Adilcevaz’lı Bekir Ağa

Adilcevaz’lı Bekir Ağa
Bekir Ağa, Nurun kahramanlarındandır. Aslen Bitlis Adilcevazlı’dır. Asıl Adı Bekir Çelik’tir. Adilcevaz’da seyyidler sülâlesinden Emrullah oğlu ve Abdülcelil oğullarından Bekir Ağa olarak bilinir ve yâd edilir.

Bekir Ağa, Nurun kahramanlarındandır. Aslen Bitlis Adilcevazlı’dır. Asıl Adı Bekir Çelik’tir. Adilcevaz’da seyyidler sülâlesinden Emrullah oğlu ve Abdülcelil oğullarından Bekir Ağa olarak bilinir ve yâd edilir.

Risâle-i Nur’un yazılma, yayılma ve okunma istidadı gösterdiği yıllarda Bekir Ağa, Risâle-i Nurları köyden köye götürerek muhtaç gönüllere iletmiş, bu uğurda çileler çekmiş, cefalar yüklenmiştir. Kendisi ümmîdir. Bediüzzaman Hazretleri Nur’un satır aralarında bu bahtiyar talebesinden bahseder. Ona hitaben yazılı beyanları bulunmaktadır. Çeşitli Risâlelerde Nurların hakkaniyeti ve Bediüzzaman Hazretlerinin şahsiyet-i manevisiyle alâkalı Bekir Ağa’nın mektupları mevcuttur.

Adilcevaz ve bağlı köylerinde bir çok insan Bekir Ağayı yakından tanır. Mesleği çerçiliktir (köyleri dolaşarak satıcılık yapmak). Mesleği icabı köylere ve Anadolu’da en ücra yerlere giderek bu vesileyle de her gittiği yere Risâle-i Nurları yaymış ve anlatmıştır.

Oradan da göç ederek Isparta’ya yerleşmiştir. Burada seyyar satıcılık yoluyla ayakkabı satışı işiyle meşgul olurken, Barla’da Hz. Üstad’la hemşerilik yoluyla tanışarak ona talebe olur. Ümmi hâli içerisinde her gittiği yere Risâle-i Nur’un o kudsî formalarını dağıtarak Nur’un ve Üstad’ın hizmetinde bulunur.

Üstad’ına neşr-i hakikatte talebe olarak yardımcı olan Bekir Ağa’yı Hazret-i Üstad bir ifadesinde şöyle taltif eder:”Ümmi fakat allâmelerin işini gören ve esrar-ı Kur’âniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebep olan ahiret kardeşim Adilcevazlı Bekir Ağa…” (Barla Lâhikası, s. 73)

Gavs-ı Azam Şeyh Abdülkadir-i Geylânî’nin (ks) tesbit ve teşhisi gibi bir makama da mazhar olan Bekir Ağa’yı Üstad Hazretleri Lem’alar adlı eserinde şu ifadeleriyle taltif buyurur: “Gavs-ı Âzam’ın tâbiriyle Bekir Bey, bizim tâbirimizle Bekir Ağa…” (Lem’alar. 173)

Hazret-i Üstad’a son derece bağlı ve Risâle-i Nur’un hakkaniyetine hizmette fevkalâde bir anlayış kabiliyetine sahip olan Adilcevazlı Bekir Ağanın da Hazret-i Üstad’a yazdığı mektuplar mevcuttur. Bu mektuplardan birisi şudur:”Fazîlet-meâb Üstadım Hazretleri,
Efendim, evvelâ arz-ı tâzim ve hürmetle mübarek ellerinizi öperek, her an ve zaman lisanıma yakıştığı kadar duâ eder ve duânızı rica ediyorum. Efendim, malûmunuz, fakir talebeniz ve kardeşiniz cahil olduğum halde, güneş-misâli olan risâle-i bergüzîdelerinizden umum Nur Risâlelerinizi okutup dinledim. Güneşin nuruna sed çekilemediği gibi ve sed çekilmek ihtimali olmadığı gibi, risâlelerinize de sed çekilemez. Onları istimâda ruh ve kalbimi tetkik ettim; tetkikatımda ne gibi hissetmiş ve anlamış olduğumu aradım. Baktım ki, ruh ve kalbimde bir feyezan ve coşkunluk var ki, beni bilâihtiyar bir vazifeye sevk etmek için hemen ‘Haydi, haydi’ diye tazyikata başladı. Ben de ruhumda olan bu vâkıayı takip ederken, o Nurların irae ettiği miftahları gördüm ve gösterildi. Anladım ki, bu anahtarlarla icap eden kapıları açıp, o Nurlara ehil olan kardeşlerimi—min gayri haddin—arayıp bulmak vaziyeti adeta bana emrolunup, o Nurlardan güneş gibi nur saçılması hususunda ben de bu hâli kendime vazife addettim. O Nurlardan almış olduğum anahtarları teslimle, hâin-i din olan mülhidlerin elleri kımıldanmayacak derecede kırılması için, hamden lillâh, bu kardeşlerimi arayıp buldum. Emânetullah ve emânât-ı Peygamberînin (asm) gayet parlak, yakut ve zümrütten kıymettar olan hazinelerini o zatların ellerine teslim ettim. Elhamdülillâh, Cenâb-ı Hak muvaffak etti. O mübarek eserlerinizi mütalâa eden eşhas, insan iseler ve insaniyetle alâkaları varsa imân eder. İnanmadıkları takdirde, ya insaniyetten istifa etmeli veyahut ‘İnsan değiliz’ demeli. Bu eserler başlı başına, ayrı ayrı birer fâtihtir. İnşaallah, her cihetle feth ederek fâtih olacaktır. Cenâb-ı Mevlâ âhirette cümlemizi sevabına nâil eyleyip şefaatine mazhar buyursun. Âmin. Tekrar mübarek ellerinizi bûs ile duânızı istirham eylerim, efendim hazretleri. Abdülcelil oğullarından Âdilcevazlı Emrullah oğlu Bekir” (Barla Lâhikası, s. 45)

Bekir Ağanın Neşet ve Saadet isminde iki çocuğu olmuştur. Yaptığımız son tesbitlerde çocukları da Adilcevaz’dan göç ederek Antalya’ya yerleşmişlerdir.

Risâle-i Nurların yazıldığı, yayıldığı ve okunduğu o zor yıllarda Üstad ve Risâle-i Nur’a hizmetteki alâkadarlığından dolayı Üstad Hazretleriyle birlikte mahkemelere düşmüş, sonunda Eskişehir hapishanesinde Üstad’la birlikte bir seneye yakın hapiste kalmıştır.

Ak sakallı, orta boylu, tertemiz bir insan olan Bekir Ağa, kudsî Nur yolculuğunu yüzünün akıyla tamamlayarak, ömrünü yine memleketi olan Adilcevaz’da tamamlamıştır.

Adilcevaz’ın Cevizl (Drakbur) mahallesinde vefat etmiş, kabri aynı mahallede bulunan Karaveli mezarlığında bulunmaktadır. Vefat tarihi ise 24 Nisan 1961’tir. Allah rahmet eylesin.
********************
* Ümmî, fakat allâmelerin işini gören ve esrâr-ı Kur’âniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebep olan, âhiret kardeşim Âdilcevazlı Bekir Ağanın Sözler hakkındaki ihtisâsâtıdır.
Fazîlet-meâb Üstadım Hazretleri,
Efendim, evvelâ arz-ı tâzim ve hürmetle mübarek ellerinizi öperek, her an ve zaman lisanıma yakıştığı kadar dua eder ve duanızı rica ediyorum.
Efendim, malûmunuz, fakir talebeniz ve kardeşiniz cahil olduğum halde, güneş-misâli olan risale-i bergüzîdelerinizden umum Nur Risalelerinizi okutup dinledim. Güneşin nuruna sed çekilemediği gibi ve sed çekilmek ihtimali olmadığı gibi, risalelerinize de sed çekilemez. Onları istimâda ruh ve kalbimi tetkik ettim; tetkikatımda ne gibi hissetmiş ve anlamış olduğumu aradım. Baktım ki, ruh ve kalbimde bir feyezan ve coşkunluk var ki, beni bilâihtiyar bir vazifeye sevk etmek için hemen “Haydi, haydi” diye tazyikata başladı. Ben de ruhumda olan bu vâkıayı takip ederken, o Nurların irae ettiği miftahları gördüm ve gösterildi. Anladım ki, bu anahtarlarla icap eden kapıları açıp, o Nurlara ehil olan kardeşlerimi-min gayri haddin-arayıp bulmak vaziyeti adeta bana emrolunup, o Nurlardan güneş gibi nur saçılması hususunda ben de bu hali kendime vazife addettim.
O Nurlardan almış olduğum anahtarları teslimle, hâin-i din olan mülhidlerin elleri kımıldanmayacak derecede kırılması için, hamden lillâh, bu kardeşlerimi arayıp buldum. Emânetullah ve emânât-ı Peygamberînin (a.s.m.) gayet parlak, yakut ve zümrütten kıymettar olan hazinelerini o zatların ellerine teslim ettim. Elhamdü lillâh, Cenab-ı Hak muvaffak etti. O mübarek eserlerinizi mütalâa eden eşhas, insan iseler ve insaniyetle alâkaları varsa İmân eder. İnanmadıkları takdirde, ya insaniyetten istifa etmeli veyahut “İnsan değiliz” demeli. Bu eserler başlı başına, ayrı ayrı birer fâtihtir. İnşaallah, her cihetle feth ederek fâtih olacaktır. Cenab-ı Mevlâ âhirette cümlemizi sevabına nâil eyleyip şefaatine mazhar buyursun. Âmin.
Tekrar mübarek ellerinizi bûs ile duanızı istirham eylerim, efendim hazretleri.

Abdülcelil oğullarından
Âdilcevazlı
Emrullah oğlu Bekir
* Memleketimin Risale-i Nura hizmette sebkat eden kahramanlarından
Celil Oğullarından Emrullah Oğlu Adilcevaz’lı Bekir Ağa,Bedizzaman’a uzun yıllar hizmet etmiş bu uğurda hapis yatmış bir nur kahramanıdır .
Celil Oğullarından Emrullah Oğlu Adilcevaz’lı Bekir Ağa 1869 yılında Bitlis-Adilcevaz’da doğan Bekir Ağa hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan Emrullah Bey’in oğludur. Adilcevaz Cevizli mahallesinde ikamet etmiş olan ailenin diğer iki erkek çocuğundan biridir.Diğer kardeşi ise Sadık’tır.
Gençlik dönemini Adilcevaz’da geçiren Bekir Ağa, Abbas oğullarından Elif hanımla evlenmiş ve bu evlilikten Neşet ve Saadet isminde iki çocuğu olmuştur.
Bekir Ağa, Sultan Vahdettin döneminde Batum’da yaşamış, Birinci Dünya Savaşı çıkınca Batum’dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Şarkta, Rus ve Ermenilerin işgaline ve mezalimine maruz kalan Müslüman halk seferberlikte göç etmek zorunda kalınca Bekir Ağa seferberlikteki halkın güvenliği sağlamaya katkıda bulunmuştur. Bu vesile ile de Bekir Ağa ve ailesi Isparta’ya kadar gelmiş ve Isparta’ya da yerleşmiştir. Bununla ilgili Adilcevazlı ve mahallelisi İbrahim KANAR şu hatırayı aktardı. Amcam Süleyman KANAR, Bekir Ağa ile Batum’da çalıştıklarını söyledi ama niçin bulunduklarını anlatmadı. Amcam bana derdi ki biz Bekir’le Batum’da çalışıyorduk. Birinci Dünya Savaşı çıkınca oradan kaçarak vatanımıza avdet ettik. Dönüş yolunda Rus askerlerle karşılaştık. Onları görünce yol üzerindeki buğday tarlasına kendimizi atmak zorunda kaldık. Rusların buğdaya olan hürmetlerinden tarlalara girmediklerini biliyorduk. Aynı kanaate Müslümanların da sahip olduklarına inanıyorlardı. Biz tarlalara girince bunlar Müslüman değil, Müslüman olsalardı tarlaya kendilerini atmazlardı diyerek bizden vazgeçtiler. Böylece kurtulmuş olduk. Adilcevaz’a gelerek ailelerimizi alıp seferberlikten dolayı göçe katıldık. Ahlat’ın Yamlar mahallesine geldiğimizde Türk askerleriyle karşılaştık. Orada Bekir Ağa, hem askerlerimize hem de halkımıza kılavuzluk yaparak çok fedakârlıklar gösterdi. Bekir Ağa çok akıllı ve zeki idi. Muktezay-ı hale göre davranmasını ferasetiyle bilirdi. Türk askerleri Ruslardan habersiz ilerlerken saldırıya uğrama ihtimali varmış. Çünkü Ruslar yol üzerinde savunma amaçlı olarak mevzilenmişler. Asıl amaçları olan Müslüman halkı kırmak için planlar yapmışlar. Bekir Ağa bunu fark ederek Türk ordusunu Ahlat’ın Tunus Mahallesi tarafına mevzilendirerek askerlerimizin büyük bir zayiat vermesini engellemiş Rusların da ilerlemesine engel olmuştur. Halk da bu sayede güvenli bölgelere aktarılmış oldu.Bekir Ağanın o yıllarda kırk yaşında imiş.
Bekir Ağa, artık Isparta’nın Bahçeler Mahallesinde Ayşe UZUNOĞLU isimli bir hanımın evinde kiracı olarak ikamet etmektedir. Çerçicilik (merkep üzerinde seyyar satıcılık) yaparak geçimini sağlamaya başlamıştır.
Bekir Ağa, şarktan hemşerisi bir hocanın Isparta’ya sürgün geldiğini duyunca ziyaret eder. Bu hoca şarkta Molla Said-i Meşhur diye namlaşan Bediüzzaman Hazretleridir. Bediüzzamana artık talebe olmuştur.
Bekir Ağa, ümmi idi okur yazar değildi. Risale-i Nurun ruhunda uyandırdığı heyecan ve feveranla Risale- Nurları müştakların eline yetiştirme hizmetinde bulunur. Risale-i Nurları dinledikçe bu hakikatleri muhtaçlara mutlaka ulaştırmalıyım diye ruhunun ve kalbinin “Haydi! Haydi! “ nidalarına lakayt kalamaz, Merkebinin üzerine yerleştirdiği heybelerin alt kısmına Risaleleri üst kısmına patates ve soğanları yerleştirerek bir irfan abidesi olarak en uzaktaki köylere varıncaya kadar köy köy dolaşmaya başlar. Vardığı köylerde “Burada alim bir zat, hoca veya okuma yazma bilen yok mu?” diye sorar nerde iseler bulur yanlarına yaklaşırdı. Onlara kendisinin okuma yazması olmadığını, eline bir kitap geçtiğini söyler ”Siz okuyun ben dinleyeyim neden bahsediyor?” derdi. Kitabı eline alıp okumaya başlayanlar “Dert vardı derman yoktu. Derman ayağımıza geldi. Hasta olanın ayağına Allah doktoru gönderirmiş.” Diyerek aradıkları hakikati ma-i zemzem gibi kana kana içmeye başlarlar. Sen bu kitapları nerden aldın, nereden elini geçti” diye sorarlar. Bekir Ağa da Bediüzzaman Hazretlerini tanıtarak onların da talebe olmasına vesile olur. Bu şekilde Isparta’da mühim ve kadım Risale-i Nur talebeleri ortaya çıkmaya başladı. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu hizmetinden dolayı kendilerine “Ümmî, fakat allâmelerin işini gören ve esrâr-ı Kur’âniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebep olan, âhiret kardeşim Âdilcevazlı Bekir Ağa” diye iltifat etmişlerdir.**
Bediüzzaman’ a uzun yıllar hizmet eden Bekir Ağa, 1935 te Eskişehir hapishanesinde de diğer nur talebeleri ile birlikte tevkif edilmiştir. Bekir Ağa, 1937-1938 yıllarında Üstadımızdan izin alarak memleketine geri döner.
Isparta’dan geldikten sonra beraberindegetirdiği ayakkabılarla dükkân açar bir muddet bu işi yaptıktan sonra başka birine devrederek bu işi bırakarak baba mesleği olan hayvancılık ve çiftçilikle uğraşmaya başlar. Bu hususta komşusu olan İbrahim KANAR’ın Bekir Ağanın bu iş ile ilgili olarak anlattığı hatırasında- Benim Bekir Emmi ile yakın komşuluğumuz vardı.1958 yılında bir ortaklığımız oldu.İki öküz benim vardı, iki öküz de Bekir Emminin vardı.Bana iki öküzün hakkını vererek Bekir Ağa ile o yıl onun tarlalarında çalıştım.Hiç unutmam bana o yıl çalışmamın karşılığında 30 lira verdi.Bana hep nasihat ederdi.Bir gün bana dedi ki sana iki şey tavsiye edeceğim.Birisi namazını mutlaka kıl diğeri seni idama götürseler de yalan söyleme. Çünkü doğru söylersen seni idam etmezler. Yaşlılar kendisine Bekir Ağa diye hitap eder. Biz gençler de kendisine Bekir emmi derdik. Bekir Ağa hep beyaz giyinir bazen beyaz bir cüppe ile de dolaşırdı. Sözünde hep bir tesir vardı. Sanki başka bir yerden alıp anlatıyordu. Dargın olan aileleri barıştırırdı. Muvaffak olduğu işlerinde bunu hep üstad yapıyor derdi. Oğlu Neşet ile başı hep sıkıntılıydı.Bununla.alakalı bir hatırasında bir gün neşetVan’da kaza yapar. Suçlu bulunur ve hapse atılır. Bekir Ağa tarlasını satarak Van’ a gidip oğlunu kurtardı. Ben dedim ki Bekir Emmi bu çocuk senden ayrı ve sana da hayrıda yok. Niye böyle yapıyorsun? Bunun üzerine Bekir Emmi hafiften tebessüm ederek dedi ki o bana emanettir. Nasıl emanettir dedim. Isparta’da kaldığımız günlerde iken Neşet çok yaramazdı o zaman 15 yaşında idi.Bir gün üstada dedim ki bu çocuklarıma dua et. Üstad bana dedi ki Cuma günü hutbeden sonra dua saati var. Şu saatin şu dakikasında bana hatırlat. Onlara dua edeyim. İnşallah Allah kabul eder. Ben 3 Cuma o saatte saati elime aldım bekledim. Fakat o dakikada o üç Cumada da bana unutturuldu ve üstada söyleyemedim. Ondan sonra üstad bana dedi ki bunun mukadderatı böyledir, böyle gidecek.Ama Kızım benim kızımdır. Ama oğluna dua yok dedi. Onun için benim ona bakmam lazım. Onu kendi başına bırakamam dedi .Diyebilirim ki mülkünün büyük bir kısmı oğlunun yüzünden hiç yere gitti.
Bekir Ağa Memleketi Adilcevaz’da da Risale-i Nur hizmetine devam eder. Özellikle köylerde husussan Erikbağı ve Aydınlar köyüne çok gider oradaki müştaklara ulaşır. Bu arada Erikbağı köyünden hizmetine engel olmak isteyen hainler tarafından 1961 de vurularak şehit edilen ve nurun ilk şehidi olan Nevruz ÇAKAN’ DAN bahsetmemek olmaz.Rahmetli muzaffer abi bize hep anlatırdı, Nevruz ÇAKAN Ağabey, evine gider okumaya başlar.”Aman Ya Rabbi! Bu ne feyiz, bu ne ilim, bu ne büyük bir eser!” Der. 40 yılda tahsil edilemeyen mesafeyi 40 dakikada vasıl olur. Ruhunda bir inkişaf ve inşirah bir kemalat, ciddiyet, ihlâs ve sadakat… Artık yerinde duramaz her akşam evinde ders olur. Kendisi fakir, geçimini zor sağlayan ayağında eski bir çarık üzerinde bir köylüdür ama büyük bir fedakârlıkla hizmet eder. Risale-i Nurları okur, kendinden geçer, ağlar, kitap elinden düşer, alır yine okur. Köylü ona meftun, dinlemeye koşarlar. Nurun âşıkları çoğalır. Bekir Ağaya muavin olur. Köy köy dolaşırlar. Üstadını ziyaret etmek ister, fakirdir. Tevekkeltü Alellah der yola düşer. Isparta’ ya yetişir üstadı sorar bir kahvede oturmaya başlar. Kahveye gelen biri Adilcevaz’dan gelen kimdir der Nevruz Ağabey şaşırır nerden geldiğini kimselere söylememiştir. Benim der. Üstadımız seni bekliyor derler ve peşine düşer. Üstadı görmeye, elini öpmeye ve duasına muvaffak olur. Üstadımız Bekir Ağayı sorar, cebine bir şeyler koyar, kitap verir ve der ki”Hemen çık araba hazır.” Şarka giden araba yoldadır. Atlar ve birkaç aktarma ile kışın gece vakti Bitlis Tatvan ilçesine ulaşır. Dışarıda 1 metreyi aşmış kar var. Gidecek yeri yok. Yolda tipide yürümeye başlar. O esnada Tatvan da saliha bin kadın rüyasında üstadı görür. Üstadımız ”Kalk benim bir misafirim var dışarıdadır adı Nevruz’dur onu çağır”. Der ve evsafını tarif eder. Bu rüyaya bir anlam veremez yine yatar ama rüyayı yine görür. Uyanarak evlatlarını kaldırır durumu anlatır. Dışarıya bakmalarını ısrarla ister. Oğulları dışarı çıkarak “Nevruz Abi! Nevruz Abi!” diye bağırırlar. Nevruz Ağabey, gece karanlıkta ve tipide kendisine seslenenleri duyar ve sese doğru hareket eder. Eve ulaşır muhterem saliha kadının rüyasındaki evsafa uyduğu görülür. Misafir ederler, ağırlarlar. Dışarıda yolda az ileride de askeri karakol vardı eğer devam etseydi hem kitaplar ele geçecekti hem de tevkif edilecekti. Ertesi gün ev sahipleri başka bir noktadan geçirerek Adilcevaz’ a ulaşmasını sağlarlar. Nevruz Ağabey Adilcevaz’a ulaştığında cebine bakar ki giderken cebindeki para ile dönüşündeki para aynıdır…
Üstadımızı görmüş olmanın şevki ve gayretiyle Bekir Ağaya eşlik ederek hizmet eder. Fakir ve geniş bir aileye sahip olmayan bir köylünün etrafında genişleyen nur halkası muarız kıskanç hocanın nüfuzunu kırar. Bu hocanın marifetiyle aleyhte olanlara fitne vererek engellenmek istenir ve vücudunun kaldırılmasına karar verilir. Bu iş için iki tane katil tutulur. Köylüler tehlikeyi anlarlar Nevruz Ağabeye dikkatli ve temkinli olmasını rica ederler. Kendisi hizmet yolunda şehadeti arzulamaktadır. Mübarek üç aylardır ve kendisi o gün oruç tutmuştur. Sırf davası uğruna sıcak bir yaz gününde kendisine ait üzüm bağında çalışırken 30 Ağustos1961’de silahla vurularak şehit edilmiştir. Kabri Adilcevaz Erikbağı köyündedir.
Katilleri olan o iki kişi samanlıkta saklanırken samanlık tutuşur ve feci şekilde can verirler. Azmettiricisi olan Karamolla namlı hoca da yatağında uzun zaman yattığından derisi lime lime olarak acı içinde can vermiştir.
Bekir Ağa da bu zorlu şartlarda hizmetine ve hayatına devam ederken 1961 yılında 91 yaşında Nevruz Ağabey ile aynı yılda vefat etmiştir. Kabri Adilcevaz Cevizli Mahallesi Karaveli Mezarlığındadır. Kendisine Allah’tan rahmet diler, şefaatlerine mazhar olmayı Rabbimizden niyaz ederiz.
* Dr. Zeki Tan
Bekir Ağa

ADİLCEVAZ’DA BESLEYİCİ BİR NEFES
“BEKİR AĞA”
Tarih boyunca insanların sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayarak bununla insanların bütün problemini çözeceklerine inananlar aldanmışlardır. Çünkü insan sadece yiyip içen ve sindirim sistemine sahip bir varlık değil. İnsanlara verilen bütün maddi imkânlar hep birer vasıta, yani araç olup amaca ulaşmak içindir. Amaç; insanı ruhen kâmil hale getirmedir. Ruhu beslenmeyen bir insanın yapacağı tahribatı binlerce hayvan yapamaz.

İnsanlar maddeten beslenmedikleri zaman nasıl etrafı tahrip ediyorlar, çalıp çırpıyorlarsa ruhen de beslenmeyen insanların yapacağı tahribatı önlemek oldukça zor olsa gerektir. Bu sebepten insanların din ile tanıştırılmaları kaçınılmaz hale gelmiştir. Kutsalı dışlayan bir fert veya toplumun onun yerine dolduracağı hiçbir nesne yoktur. İnsanları ruhen besleyen gıda dindir. Dinden nasibini almayan fertlerin çıkaracağı problemleri önlemek oldukça zordur. Eğer insanların halim ve selim olmalarını istiyorsak onları ilahi irade tanıştırmak lazımdır.

Cemaatten birisi bir gün hocam, benim çocuk beni dinlemiyor, takmıyor, anne ve baba hakkına riayet etmiyor. Geçen gün o kadar çok kızdım ki nerede ise öldürecektim dedi. Kendisine senin çocuğun yaratıcı kudret olan Allah ile arası nasıl diye sorunca hocam sorma o zaten Allah’a ibadet etmediği gibi ibadet edenleri de engeller.

Şimdi anlaşıldı. Senin çocuk Allah’ı dinlemiyorsa, inanmıyorsa, kulluk yapmıyorsa seni dinlememesi son derece tabiidir, normaldir. Sen sadece kendi evinin idarecisisin. Allah bütün kâinatın hâkimidir. Kâinatın sahibini, hâkimini, yaratanını, rızkı vereni tanımayanın, ibadet etmeyenin insanları tanıması zor olsa gerektir.

İnsanların itaatkâr olmalarını temin etmenin yolu, önce Allah’a kulluktan geçer. Allah’a kul olmayan kula kul olur. Nefsine kul olur. Bu da onu isyana götürür.

Bütün bunları şunun için söyledim. Adilcevaz’ın Atatürk Mahallesi mezarlığında yatan bir gönül ehli, besleyici bir nefes insanların kula kul olmalarından kurtarıp Allah’a kul olmalarını temin eden bir Allah dostu yatıyor.

Bu zat Osman Yüksel Serdengeçti’nin ifadesi ile “Allah diyenlerin, Yallah diye hapishaneye yollandığı” yıllarda bu işe baş koymuş kahraman, dini bilginin “kuduz köpek” gibi kovalandığı günlerde Adilcevaz’lıyı bilgi ile tanıştırmış bir gönül insanı.

Abdulcelil oğullarından, Adilcevaz’lı Emrullah oğlu Bekir. Bediüzzaman’ın özel iltifatını ve ilgisini kazanmış bir fedakar ve cefakar. Onun için şu ifadeler kullanılır:”Ümmi fakat allâmelerin işini gören ve esrar-ı Kur’aniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebeb olan, âhiret kardeşim Âdilcevaz’lı Bekir Ağa…”

Bir insan ümmi -doğal hal üzere kalmış okuyup yazarak tahsil görmemiş- olup ta “allame” -büyük bilgin-lerin işini görme potansiyeli vardır. İşte Bekir Efendi böyle bir özelliğe sahip ihlâs eri.

Kur’an’ın güzelliklerini anlatmada Isparta gibi bir vilayetin “İntibahına” uyanışına vesilelik etme güzelliğine ermiş bir erdemli insan.

Bediüzzaman gibi bir zatın “ahiret kardeşim” iltifatına ve alakasına mazhar olma şerefine eren bir dost.

Kendisine ismi ile değil “Bekir Ağa” diye hitap edilmesi ona olan alakanın ve onu yetiştiren Bediüzzaman’ın insanı nasıl onure ettiğinin en güzel ifadesi. Geçmişte kendisine hizmet edilen, insanları kendisine hizmet ettirenlerin “ağa” sıfatı ile anılması zihniyetini değiştirip, asıl ağalığın insana ve insanlığa hizmet etmekten geçtiğini anlatıyor.

Geçmişte bu bölgeyi -doğuyu- güzelleştiren intibaha getiren devletine isyan ettirmeyen “Rus askerine selam dur Türk askerini arkadan vur” menhus ve çirkin zihniyetinin karşısında sıradağlar gibi duran nefes ve sesin sahipleri kalmadı. Bu gün problemleri bu sebepten çözemiyoruz.

Ahmet Selim: “Toplumsal problemleri yatırımlarla, zenginleşmeyle bu iş halledilir diyorsanız aldanırsınız. Fikri –kalbi psikolojik meseleler parayla çözülmez. “Besleyici” sesler üsluplar aydınlatmalar yok oldu. Ruhları, zihinleri gönülleri besleyici ışıklar çok fersizleşti… Fikri problemler fiille çözülmez…” Derken ne kadar haklıdır.

Doğuyu ve doğulu insanı bir arada tutacak yegâne çimento dindir. Bekir Efendi aslında Bekir Ağa bu muhabbet çimentosunun harcını yapan sevgi ustası. Eğer yeniden bu bölgenin insanını çok güzel bir tatlı çeşidi olan aşure gibi farklı olanı bir arada yaşatacaksak, yaşatmalıyız, başka çaremiz yok. Yapılacak iş Bekir Ağa gibi sevgi aşuresini pişirecek insanların olması gerekir. Mutlaka vardır da… Bu gök kubbenin altı boş değil.

Bekir Ağa sahip olduğu merkebi ile köy köy dolaşıp insanları iman hakikatleri ile tanıştıran hakikat eri. Belki onun mezarını bile tanımayanlar vardır. Fakat geçmişte bu toprakları imanla yoğuran, ilahi rahmetin celbine vesile kılıp bela ve musibetin giderilmesini sağlayan bu besleyici sesler ve nefeslerdir. Bu sese, nefese ve ruha yeniden bu toprakların ihtiyacı vardır. Tarihçi Cemal Kutay’ın gönül insanı için kullandığı bir ifade var “Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslüman’ı”, İnsanımızı yeniden ruhu ile tanıştıracak asr-ı saadet ruhunu taşıyan nefese ihtiyacı vardır. Bunlar da inşallah vardır. Rabbim nasip etsin. Gelin hep beraber gönül ehl-i Bekir Ağaya fatiha gönderelim. Ruhu şad makam-ı ve mekan-ı cennet olsun. Amin.

*
Celiloğullarından Bekir Ağa
Celil Oğullarından Emrullah Oğlu Adilcevaz’lı Bekir Ağa,Bedizzaman’a uzun yıllar hizmet etmiş bu uğurda hapis yatmış bir nur kahramanıdır
Celil Oğullarından Emrullah Oğlu Adilcevaz’lı Bekir Ağa 1869 yılında Bitlis-Adilcevaz’da doğan Bekir Ağa hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan Emrullah Bey’in oğludur. Adilcevaz Cevizli mahallesinde ikamet etmiş olan ailenin diğer iki erkek çocuğundan biridir.Diğer kardeşi ise Sadık’tır.
Gençlik dönemini Adilcevaz’da geçiren Bekir Ağa, Abbas oğullarından Elif hanımla evlenmiş ve bu evlilikten Neşet ve Saadet isminde iki çocuğu olmuştur.
Bekir Ağa, Sultan Vahdettin döneminde Batum’da yaşamış, Birinci Dünya Savaşı çıkınca Batum’dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Şarkta, Rus ve Ermenilerin işgaline ve mezalimine maruz kalan Müslüman halk seferberlikte göç etmek zorunda kalınca Bekir Ağa seferberlikteki halkın güvenliği sağlamaya katkıda bulunmuştur. Bu vesile ile de Bekir Ağa ve ailesi Isparta’ya kadar gelmiş ve Isparta’ya da yerleşmiştir. Bununla ilgili Adilcevazlı ve mahallelisi İbrahim KANAR şu hatırayı aktardı. Amcam Süleyman KANAR, Bekir Ağa ile Batum’da çalıştıklarını söyledi ama niçin bulunduklarını anlatmadı. Amcam bana derdi ki biz Bekir’le Batum’da çalışıyorduk. Birinci Dünya Savaşı çıkınca oradan kaçarak vatanımıza avdet ettik. Dönüş yolunda Rus askerlerle karşılaştık. Onları görünce yol üzerindeki buğday tarlasına kendimizi atmak zorunda kaldık. Rusların buğdaya olan hürmetlerinden tarlalara girmediklerini biliyorduk. Aynı kanaate Müslümanların da sahip olduklarına inanıyorlardı. Biz tarlalara girince bunlar Müslüman değil, Müslüman olsalardı tarlaya kendilerini atmazlardı diyerek bizden vazgeçtiler. Böylece kurtulmuş olduk. Adilcevaz’a gelerek ailelerimizi alıp seferberlikten dolayı göçe katıldık. Ahlat’ın Yamlar mahallesine geldiğimizde Türk askerleriyle karşılaştık. Orada Bekir Ağa, hem askerlerimize hem de halkımıza kılavuzluk yaparak çok fedakârlıklar gösterdi. Bekir Ağa çok akıllı ve zeki idi. Muktezay-ı hale göre davranmasını ferasetiyle bilirdi. Türk askerleri Ruslardan habersiz ilerlerken saldırıya uğrama ihtimali varmış. Çünkü Ruslar yol üzerinde savunma amaçlı olarak mevzilenmişler. Asıl amaçları olan Müslüman halkı kırmak için planlar yapmışlar. Bekir Ağa bunu fark ederek Türk ordusunu Ahlat’ın Tunus Mahallesi tarafına mevzilendirerek askerlerimizin büyük bir zayiat vermesini engellemiş Rusların da ilerlemesine engel olmuştur. Halk da bu sayede güvenli bölgelere aktarılmış oldu.Bekir Ağanın o yıllarda kırk yaşında imiş.
Bekir Ağa, artık Isparta’nın Bahçeler Mahallesinde Ayşe UZUNOĞLU isimli bir hanımın evinde kiracı olarak ikamet etmektedir. Çerçicilik (merkep üzerinde seyyar satıcılık) yaparak geçimini sağlamaya başlamıştır.
Bekir Ağa, şarktan hemşerisi bir hocanın Isparta’ya sürgün geldiğini duyunca ziyaret eder. Bu hoca şarkta Molla Said-i Meşhur diye namlaşan Bediüzzaman Hazretleridir. Bediüzzamana artık talebe olmuştur.
Bekir Ağa, ümmi idi okur yazar değildi. Risale-i Nurun ruhunda uyandırdığı heyecan ve feveranla Risale- Nurları müştakların eline yetiştirme hizmetinde bulunur. Risale-i Nurları dinledikçe bu hakikatleri muhtaçlara mutlaka ulaştırmalıyım diye ruhunun ve kalbinin “Haydi! Haydi! “ nidalarına lakayt kalamaz, Merkebinin üzerine yerleştirdiği heybelerin alt kısmına Risaleleri üst kısmına patates ve soğanları yerleştirerek bir irfan abidesi olarak en uzaktaki köylere varıncaya kadar köy köy dolaşmaya başlar. Vardığı köylerde “Burada alim bir zat, hoca veya okuma yazma bilen yok mu?” diye sorar nerde iseler bulur yanlarına yaklaşırdı. Onlara kendisinin okuma yazması olmadığını, eline bir kitap geçtiğini söyler ”Siz okuyun ben dinleyeyim neden bahsediyor?” derdi. Kitabı eline alıp okumaya başlayanlar “Dert vardı derman yoktu. Derman ayağımıza geldi. Hasta olanın ayağına Allah doktoru gönderirmiş.” Diyerek aradıkları hakikati ma-i zemzem gibi kana kana içmeye başlarlar. Sen bu kitapları nerden aldın, nereden elini geçti” diye sorarlar. Bekir Ağa da Bediüzzaman Hazretlerini tanıtarak onların da talebe olmasına vesile olur. Bu şekilde Isparta’da mühim ve kadım Risale-i Nur talebeleri ortaya çıkmaya başladı. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu hizmetinden dolayı kendilerine “Ümmî, fakat allâmelerin işini gören ve esrâr-ı Kur’âniyeye karşı Isparta’nın intibahına sebep olan, âhiret kardeşim Âdilcevazlı Bekir Ağa” diye iltifat etmişlerdir.**
Bediüzzaman’ a uzun yıllar hizmet eden Bekir Ağa, 1935 te Eskişehir hapishanesinde de diğer nur talebeleri ile birlikte tevkif edilmiştir. Bekir Ağa, 1937-1938 yıllarında Üstadımızdan izin alarak memleketine geri döner.
İsparta’dan geldikten sonra beraberindegetirdiği ayakkabılarla dükkân açar bir muddet bu işi yaptıktan sonra başka birine devrederek bu işi bırakarak baba mesleği olan hayvancılık ve çiftçilikle uğraşmaya başlar. Bu hususta komşusu olan İbrahim KANAR’ın Bekir Ağanın bu iş ile ilgili olarak anlattığı hatırasında- Benim Bekir Emmi ile yakın komşuluğumuz vardı.1958 yılında bir ortaklığımız oldu.İki öküz benim vardı, iki öküz de Bekir Emminin vardı.Bana iki öküzün hakkını vererek Bekir Ağa ile o yıl onun tarlalarında çalıştım.Hiç unutmam bana o yıl çalışmamın karşılığında 30 lira verdi.Bana hep nasihat ederdi.Bir gün bana dedi ki sana iki şey tavsiye edeceğim.Birisi namazını mutlaka kıl diğeri seni idama götürseler de yalan söyleme. Çünkü doğru söylersen seni idam etmezler. Yaşlılar kendisine Bekir Ağa diye hitap eder. Biz gençler de kendisine Bekir emmi derdik. Bekir Ağa hep beyaz giyinir bazen beyaz bir cüppe ile de dolaşırdı. Sözünde hep bir tesir vardı. Sanki başka bir yerden alıp anlatıyordu. Dargın olan aileleri barıştırırdı. Muvaffak olduğu işlerinde bunu hep üstad yapıyor derdi. Oğlu Neşet ile başı hep sıkıntılıydı.Bununla.alakalı bir hatırasında bir gün neşetVan’da kaza yapar. Suçlu bulunur ve hapse atılır. Bekir Ağa tarlasını satarak Van’ a gidip oğlunu kurtardı. Ben dedim ki Bekir Emmi bu çocuk senden ayrı ve sana da hayrıda yok. Niye böyle yapıyorsun? Bunun üzerine Bekir Emmi hafiften tebessüm ederek dedi ki o bana emanettir. Nasıl emanettir dedim. Isparta’da kaldığımız günlerde iken Neşet çok yaramazdı o zaman 15 yaşında idi.Bir gün üstada dedim ki bu çocuklarıma dua et. Üstad bana dedi ki Cuma günü hutbeden sonra dua saati var. Şu saatin şu dakikasında bana hatırlat. Onlara dua edeyim. İnşallah Allah kabul eder. Ben 3 Cuma o saatte saati elime aldım bekledim. Fakat o dakikada o üç Cumada da bana unutturuldu ve üstada söyleyemedim. Ondan sonra üstad bana dedi ki bunun mukadderatı böyledir, böyle gidecek.Ama Kızım benim kızımdır. Ama oğluna dua yok dedi. Onun için benim ona bakmam lazım. Onu kendi başına bırakamam dedi .Diyebilirim ki mülkünün büyük bir kısmı oğlunun yüzünden hiç yere gitti.
Bekir Ağa Memleketi Adilcevaz’da da Risale-i Nur hizmetine devam eder. Özellikle köylerde hususan Erikbağı ve Aydınlar köyüne çok gider oradaki müştaklara ulaşır. Bu arada Erikbağı köyünden hizmetine engel olmak isteyen hainler tarafından 1961 de vurularak şehit edilen ve nurun ilk şehidi olan Nevruz ÇAKAN’ DAN bahsetmemek olmaz.Rahmetli muzaffer abi bize hep anlatırdı, Bu zat Adilcevaz’da çarşıda dolaşırken Bekir Ağaya rast gelir. Kendisine ”Ben bir tarikata girmek istiyorum, ne yapayım .(Bizim burada yaygın inanışa göre tarikatsız ölen imansız ölür.) Ben ne yapayım, hangi tarikata gireyim, bana yol göster.”der. Bekir Ağa, “Kardeşim ne tarikatı ne yolu artık tarikat zamanı mı ,bir zat çıkmış ki onun eserlerini okuyan imanını kurtarıyor işte Bediüzzaman ve eserleri Risale- i Nur onları oku.” Der kitap verir. Nevruz ÇAKAN Ağabey, evine gider okumaya başlar.”Aman Ya Rabbi! Bu ne feyiz, bu ne ilim, bu ne büyük bir eser!” Der. 40 yılda tahsil edilemeyen mesafeyi 40 dakikada vasıl olur. Ruhunda bir inkişaf ve inşirah bir kemalat, ciddiyet, ihlâs ve sadakat… Artık yerinde duramaz her akşam evinde ders olur. Kendisi fakir, geçimini zor sağlayan ayağında eski bir çarık üzerinde bir köylüdür ama büyük bir fedakârlıkla hizmet eder. Risale-i Nurları okur, kendinden geçer, ağlar, kitap elinden düşer, alır yine okur. Köylü ona meftun, dinlemeye koşarlar. Nurun âşıkları çoğalır. Bekir Ağaya muavin olur. Köy köy dolaşırlar. Üstadını ziyaret etmek ister, fakirdir. Tevekkeltü Alellah der yola düşer. Isparta’ ya yetişir üstadı sorar bir kahvede oturmaya başlar. Kahveye gelen biri Adilcevaz’dan gelen kimdir der Nevruz Ağabey şaşırır nerden geldiğini kimselere söylememiştir. Benim der. Üstadımız seni bekliyor derler ve peşine düşer. Üstadı görmeye, elini öpmeye ve duasına muvaffak olur. Üstadımız Bekir Ağayı sorar, cebine bir şeyler koyar, kitap verir ve der ki”Hemen çık araba hazır.” Şarka giden araba yoldadır. Atlar ve birkaç aktarma ile kışın gece vakti Bitlis Tatvan ilçesine ulaşır. Dışarıda 1 metreyi aşmış kar var. Gidecek yeri yok. Yolda tipide yürümeye başlar. O esnada Tatvan da saliha bin kadın rüyasında üstadı görür. Üstadımız ”Kalk benim bir misafirim var dışarıdadır adı Nevruz’dur onu çağır”. Der ve evsafını tarif eder. Bu rüyaya bir anlam veremez yine yatar ama rüyayı yine görür. Uyanarak evlatlarını kaldırır durumu anlatır. Dışarıya bakmalarını ısrarla ister. Oğulları dışarı çıkarak “Nevruz Abi! Nevruz Abi!” diye bağırırlar. Nevruz Ağabey, gece karanlıkta ve tipide kendisine seslenenleri duyar ve sese doğru hareket eder. Eve ulaşır muhterem saliha kadının rüyasındaki evsafa uyduğu görülür. Misafir ederler, ağırlarlar. Dışarıda yolda az ileride de askeri karakol vardı eğer devam etseydi hem kitaplar ele geçecekti hem de tevkif edilecekti. Ertesi gün ev sahipleri başka bir noktadan geçirerek Adilcevaz’ a ulaşmasını sağlarlar. Nevruz Ağabey Adilcevaz’a ulaştığında cebine bakar ki giderken cebindeki para ile dönüşündeki para aynıdır…
Üstadımızı görmüş olmanın şevki ve gayretiyle Bekir Ağaya eşlik ederek hizmet eder. Fakir ve geniş bir aileye sahip olmayan bir köylünün etrafında genişleyen nur halkası muarız kıskanç hocanın nüfuzunu kırar. Bu hocanın marifetiyle aleyhte olanlara fitne vererek engellenmek istenir ve vücudunun kaldırılmasına karar verilir. Bu iş için iki tane katil tutulur. Köylüler tehlikeyi anlarlar Nevruz Ağabeye dikkatli ve temkinli olmasını rica ederler. Kendisi hizmet yolunda şehadeti arzulamaktadır. Mübarek üç aylardır ve kendisi o gün oruç tutmuştur. Sırf davası uğruna sıcak bir yaz gününde kendisine ait üzüm bağında çalışırken 30 Ağustos1961’de silahla vurularak şehit edilmiştir. Kabri Adilcevaz Erikbağı köyündedir.
Katilleri olan o iki kişi samanlıkta saklanırken samanlık tutuşur ve feci şekilde can verirler. Azmettiricisi olan Karamolla namlı hoca da yatağında uzun zaman yattığından derisi lime lime olarak acı içinde can vermiştir.
Bekir Ağa da bu zorlu şartlarda hizmetine ve hayatına devam ederken 1961 yılında 91 yaşında Nevruz Ağabey ile aynı yılda vefat etmiştir. Kabri Adilcevaz Cevizli Mahallesi Karaveli Mezarlığındadır. Kendisine Allah’tan rahmet diler, şefaatlerine mazhar olmayı Rabbimizden niyaz ederiz.
_____________________________________________________________________
** Bu mübarek zat diyar diyar geziyor. Çerçicilik yapıyor. Takip var, zulüm var, sürgün var, tehdit var! Buna rağmen “heybesinden” hiç eksik etmediği Risâle-i Nurları neşrediyor. Muhtaç gönüllere ulaştırıyor. Tebligatından asla ve kat’â vazgeçmiyor. Muhataplarını arıyor ve buluyor! Evet, aklın durduğu, iz’ânın kavramakta güçlük çektiği, idrakin tartmakta âciz kaldığı anlar, olaylar ve şahıslar bu kudsî hamurun içerisinde. (Vesile olduğu Üstadın saff-ı evvel talebelerinden Halil İbrahim Çöllüoğlu ‘nun beyanı üzerine Nejat EREN – Yeni Asya)

Hazırlayan: Fikret SAYICI

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .