden ibaret olan –Şeytan Ayetleri- kitabının kanı kurumadan,Iraktaki önemli politikası olan hristiyanlaştırma sürecine bu seferde özellikle CIA’nın desteklediği Saroş’un yazdığı ve üç dinin kitabından alınan uydurma ve üç dinin mensublarınında kabul etmediği düzmece –Gerçek Furkan-adlı kitapla suyu bulandırmaktadır.

18.yüzyıldan beri aralıklarda bu uydurma faaliyetlerini sürdürmektedir.Bu kitap 10 yıldır ortadoğuda okutulmakta ve özellikle yabancılar arasında üç dinin kitapları tahrif edilmektedir.

Hristiyan ilahiyatçıları da buna tepki göstermekte ve delil olarak İncilden bir ayetle kabul etmemektedirler.O da;Yazılı olanı söylemekten fazla bir şey söylemek veya eksiltmek caiz değildir.

Bu kitapta yine Teslis inancı kullanılırken,Baba-Oğul-Ruhul Kudüs yerine,Müslümanlara cazib gelmesi için aldatmaca bir ifadeyle oğlun yerine söz ve kelam getirilmektedir.Zira Hz.İsa Kur’an-da –Kelimetullah- (Nisa.171,Âl-i İmran.45)yani Allahın kelimesi,sözü,kelamı olarak zikredilmektedir.

Bu kitabı hazırlayan Saroş kendisiyle yapılan bir röportajdaki ifadesine göre;”Biz Müslümanlara sinema gibi bir çok yolla hakim olmaya çalışmış ancak olamamıştık,faydasız kalmıştı.Bu amaçla etkili olmak için böyle derleme bir kitabı derledik.”

Kültürel bir saldırı…

Bu faaliyetlerin içinde en faal kesim ise;Evangelical kesimdir.Bunlar kendilerini müjdeci olarak ifade edip,siyasi faaliyet içinde iş görmektedirler.Bunların başında Bush ve Clintin gibi ABD devlet başkanları gelmektedir.

Bunların inancına göre;Her bin yılda bir İsa’nın geleceğini beklemekte ve İsa’nın da önemli olayların arkasında geleceğine bir işaret olacağını bildirmektedirler.

Nitekim 11-Eylül-2001’de ABD’de olan önemli bir olay,İkiz kulelerin yıkımı idi.Bu aşağıda da belgesini verdiğimiz üzere sefih birisi alet ettirilerek yaptırılmış idi.Zaten bir çok makalede de görüldüğü,belgelerle açığa çıktığı üzere,İkiz kulelerin yıkılacağı ve böyle bir saldırının yapılacağı başta Mossad ve CIA tarafından bilinmekte idi.Mesela o günde kulede çalışan 3 bin Yahudi işe gitmemişti.

Adeta bu Evangelik faaliyetle Hz.isa’nın gelişine bir zemin hazırlanmaya çalışılmaktadır.

Çünki her üç büyük dinde de hemen hemen birbirine yakın manada şu müjde haber verilmektedir:Tevrat’ta”Yesse’nin gövdesinden bir filiz çıkacak ve onun köklerinden bir fidan doğacak.Rabbin ruhu,hikmet ve sağduyu ruhu,öğüt ve yüreklilik ruhu,bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde duracak.O,Rab korkusundan zevk alacak;o gözlerinin gördüğüne göre yargılamayacak;kulaklarının işittiğine göre karar veremeyecek.Zayıfları adaletle yargılayacak;yeryüzünün yoksullarına haklarını verecek.Bir değnekle vurur gibi yeryüzüne sözüyle vuracak ve dudaklarının soluğuyla kötüyü yok edecek.Adalet onun belinin kuşağı…olacak.Kurt kuzuyla birlikte oturacak;kaplan oğlakla beraber yatacak;buzağı,aslan ve besili sığır bir arada yaşayacak ve onları küçük bir çocuk güdecek.İnek ayı ile birlikte otlayacak;yavruları bir arada oturacaklar ve aslan sığır gibi saman yiyecek.Emzikteki çocuk,kobra yılanının yuvası yanında oynayacak ve sütten yeni kesilmiş çocuk,kara yılanın deliğine elini uzatacak.Benim kutsal dağın üzerinde hiç kötülük yapılmayacak;artık hiç bir zarar verilmeyecek;çünki denizin dibi nasıl onu örten sularla dolu ise yer yüzü de Rab bilgisi ile öyle dolu olacak.”(İşaya,11:1-9,Hz.İsa’nın dönüş müjdesi.H.Yahya.sh.39-41)

Kelime anlamıylada müjde anlamına gelip kendilerini müjdeleyici,İsanın dümdarı,Meryemin müjdelediği ve hatta peygamber makamına koymaktadırlar.

Oysa Hz.Meryem,kendisiyle Allahın ilahi mesajı ilettiği bir kimsedir.Onun dışında ne onun ne de Hz.İsanın ilahlık ve tekrar peygamberlik gibi bir hal ve vazifeleri yoktur.İslam inancına göre de,Hz.İsa’nın gelişi bir peygamber olarak değil,Hz.Muhammedin bir ümmeti sıfatıyla gelecek ve hristiyanlık dünyasının islamiyete girmesine zemin hazırlamış olacaktır.Duasında da,Hz.Muhammedin ümmeti olmayı dilemiş ve Allah tarafından kabul edilmiştir.

Özellikle 1979-dan beri ABD’de etkili olmakta,adeta Bush’un yeni dünya düzeninde yeni bir dini olarak piyasaya sürülmektedir.

Bununla beraber 1963’de ABD’de kurulan The Minarat adlı teşkilat da İslam dünyasındaki ülkelerle irtibat kurmakta,sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olup,kimseye hesab vermeyen bu gizli teşkilatda İslam dünyasına düzen verme şebekesini oluşturmaktadırlar.

Diğer yandan;İsrail yıllardan beri Mescidi Aksanın altını kazarak yıkmaya çalışmaktadır.Taki yıkarak yerine üç dinin içerisinde ibadet edeceği yeni bir mescid inşa etmek.Bu ve benzeri durumlara hristiyanlar da sessiz kalmaktadırlar.

O halde böyle bir durumda hristiyanların ve Müslümanların hesabı nedir?

Hristiyanların hesabı;Bu bahane ile dünyada bulunan tüm Yahudileri orada toplamak ve daha sonra toplu olarak onları imha etmek…

Yani Armagedon Savaşı…

Yahudiler büyük bir başarı ve topluluk oluşturduktan sonra hristiyanlar tarafından teslime zorlanacak ve kabul etmemeleri üzerine imha edilecek,İncil hükmü gereği olarak…Böylece İsanın hakimiyeti ilan edilmiş olacaktır.

Bu da yapılırken Tanrının eli güçlendirilmiş olacak ve dolayısıyla tanrının yeryüzündeki hakimiyeti tesis edilmiş olacaktır.

Müslümanların inancına göre ise;Hadisde;Ortadoğuda iki dinin bir arada bulunamıyacağı ve diğer bir hadisde de;Yahudiler ile Müslümanlar arasında yapılan savaşda Yahudilerin öldürüleceği öyle ki bir ağacın arkasına bile saklansalar,o ağacın;-Ey Müslüman,gel,arkamda bir Yahudi var diyeceği ancak bodur bir ağacın bundan istisna olarak söylemeyeceği zikredilir.

İsrail bu bodur ağaçdan sıklıkla hem israilde hem de mezapotamya olarak isimlendirdiği bölgelerde çoklukla dikmektedir.

Bunun bir de mecazi manası da vardır ki;oda tüm dünya Yahudilere muhalefet edip onun yaptıklarını tasvib etmezken,ABd sadece bunlara destek olmakta,arkasına almaktadır.

ABD Irak’a girmesinin akabinde 3 bin papazıda beraber orada görevlendirdi.

Birinci adımda batı din ve kalbin peşinden koşmamış ve yapışmamıştır.Hep aklı rehber ve kıble edinmiştir.Onda bile istikrarı ve istikameti bulamamıştır.

Doğuda ise din ve kalb hakimdir.O ise akılda zorlanmıştır.

Batı aradığının neticesi olan medeniyeti,doğu ise insanlığı bulmuştur.Bu durumda ikisinin hakikatlarının mezcedilmesiyle gerçekler ortaya çıkacaktır.

BOP’mu?Buşun Ortadoğu projesi.

Peygamberimizin hadisleri bu durmlara işaret etmektedir.

Ravi (r.a.): Ebû Saîd-i Hudrî şöyle demiştir: Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Çok sürmez (öyle fenâlıklar tahaddüs edecek ki) bir Müslümanın en hayırlı malı -kendi dînini fitnelerden selâmete çıkarmak için- dağ başlarında gezdirip (birikmiş) yağmur suyu başlarında güttüğü davarlar (dan ibâret) olacaktır. ”

Bu zulme özellikle Türkiyede seçilmektedir.

“Ünlü gazeteci Bob Woodward’ın geçen hafta piyasaya çıkan Plan of Attack (Saldırı Planı) adlı kitabı Amerika’da günün konusu haline gelmiş durumda. Woodward’a her an başka bir TV kanalında rastlayabiliyorsunuz.

“TBMM’nin 1 Mart’ta tezkereyi reddetmesinden 17 gün sonra 17 Mart’ta yapılan bir toplantıda Türkiye’nin durumu gündeme gelince Başkan Bush şöyle diyor: “Türkiye eninde sonunda bizim yanımızda yer alacaktır. Başbakan Erdoğan (dersini) öğreniyor. Türkiye’siz de kazanırız bu savaşı ama Türkiye’yi yanımıza çekmemiz iyi olur. Önemli olan onların Kuzey Irak’a girmesini önlemektir.” (sayfa 369)

“ABD’li ünlü gazeteci Bob Woodward’ın ‘Saldırı Planı’ adlı kitabında ayrıntılı olarak anlatılıyor. Kitaba göre Temmuz 2002’nin ikinci haftası, bir CIA timi, Diyarbakır üzerinden Kuzey Irak’a geçiyor. CIA, Türkiye’deki muhataplarına, K.Irak’ta Ensar el-İslam adlı terörist örgüte yönelik bilgi toplanacağını bildiriyor. Türk istihbaratı, 4 ajanının CIA timi ile birlikte olmasını şart koşuyor. CIA ajanlarının Tim adlı lideri şöyle anlatıyor: ‘Türklerin varlığı bizi rahatsız ediyordu. Onlara asıl işimizi söylememiştik. Onlardan Kürtler aleyhine sözler dinledik. Kürtler de Türkler aleyhine konuşuyorlardı. Türk meslekdaşlarımız, bizi gözetleme görevlerinin dışındaki zamanları bol bol sigara içerek ve bir odaya kapanıp Türkçe porno film seyrederek geçiriyorlardı. Ne yaptığımız, amacımız gibi konularda en ufak bir bilgileri yoktu. Onlar odaya kapandıklarında, biz de Kürtlerle Saddam’ın devrilmesine yönelik işbirliğini geliştirdik.’

HIRİSTİYANLIK KKTC’DE MODA GİBİ YAYILMAYA BAŞLADI

Serdar Denktaş, artık yeni bir dönemin başladığını ve bu döneme yoğun bir özeleştiriyle girdiklerini belirterek, manevi değerler ışığında yeniden toplumsal birliğin tesis edilmesi gerektiğini vurguladı. Serdar Denktaş, babası Rauf Denktaş’ın “Genç kızlarımız haç takmaya başladı, Hıristiyanlık KKTC’de moda oluyor” şeklindeki uyarısının ciddiye alınması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

DİNİMİZDEN UZAKLAŞTIK

• ”Bazı gençlerimiz, moda zannedip açıktan açığa haç takmaya başladı.
• Rum tarafındaki kilisenin etkinliği gibi bir dini etkinlik bizim tarafta yok.
• Bu duruma gelinmesinde en büyük suç, geçmiş dönemlerde yapılmış olan yanlışlardır.
• Zaman içinde bütün milli ve manevi değerlerimizi kaybettik.
• Suç idarecilerindir. İdare ile birlikte halkta da yozlaşma başladı.”

Özellikle bir asırdır hız kazanan misyonerlik faaliyetinin temeli Lozan anlaşmasında Türkiye ile adeta bir resmiyet kazanmış oldu.

İslama karşı Vatikan planına göre:”Papalık,85 bin papaz ve 450 bin misyonerin çalıştığı –Hristiyanlaştırma-örgütüyle İslam dünyasına karşı 280 gizli proje yürütüyor.”[4]

Kendi içinde hızla kan kaybeden papalık ve hristiyan dünyası özellikle fakir İslam ülkelerinde,maneviyattan uzak olan insanlara cazib tekliflerle el atıp saflarına çekmeye çalışmaktadırlar.Bir yandan da açtıkları okullar ve eski kapalı olan kiliselerini tekrar açık oraya görevlendirdikleri papazlarla,yardım kuruluşarı ve Müslüman diyaloglarla hızlarını arttırmaktadırlar.

Hristiyanlık dünyası bir yandan diyaloğa sıcak bakarken,bir yandan da papa,tüm hristiyanları Müslümanlarla evlenmemeye çağırmakda,eğer mecburi bir evlenme durumu söz konusu olduğunda da çocukları mutlaka hristiyan yapmaya davet etmektedir.Çünki her zaman olduğu gibi,onlar için gerçek hakikat,hristiyanlıktır.Elbette diyalogdan onlarında bir menfaat ve hesabı söz konusudur.Ancak hesabını ve dayanağını sağlam yapan kazanır.

Onlar için gerçek amentü şudur:”Gerçekten de peder tarafından oğlun gönderilmesi igib –Mesih isa da havarilerine :Öyleyse gidin ve bütün insanları peder,oğul ve kutsal ruh adına vaftiz edin,size emrettiklerime uymayı onlara öğretin ve eğitin,işte dünyanın sonuna kadar bütün günler sizinle beraber olacağım.”[5]

Dini ve şahsi hüküm olarak onlar bizim için ne ise,bizde daha fazlasıyla onlar için oyuz.Biz İsayı peygamber olarak kabul edip mecburiyet içerisinde kendimizi hissederken,onlar için Hz.Muhammedi kabul etmek ve de mecburiyet durumu söz konusu değil bilakis dinlerini terk etmekle eş değerdedir.

C.Çandar:” İşin en ilginç yanlarından biri, “Büyük Ortadoğu projesi”nin henüz açıklanmamış olması! Adı var, kendi ortada yok. Sadece, gündeme getirileceği biliniyor ve derhal karşı tavır alınıyor.
Amerika’nın, bir zamandır üzerinde çalıştığı ve George W.Bush’un kasım ayında National Endowment for Democracy (NED)’de -Ulusal Demokrasi Vakfı- yaptığı konuşmada ipuçları olan bir “girişim” bu ve önümüzdeki Haziran ayında G-8 Zirvesi’nde, ardından İstanbul’daki NATO Zirvesi’nde ve onu takiben ABD-AB Zirvesi’nde gündeme getirileceği belirtildi.
İpuçlarına bakıldığı ve gündeme sunulacağı “takvim” gözönüne alındığında, anlaşılabilen, bunun bir “Batı Sistemi ortak projesi” haline sokulmak istendiği. Amerikalılar, bu “girişim”in içine Rusya’yı da dahil etmek istiyorlar.
Ve, yine anlaşılabildiği kadarıyla bu “girişim”, önümüzdeki en az 20 yıl için, “Büyük Ortadoğu” diye tanımlanan ve ta Atlantik kıyılarındaki Fas’tan başlayarak Çin Seddi’ne kadar olan ve içine Afganistan’ı, Pakistan’ı ve Orta Asya’yı alan “jeopolitik saha”ya yönelik bir “uluslararası strateji”yi ifade edecek.
Dolayısıyla, öncelikle bunun “ciddi” bir “girişim” olduğunu anlamak durumundayız. Aynı şekilde, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan “Soğuk Savaş”ta Amerika’nın başını çektiği “Hür Dünya”nın amacının “komünizmi çökertmek” olarak ilan edilmesi karşısında “Bu iş yürümez” demek, o güne göre ya “monarşi”ler veya “totaliter” rejimler görmüş olan Doğu Avrupa’da o hedefin niçin “uygulanamaz olduğunu” söylemek ne kadar anlamlı olursa, “Büyük Ortadoğu girişimi”nin daha şimdiden -üstelik ne olduğu tam açıklanmadan bile- yürümeyeceğini ilan etmek, o ölçüde anlamlı olur.
Unutmayalım, bundan 15 yıl önce bu sıralarda Sovyetler Birliği’nin çökeceğini iddia etmek bile “fantezi” sayılabilirdi. Ve, unutmayalım, Sovyetler Birliği bugün haritada yok.
“Büyük Ortadoğu Girişimi”nin hedefinin, şimdiki ipuçlarına göre, “İslam Dünyası’nı dönüştürmek ve demokratikleştirmek” olduğu söylenebilir. Bu “girişim”in işlemeyeceğini ileri sürmek, İslam Dünyası’nın “dönüşemeyeceği ve demokratikleşmeyeceği”ni bir “dogma” gibi iddia etmek demek değil midir?

Ortadoğu’nun “dönüştürülemezliği” demek, 22 Arap ülkesinin toplam gelirlerinin bir İspanya etmemeye ilelebed devam etmesi demektir. Ortadoğu bölgesinde yaşayanların üçte birinin günde 2 doların altında bir gelirle yaşamaya devam etmesi demektir. Yaklaşık 200 milyonluk Arap dünyasında basılan yıllık kitap sayısının dünyanın yüzde 1’ini oluşturmaya, yabancı dillerden çevrilen kitap sayısının 10 milyondan az nüfuslu Yunanistan’ın beşte biri kalmaya devam etmesi demektir. Arap parlamentolarında kadın milletvekili oranının yüzde 3.5’ta durmaya devam etmesi demektir. Rakamlar, BM’nin ünlü raporundan…”

M.Özcan” Bazı gazetecilerin muzipçe yazdıkları gibi medeniyetler çatışmasından sonra sıra geldi projeler çatışmasına! Araplar kendi projeleriyle Amerikan projesini ekarte ediyorlar. Amerikalıların bu girişimini hariçten gazel okumak olarak nitelendiriyorlar. Nitekim Ürdün’ün yeni Başbakanı Faysal Faiz: “Reformlar içeriden başlamalı ve kesinlikle medeniyetimize ve dinimize ait değerlere yaslanmalı” diyor. Amerikalılar hoş “Buna katılmaya mecbur değilsiniz” deseler de aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyorlar. Sözgelimi Amerikan Dışişleri Bakan Müsteşarı Grossman “Reformların başarısızlığı aşırılığı arttırır” demektedir. Halbuki reform süreci doğru orantılı bir şekilde işlemeli ve işletilmeli. Önce bölge ülkeleri ve halkları ABD’nin adaletine ve samimiyetine güvenmeli. Bunun tesisi için de İsrail-Filistin meselesinin adilane bir şekilde çözülmesi gerekir. Ondan sonra reformlar için gerekli olan güven ortamı tesis edilebilir.

Aslında, ABD’nin niyeti baştan bozuk. Bu projeyle kendi imparatorluğunu idame ettirmek istiyor. Aynı paralelde, Soğuk Savaş sırasında komünizmin çözülüşüne giden yolda Helsinki Anlaşması gibi bir anlaşmayla ‘radikal İslâm’ dediği İslâmî kesimlerin üzerine gitmek ve onları yok etmek istiyor. Yani SSCB’nin çökmesinden ve havlu atmasından sonra yeni düşman ihtiyacını karşılamak için devreye soktuğu İslâmî kesimleri de bitirmek için Büyük Ortadoğu Projesini ortaya attı.

ABD herkesi içine almaz,muhibban-ı abd olmadıkça tıpkı masonlar gibi…

(6)Masonluk elitist-seçkinci bir teşkilâttır. Tahsilsizleri, işçileri, çiftçileri, fakirleri aralarına almazlar. Mason olabilmek için yüksek tabakaya mensub olmak gerekir. Bende 1930’lu yıllardan kalma “Muhibban-ı Hürriyet” locasına ait bir yazı var, biri tramvay deposunda memurluk yapan iki vatandaşımız Mason olmak için müracaat etmişler, müracaatı inceleyen raportör “Bunlar her ne kadar namuslu ve dürüst vatandaşlar ise de, içtimai seviyeleri Mason olmalarına yeterli değildir, binaenaleyh taleplerinin reddine…” diye şerh vermiştir.”[6]

Masonluk ta Hz.Süleymana kadar dayandırılıp,temelinde ingiliz siyaseti yatmaktadır.Duvar ustalarının kurmuş oldukları çatının yaygınlaştırılarak,zaman içinde siyasallaştırılmasıyla da hristiyan inancının temelinde diğer dinleri de mensublarıyla beraber içine çekip eritme faaliyetidir.

”ABD’nin resmi olarak tanıdığı 192 ülkenin 135’inde askeri var.Bu ülkelerde 702 askeri üs ya da tesisi var.Sadece almanyada 75 bine yakın ABD askeri var.Irak ve Afganistan hariç yabancı ülkelerdeki asker sayısı 250 bin civarında.Yani ABD ordusunun yüzde 18’e yakını başka ülkelerde.Tarihte örneği olmayan tam anlamıyla bir küresel imparatorluk.”[7]

ABD’ ye göre Adalet bakanlığının ve Beyaz sarayın bildirisinde:”İşkenceye karşı uluslar arası hukukun sorgulamalar için geçerli olmadığının…”[8]belirtilmesi her türlü işkenceyi meşru kılmaktadır.

ABD ırakta Türkiyede yaptığı gibi bir şii Sünni çatışmasını körüklemektedir.İç çatışmayla onları birbirine kırdırırken kendisini de emniyete alma düşünce ve hesapları yapmaktadır.

Kendine yanaşanı korumakta ABD.Celal Bayar devlet başkanı sıfatıyla 23.John Roncalli’nin papa olmasıyla ayağına kadar gitmiş olması,idamla yargılandığında bir kaç saat önce bu papanın tavassutuyla idamdan kurtulur.Kolay değil,çünki Bayar’da Vatikanın Türkiyede bir büyük elçilik açmasını sağlamıştı.[9]

-bir çok kirli işlere eli var.**AİDS’in bulaşma sebebini araştıran İngiliz gazeteci Edward Hooper”The River”adlı kitabında:ABD’nin Şempanzelerden alınan dokularla üretilen aşıların,Afrikadaki çocuklara’Çocuk felci aşısı’nın yapılmasından sonra Aids-in yaygınlaşmış olduğunu söylemektedir.(Bak.Zaman gazt.23-1-2000)

Sahnenin gerisindeki en önemli rol ise İsrailindir.

Bunun senaryoları ise asırlar öncesine kadar dayanır.

Körfez Savaşı ve sonrası CIA adına çalışan ancak daha sonra Guam’daki askeri üsse götürülen Kuzey Iraklı peşmergelerin çoktan ABD’ye götürüldüğü, bu kişilerin Kürt yahudiler olduğu ve şimdi ABD kurumlarında eğitim aldıkları belirtiliyor. İşte bunlar yarın bölgeye yönetici olarak gelecek. Tıpkı Karzai ve diğerleri gibi… ” [10]

İsrail’in İran, Suriye ve Irak’ta Kürtler’in yoğun olarak bulunduğu bölgelerde, komando birimleri eğittiği ve gizli operasyonlarda kullandığı öne sürüldü. Ebu Garib cezaevindeki işkence skandalını ortaya çıkaran Pulitzer ödüllü ABD’li gazeteci Seymor Hersh, Türkiye’nin bu durumdan rahatsız olduğunu ve İsrail’le olan son gerginliğin bu nedene dayandığını iddia etti.

ABD,evvela saldırmaya cesaret edemediği İran’ın etrafını boşaltacak,ya kendi veya İsrail ile veya bir bahane ve sessizce İsraile vurduracak.

Yahudiler her zamanda bir boşluk bulduklarında bunu değerlendirmişler ve boşluğu boşluklarda doldurmaya çalışmışlardır.Tıpkı Hendek savaşı esnasında savaşmamak üzere sulh anlaşması imzalayan hayber Yahudilerinin, müşriklerin tekliflerine açık olarak Müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozup müşriklere yüzlerini rahatlıkla dönmüşlerdir,sonucu ise hiç düşünmeden…

Türkiyenin yıllarca çektiği PKK illetinin arkasında bugünkü planlar yatmakta idi.

“Takvimler 16 Eylül 1998’i gösterdiğinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Suriye’ye sınır Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde şöyle diyordu: “Türk devleti olarak komşularımızla iyi ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Bu iyi niyetimize rağmen bazı komşularımız, özellikle ismini açıkça söylüyorum, Suriye gibi komşular, iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek Türkiye’yi terör belasına bulaştırdılar. Türkiye iyi ilişkiler konusunda gerekli çabayı gösterdi. Türkiye beklediği karşılığı alamazsa, her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır. Artık sabrımız kalmadı.” bu durum aponun yuvasını terketmesi ve

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM’nin yeni yasama yılının açılışında Meclis’teki konuşmasında, “Suriye, Türkiye’ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kez daha tüm dünyaya ilan ediyorum” diyordu. VE Aponun bundan itibaren,şam,atina,rusyada yüz bulamadı ve yakalanışını hızlandırdı.

Marksist-Leninist ideolojiye dayanan bölücü terör örgütü PKK’de oruç tutmak yasaklandı!

Terör örgütü PKK`da, sözde başkanlık konseyi kararıyla, oruç tutulmasına izin verilmemesi sorun yarattı. Örgütün sözde Başkanlık Konseyi 3 Kasım 2001 tarihinde bir bildiri yayımladı. Örgütün yoğun bir mücadeleden geçtiği, bu mücadeleyi engelleyecek düşünsel ve eylemsel tüm çabaların yasaklandığı belirtilen bildiride, oruç tutulması amacıyla örgüt içinden yönetime çeşitli taleplerin gelebileceği, daha önce örnekleri görüldüğü şekilde bu tür faaliyetlerin disiplini bozduğu ifade edildi.Bildiride, “Oruç tutulması taleplerinin ikna yoluyla reddedilmesi, diretenlere ise gerekli yaptırımın uygulanması” istendiği kaydedildi. Oruç konusunda alınan kararın propaganda amaçlı olarak kullanılabileceği ifade edilen bildiride, karşı propaganda için de gerekli tedbirlerin sözde Başkanlık Konseyi tarafından alınacağı belirtildi.”[11]

“Bütün İslâm ülkeleri içinde birçok bakımdan en önemlisi kesinlikle Türkiye’dir” diyen ve eski bir CIA Ortadoğu şefi olan Graham E. Fuller “Siyasal İslâm’ın Geleceği” ismiyle Türkçe’ye yeni tercüme edilen eserinde şu iddiasını her yönüyle isbata çalışmış:
“İslâm tarihinde son derece önemli bir kilometre taşıdır” (s.14) dediği AKP’nin iktidara gelmesinin siyasal İslâm’ın sisteme entegre olması, meşrulaşması ve İslâm dünyasında örnek teşkil etmesi açısından ehemmiyetine dikkat çeken Fuller, gönüllerinde yatan aslanın liberal bir İslâm anlayışı olduğunu açıkça ifade ediyor. “Zırvalayan Amerika” anlayışının dünyada iyice yer etmesinin ABD’yi daha da baskıcı yapacağını ve önümüzdeki yıllarda bu baskının direkt İslâm’a yöneleceğini bunu gerçekleştirmek için de baskıcı rejimlerin sayısının artabileceğini söyleyen ‘sahte demokrasi havarisi’ ABD’nin akıl hocası tek ümidini şöyle dile getirmiş: “Ümit edebileceğimiz tek şey, liberal İslâmcıların modern çağda yenilenmiş bir İslâm anlayışı ve evrensel bir İslâmî değerler formu ortaya koyma yönündeki çalışmalarında sebat etmeleri, süreç boyunca müttefikler bulmaları ve şiddetle ihtiyaç duyulan değişimler ve reformlar yönünde ilerlemeleridir.” (s.345)
Bundan dolayıdır ki;bir asırdır Türkiyenin önü tutulmakta,maddi-manevi gelişimi engellenmektedir.Mesela:

Fransadaki başörtü yasağı;bizden mi onlara bulaştı yoksa onlardan aldığımız laikliğin uygulanmasındaki zorlamadan mı?Zorla başı örtmek suç,zorla başı açmak suç değil!Tıpkı Cüneyt Arkın gibi ki,filimlerinde içki-fuhuş gibi her türlü anormallikler ,diğer taraftan tüm Türkiyeyi dolaşarak başta içki olmak üzere bunların zararlarını anlatmak!Tezatmı,ne kadar birbiriyle uyumlu.Başkasına verir talkımı,kendi yutar salkımı!

Askerin bir zamanlar herkesi fişlerken,şimdilerde de sosyeteyle beraber her kesimi fişlemeye çalışması acaba şişlemek için mi,sorusunu akla getirmektedir.Bir zamanlar rusyada sürekli yapılan bir uygulama idi.Varlığını devam ettirmek için,varlığını devam ettirenlere şüphe ile bakmak veya varlığını tanımayıp yok etmek…Ve birileri de sürekli askerleri davet ederken,askerler kullanılmaya çalışılmaktadır.Askerme buna pirim vermekte yoksa birileri mi pirim ödemektedir?

Türkiye için insan hakları 2003 raporunda:

1-Ordu siyasete müdahil.

2-Bir hakimin baş örtülü bir kadını mahkemeden çıkarması.

3-Cumhurbaşkanı dahi yasakçı.

4-Başörtüsü ve İmam-Hatibler.

Özetle:Ordu etkisi,özgürlüğe kısıtlama,reformlar uygulanmıyor,başörtüsü yasaklamaları,cumhurbaşkanının yasaklayıcılığı…

Süleyman Ateş bir tv proğramında ve de her zamanki görüşünde şunu tekrarlar;O zaman ayrı bu zaman ayrıdır.Ondan dolayı bazı uygulama ve görüşler o zamanda kaldı bu zaman da uygulanmaz,der.Nitekim mevlid de o zaman da yoktu,der.Oysa mevlid peygamber efendimizin doğumu olup bunu islam alemi bir hatırlama olarak yapmakta,ibadet ve yaşamaya teşviktir.Burada islamı yaşamamak değil,yaşamak vardır.Farz ve vacib değil ancak müstahsen bir uygulamadır.O zamanda zaten rasulullah vardı,onu görüyorlar ve konuşuyorlar idi.Şimdi ise onun zatına karşı manevi şahsiyetini bir hatırlama söz konusudur.

En az yarım asırdır Türkiye içten ve dıştan yapılan ve yaptırılan ihtilallerle,tahriklerle,çıkarılan uygunsuz ve uyumsuz kanunlarla sürekli tahrik edilmeye çalışılmıştır.Bununla Türkiyenin de adeta bir Filistin,Irak,İran ve Afganistan gibi olmasına çok gayret edilmiştir.Ancak çok cüz-i ve ferdi çıkışların dışında genel olarak halk buna alet olmamış ve bu sele kapılmamıştır.Mevzii durumlar da sonu getirmemiştir.İşin asıl garib tarafı ise,tahrikler hiçbir zaman alttan gelmemiş,sürekli üstten iç ve dış güçler veya genel adıyla ve bir simge olan derin devlet güçleri bu işi sürekli gündemlerine almışlardır.Küçümsenmeyecek derecede çok uğraşıldı,çok tahrikler yapıldı.Nitekim 163. maddeki yamyamlara bile rahmet okutacak insanlık dışı,ortaçağdakilere ulaşılamıyacak bir seviyesizlikle değil düşünceye hayale dahi ambargo konuldu,ağır cezalarla cezalandırıldı.İşleri değil niyet ve düşünceleri okuyan ve sorgulayan bir kanunsuz kanun…

Türkiyedeki özellikle nur cemaatının sürekli müsbet hareketi ve yatıştırıcı hizmet ve rolleri ve özellikle memlekette oluşturdukları manevi ve feyizli atmosfer o tahriklere pabuç bırakmadı ve münafıkane yapılan hile ve dolapları boşa çıkardı.

Bu yapılan menfilikler ise yapanların verdikleri eziyet dışında kendilerinin ömürlerini kısaltırken,milletin hatta İslam aleminin yükselmesine vesile olmuş oldu.Ateşte eğitim görüp terbiye olan,bir ateş gibi neslin oluşmasına ve çıkmasına dolaylı olarak ve istenilmeden bir zemin hazırlanmış oldu.Lekeli bir kesim ve nesilden,lekesiz ve kirsiz bir nesli doğurmuş oldu.

Mehmet KIRKINCI Hoca-Hayatım-Hatıralarım-adlı eserinde memleketimizde uygulanan bazı gerçekleri şöyle dile getirir:

Hayattaki fırtınalar konusunda üstad:”Bu gibi hadiseler fırtınaya benzer;ağacın çürük meyvelerini düşürür.Geriye sağlamları kalır.Tedbir hizmettendir.Menfi hareket yasak.Biz devenin üstünde bir hazine götürüyoruz.Deve,yumurtaların üstünde yürüyor.Ne yumurtalar kırılacak,ne de deve duracak.”(57)

27 mayısta ihtilalciler yedi bin subayı ordudan atmışlardı.(Bak130)

Şeyh Said üstada.”Efendim!Sizin nüfusunuz kuvvetlidir.Bu harekatımıza iştirak buyurur,yardım ederseniz galib oluruz.”diyor ve Bediüzzaman’ı kıyama davet ediyordu:

Bediüzzamanda Şeyh Saide şu cevabi mektubu yazıyor:

“Türk milleti asırlardan beri İslamiyetin bayraktarlığını yapmıştır.Çok veliler yetiştirmiş ve şehitler vermiştir.Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez.Biz müslümanız,onlarla kardeşiz.Kardaşı kardaşla çarptıramayız.Bu şer’an caiz değildir.kılıç harici düşmana çekilir.Dahilde kılıç çekilmez.Bu zamanda yegane kurtuluş çaremiz Kur’an,iamn hakikatlarıyla,tenvir ve irşad etmektir.Teşebbüsünüzden vazgeçiniz.Zira akim kalır.Birkaç cani yüzünden binlerce masum kadın ve erkekler telef olur.”(132-3)

Ta o zamandan oynanan planları sezmiş ve alet olanları uyarmıştır.

Ta Osmanlılar zamanında Ermeni lideri olan Buus Nobar ile Mehmet Şerif Paşa bir Kürt devleti kurmak için anlaşmışlar.Bediüzzaman hazretleri onlara da karşı çıkmış.Bunlar birkaç kendini bilmezdir.Bunların fikri Kürtlerin fikri değildir.Kürtler islamiyetten,Türklerden ayrılmazlar.Ermeniler,Kürtleri kendilerine tabi yapacaklar.Bunları istimal edecekler.”demiş.Üstad,Kürt Teali Cemiyetine de karşı çıkmış”(133)

Bir Arabın Türklerin durumunu tanıttıran;kaybolan aslan yavrusunun koyunlar içerisinde büyüyüp kendisini koyun zannetmesiyle,kendisini ve farkını anlatarak kendisine gelmesini sağlamaları misali anlatılır.(205)

Olaylar, bu milletin tekrar aslının aslanlığını hatırlatmaktadır.

Ali Ulvi Kurucu’dan bir hatıra.!970’de Medine-i Münevvereye hac için gelen Endonezya eski başbakanlarından Muhammed Nasır o yıl Türkiyeden hacca 150 bin kişinin geldiğini hayretle karşıladıktan sonra şunları anlatmıştır:”Aziz dostum,ben Lozan muahedesini çok iyi bilen bir diplomatım.O muahedenin hedefi,aslında Müslüman Türkiyenin başını yemekti.İngiliz heyetinin başmurahhası olan Lord Gürzon’un teklifi Türkiye’nin bir hristiyan devleti olmasıydı.Türk heyetini bu ağır teklifi kabule zorluyorlardı.Eğer türk milleti hristiyan olma fikrine şiddetle karşı çıksa –ki çıkacaktır- o zaman hiç olmazsa Türkiye’de Avrupa kültürünün tam hakim olmasını ve sefahete azami hürriyet tanınmasını sağlayacaklardı.Laiklik,batı dünyasında olduğu gibi din ve vicdan hürriyeti manasına değil,din leyhtarlığı şeklinde uygulanacaktı.Gelecek nesilleri bu manevi güçten,faziletten mahrum etmekle menhus gayelerine kavuşacaklardı.”dedi.(242)

Mehmet Zahid Kotku hazretleri önceden Milli Nizam partisinin kurulmasına izin vermemişken ısrarlar neticesinde olur demiş ve N.Erbakan partiyi kurmuştur.O dönemde CHP ile yapılan koalisyonda hapishanede bulunan tüm kominist ve anarşistler affedilmişti.Ve bütün bunlar yıllardır milletin üzerinde etkili ve sancılı oldular.(Bak.218-225)

Ve böylece hem de ağır faturalar ödenmek suretiyle görünen şu ki;siyasetle bu meselelerin gerçek manada çözümü ilk ve tek sebeb değildir.

12-Eylül-1982-deki ihtilalden sonra,anayasanın kabulü yönünde yapılan oylamada evet yönünde kullanılmasında ısrar eden Kırkıncı hoca,Akşamı İsparta dersanesinin basılmasıyla Bayram abi götürüldüğü 1. şubede,kendisine tanıdık bir ses olarak gelen 1. şubedeki gözü kapalı sorgulanmasında o kişinin şöyle dediğini nakletmektedir:”Eğer o gün (İspartadaki istişarede alınacak kararda),Kırkıncı hoca anayasanın kabulü lehindeki o konuşmayı yapmasaydı ve cemaattan bu yönde bir karar çıkmasaydı,aynı gün Türkiye’de ne kadar Nur talebesş varsa hepsini içeri alacaktık.”dedi.”(247)

Önceleri Necmettin Erbakan S.Demirelin seçilmesi yönünde ısrarla faaliyet göstermekte idi.(bak.266)

S.Demirele Samandağından gelen birisinin;”Samandağındaki bazı kandırılmış Alevi gençlerle Suriyedeki Alevilerin el altından iş birliği yaptığını…”söyledi.

“….1965’te……Alevilerin gençleriyle Kürtçülük zihniyeti güden bir kısım gençler şimdi birlikte hareket etme kararı almışlar.Devlete karşı toplu bir kıyam hareketi gerçekleştirecekler…”(268)

Aynen yıllarca Türkiyede uygulamaya konulan Alevi-Sünni kavgası alanını Irak ve çevresine kadar şimdi de sürdürmektedir.

1980 ihtilali olmasaydı,”Koministler 1981 yılının Nisan ayının ilk Cuma gününde ihtilal yapacaklarmış.”(277)

Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretleri:”Hz.İsa’nın hristiyan ruhanileri arasında bir alim olarak faaliyet göstereceğini”söylüyor.Mehdi ise,irşad faaliyetlerini İslam aleminde sürdürecektir.”(383)

Bundandır ki,en büyük hizmet irşad hizmetidir.

Muammer Kaddafiyi Öven Ergun Göze ve Ali Bulaç,Yavuz Bahadıroğlu tarafından kendilerine bu hatırlatıldığında;”Hiç de böyle bilmiyorduk,yanılmışız,ne yapalım bir kere yaptık”deyib işi basite almaları hiç de istikrar ve istikametin eseri değildir.Y.Bahadıroğlunun dediği gibi;bunun telafisi için ev ev vilayet vilayet dolaşmaları veya aleyhinde yazarak öncekini okuyanlara bunları ulaştırmakla ancak telafi edebileceklerini söyleriz.Bu adeta yıllarca cemaata abdestsiz namaz kıldıran birisinin,yıllar sonra –yahu ben abdestsiz namaz kıldırmıştım sizlere,onu telafi edin,demesine benzer.Bu kıldırmada ya bilerek bir kıldırmadır veya bilmeden veya yanlış bildirmedendir.Diğer yapılan bu yapılandan ne kadar geri olabilir?Zira birincisi fikirde yapılan bir bozukluk olup,yıllarca insanları ters istikamete yönlendirmedir.Kurtuluşu çıkmaz sokakta gösterip geri dönmeyi bile herkese duyurmadan,herkesin kendisine göre artık geri dönmelerini beklemek gibi bir şeydir.

Şahid olduğum bir nokta da şudurki;bazıları için içtima-i hayata veya siyasete girmek istikameti bulmakta ve bazı zikzaklar çizmekte önemli rol ve kararlara sebeb olurken,-Ali Bulaç,Agah Okyay Güner,Mehmet Sağlam vs. gibi-;bazıları içinde nadiren de olsa biraz daha ölçülü ve dikkatli davranmaya sebeb olmaktadır.Hayreddin Karaman gibi.

Mücadelemiz hastalarda değil,hastalıklarla olmalıdır.

Uygulamalarımızda,tarz,usul ve yapılan hizmetlerdeki isabetsiz hareketler de bizlerin ilerlemesini geciktiren faktörler olmuştur.

Osmanlı kendi kimliğini elde ettiği gibi kimlik ihraç ederken,bugün ihraç etme bir yana kendi kaybettiği kimliğini bulamamakta,onun çırpınışı içerisinde asırlardır savunduğu kendi değerlerine sırt çevirmenin de ötesinde ona düşmandan daha düşmanca bir tavır almaktadır.Ne hazin bir haldir ki;asırlardır savunduğunu şimdi savurmaktadır.

Mahir kaynağın tesbitiyle Rusya kendi savunduğu rejimini yine kendi eliyle atabildi.Bugün hem Rusya hem de ABD rahatlıkla kendi bünyelerine uymayan rejimlerini atıp bir problem yaşamazken,bizler rejimin en küçük bir meselesi altında ezilirken,ezdirmeyiz teranileri ile toplumu ezmekteyiz.Türkiye diğer büyük devletlerin yaptığını yapamamanın acısını ve sıkıntısını çekmektedir.Diğer devletlerdeki elit tabaka bunu rahatlıkla yaparken,bizdeki çöreklenmiş olan elit tabaka ise alt tabaka olan halk tabakası kadar da düşünemeyerek bunu gerçekleştirememektedir.Bir asra yakın çeşitli sebeblerde kominizmi getirdiği gibi tekrar götürebildi.Bizde ise kominizmden beter olan bir uygulama götürme bir yana, daha da beterini getirmektedir.

ABD’nin ikici hedefi İran,üçüncüsü ise Suriyedir.Bu ülkeler ve diğer arab ülkeleri başkaları zalimce kendilerini sorgulamadan onlar kendilerini bir araya gelerek sorgulamalıdırlar.

Mesela İran.Aslında Osmanlı yıllarca İranı almaya değil,frenlemeye çalışmıştır.Çünki alsa onu hangi statüye göre idare edecek.ne ehli kitab,ne de Müslim olup problem olacak ve devam edecekti.Şerri hayrından çok olacaktı.Onun için onu almaya yanaşmamıştır.

O İranki kominizmin başı bile oradan başlamaktadır.Zira İbahiyye mezhebi (Mazdekizm) her şeyi mübah görerek küfrün önünün açılmasını sağlamıştır.Bu parada ve malda olduğu gibi namus ve kutsal değerlerde de aynı oranda geçerlidir.

Her çıkış gibi bir de iniş vardır.Tarihte nice sönmez denilen devletler özelliklede Osmanlı gibi şanlı bir devlet bile çöktü ABD’de hakeza bu zulmüyle kendi çöküşünü hızlandırmaktadır.

Ayasofyanın önündeki Lustinianos heykelinin elindeki kürede şu yazıldığı nakledilmektedir.”Bu top benim elimde durduğu sürece dünyaya sahibim.”ve”Beni yıkacak kimse buradan geçecektir.”rivayete göre,Fatihin fethinden kısa bir süre evvel bu küre düşmüştür.[12]

ABD’nin ise bu manada görünen işaretleri ise bundan geri değildir.

HUNTİNGTON’A GÖRE ABD YOK OLUYOR!

“Medeniyetler Çatışması” kitabının yazarı Samuel P. Huntington’ın yeni kitabı “Who Are We?” (Biz Kimiz) okuyucularla buluştu. Piyasaya 1996 yılında çıkan, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra yeniden dikkatleri üzerine çeken “Medeniyetler Çatışması’nın yazarı Huntington yeni kitabında, “eğer benzer kültürlere (değerler, gelenekler, dinler) sahip halklar ve ülkeler bir araya geliyorsa o zaman değişik kültürlerden oluşan ülkeler de parçalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır” iddiasında bulunuyor.

Huntington, ABD’deki çok kültürlülük, kültürel çoğulculuk ve çift dilliliğin, güçlü bir ulusal kimliğe zarar verecek şekilde ırksal, etnik ve diğer ulus-altı kimlikleri güçlendirdiğini savunuyor.

Yazar, buna paralel olarak küresel iş bağlantıları, küresel iletişim ve küresel sorunların (çevre ve kadın hakları gibi) Amerikan seçkinleri arasında “uluslarötesi” bir kimliği geliştirmesinin de Amerikan ulusal kimliğini zayıflattığını ileri sürüyor.

Yeni kitabında, ABD’nin sadece köklü bir kimlik bunalımına girmediği, ciddi bir yok olma tehdidi ile de karşı karşıya olduğu tezini savunan Huntington, şu iddiada bulunuyor: “Tarihsel olarak Amerikan kimliğinin içeriği dört anahtar unsurdan oluşuyor: ırk, etnisite, kültür (dil ve din) ve ideoloji… Irksal ve etnik Amerika’dan söz etmek artık mümkün değil. Kültürel açıdan Amerika kuşatma altında. Sovyet tecrübesi göstermiştir ki ırksal, etnik ve kültürel bağlardan yoksun olan bir toplumu bir arada tutmak için ideoloji de çok zayıf bir bağdır. Robert Kaplan’ın gözlemlediği gibi ‘ölmek için doğmuş olmak yargısı’nın başka milletlerden çok Amerika için geçerli olduğunun pek çok gerekçesi bulunmaktadır.”

New York Times’da yer alan bir makaleye göre, “Huntington kitabında, gerçekleri, araştırmalar sonucu elde edilen verileri ve tarihsel olayları kendi katı inancı çerçevesinde yorumluyor”.

ABD’yi Anglo-Protestan kültür ve inancının bir parçası olarak tanımlayan Huntington, Amerikalıların yeniden bu değerlere sahip çıkması gerektiğini ve Amerika’nın başarısı için eski tarz asimilasyon politikalarının uygulanmasını savunuyor.

Huntington, artan Meksikalı ve Hispanik göçü ve Amerikan toplumu içinde bunların asimilasyonunun her geçen gün azalmasının Amerikan toplumunu ve kültürünü değiştirerek, ABD’yi iki dilli, iki kültürlü ve iki halklı bir toplum haline getireceğini ileri sürüyor.

Huntington, yasadışı göç hareketlerinin Amerika’nın sosyal güvenliğini tehdit ettiğini savunarak, “Meksikalı Amerikalılar Amerikan Rüyası’nı, ancak rüyalarını İngilizce görürlerse paylaşabilirler” diyor.

400 sayfalık kitabında göçmenlerin bugün Amerikan kültürünü, değerlerini cazip buldukları için değil, uygulanan sosyal güvenlik programlarından dolayı ABD vatandaşı oldukları görüşünü dile getiren yazar, bu göçmenlerin geçmişteki göçmenlerin yaşadıkları sıkıntıları yaşamadıklarını, dolayısıyla onların sahip olmaya ihtiyaç duydukları değerlere sahip olmadan ülkenin imkanlarından faydalandıklarını ileri sürüyor.

Huntington, yeni kitabı “Biz Kimiz”de Amerikan kamuoyunda yaygın şekilde tartışılan göç, din konularını ve WASP (Beyaz-Anglo-Sakson-Amerikan) kültürünün karşı karşıya olduğu tehlikeleri açık şekilde dile getiriyor. “(30-05-2004.)

Kendi içinde 1618-1648 yıllarında 30 sene süren Dinler savaşını başlatan batı,bu sefer bu dinler savaşının alanını genişleterek diğer din ve mensublarını da dahil etmekte,adeta yeni bir dinler savaşının kapısını çalmaktadır.

Dünyaya çektiren ABD’ye Allah sel,kasırga gibi afetlerle vurmaktadır.

”1789 yılında Amerika delegeleri halen tatbikte bulunan (Anayasa) yı hazırlamak üzere toplandılar.Amerikanın kurucularından –Benjamin Franklin-bu tarihi toplantıda verdiği nutukta daha o günden,(Anayasa) da Yahudi tehlikesinin nazarı itibara alınması ve Yahudilerin Amerikanın istikbalini tehdit ettiklerine işaret etmiştir.

Şimdi Filaadelfiya’da –Benjamin Franklin Yurdu- nda muhafaza edilen bu nutuk;fevkalade bir vesika mahiyetindedir.

“Amerika Birleşik Devletlerini tehdit eden büyük bir tehlike var.Bu tehlikenin menba’ı Yahudilerdir.

Muhterem Efendiler!Yahudilerin ikamet ettikleri hangi memleketi gözden geçirirseniz geçirin,Yahudilerin oturdukları memleket halkının manevi ruhları katl için çalıştıkları bariz bir şekilde müşahade edilir.Onlar;öyle bir yol takib ederler ki,takib ettikleri bu yol ticarette emniyet ve şeref mefhumunu yok eder.

Yahudiler –hükumet içinde hükumet- halkettiler.Herhangi bir tazyik hissettikleri vakit İspanya ve Portekizde yaptıkları gibi halkı iktisaden boğmaya başvururlar.(Ayaklarını bastıkları her memlekette olduğu gibi.)

Bin yedi yüz yıldan beri Yahudiler;Mukaddes topraktan tardedilmelerini propaganda vesilesi ederek,bazen sızlanarak ve bazen da yağma ederek insanlığın merhametini istismar etmektedirler.Zihinlerinizden çıkmaması lüzumlu bir hakikatı hatırlatmak,sizleri ikaz etmek istiyorum:

Medeniyet alemi;bugün Filistini onlara iade etse,yine onlar Filistine avdet etmemek için müteaddit sebebler halkederler.Bununda sebebi;zira Yahudiler;(tufeyli haşerat)gibi yaratılmışlardır.Tufeyli;yalnız yaşıyamaz.O’nun;omuzlarında yaşıyacağı,kanını emeceği insanlara ihtiyacı vardır.

Bunlar yahudidirler.Başka milletler gibi yalnız yaşıyamazlar.

Onlar hristiyan ve başka akideden olanların kanlarıyla yaşıyorlar.

Muhterem Efendiler:Anayasaya istinad ederek onları niçin bu memleketten tardetmiyelim.

Birleşik devletlere hicretleri korkunç bir şekilde devam ediyor!

(1789).Bu tarihten yüz sene sonra adedleri muhakkak ki defalarca artacak ve onlar;Amerikan halkını yıkmağa çalışacaklardır.Zamanla umumi ve ferdi hürriyetlerimiz için döktüğümüz masum kanlar heba olacak ve onlar kendi hakimiyetlerini tamamlıyacak bir şekilde hükumetlerimizi tevcihe,nizamlarımızı değiştirmeye muvaffak olacaklardır.

“….Anayasa;Yahudilerin Amerika’dan tardını derpiş etmediği takdirde,azami yüz elli sene sonra çocuklarımızın ızdırap çekerek,sızlanarak Yahudi menfaatı için yemeklerinden iktisad yaptıklarınızı göreceğiz…”

Muhterem Efendiler:Şu saatte sizi tekrar ikazı kendime bir vazife telakki ediyorum.Eğer Yahudileri tardedip bu memleketi onların nüfuz ve şerrinden kurtaramazsanız,azami yüz yıl sonra çocuklarınız veya torunlarınız Yahudi fabrikalarında durarak,onlara bu neticeyi sağladığınız için sizlere lanet okuyacaklardır.

Yahudiler arazilerimizi ve halkımızı tehdit eden bir tehlikedir.Eğer onlara bu memlekete muhaceret hürriyeti verilirse,anayasamızı imha edeceklerdir.

Bunun için Yahudilerin anayasaya konacak bir madde ile bu memleketten tardedilmeleri bir zarurettir.”[13]

İşte Irakta yapılanlar ve onlardan gelen haberlerden bazı bölümler:

“4 Temmuz 2004 Pazar

“Ebu Garip’teki İsrail’li Sorgu Uzmanları Skandalı Büyüyor

Ebu Garip cezaevinden sorumlu olan Komutan General Karpinski’ nin Ebu Garip’te İsrail’li sorgu uzmanları ile birlikte çalıştığını ifade etmesinin yankısı sürüyor.

3 Temmuz 2004 Cumartesi dün gerçekleştirilen bir suçlama Arap rejimlerini çokça rahatsız edecek gibi görünürken bir Beyaz Saray sözcüsü söz konusu iddiaları doğrular bir bilgiye sahip olmadıklarını duyurdu.

Ancak ABD işgal güçlerinin Iraklı esirler ve tutuklulardan sorumlu komutanı General Janis Kaprinski iddialarında ısrar ediyor. Kaprinski Bağdat’ta gizli bir Mossad üssü olduğunu ifade ederek söz konusu üsten bir çevirmen maskeli İsrail ajanı ile görüştüğünü ifade ediyor.

İşkence skandalından sonra işkence ve kötü muamelelerden kadın General Kaprinski’ de sorulu tutulmuş ancak mahkemeye çıkartılmamıştı.

İsrail’ in Irak’ta Mossad ve diğer özel birimleri ile faaliyet göstermesi hem Filistinlileri hem de tüm Arap rejimlerini kızdırıyor. Geçtiğimiz hafta da The New Yorker dergisinden çıkan bir strateji yazısında İsrail’in Kuzey Irak’ta Kürt gerillalarla birlikte çalıştığı ortaya çıkmıştı.

İşkence skandalından sonra Irak’ta uygulanan işkence ve aşağılama taktiklerinin İsrail cezaevlerinde yapılanlara çok benzer olduğu yönünde söylentiler çıkmış ancak bu benzerliğin organik bağlantısı kanıtlanamamıştı. İlk kez General düzeyinde bir ABD yetkilisi işkencecilerin arasında Mossad sorgu uzmanlarının da bulunduğunu doğruluyor.”

“Bush: Irak’ta yanıldık

WASHINGTON- Sık sık, “Biz Irak’a özgürlük ve demokrasi götürdük” açıklamaları yapan ABD Başkanı George W. Bush, ilk kez hatasını kabul etti. New York Times’a demeç veren Bush, Irak’taki sıcak savaşın bitimini ilan etmesinin üzerinden neredeyse bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bir türlü sükunetin sağlanamadığını, bölgede durumun içinden çıkılmaz bir boyuta vardığını söyledi.

Zafer sarhoşluğu
Irak’ta savaş sonrası ortaya çıkan şartlarla ilgili yanlış hesap yaptığını belirten Bush, Şii direnişini de, Saddam Hüseyin’e karşı elde edilen hızlı zaferin hesapta olmayan bir yan ürünü şeklinde nitelendirdi. Bush, bölgedeki sıkıntılara karşın ABD güçlerinin ortaya çıkan yeni durumlara adapte olabilecek esnek bir stratejiye sahip bulunduğunu savundu. Nükleer silah sahibi olan Kuzey Kore ve ABD tarafından nükleer çalışmalarından dolayı suçlanan İran konusunda da görüş belirten Bush, bu ülkelere karşı diplomasi silahını kullanmayı sürdüreceğini vurguladı. Başkan Bush, Irak’a saldırmak konusunda doğru bir karar verdiğine ve savaşa karşı olsalar bile seçmenlerin, kendisinden yeniden başkan seçilmeyi esirgemeyeceğine inandığını söyledi.
Geçtiğimiz haftalarda CNN televizyonuna katılarak ünlü sunucu Larry King’in sorularını cevaplandıran Başkan Bush, Irak’a saldırı kararının doğru olduğuna inandığını belirterek, “ABD lideri, ülkesinin dünya güvenliğinin sağlanması için liderlik yapmakla mükelleftir” demişti.

Bütün suçu üstüme alırım
1961’de Küba’ya yapılan başarısız saldırının sorumluluğunu o zamanki devlet başkanı John F. Kennedy’nin üzerine aldığını, kendisinin de Irak konusunda aynı şeyi yapıp yapmayacağını sorulması üzerine Bush; “Şüphesiz ki ben de Irak’ta suçu üzerime alıyorum” demişti. Bush, savaştan önce ve savaşın başından itibaren sık sık verdiği benzer beyanatlarda, “Irak ve Afganistan’da yapılan askeri operasyonlar dünyaya istikrar getirecek ve demokrasiyi yayacak. Biz oraları özgürlüğe kavuşturacağız” demişti.”[14]

Irak,Afganistan gibi yerlere saldırma bahanesi 11 Eylül yani ikiz kulelere yapılan saldırı olayları idi.

Danial Hopsicker tarafından yazılan “Welcome to Terrorland” adlı kitapta, Atta’nın Florida’daki “tatlı hayat” günleri, birçok tanığa dayandırılarak anlatılıyor.

Kitapta, Atta’nın Florida’da 2000 yılının aralık ayına kadar kaldığı 2 aylık süre içinde metresliğini yapan ve hayatını “çıplak model” olarak kazanan Amanda Keller adlı Amerikalı kadının sözlerine de yer veriliyor.

İşte Amanda Keller’in ağzından Muhammed Atta:

“Sürekli içiyordu. Çok lüks elbiseler giyiyordu ve pahalı mücevherler taşıyordu. Ben hiç bir zaman namaz kıldığını falan görmedim. Müslümanım diyordu, ama domuz pirzolasına hayır demiyordu. Takıldığı arkadaşları arasında yalnızca bir tanesi Arap’tı, diğerleri ise Alman’dı. Ayrıca, benim piyasadan tanıdığım ve uyuşturucu işine bulaştıklarını bildiğim birçok kişiyle de görüşüyordu. Sık sık partilere gider eğlenirdik. Kokain de kullanıyordu. İngilizce, Arapça, Fransızca, Almanca ve İbranice’yi mükemmel konuşuyordu. Florida’ya geldiğinde pilotluk kursuna gittiğini söylüyordu, ama ben çantasında pilotluk belgesinin olduğunu gördüm. Yani, geldiğinde pilotluk belgesi zaten vardı. Bir keresinde bana çok kızdı ve hırsını evde bulunan küçük köpek yavrularını öldürerek çıkardı. ”

Hopsticker, kitabında Atta’nın Florida’daki bağlantılarının, ABD Başkanı George W. Bush’un kardeşi ve eyaletin valisi Jeb Bush tarafından “hasır altı” edildiğini de ileri sürüyor.”[15]

“İSRAİL’İN MİSTRAVİM TİMLERİ EĞİTİYOR

IRAK’tan gelen, “İsrail Kürt kartını kullanıyor” raporları Ankara’da rahatsızlık yaratmış, Türkiye-İsrail ilişkileri gerilmişti. Bu bilgiyi doğrulayan haber, Irak’taki işkence olaylarını dünyaya duyuran Amerikalı gazeteci Seymor Hers’ten geldi. Hers, “New Yorker” adlı dergide, İsrail’in, gizli kamplarda ülkenin en seçkin komando birliği olan “Mistravim” ile aynı etkinlikte operasyon düzenleyecek nitelikte Kürt komando yetiştirdiğini yazdı.

KERKÜK SARAYBOSNA’YA DÖNER

HABERDE, İsrail’in Irak’taki Şiiler’in gücünü kırmak ve Kürt ajanlarla İran’a sızarak, bu ülkenin nükleer tesislerinı izlemeyi amaçladığını belirtildi. Hers, Türk istihbaratının bölgeyi takibe aldığını bildirdi. Bir Türk yetkilinin, “Irak’ın parçalanması Ortadoğu’nun felaketi olur. Kerkük Saraybosna’ya döner. Pire için yorgan yakarız. Kürtler’e söyledik: ‘Biz sizden korkmuyoruz ama siz bizden korkmalısınız” sözlerine dikkat çekti.

Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, ABD’nin Irak’ta yetersiz kaldığına inanan ve İran’ın nükleer kapasitesini geliştirmesinden endişe eden İsrail’in, Irak’ın kuzeyinde Kürtler’le işbirliği içinde olduğu, onları eğittiği ve operasyonlar yaptığını yazdı. Bu durumdan da Türkiye’nin rahatsız olduğunu söyledi. Hersh, İsrail istihbarat ve askeri yetkililerinin şu sırada Irak’ın kuzeyinde bulunduklarını ve ”uzun dönemli dostları Kürtler’le” birlikte çalıştıklarını kaydetti. Seymour Hersh, İsrailliler’in, yaklaşık 6 ay önce, Irak’taki durumun kötüye gittiği sonucuna vardığını, bütün uyarılara rağmen ABD’nin, ”barışçı” görünmesine karşılık İran’ın, Irak’taki isyancılara destek vererek ”çok saldırgan” bir rol oynamasını yeterince çabuk kavrayamadığını düşündüğünü belirtti.

İSTİHBARAT TOPLANIYOR

Hersh, endişelerini Beyaz Saray ve ABD Savunma Bakanlığı nezdinde anlatamayan İsrail’in, sonunda bazı operasyonlar için Irak’ın kuzeyinde girdiğini anlattı. Seymour Hersh, İsrailliler’in burada Kürtler’le çok endişe ettikleri İranlılar, nükleer konular ve Suriyeliler’e karşı operasyonlar başlattığını, ancak bu durumun İsrail’i, Türkiye ile karşı karşıya getirdiğini ifade etti. Hersh, ”Yaptıkları silahlı bir eylem değil. Daha çok istihbarat çalışmaları” dedi. Hersh, Irak’ın kuzeyindeki İsrailli askeri ve istihbarat görevlilerinin ”birkaç yüz” kişiden oluştuğunu belirtirken, Iraklı Kürtler’in onları, İran’ın muhtemel nükleer bölgelerine yakın yerlere götürdüğünü ve İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda bilgi toplandığını kaydetti.

SARAYBOSNA OLUR

Seymour Hersh, New Yorker’daki haberini, Türk, Amerikalı ve İsrailli yetkililere dayandırdı. Hersh’e konuşan bir Türk yetkili, ayrılıkçı Kürtler’i destekleyerek İsrail’in, müttefiki Türkiye’den kendisini uzaklaştırdığını ve istikrarlı bir Irak oluşturma çabalarınazarar verdiğini belirtirken, aynı Türk yetkili, ”Eğer bölünmüş bir Irak ortaya çıkarsa bu Ortadoğu’ya daha çok kan, gözyaşı ve acı getirecektir. Ve bunun da sorumlusu İsrail olacaktır” dedi. New Yorker’a göre Türk yetkili Hersh’e, ”Kürtler’in bağımsızlığı bölge için felaket olacaktır. Yugoslavya’dan alınan derste olduğu gibi, bir ülkeye bağımsızlık verince herkes bağımsızlık isteyecektir. Kerkük, Irak’ın Saraybosna’sı olacaktır. Eğer orada böyle bir şey olursa krizi önlemek imkansızlaşacaktır” diye konuştu. Seymour Hersh’e konuşan eski bir İsrail istihbarat yetkilisi, İsrail’in daima Kürtler’i, Makyavelist bir yaklaşımla eski Irak lideri Saddam Hüseyin’e karşı desteklediğini, Kürtler’le aynı çizgide davranan İsrail’in, bu sayede İran, Irak ve Suriye’de göz ve kulaklara sahip olduğunu kaydetti. Eski İsrailli istihbaratçı, ”Eğer İsrail ile yakın bağları olan bağımsız bir Kürt devleti ortaya çıkarsa İran’ın tavrı ne olacaktır? İran, kendi sınırında, İsrail’in uçak gemisini istemeyecektir” dedi.”[16]

”-İspanya’nın bölgeye özel bir ilgisi olduğunu söylüyorsunuz?
Birkaç tane unsur var. Amerikalılar Kuzey Irak’tan Türkiye’ye gelen mülteciler arasından kendilerine hizmet edecek olanlara İspanyol vatandaşlığını garanti ediyordu. Acaba niye Amerikan değil de İspanyol vatandaşlığını garanti ediyor? Sonra bu 10 bin Kürt peşmergesi niye Guam adasına götürüldü? Bunlar hep manidar konular. Ayrıca İspanyol büyükelçiliğinden birileri Birinci Körfez Harekatı bittikten sonra çok sık aralıklarla Erbil’deki üniversiteye niçin “ders vermeye” gidiyordu?”[17]

Ehli kitabın durumu;elbette ehli küfürle aynı kefede değerlendriilmemektedir.En az ifadeyle;ehli kitabın kesdiği yenilirken,ehli küfrün kesdiği yenilmemektedir.

İslama göre,ehli kitaba verilen bazı haklar vardır.

Mesela takdire şayan,Monsenyör George Maroviç-Vatikanlı bir çok -Tv-de ve bir çok yerde de devamlı;Ben her sabah cevşeni okuyorum-demektedir.Buda ehli kitap,W.Bush’da ehli kitap…

”Kendilerine kitap verilenlerden,ölümünden önce O’na iman etmeyecek bir tek kimse yoktur.Kıyamet gününde de o,onların aleyhine şahid olacaktır.”[18]

” Hz. Peygamber: “Ehl-i Kitab’ı ne tasdîk ediniz, ne de tekzîb. ‘Allah’a, bize ve size indirilene inandık; ilâhınız ve ilâhımız birdir; biz ona teslim olmuşuz.[19]’ deyiniz.” Buyurmuştur.[20]

Mehmet ÖZÇELİK

12-12-2004

[1] Bak.Yeni şafak.7-8-2004.

[2] Bak.Yeni Şafak.06-06-2004.

[3] Yeni Şafak.7-6-2004.

[4] Bak.Yeni Şafak.2-6-2004.

[5] Matta.28/18-20.

[6] M.Ş.Eygi.2004,Mill Gazete.

[7] Bak.Yeni şafak.18-3-2004.İ.Karagül.

[8] Yeni Şafak.9-6-2004.

[9] Bak.Yeni Mesaj gazt.Aytunç Altındal.19-2-2000.

[10] Yeni Şafak.2-2-2002.i Karagül.

[11] Yeni Mesaj.17-11-2001.

[12] Bak.İslam And.isav.25/560.

[13] Yazan.Şam’da yayınlanan Feyha gazetesi.Çeviren.Avni Muhiddin.İslam Dünyası dergisi.Sayı.5.25.Nisan.1952.Sh.15-16.

[14] 28 Ağustos 2004 Cumartesi-Türkiye.

[15] Tercüman gazt.22.06.2004.

[16] Tercüman gazt.22.06.2004.

[17] Özel Harp’te ve MİT’te çalışan Yavuz Ataç)yapılan röportajdan.

[18] Nisa.159.

[19] Ankebût/46.

[20] Bkz. Buhârî, Sahîh, Şehâdât 29, III/163; Tefsîr 11, V/150; İ’tisâm 25, VIII/160; Tevhîd 51, VIII/213.

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .