ALEME İLİM PENCERESİNDEN BAKIŞ

ALEME İLİM PENCERESİNDEN BAKIŞ

İlim;Allah’ın alim isminin bir tecellisidir. O halde Allah’a götüren ilim,ilimdir. Aksi durumda kışır ve yüktür. Bütün ilimler Allah’ın Alim isminden ve Kur’an-dan çıkmıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim-in 750 ayeti ilme ve araştırmaya yöneltir. Hz. Âdem’i ve onun şahsiyetinde zürriyetini meleklere tefevvuk ettiren ilimdir. İnsanların da insanlara üstünlüğü ilimle olur.

Meşâhir-i ulemadan Ebu Bekir el-Arabi:”Kanun-ut Te’vil”adlı eserinde:”Kur’an-ı Mübin,77.450 kadar ulumu havi bulunmaktadır.”der.[1]

Hadis kitaplarında ilme teşvik edici bir çok hadisi şerif ve sahabe sözleri zikredilmiş ve ona teşvikler yapılmıştır.[2]

Mâverdi”Edebud Dünya ved Din” adlı eserinde genişçe [3] ilmin fazileti,ilmin ve öğrenmesinin edebi,ilmiyle amel edip,yapmadığını söylememek,ilmin her lezzetin fevkinde olduğunu..ihtiva eden konulardan bahsetmektedir.

Âyet’de:”İnsanlardan bazısı,bir bilgisi,yahut bir rehberi veya (Vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde sırf,Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir alçaklık vardır;kıyamet gününde ise ona yaygın bir azabı tattıracağız.”[4]

Cehâlet;alçalış ve alçaklık sebebidir.

Gerçek eğitim,İslâmi ilimle olur.”İslâmi eğitim,dinin esaslarına bağlı,beşeri sapıklıktan hidayete,karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için her zaman her yerde hak dini tebliğ ederek,bütün beşeriyetin hizmetine sunmağa gücü yeten müslüman şahsiyetin teşekkül ettiği sağlam temeldir. İslâmi terbiye,İslam medeniyetinin bütünü,fikir ve prensipte,söz ve işte,ahlak ve davranışta,usul ve nizamda,dünya ve ahirette başarılı olgun ve mutlu hayatında bütün verileriyle yerleştiği sağlam temeldir. İslam eğitimi gerçekten bu medeniyetin temelidir.

İmam-ı Azam:”Eğitim,şahsiyeti ihya eden veya bozan şeyin anlaşılmasıdır.” Bu ifadeden şu ortaya çıkıyor:İmam-ı Azam-a göre eğitim,düşünce ve hayatın doğru yolunun öğretilmesi demektir.”

Zernuci:Bilgiyi,takvayı elde etmek için bir vasıta olarak kabul eder.” Ve şöyle der:”Bilgi zihni aydınlatan bir hususiyettir. Eğitimse,bilgi ve hüküm verme metotlarının inceliklerine nüfuz etmeyi temin eder.”[5]

Kazanılan ilimler tefekkürle yoğrulmalıdır. Ta ki hamlıktan kurtulsun.

İlim hakkında Zernuci:”İlmin üstünlüğü hiçbir kimse için gizli değildir,apaçıktır. Zira ilim insanlığa mahsustur. İlimden başka bütün hasletlerde insanlarda hayvanlarda müşterektir. Cesaret,atılganlık,kuvvet,cömertlik,şefkat gibi sıfatlarda insanlarla hayvanlar müşterektir. Fakat ilim müstesnadır. Zira Cenâb-ı Allah, ilim sebebiyle Âdem aleyhisselamın meleklerden üstün olduğunu açığa çıkarmıştır. Yine ilim sayesinde Cenâb-ı Allah meleklere,Âdem aleyhisselama secde etmelerini emretmiştir.

İlmin şeref ve üstünlüğü kendisi sebebiyle,Allah katında ebedi saadet ve keramete ulaşılan takvaya vesile olduğu içindir.

İmam-ı Azam Ebu Hanife’den:”ilmi nasıl öğrendin?”diye sorulmuş,o da şöyle cevap vermiştir:İlmi dört şey ile elde ettim:

1)Köpeğin yaltaklanması gibi ilim adamlarına yaltaklandım,

2)Kedinin tevazuu gibi alçak gönüllü oldum,

3)Kargalar gibi uykusuz sabahladım,

4)merkebin sabır ettiği gibi sabır ettim.”

“Haricilerden yirmi ayrı kişinin sorduğu:”Ya Ali,ilim mi üstün,yoksa mal mı?” Tek sorusuna:”İlim daha üstündür.” delil istemeleri üzerine,hepsine ayrı ayrı cevab vererek:

“İlim maldan üstündür. Zira ilim seni korur,halbuki sen malı korursun.

-İlim harcandıkça artar,mal harcandıkça azalır.

– İlim sayesinde düşmanlar dost olur,fakat mal böyle değil.

– İlim dünyadan uzaklaştırır,ahirete yaklaştırır;mal ise böyle değildir.

-Ölüm sebebiyle ilim,sahibinin mülkiyetinden çıkmaz,fakat mal böyle değildir.

-İlim sahibine sirayet eden bir nurdur. Mal ise buna muhaliftir.

-İlim Allah’ın kelamından çıkar,mal ise topraktan çıkar.

-İlim Peygamberlerin (AS) sevgilisidir. Mal ise Nemrud, Fir’avun, Hâman ve Karun’ların sevgilisidir.

-İlim kendine kendine hizmet edilendir. Mal ise hizmet edendir.

-İlim ruhun gıdasıdır,mal ise cesedin gıdasıdır.

-Ürkme zamanlarında ilim sana arkadaş olur,mal ise seni ürküntü verir.

-Yolculukta ilim senin arkadaşındır. Mal ise yolculukta senin düşmanındır.

-Tek başına ilim taatsız da olsa kurtulmana sebeb olur,fakat mal böyle değildir.

-İlim Peygamberlerin mirasıdır. Mal ise eşkiyanın mirasıdır.

-Kıyamet gününde ilmin hesabı yoktur. Fakat malın helal ise hesabı,Haram ise azabı vardır.

-İlmin sahibi şefaat edecek,malın sahibi ise şefaat edilecektir.

-İlim sahibi asla unutulmaz,fakat mal sahibi unutulur.

-İlim kalbi nurlandırır,mal ise karartıp katılaştırır.

-İlim sahibi Allah’a kulluğu,mal sahibi ise Allahlığı iddia eder. (Nitekim Fir’avun da olduğu gibi)

Böyle tatminkar cevab verdikten sonra:”Bu konuda bana daha soru sorsaydınız yaşadığım müddet başka başka cevablar verirdim,buyurdu.

Hadis’de:”Şüphesiz alimler peygamberlerin varisleridir.”[6]

“Öğrenci bilgi edinirken Tevhid,yani inançla ilgili bilgiyi öne almalı ve Allah Taalayı delil ile tanımalıdır. Zira bize göre her ne kadar taklitçinin imanı sahih ise de,Allah’ın birliğini tanımada delile dayanmayı terk ettiği için günahkar olur.

“Her şeyin bir engeli vardır,fakat ilmin bir çok engelleri vardır.” bundan dolayı”İlme bütünüyle kendini vermeyen onun cüzünü elde edemez.”[7]

Hadis’de:”İlmi taleb etmek her müslüman erkek ve kadına farzdır.”(İbnu Mace) Hadisini Zernuci şöyle açıklar:”Her müslümana,her bir ilmi taleb etmesi (ki buna ömür bile kafi değildir.) farz değildir,ona farz olan İlm-i haldir,nitekim:”En efdal ilim,ilm-i hal,en efdal amelde hıfz-ı haldir.”demiştir.[8]

İbni Mace’de:”İlim öğrenmek her kese farzdır. Muhakkak ilim öğrenmek için uğraşana denizdeki balıklara varıncaya kadar her şey istiğfar eder.”[9]

Ölmüş kalbler ilimle dirilir. “Mahiyet ve istidat itibariyle her şey ilme bağlıdır.”[10]

O ilmin de o milletin ruhuna,bünyesine,tarih,din ve kültürüne uygun olması gerekir.

Hz. Süleyman:”Bence nefsini terbiye eden kimse,tek başına bir şehri fetheden savaşçıdan daha kuvvetlidir.”der.

Vücut kendisine münasip olmayan,hazmedilmeyen bir şeyi kusar ve atar,reddeder. Verilecek olan eğitim ve öğretim de öyledir.

1926’larda bir İngiliz gazetecisi İngiltere’de olan Vahdettin’e sorar:”Türkiye’de Laik bir eğitim sistemi uygulanmaktadır. Buna dayanarak medreseleri kapatıp,hilafeti lağvettiler. Bu laik eğitim tatbikatına ne dersiniz?” Cevaben:

“Eğer bu proğramı 50 sene uygularlarsa bolşeviklik gelir,kominizm gelir.”der. İşte yarı kör,yarı topal eğitimimizde bunu hatırlatmaktadır. Ne din ilimleri,ne de fen ilimleri.İkisinden de mahrumuz.

Hala nasıl yapalımlarla meşgulüz. Yani nasıl bir eğitim uygulayacağımızı bilmemekteyiz. Sil boz tahtası. Deneme tahtası. Neler yapalıma daha gelmemişiz. Yani,şu şu şeyleri yaptık,daha neler yapalım seviyesine gelmemişiz.

Diğer bir hazin tablo ise,eğitimci,talebeyi kendi ilmi seviyesine çıkarma çabasında değil,onun seviyesine inmede ve düşmede. Onu kendi seviyesinde götürmüyor,kendi onun seviyesinde gidiyor, Seviye ise sürekli düşüyor.

En çok yara alan kurumumuz,eğitim kurumu.”1920’den 1992’ye kadar 48 Milli Eğitim Bakanı değişmiş,bunun ancak üçü eğitimci. Ve bunların kahir ekseriyeti milletin inançları ve değerleri doğrultusunda değil de,kendi fikriyatı doğrultusunda,batı kültürüyle milleti yoğurma çabasında.[11]

Batıda ise;son asırlara kadar batının ilme dayanmamasının,ilimden uzak kalmalarının sebebi,Tevrattaki şu ayete dayanır. “Hz. Adem’in yemesi yasaklanan meyve bilgidir. O meyveden yedikten sonra cennetten çıkarıldı.”inancıdır.

Avrupalılar 12. asırda İslam eserlerini latinceye tercüme etmeleriyle Rönesansı gerçekleştirmişlerdir.

1963’de A.B.D. Başk. Yardımcısı sıfatıyla Türkiye’ye gelip,Amerikan Robert Kolejini ziyaret eden Lyndon kendisine kilisenin faaliyetlerinden,mezun vermelerinden bahsedilince sözlerini keserek:Bana bunlardan değil,A.B.D. eğitim ve politikasını benimsemiş,gerçek bir Amerikalı ruhu taşıyan ve bir Amerikalı kafasıyla düşünebilen kaç tane mezun verebiliyorsunuz? bundan bahsedin?”der.[12]

Evet,ya biz de? Kendi değerlerine bağlı,fen ilimlerinde ileri kaç insan yetiştiriyor veya yetişmesine yardımcı oluyoruz? Yoksa engel mi oluyoruz? Başlı başına tahlil konusu…

Mâverdi’nin belirttiği gibi;”Yaratılıştan gelen akıl da olsa,çiçeğini ancak eğitimle çıkarabilir. Tıpkı,verimli olduğu halde,bitkisini çıkarırken suya ihtiyacı olan toprak gibi.”[13]

Kur’an-ı Kerim-de:”Toprağı verimli olan güzel bir memleketin bitkisi,Rabbinin izni ile çıkar. Fena ve verimsiz olan bir tarlanın bitkisi ise çıkmaz;çıkarsa da bir şeye yaramaz. İşte ayetleri,şükredecek bir kavim için böyle açıklarız.”[14]

Hz. Ali’nin ifadesiyle:”Dünyada mesud olmak istersen ilim öğren. Ahirette mesud olmak istersen ilim öğren. Eğer her iki dünyada da mesud olmak istersen ilim öğren. Evvela kendini bil,çünkü kendini bilen ancak Allah’ı bilir.”

Maddi ilimlerde ilk de eksiklik,sonuncu da mükemmellik var iken,manevi meselelerde mâkûsen mütenasibtir. Yani Rasulullah zamanındaki insan,daha büyük,sırasıyla ondan uzaklaştıkça terakki olmamakta,güneşten uzaklaşma gibi. Maddi ilimlerde ise,son teker ilk tekerden farklıdır.

Başlangıç da Allah’ın Alim isminden çıkıp gelişen ilimler,sonunda Hz. Hızır’ın Hz. Musa’ya dediği gibi ki:”İnsanların ilmi,Allah’ın sonsuz ilmi yanında serçenin gagasına bir seferde alabildiği bir damla su kadardır.”

KUR ‘ AN IŞIĞINDA TEKNOLOJİ

Teknolojik ilerlemeyi,ilmi ilmi ilerleme doğurur.

“Kur’an-ın talimleriyle kavânini terbiye arasında tam bir mutabakat vardır.”(Lovazon)

“Kur’an daha büyük tezekkinin mebde-i olabilir. Kur’an insanları medenileştirir. Sanayi ve ticareti inkişaf ettirmeye sevkeder. Nitekim Kur’an-ın feyziyle harekete geçen müslümanlar,muazzam,muhteşem,şehirler tesis ettiler.”(T.Arnold)

İslam alemi batıyla kıyaslanamıyacak derecede,ilimde öncülük yapmıştır. Bir çok dalda bunu isbatlamıştır.[15]

Hz. Ali:”İsteseydim sadece Fatiha suresi için yetmiş deve yükü tefsir yazardım.”

İbni Abbas’da:”Devemin yularını kaybetsem,onu mutlaka Kur’an-da bulurum.”der.

Kur’an;dünya ve ahiretin yazılı birer haritasıdır.

İmam Fahreddin Razi Hazretlerinin anlattığına göre,Astronomi ile uğraşan bir alime,bir fıkıhçı ne yaptığını sorar. O da:”Üstlerindeki göğe bakmadılar mı,onu nasıl yaptık,süsledik,hiçbir çatlağı yoktur.”[16] ayetini tefsir etmeye çalışıyorum.”diye cevab verir.

Fahri Razi bu menkıbeyi anlattıktan sonra,Astronomi ile meşgul olan alimin cevabını pek beğenir ve şöyle der:”O çok isabetli bir cevab vermiştir. Çünkü,bir insan,Allah’ın sanatı ve mahlukatı ile ne kadar çok meşgul olursa,o ölçüde onun kudret ve azametini anlar.”[17]

Peygamberler ilimlerin öncüleri ve pirleridirler. Kur’an buna ışık tutmaktadır.[18]

Batı medeniyetinin temelinde İslam medeniyeti ve onun tesiri yatmaktadır.[19]

Nahl suresinde Bal arısı ve kendisine vahyedildiğinden bahsedilirken,dikkatimiz çekilmektedir. Bu gün bir Bilgisayar saniyede 16 milyar kere işlem yaparken,arı 10 trilyon işlem yapmaktadır.

Müslüman İlim öncüleri Ansiklopedisinde özetle:[20]

“İlim insanların ortak malıdır. Başlangıcı tarihin derinliklerine kadar uzanan ilim,devamlı ilerleme içerisinde olmuştur. Peygamberler bunu öncülüğünü yapmış olup,ilmin ilerlemesi onların mu’cizelerinin benzerini yapmaya sevketmektedir.

Nitekim daha 794’de Bağdad’da Harun Reşid’in oğlu İbni Fazıl (739-805) ilk kağıt fabrikasını kurdu,zira eser neşri için kağıda ihtiyaç vardı. Bunu 800 tarihinde Mısır,950’de Endülüs takib etti. Avrupaya ise ancak seneler sonra girebildi. 1100’de Bizans,1102’de Sicilya,1228’de Almanya,1309’da da İngiltere’de kağıt fabrikaları kuruldu.

Avrupalıların itirafı;Mesela prof. Jacgues Risler:”Rönesansımızın Matematik hocaları müslümanlardır.”derken,Fransız Prof.larından E.Gautier’de:”yalnız Cebri değil diğer Matematik ilimlerini de,Avrupa kültür dairesi,müslümanlardan almış olduğu gibi,bu günkü batı Matematiği gerçekten İslam matematiğinden başka bir şey değildir.”demektedir.

Müslümanlar nereden ve kimden olursa olsun faydalı olan her ilmi almışlardır. Fakat onları alırken de kendi kalıplarına uydurmuşlardır. Vahiy medeniyetinin tefekkür ve iman imbiğinden geçirip düzeltmişler ve ayıklamışlardır.

Batılı Gustave Lebon şunları söyler:”Avrupanın kara bir barbarlık içine daldığı bir devrede,Bağdad ve Kurtuba gibi,İslamın hüküm sürdüğü iki büyük merkez,parlak nuruyla dünyayı aydınlatan bir medeniyetin ocaklarıydı.

Hiç şüphesiz müslümanları böylesine keşif ve buluşlara iten sebeb;her yönüyle ilme vermiş olduğu önemden kaynaklanmaktadır. Her hususta Kur’an-ın ilk emri –Oku-dur.[21]

Ayet ve Hadislerde:

-“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[22]

-Beşikten mezara kadar ilim öğrenin.

-İlim Çin’de de olsa gidip alınız.(Çin gibi uzak ve gayrı müslim de olsa.)

-Babanın evladına verebileceği en kıymetli miras,iyi bir eğitim ve öğretimdir.

-İlim öğrenmek mukaddes bir cihaddır.

-Her şeyin bir yolu vardır,cennetin yolu da ilim öğrenmektir.

-Cehaletten müdhiş fakirlik olmaz.

-İlim rütbesi rütbelerin en yükseğidir.

-Cahiller içinde bir alim,ölüler içindeki diri gibidir.

-Alimin uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır.

-Bir alimin ölümü,bütün bir milletin ölümünden daha büyük bir kayıptır.

-Kıyamet gününde alimlerin mürekkebiyle,şehidlerin kanı denk tutulur.

-Ya ilim sahibi,ya ilim öğrenen,ya dinleyen veyahut ilmin dostu ol,sakın beşinci vaziyette bulunma,mahvolursun.

-“Kur’an-ı Kerim insan fikrinin en yüksek teori ve görüşlerini beslemeye yetecek fikir ve duygulardan meydana gelen bir hazineyi ihtiva etmektedir.”diyen Arthur Pellegrin,Kur’an-ın müslümanları keşif ve buluşlarına mesned teşkil etmesindeki manayı anlayanlardan biridir.

İslamın yükselmeye olan katkısını G. Rivoire şöyle açıklar:”Bu yükseliş ve gelişmenin sırrını bize Kur’an-ı Kerim-in bir çok ayeti ile Hz.Muhammed’in hadisleri vermektedir. Bu ayet ve hadisler müslümanları ilme,yükseliş ve medeniyete teşvik etmiş,bunu müslümanlar için dini bir vazife saymıştır.

Hz. Ömer,Batlamyusun bir eserini tercüme eden Yahya isimli alimi taltif etmiştir.

Harun Reşidin tercüme edilen eserlere ağırlığınca altın verdiği bilinmektedir.

Nizamül Mülk bütün hazinelerini ilmin ilerlemesi için sarfetmiştir.

Gazneli Mahmud,her beyti birer altına bir şehname yazdırmıştır. Uluğ Bey ise,saltanatını ilmin hizmetine adamıştır.

İlmin iman etmeyi gerektirdiğini söyleyen Abdusselam şöyle der:””Ben insan beynindeki on milyar sinir hücresinin birbiriyle bağlantılarını görünce iman etmekten başka çare bulamıyorum.”der.

İbrahim Hakkı Anatomiyi:”Allah’ı anlamanın bir vasıtası olarak görüyorum,der. Battani,insanın Astronomi sayesinde Allah’ın birliği,eşsiz büyüklüğü,yüce hikmeti,muazzam kudreti ve eserinin mükemmelliğini anlamaya muvaffak olacağını söyler.[23]

Tabiatı ilahi bir sanat olarak gören İbni Heysem ilim yoluyla hakka varılacağını,kalblerin doyacağını belirtir. İbni Yunus’da ilimle insanın yaratıklarda Allah’ın büyüklüğünü gösteren delilleri bulmak ve ilimden asıl maksadın imanı kuvvetlendirmek olduğunu ifade eder.

Görüldüğü gibi İslam alimleri,fen ilimleriyle din ilimlerini birleştirmesini bilen dinlerine bağlı kişilerdi. Keşif ve buluşlarında ilham kaynakları Kur’an-ı Kerim idi.

-Pasteur’dan 400 sene önce Mikrobu bulan (Mikroskob olmadığı halde) İslam alimi Akşemseddin’dir. (1389-1459) –Maddetül Hayat- adlı kitabında:”Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatalıdır. Hastalık insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemiyecek kadar küçük lakin canlı tohumlar vasıtasıyla olur.”[24]

Bilindiği gibi,mikrob ve mikroskob İngilizce bir kelime olup;”Gözle görülemiyen küçük canlı varlıkları gösteren alet” Akşemseddin ise bu anlama gelen –Huveynat- diyerek kendi dili olan Arapça olarak söylemiştir. Yoksa kusuru İngilizce mikrob demediği için midir?

“İlim mü’minin kaybolmuş malıdır. Onu nerede bulursa alır.”

Peygamberler her yönüyle insanların önderidirler. Maddi ve manevi her sahada insanlara yol gösterirler. Peygamberler mu’cize gösterirken,bir taraftan kendi peygamberliklerini ilan eder,isbat eder,bir taraftan da gelecek nesilleri benzerlerini yapmaya teşvik ederler.

-Kur’an-ı Kerim Yakub peygamberin gözüne perde gelmesinden (Katarakt) ve Yusuf Peygamberin bir mu’cizesinden söz ederken,hem hastalığın sebeblerinden birine ışık tutuyor,hem de tedavisinin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Dünya dönüyor dediği için Engizisyon mahkemesine verilip inkar etmesi istendiğinden mecburen inkar edip,ancak mahkemeden ayrılırken:”Yine de dünya dönüyor.”demiştir. Öldüğünde hristiyan mezarlığına gömülmedi. Çünkü onlarca bu bir dinsizlikti.

İtalyan filozofu Bruno Kopernik nazariyesini desteklediğinden dolayı engizisyon mahkemesi tarafından yakılarak ölüme mahkum edildi. Oysa ilmin her dalında eserler veren Biruni bunlardan 500 sene önceden dünyanın hem kendi,hem de güneş etrafında döndüğünü söylemektedir. Dünyanın yuvarlaklığı Elips şeklinde oluşu Kur’an-da “Deha “[25]ayetiyle ifade edilmiştir.[26]

Atomun ilk mucidi Dalton’dan (1766-1844) bin yıl önce yaşayan Cabir bin Hayyan’dır. O şöyle der:”Civadan Zincefre (kırmızı boya) elde etmek için yuvarlak bir şişe içersine bir miktar civa dök. Topraktan bir kap içerisine bu şişeyi koyarak şişenin ağız seviyesine kadar kap içersine Sülfür (kükürt) koy. Şişenin ağzını kapat. Bu kabı bir gece boyunca ir fırında bırak. Civanın sert bir maddeye dönüştüğünü göreceksiniz. Bu maddeye Zincefre denir. Meydana gelen bu madde yeni bir madde değildir. Bileşimi yapılan civa ve sülfür aslı mahiyetini de kaybetmemiştir.

Bu iki maddenin zerreleri (atomları) birbirine karışmıştır. Çıplak göz bu zerreleri ayırt etmekten acizdir. Eğer elimizde bunları ayırt etmenin imkanı olsaydı,bu iki maddenin kendi özel vasıflarını muhafaza ettiklerini görecektik.”der.

Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve Kimyanın babası büyük dahi Cabir bin Hayyan (721-805) eserinde:”Madenin en küçük parçası olan –Cüz’ü la Yetecezza- (Atom) da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamıyacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki,Bağdatın altını üstüne getirebilir. Bu Allah’ın kudret nişanıdır.

Kur’an-da:”Yerde ve gökte hiçbir zerre (Atom) Rabbinden gizli değildir. Bundan daha KÜÇÜĞÜ veya BÜYÜĞÜ şüphesiz apaçık kitaptadır.”[27]

-Fatih Sultan Mehmed Edirnenin dışında kendi eliyle çizmiş olduğu havan toplarını tophanede yaptırmıştır.

-Dünyanın çevresini hesaplayarak 24.000 (takriben 39.000 km) olarak bulan Hasan bin Musa’dır.

-Tıbbı,Calinos diriltti,dağınık halde idi Razi topladı,noksanları da İbni Sina tamamladı.

Avrupa emekleme devrinde olmak şöyle dursun,ilim düşmanlığı yaparken,İslam dünyası ilmin beşiği halinde idi. Batıda hür düşünceyi bulamıyan ilim adamları İslam dünyasına kaçmakta,orada öğrendiklerini memleketlerine götürüp,rönesansa temel teşkil edecek çalışmaları yapmaktaydılar. Kaderin garib bir tecellisidir ki;bu gün tersi yaşanmaktadır. Nitekim:””Mucidler ve araştırmacılar derneği başkanı M. Köksal;60 yıldır 40.000 bilim adamının yurt dışında olup,gönderilen bu insanların geriye kabul edilmiyerek büyük çapta beyin göçünün olduğunu söylemektedir.[28]

-Kristof Kolomb müslüman İspanya üniversitelerinde öğrendikleri sayesinde dünyanın yuvarlak olduğunu anlamışdı.

-Fransız amirallerinden Dr. Charcot,1928 yılında yayınladığı”Chiristophe Colomb Vu par un Marin.”-Bir denizci tarafından K. Kolomb hakkında görüşler isimli eserinde Kolomb’un kitabından şunu nakleder:”Rodrigo,sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı deniz kuvvetlerine mensubdu. Dinini gizlemek zorundaydı. Onun müslüman olduğunu benden başka bilen yoktu. Geceleri pek az uyur,devamlı surette harita üzerinde çalışır ve hesaplar yapardı. Bu haritaların ve tuttuğu notların birer kopyasını çıkardım. Keşfin şerefini ve ödülünü bir müslümana kaptırmamak için bu gerçeği açıklamadım.”

Bu Rodrigo –Kemal Reisin- ki Piri Reis onun yeğenidir. O da haritasının (Amerika haritası) kenarına bu Rodrigo adını almıştır.) Baş tayfasıdır. Gırnata İslam devletinin yıkılmasından dolayı müslümanların öldürülüşü,adını değiştirip Rodrigo adını taşımaya mecbur kılmıştır.”[29]

Bu şahıs müslüman arap denizcilerinden de yararlanmıştır.[30]

Amerikalıların müslümanlara müteşekkir olması gerekir. Zira orayı ilk keşfeden müslümanlardır.

Nitekim tarihçi Mesudi,956 yılına ait Mürüc ez-Zeheb adlı eserinde,889 miladi yılında Atlantik’i ilk geçen Haşhaş ibni Said ibni Esved adlı Kurtubalı bir genç olduğunu ve bütün Endülüslülerin de bunu bildiklerini söyler.

-Arap coğrafyacısı el-Şerif el-İdrisi de (1097-1155) bunu teyid eder.

-Belize’de çıkan 5-11-1946 tarihli The Daily Clarion gazetesinde Carib asıllı bir bilgin şunları yazıyor:”Kristof Kolomb,1493 yılında Batı Hind adalarını keşfettiğinde,burada kıvırcık saçlı beyaz bir ırk ile karşılaştı. Bunlara Carib ismini verdi. Bunlar balıkçılık ve ziraat ile uğraşan sakin insanlar idi. Şiddeti sevmiyorlar idi. Dinleri Muhammedilik,dilleri ise ihtimal Arapça idi.”[31]

İbrahim Hakkı Marifetnamesinde şöyle der:”Allah bütün cihanı insan için ve insanı da kendi ulu varlığının bilinmesi için yaratmıştır. İnsanın bilinmesi nefsimizin bilinmesine bağlıdır. Nefsimizi bilmek de yapımızı bilmeye bağlıdır. O da alemi bilmeye,buda ilimleri bilmeye bağlıdır.

Kur’an-ı Kerim Allah kelamıdır. Kainatı zerreden küreye kadar her şeyiyle birlikte yaratan da Allah’dır. Kur’an-da yazdıkları ile kainata koydukları kanunlar arasında bir birlik,bir bütünlük bulunmaktadır.

İlimler ise kainatın bir açıklaması ve kanunlarının bir yorumlamasından ibarettir. İlimce kesinlik kazanan her şey en sonunda Kur’an-ı Kerim-in asırlarca önce belirttiği noktaya varabilmekte,onun işaret ettiği gerçeği yakalayabilmektedir.

Kuru ve yaş her şeyin Kur’an-da bulunup [32] ,ancak bir fizik ve kimya kitabı olmadığından onlar gibi olmayıp,gayet kısaca belirtir. Her ilim erbabı onda aradığını bulabilir.

Kur’an-ı Kerim günümüzün hatta ileride ulaşılabilecek Teknik ilerlemelere gerek peygamberlerin mu’cizeleriyle ve gerekse bir takım tarihi hadiseleri anlamakla işaret etmiştir. Bu konuda Bediüzzaman şöyle bir açıklama getirir:”Her şey Kur’an-ı Kerim-in içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi göremez. Zira farklı derecelerde bulunur.”[33]

Bunları da-kısalık uzunluk gibi- çeşitli şekillerde ya işareten,ya üstü kapalı olarak veya hatırlatmak suretiyle anlatır.

İşte Kur’an,insanların sanat ve fen yönündeki ilerlemelerine,sanat harikaları ve fennin şaşırtıcı ilerlemeleri olan uçak,elektrik gibi şeyleri insanlara peygamberlerin gösterdikleri mu’cizeleri yoluyla hediye etmiştir.

Bir söz vardır:”Hristiyanlar hristiyanlıktan uzaklaştıkça,müslümanlarda dinlerine bağlı kaldıkça yükselirler.”diye…

İslâmda din ile ilim daima kol kola gitmiştir. Fen ilimleri aklı aydınlatırken,Din ilimleri de vicdana yol göstermiştir. İkisinin birleştiği dönemlerde müslümanlar maddeten ve manen en yüksek noktalara ulaşmışlar,ilim ve medeniyetin öncülüğünü yapmışlardır.

İsmail Hami Danişmend şöyle der:”Avrupanın bütün ilimleri İslam kültürünün ürünleridir.”

Briffoult’da:”İslam medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Fakat Avrupayı yeniden hayata kavuşturan şey sadece ilim de değildi. İslam medeniyetinden gelen daha başka tesirlerde Avrupa hayatına ilk parlaklığı vermiştir.

Avrupanın ilerlemesinde İslam kültürünün kesinlikle tesirini göremiyeceğimiz bir basamak yoktur.”

Bazılarının yanlış anladığı gibi sefâhet ve eğlencelerde değil de,ilim ve fende Hz. Ali’nin şu sözü düstur edinilmelidir:”Ciğer parelerinize yalnız kendi terbiyenizi giydirmeye çalışmayınız. İyice hatırınız da olsun ki onlar,sizin yaşamakta olduğunuz zamandan başka bir zaman için yaratılmışlardır.”

Halife Ömer bin Abdulaziz çocuklarının terbiyecisine:”Onlara vereceğin ilk ahlak dersi,şeytanın bir aldatmacası olan ve neticede Allah’ın öfke ve ğazabını çeken eğlence vasıtalarına karşı onların kafasında bir düşmanlık husule getirmek olsun.”der.[34]

20 asır ilim ve nur asrıdır. Mesnedsiz fikirler kabul edilmemektedir. Mesnedsiz davalar ancak,mesnedsiz insanlarda ma’kes bulabilir.

Davasını isbat eden kazanır. Körü körüne inkar olan küfür ve sefâhetin mesnedi olmadığından yıkılmaya mahkumdur. Küfrün çürük direkleri o batıl davayı ayakta tutamaz. Pislik çamuru üzerine oturtulan bir bina,hafif bir esinti ile yıkılır.

Bulutlu havalar,kafası bulutlu olan sırtlanları memnun eder. bulutlar çekilmiş,güneş haşmetiyle doğmakta ve huzmelerini aleme ve bulutlu kalblere salmaktadır.

Ey bulutlar ve bulutlular çekilin… Rahmet yağmurları geliyor… Nur güneşleri doğuyor…Bahar çiçekleri açıyor…

Her sahada çığır açan İslamiyet,insanın sıhhati noktasında da eserler vermiştir.[35]

İlimde tedric kanunu vardır. Bundandır ki;mücerred ilmin ortaya koyduğu şey,son ve netice değildir.

Kur’an ve ondan faydalanılarak ortaya konulan şeyin ilki-sonu aynıdır. Baş da ne demişse sonda da onu demiştir. Değişme söz konusu değildir.

Bu konuda Bediüzzaman hazretleri Gezegenin 12 olduğunu ve olması gerektiğini söyler. Ta nizam ve intizam tesis edilsin.

Bu 12 gezegen:” cirmleri küçüklük-büyüklük itibariyle pek çok muhtelif ve mevkileri uzaklık-yakınlık noktasında pek çok mütefavit ve sür’at-i hareketleri çok mütenevvi’ olduğu halde kemal-i intizam ve hikmet ile ve kemal-i mizan ile ve bir saniye kadar şaşırmayarak hareketleri ve deveranları ve güneş ile, cazibe kanunu tabir edilen bir kanun-u İlahî ile bağlanmaları, yani onlar imamlarına iktidaları; büyük bir mikyasta bir azamet-i kudret-i İlahiyeyi ve vahdaniyet-i Rabbaniyeyi gösterir.”[36]

E S İ R : Cenab-ı Hak bütün kainatta varlıkların ve eşyanın oluşmasında esas olmak üzere atomdan daha küçük olmak üzere esir denilen maddeyi yaratmıştır. Zira atom kendi içerisinde Nötron,Elektron ve proton’a bölünmekle kalmamış,aralarına konulan perde ile de geçişleri engellenmiştir.

Nitekim nasıl ki tarla,meyve ve sebzelerin,madenlerin oluşmasına analık ve kaynaklık etmiş ise,esirde eşyaya menşe’ ve kaynak olmaktadır.

Bu konuda Bediüzzaman:” Şu geniş boşluğun esîr ile dolu olduğu, fennen ve hikmeten sabittir.”

“Ecrâm-ı ulviyenin kanunlarını rabteden ve ziya ve hararetin emsalini neşr ve nakleden fezayı doldurmuş bir madde mevcuddur.”

“ Madde-i esîriyenin yine esîr olarak kalmak şartıyla, sair maddeler gibi muhtelif teşekkülâtı ve ayrı ayrı nevi’leri vardır. Buhar ile su ve buzun teşekkülâtları gibi.”

“ Ecram-ı ulviyeye dikkat edilirse, tabakaları arasında muhalefet görünür. Evet yeni teşekküle ve in’ikada (oluşuma) başlamış milyarlarca yıldızlardan ibaret Kehkeşan ile anılan tabaka-i esîriye, sabit yıldızların tabakasına muhaliftir. Bu da manzume-i şemsiyenin tabakasına ve hâkeza yedi tabakaya kadar birbirine muhalif tabakalar vardır.”

“Meselâ: ¯€!«x´W«,ö«p²A«,ö [37]kelimesinden bazı insanlar hava-i nesîmiyenin tabakalarını fehmetmiştir. Öbür bazı da, Arz’ımız ile arkadaşları olan hayatdar küreleri ihata eden nesîmî küreleri fehmetmiştir. Bir kısım da, seyyarat-ı seb’ayı fehmetmiştir. Bir kısmı da, manzume-i şemsiye içinde esîrin yedi tabakasını fehmetmiştir. Bir kısım da, şu bildiğimiz manzume-i şemsiye ile beraber altı tane daha manzume-i şemsiyeyi fehmetmiştir. Bir kısmı da esîrin teşekkülâtı yedi tabakaya inkısam ettiğini fehmetmiştir.”

“Manzume-i şemsiye ile arz,desti kudretin (Allah’ın) madde-i esiriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş;Esir maddesi yaratıldıktan sonra saniin ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halkettikten sonra, Cevahiri Ferde (atoma) kalbetmiştir. (dönüştürmüştür.) Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan,meskun (oturulmak) olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz bunlardandır.”[38]

-“Dağların yer yüzüne kazık yapılması.”[39] ayetinden:” Coğrafyacı bir edibin o kelamdan kısmeti;Küre-i zemin,bahr-i muhiti havaide (fezada) veya esiri de yüzen bir sefine ve dağları,o sefinenin üstünde tesbit ve muvazene için çakılmış kazıklar ve direkler şeklinde tefekkür eder.”[40]

“Elbette o Kadîr-i Hakîm bu kusursuz kudretiyle, bu noksansız hikmetiyle; nur gibi, esîr gibi ruha yakın ve münasib olan sair seyyalat-ı latife maddeleri ihmal edip hayatsız bırakmaz, camid bırakmaz, şuursuz bırakmaz. Belki madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esîr maddesinden, hattâ manalardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zî-hayat, zî-şuuru kesretle halkeder ki; hayvanatın pek çok muhtelif ecnasları gibi pek çok muhtelif ruhanî mahlukları, o seyyalat-ı latife maddelerinden halkeder.”[41]

Bu konuda batılı bilgin Arthur Fadlu:”Esir evrenin sınırında”adlı eserinde:”Yedi kat gökten murad güneş ışıklarını içinden sızarak geçtikleri ve güneşi çevreleyen fiziki ortamdır. Güneşin çevresinde esir adını verdiğimiz yedi kat tabaka mevcuttur.”[42]

Bu hakikatlar da göstermektedir ki;maddenin en küçük parçası atom değil,esir maddesidir. Zira atom da bölünmekte ve bölünen bu maddelerin arasında birini diğerinden ayıracak perdeler ve berzahlar bulunmaktadır.

Bir gün ders anlatırken lise 2. sınıf talebelerine madenin en küçük parçasının ne olduğunu sorduğumda,hepsi birden –Atom- cevabını verdiler. Atom parçalanır mı,diye sorduğumda da;-Evet- dediler. O halde parçalanabilen nasıl maddenin en küçük parçası olur?

Cevabının –Esir- maddesi olduğunu söylediğimde,talebenin birisi –Hocam,o halde siz sorumlusunuz! Madem biliyorsunuz,niye bunu söylemiyorsunuz?-dedi. Bunu bilen ve söyleyenlerin olmasıyla beraber,ben de gücümün yettiği nisbet’de söylediğimi,söyledim.

“Esir maddesi,maddiyyunları boğduran zerrat maddesinden daha latif ve eski hükemanın saplandığı Heyula (madde) fihristesinden daha kesif,ihtiyarsız,şuursuz,camid bir maddedir.”[43]

Bazı bilginler “Işık;esir dalgalardan ibarettir.”der.[44]

Esir de, farklı farklıdır. Suyun su,buhar,buz gibi sıvı,gaz ve katı halde bulunması gibi,esirin de yedi ayrı tabakadan meydana geleceği akla zıd görünmemektedir. Samanyoluyla sabit yıldızlar tabakası farklı farklıdır.

Sabit yıldızlar da güneş sistemi de birbirine benzemez. Yedi sistem ve yedi tabakanın da birbirinden farklı olmaları akla uygundur.”[45]

K Â İ N A T I N YARATILIŞI : Kur’an-ı Kerim-in muhtelif ayetlerinde izahat verilmiştir.[46]

Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği Hadis’de:”Toprak,dağlar,bitkiler,hayvanlar ve en son da insanlar yaratılmıştır.”[47]

-Bir çekirdek misal- devamlı genişleme içerisinde olan[48] ve bir patlama sonucu (Big Bang)[49] (Büyük patlama) ortaya çıkan kainat aynı zamanda Onun (Kainatın) varlıkların,her şeyin ezeli olmadığını da göstermektedir.[50]

Netice itibariyle her şey o zatın –Ol- demesiyle oluşmuştur.[51]

“Her sabah güneşin doğuşu şaire heyecan verir. Güneş sisteminin intizamı da her gece astronomu heyecanlandırır. Güneşin doğuşunu astronomi açıklıyor;güneş sistemini ne açıklayacak? her şeyi izah etmesi gereken kainatın kendisi muammaların en büyüğüdür ve sürekli bir mucizedir. “(G. Santayana)

-“Hangi sahada olursa olsun ilimle ciddi şekilde meşgul olan herkes,ilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır:”İman et” iman,ilim adamının vazgeçemeyeceği bir vasıftır.”(M. Planck)

Her şey O’nu söyler. O’na giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır. Her şeyde O’nun mührü görülür,okunur,bilinir.

-DÜNYADAN BAŞKA DÜNYA : Evvela bu konuda yapılan rivayetleri zikredelim:”O Allah ki yedi semaya arzdan da onun mislini yarattı.”[52]

Hadis’de:”Yedi arz vardır. Her arzda sizin peygamberiniz gibi bir peygamber,Âdeminiz gibi bir Adem,Nûhunuz gibi bir Nûh,İbrahiminiz gibi bir İbrahim,İsa gibi bir İsa vardır.”[53]

“Rabbinin katında bir gün,saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”[54]

“Melekler ve Cebrail,miktarı elli bin yıl olan o derecelere bir günde yükselir.”[55]

Hadis’de:”her şeyin mahiyetini anlamak için tefekkürde bulunun,düşünün. fakat,Allah’ın zatı hususunda düşünmeyin. Zira,yedinci sema ile Allah’ın Kürsisi arasında yedi bin ışık yılı mesafesi vardır. Zatı zül-Celal hazretlerinin ilmi,bunun ötesini de kuşatmıştır.”[56]

“Burak’ın hızı;adımını gözünün görebildiği en son noktaya koyardı.”[57]

“Muhakkik alimler;” Yedi arz vardır. Ve her birinde canlı mahlukat vardır,diğer tabakadakilerin Cin sınıfına aid olduğu söylenmektedir.

Diğer arz tabakalarına gelen peygamberler ise:1)Bizim tabakadaki peygamberlerin ismini taşıyan bir hidayet edici mevcuttur. Onlar gerçek manada peygamber olmayıp,buradakilerin irşadını alıp tebliğ ederler,aynı ismi taşırlar.

İkinci görüş: onlarda müstakil peygamberlerdir. Bizdekilere tabi değildir. Ancak onlardan biri Hz. Âdem’e,biri Hz. Nûha,biri de Hz. Muhammede benzer.”[58]

-Rasulullah ashabıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti:”bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Bu,el-Ânan (denen buluttur.),bu arzımızın sakasıdır. Allah taala bunu kendisine hiç ibadet etmeyen kavme de göndererek (su ihtiyaçlarını görür.) dedi. Bir müddet sonra devamla:”Bu sema nedir? Biliyor musunuz? dürülmüş bir dalga,korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır.”dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:”ikisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musunuz? diye sorduktan sonra :”beş yüz yıl” dedi.

Sonra tekrar:Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde arş var. Allah arşın fevkindedir. âdem oğlunun ef’alinden hiç biri ona gizli kalmaz.”buyurdu.

Sonra tekrar;”Bu arz nedir,biliyor musunuz? bunun altında bir diğer arz var. İkisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı.” hadisi zikretti ve sonra şu açıklamayı yaptı:”Muhammedin nefsini elinde tutan zatı zülcelale yemin ederim,şayet siz,en aşağıdaki arza bir ip sarkıtacak olsanız,bu ip Allah’ın (ilmi) üzere inecektir. Ve”O ,her şeyden öncedir,kendisinden sonra hiçbir şeyin kalmayacağı sondur,varlığı aşikardır,gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.”[59]

Hadis’de:”Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir.” [60]

Dünyadaki peygamberlere özellikle bizim peygamberimize benzer peygamber de derken,bütün yönleriyle kemal sıfatların tümünde üstünlük değil,ilk-lik ve son-luk noktasındadır.”[61]

Peygamberimizden de sonra gelmiş olmayıp, gelişleri (o tabakadakilerin) Âdem ile peygamberimiz arasında olmasıdır.

Âyette:” De ki: Siz,yeri iki günde yaratanı inkar edip,ona ortaklar mı koşuyorsunuz? O,alemlerin Rabbidir.

Yer yüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada dört günde rızıklarını arayanlar için eşit gıdalar takdir edildi. Sonra buhar halinde olan göğe yöneldi. O’na ve yer küreye:” İsteyerek veya istemeyerek,gelin”dedi. İkisi de :”İsteyerek geldik.”dediler. Böylece onları gök olarak iki günde var etti ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz dünya semasını kandillerle donattık,bozulmaktan koruduk.

İşte bu,o aziz,alim Allah’ın takdiridir.”[62]

Burada,”her gökte ona âid emri vahyetti.”derken, oraya aid işlerin olduğuna,işaret de dilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de 27 yerde Arş ve Kürsi;Kudret ve ilmin tasarruf mecrasıdır. Bir tefsirde:”Semavat ve arz,kürsinin iç boşluğunda yer alır. Kürsi de arşın önündedir.”der.

Peygamberimiz ise:”Yedi sema,kürsi içerisinde bir kalkanın içine atılmış yedi adet dirhem gibidir.”der.

İbni Abbas ise:”Eğer yedi sema ve yedi arz genişleyerek bir birine değecek hale gelseler,kürsinin genişliği yanında,bunlar çöle atılmış bir halka gibi kalırlar.

Kürsinin genişliği hususunda Peygamberimiz:”Nefsimi kudret elinde tutan zata kasem ederim,yedi sema ve yedi arz,kürsinin yanında çöl bir araziye atılmış bir (demir) halkadan başka bir şey değildir. Arşın kürsiye olan üstünlüğü de,tıpkı bu çölün o halkaya üstünlüğü gibidir.”[63]

Zemin ile göklerin bir hükümetin iki memleketi gibi birbiriyle alakalı olduğunu söyleyen Bediüzzaman Hazretleri devamla:”Sekene-i arz için,semaya çıkmak için bir yol olduğunu evliya ve enbiyaların dittiğini…”[64]söyler.

1929’da yazdığı eserinde de Aya çıkılacağını ancak orada hayatın olmayacağını da,yapılacak çalışmanın neticesiz olacağını belirtir.[65]

“Ecrâm-ı ulviye ve ecsâm-ı seyyare içinde küre-i arzın hakaret ve kesafeti ile beraber bu kadar hadsiz zî-ruhların, zî-şuurların vatanı olması ve en hasis ve en müteaffin cüz’leri dahi, birer menba-ı hayat kesilmesi, birer mahşer-i huveynat olması, bizzarure ve bilbedahe ve bit-tarîk-ıl evlâ ve bil-hads-is sadık ve bil-yakîn-il kat’î delalet eder, şehadet eyler, ilân eder ki: Şu nihayetsiz feza-yı âlem ve şu muhteşem semavât, burçlarıyla, yıldızlarıyla zî-şuur, zî-hayat, zî-ruhlarla doludur. Nârdan, nurdan, ateşten, ışıktan, zulmetten, havadan, savttan, rayihadan, kelimattan, esîrden ve hattâ elektrikten ve sair seyyalât-ı latifeden halk olunan o zî-hayat ve o zî-ruhlara ve o zî-şuurlara, Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye (Aleyhissalâtü Vesselâm), Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan, “Melaike ve cânn ve ruhaniyattır” der, tesmiye eder.”[66]

“Şu feza-yı vesîa (geniş alem) sekenelerden,(oturanlardan,sakinlerinden) şu semavat-ı latife mutavattinînden (yerleşmiş olanlardan) hâlî (boş) kalsın.”[67]

“Elbette karanlıklı bir hane hükmünde olan şu arza nisbeten müzeyyen kasırlar, mükemmel saraylar hükmünde olan yıldızlar ve yıldızların denizleri olan gökler; zî-şuur ve zî-hayat ve pek kesretli ve muhtelif-ül ecnas (cinsleri değişik ve farklı) olan melaike ve ruhanîlerin meskenleridir.”[68]

Ayetin [69] zahiri diyor ki: “Arzı da o seb’a semavat gibi halketmiş ve mahlukatına mesken ittihaz etmiş.” Yedi tabaka olarak halkettim, demiyor. Misliyet ise mahlukıyet ve mahlukata meskeniyet cihetiyle bir teşbihtir.

… hem Küre-i Arzımıza benzeyen yedi küre-i uhra dahi bulunmasına, zî-hayata makarr ve mesken olmasına işareten yedi tabaka yani yedi küre-i arziye bulunmasına işareten Küre-i Arz dahi, yedi tabaka âyât-ı Kur’aniyeden fehmedilmiştir.

…Daha bir kısım insanlar küremize benzer zevil-hayatın makarrı olmuş semavî yedi küre-i âheri (başka küreleri) fehmeder.

… Daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye, yıldızlarla yaldızlanıp, bütün görünen gökleri bir sema sayıp, onu bu dünyanın semasıdır diyerek, bundan başka altı tabaka-i semavat var olduğunu fehmeder.”[70]

“Cenab-ı Hakk’ın Arş’ı, su hükmünde olan şu esîr maddesi üzerinde imiş. Esîr maddesi yaratıldıktan sonra, Sâni’in ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esîri halkettikten sonra, cevahir-i ferd’e kalbetmiştir. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır.”[71]

“Bazı ilim adamları yedi gökten bizim dünyamız gibi atmosfere sahib,hayata elverişli başka yedi dünyanın var olabileceğini ileri sürmüşlerdir.”[72]

D Ü N Y A N I N ÖMRÜ : İnsanın muayyen bir ömrü olduğu gibi,büyük bir insan olan şu kainatın da elbette bir ömrü muayyenesi vardır.Gaybi olan bu mesele ayetlerden çıkarılan delillerle,ilmin ortaya çıkardığı alametlerle –Gaybi olan kısmı Allah’ın ilmine mahsus olmakla- kainatın ve dünyanın ömrü hakkında bazı nakil ve açıklamalarda bulunacağız:

-Enes bin Malik’den,O dedi ki,Rasulullah (SAM) buyurdu:” Kim bir din kardeşinin ihtiyacını görürse,Allah taala onun için,gündüzlerini oruçla,gecelerini de ibadetle geçirmişcesine şu dünyanın YEDİ BİN yıllık ömrü müddetince sevab yazar.”

İbni Adiyy diyor ki:Ebu İshak,İbrahim bin Abdullah Nebti (aradaki ravi silsilesi ile) Enes Malik’den tahric etti. O dedi ki,Rasulullah (SAM) buyurdu:”Dünyanın ömrü,ahiret günlerinden yedi gündür. Allah taala buyurdu ki:Senin Rabbinin yanındaki bir gün,sizin saydığınız bin yıl gibidir.”[73]

İbni Ebi Hatem,Tefsirinde İbni Abbas’dan rivayet etti ki:”Dünya,ahiret haftalarından bir hafta olup,yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir.”

İbni Abbas’dan sahih olarak şöyle bir rivayet vardır: O dedi ki:”Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve rasulullah (SAM)’ da onun sonunda gönderildi.”

Ahmed bin Hanbel, İlil’in de nakletti. İsmail bin Abdulkerim,Abdussamed’den,O da Vehb’den rivayet etti:Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.”

İbni Abbas’dan:”Yahudiler şöyle dediler:”Dünyanın müddeti yedi bin yıldır. O yüzden biz dünyanın her bin senesi karşılığında,bir gün cehennemde kalacağız,ki hepsi yedi gündür,sonra bizden azab kesilecektir.” Allah işte şu mealdeki ayeti onlar hakkında inzal buyurdu:”Yahudiler,ateş bize ancak sayılı günler dokunacaktır,derler. Siz Allah’ın indinde bir sözleşme mi yaptınız? Allah taala hiçbir zaman sözüne muhalefet etmez. Yoksa siz Allah’a karşı bilmediklerinizi mi söylüyorsunuz? Hayır,kim ki günah işleyip günahı onu kaplarsa,o cehennem ehlinin ta kendisidir ve orada ebedi kalacaktır.”[74]

Bediüzaman Hazretleri,her yönüyle Mu’cize olan Kur’an-ı Kerim-in ayetlerinin 6666 oluşunda,dünyanın ömrüne işaret olduğunu söyler. Özetle:” Kur’an-ı Hakîm’in baş haşiyelerinde, âyât-ı Kur’aniyenin adedi 6666 olmakla, envâr-ı Kur’aniye ve hakikat-ı Furkaniye eyyam-ı şer’iye ile 6666 sene kadar Küre-i Arz’da hükmü cereyan edeceğine işaret ettiği…..

…. Bütün Enbiyanın usûl-ü dinleri ve esas-ı şeriatları ve hülâsa-i kitabları Kur’anda bulunduğuna, ehl-i tahkik ve ehl-i hakikat ittifak etmişler. Bu sırra binaen, fetret-i mutlakanın zamanı ihraç edildikten sonra, rivayet-i meşhure ile zaman-ı Âdem’den tâ kıyamete kadar, eyyam-ı şer’iye ile tabir edilen 7000 seneden fetret-i mutlakanın zamanı tarh edildikten sonra 6666 sene kadar Din-i İslâm’ın sırrını neşreden hakikat-ı Kur’aniye Küre-i Arz’da ayrı ayrı perdeler altında neşr-i envâr edeceğine, âyâtın adedi işaret ediyor, demektir.

İkinci Esas: Malûmdur ki, Küre-i Arz’ın mihveri üstündeki hareketiyle gece-gündüzler ve medar-ı senevîsi üstündeki hareketiyle seneler hasıl oluyor. Güneşle beraber her bir seyyarenin belki sevabitin ve Şems-üş Şümus’un dahi her birinin mihveri üstünde eyyam-ı mahsusalarını gösteren bir hareketi ve medarı üzerinde deveranı dahi bir nevi seneleri gösteriyor. Hâlık-ı Arz ve Semavat’ın hitabat-ı ezeliyesinde o eyyam ve seneleri dahi irae ettiğine delili şudur ki:

Furkan-ı Hakîm’de

«–:ÇG­Q«#ö@ÅW¬8ö¯^«X«,ö«r²7«!ö­˜­*!«G²T¬8ö«–@«6ö¯•²x«<ö]¬4ö¬y²[«7¬!ö­‚­h²Q«<öÅv­$ “Sonra bütün bu işler,sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde Ona yükselir.”[75] ¯^«X«,ö«r²7«!ö«w[¬,²W«'ö­˜­*!«G²T¬8ö«–@«6ö¯•²x«<ö]¬4ö¬y²[«7¬!ö­ƒ:Çh7!ö«:ö­^«U¬\´V«W²7!ö­‚­h²Q«# “Melekler ve ruh (Cebrail) ,O’nun arşına;mikdarı elli bin sene olan bir günde yükselirler.”[76] gibi âyetler isbat ediyorlar. Evet kış günlerinde ve şimal taraflarında gurub ve tulû' mabeyninde dört saatlik günden ve bu iklimde kışta sekiz-dokuz saatten ibaret eyyamlardan tut, tâ Güneş'in mihveri üstünde bir aya yakın yevminden, hattâ Kozmoğrafya'nın rivayetine göre tâ "Rabb-üş Şi'ra" [77]tabiriyle Kur'an'da namı ilân edilen ve şemsimizden büyük "Şi'ra" namındaki diğer bir şemsin belki bin seneden ibaret olan gününden, tâ Şems-üş Şümus'un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır. İşte Semavat ve Arz'ın Rabbi, o Şems-üş Şümus ve Şi'ra'nın Hâlıkı hitab ettiği vakit, o Semavat ve Arz'ın ecramına ve âlemlerine bakan kudsî kelâmında o eyyamları zikreder ve zikretmesi gayet yerindedir. Madem eyyamın lisan-ı şer'îde böyle ıtlakatı vardır. İlm-i Tabakat-ül Arz ve Coğrafya ve Tarih-i Beşeriyet ülemasınca nev-i beşerin yedi bin sene değil belki yüz binler sene geçirdiğini teslim de etsek, Âdem'den kıyamete kadar ömr-ü beşer yedi bin senedir olan rivayet-i meşhurenin sıhhatına ve beyan ettiğimiz 6666 sene nur-u Kur'an hükümferma olduğuna münafî olamaz, cerhedemez. Çünki eyyam-ı şer'iyenin dört saatten elli bin seneye kadar hükmü ve şümulü var. Fakat nefs-ül emirdeki eyyamın hakikatı o rivayet-i meşhurede hangisi olduğu şimdilik bu dakikada kalbime inkişaf ettirilmedi. Demek o sırrın inkişafı münasib değil. Şu mes'elede şimdilik delilini gösteremeyeceğim bir müddeayı beyan ediyorum. Şöyle ki: Şu dünyanın bir ömrü ve şu dünyadaki Küre-i Arz'ın dahi ondan kısa diğer bir ömrü ve Küre-i Arz'da yaşayan nev-i insanın daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içinde üç nevi mahlukatın ömürleri, saatin içindeki dakika, saniye, saatleri sayan çarkların nisbeti gibidir. Nev-i insanın ömrü, Küre-i Arz'ın iki hareketiyle hasıl olan malûm eyyam ile olduğu gibi; zî hayatın vücuduna mazhar olduğu zamandan itibaren Küre-i Arz'ın ömrü ise merkez-i irtibatı olan Şems'in hareket-i mihveriyesiyle hasıl olan eyyam ile olması hikmet-i Rabbaniyeden uzak değildir. Ve dünyanın ömrü ise Şems-üş Şümus'un hareket-i mihveriyesi ile hasıl olan eyyam iledir. Şu halde nev-i insanın ömrü yedi bin sene eyyam-ı malûme-i Arziye ile olsa, Küre-i Arz'ın hayata menşe' olduğu zamandan harabiyetine kadar eyyam-ı Şemsiye ile iki yüz bin seneden geçer. Ve Şems-üs Şümus'a tâbi' ve âlem-i bekadan ayrılıp Küremize bakan dünyaların ömrü -Şems-üs Şümus'un işarat-ı Kur'aniye ile her bir günü elli bin sene olmasıyla- yedi bin sene o eyyam ile yüz yirmi altı milyar (126.000.000.000) sene yaşarlar. Demek eyyam-ı şer'iye tabir ettiğimiz eyyam-ı Kur'aniyede bunlar dâhil olabilirler. Evet Semavat ve Arz'ın Hâlıkı, Semavat ve Arz'a bakan bir kelâmıyla, Semavat ve Arz'ın sebeb-i hilkati ve çekirdek-i aslîsi ve en mükemmel âhir meyvesi olan bir zâta hitabında, o eyyamları istimal etmek, Kur'anın ulviyetine ve muhatabın kemaline yakışır ve ayn-ı belâgattır.”[78] Abdullah bin Ömer’den:”Ümmetim için dünyanın ömrü,ancak ikindi namazını kıldıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakit miktarındadır.”buyurulmaktadır.[79] Yer yüzünün tarihi husussunda da Jeolojinin kurucusu Lord Faton 200 yıl önce Arkeolojik olarak söylediği sözünde:”Dünyanın tarihi yer yüzünün kabuğunda yazılıdır.”der.[80] Ayette:”Güneş dürülecek.”[81] ifadesi,1947 yılında yapılan bir incelemede güneş üzerinde 15 milyon km kare yüzeye sahib leke tesbit edilmiştir. Bu da güneşin yüzeyinin yüzde birini oluşturmaktadır. Dünyanın ölümü hiç de zor değildir. Zira bir yıldızın yörüngesinden çıkması,hazır kıta halinde bekleyen buzulların erimesiyle Nuh tufanından daha azim olarak dünyanın sular altında kalması,hayatın bitmesi dolayısıyla hayatın sonunu oluşturacaktır. Dünyanın belli bir ortalama sıcaklığı vardır. 1980’in sıcaklığı 1880’in sıcaklığından 0.6 derece (yani yarım dereceden biraz fazla),1990’da ise;0.7 derece artışla şimdiye kadar ki en sıcak yıl olmuştur. Dünyanın ısınmasının,dolayısıyla bir felakete doğru gitmesinin sebebi,atmosfere normalden fazla karbondioksit gazının salınmasıdır. Isınma teorisyenlerine göre ise,önümüzdeki yarım asırda bunun 1 ile 5 derece artabileceğini söylemişlerdir.[82] Eskiler de dünyanın ısı dengesinin bozulduğunu,eski kışlarla yeni kışlar,eski yazlarla yeni yazların dengede olmadığı da bunun delilidir. Dünya ısınacak,buzullar eriyecek,dünya Nuh tufanı gibi sular altında kalacak,bir kıyamet kopacaktır... Z A M A N : Bediüzzaman göre:Kainatta cereyan edip akmakta olan zaman,Kudreti İlâhiyyenin yazmakta olduğu bir sahife ve bir mürekkeb hükmündedir.[83] Nasıl ki kanalda akmakta olan su kanalı aşındırırsa,onun gibi de su misal üzerimizden akan zaman suyu da her şeyi,her yeniyi eskitmektedir. Zamanın etkisi altına giren her şey onun tesiriyle müteessir olur. Zamanın fevkine çıkan bir kimse,zamanın tesirinden azade olduğundan onda bir rolü olmaz. Nitekim bir kısım evliyanın kısa bir zamanda çok iş yapması,uzun bir yolu kısa bir zamanda alması gibi haller hep bu kabildendir.[84] “Einstein zaman boyutunu ortaya koyduğunda,zamandan da ötede 5.6.7. boyutların bulunduğunu...”ifade eder,ancak o zamanki imkanla kavranılamaz. 1.2.3. ve 4. boyutlarda var olan bir insanın 5. boyuta yansıyabildiği takdirde bütün kainatı kucaklıyacakmış gibi bir yakınlığa düşmesi,ilahi hılkatin muhteşem bir göstergesidir. 5. boyutu ve ondan sonraki boyutları iyi kavramadığımız için,kainattaki bütün sırları bu basit pencereden seyretmek isteriz. Halbuki maddenin özünde gravitasyon sırrı 5. boyutun tasarrufuna girince,zaman tesiri fonksiyonunu kaybeder yada çok sınırlı çizgide kalır. 5. boyuttaki varlığın mekanı 3. boyutun mesafelerinde hapsolmadığı için eskimeler,yıpranmalar ve dönüşümler artık söz konusu değildir.” Zaman akışının uzayın muhtelif bölgelerinde değişim içinde (olmaktadır) 5. boyut aynı zamanda varlıkların değişmezlik kazandığı bir geçiş noktasıdır. Dört boyutlu sistemde değişkenliğe ve ölüme mahkum olan olaylar 5. boyuta yansırken yeni bir hüviyetle sonsuzluğa ilk adımını atmış olur.” İnsanlar ruhi yanları ile her an 5. boyuta yansıma kabiliyetine sahibken maddi yanlarıyle dört boyutlu sistemin şartlarına tabi olurlar. Bir anlamda (Gizli gravitasyon) sayılabilecek olan nefislerini yenemedikleri için bu muhteşem kabiliyetlerini kullanamazlar.”[85] Bu ifadelerden şu anlaşılmaktadır:İnsan bulunduğu şu çevresinden çıkmak ile daha geniş boyutlu alemlere girmekte ve gezerek o alemleri tayerân edip,seyretmektedir. Bir yazar-bozar tahtası hükmünde olan zamanda her şey yazılmakta ve ahirette insana gösterilmek üzere kaydedilmektedir. yani:” zamanın seyliyle beraber gelip geçen eşya-yı seyyaleden ve geçen günlerden senelerden, asırlardan, leyl ve nehârın takallübü ile pek çok mensucat-ı gaybiye ve uhreviye yapılmaktadır. Evet âlemin fihristesi hükmünde olan insan fabrikasında dokunan mensucat o hakikatı tenvir eder. Öyle ise, bu fâni dünyada mevt, fena, devâir-i gaybiyede safi bir bekaya intikal ederek bâki kalır. Evet rivayetlerde vardır ki; insanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler."[86] Cennet deki zaman ise Kur’an-da:” Onlar için cennet de sabah ve akşam yemekleri vardır.”der. Halbuki cennet de sabah da akşam da yoktur. Çünkü cennet de gece,güneş ve ay yoktur. Ayette:”Kafirler ansızın ve birden bire ölüm gelinceye ve yahut kısır bir günün azabına katlanıncaya kadar,Kur’an hakkında şüphe ve tereddüt gösterirler.”[87] Yüce Allah kıyamet ününü “Kısır” diye tavsif etmiştir. Çünkü kıyamet koptuktan sonra günün gecesi olmaz. buna göre cennet ehlinin yiyecek [88] vakitleri de kendilerince dünyada malum olan güneşin felekte seyri ile husule gelen sabah ve akşam tabiriyle anlatılmıştır. Halbuki Ahirette güneş de gece de yoktur.”[89] FÜ Z Y O N OLAYI : Atomun parçalanması ile enerji elde edildiği gibi,iki atom çekirdeğinin eritilerek birbirine kaynaştırılması ile de enerji üretilebilir. İşte bu iki atom çekirdeğinin birleştirilmesi olayına denir. İnfitar suresinin 3. ayetinde,Füzyon olayına,deniz suyunun çok büyük enerji kaynağı olduğu ifade edilir. ayette:”kıyametin alameti olarak”:” Denizler kaynaştığı,yandırıldığı (patlatıldığı,tatlısı tuzlusu ile beraber tek bir deniz olduğu) zaman...” Sular coşup gidecek,hiçbir damla kalmayacak.[90] Fizilâl-il Kur’an-da da:”Aralarında bağ ve çekim gücü kaybolacak ve muayyen saatte hepsi dağılıp sona erecektir. Denizlerin kaynaması ise muhtemelen dolup taşması ve nehirler vasıtasıyla yer yüzünü istila etmesi şeklinde olacaktır. Suyu meydana getiren oksijen ve Hidrojen gibi unsurların ayrılması ve patlaması da düşünülebilir. Denizlerin oluşu sırasında Allah’ın emriyle bu gazlar nasıl bir araya gelip de suyu meydana getirmişse yine aynı şekilde ayrılmaları mümkündür. Bu iki gazın bu günkü atom ve hidrojen bombalarının patlaması gibi patlayarak dağılması anlamında da değildir. Bu patlamaların korkunçluğu ve büyüklüğü yanında bu gün atom patlamaları basit çocuk oyuncağı halinde kalır. Veya beşerin bilemediği bir şekilde olacaktır. Yalnız şu var ki,bu korkunç hadiseler hangi halde olursa olsun beşerin duyu sistemlerinin bilemediği hadiseler cinsinden olacaktır.” Prof. S.Ateş,İslâma itirazlar ve Kur’an-ı Kerim-den cevablar-kitabında şöyle der:”Şu modern çağda ilim,ışın elemanları bulmağa muvaffak oldu. Bu parçalanmadan yıkıcı bir güç doğmakta ve bazı Nıotranlar,diğer atomları bomba gibi parçalama rolünü oynayan elektriklerdir. Öteki atomlardan doğacak niotranlar da başka atomları parçalar ki,bu olaya bilginler (zincirleme parçalama) diyorlar. Atom bombasının yapıldığı uranium elemanında bunun tecrübesi mümkün olmuştur.” Böylece bir bardak deniz suyu ile bir evin yedi aylık elektrik ihtiyacı karşılanacaktır. İki hafif atom çekirdeği birleşince atom çekirdeklerinin sahib olduğu enerjinin 100 bin katı bir enerji açığa çıkar. Bir derece bu olay bardağa sığan güneş olmakta.. böylece santralların,atom reaktörlerinin ,baraj,petrol,odunların görevi sularca yapılmış olacak,Füzyon ile gerçekleşecektir. Böylece atom parçalanarak büyük enerji açığa çıkacaktır. Ancak parçalanması için de 10 milyarlarca derecelik bir ısı ve o kadar da basınca ihtiyaç vardır. Ancak alet’de sular değil de,denizler yanacak denilmekte,bu da Füzyon’un normal sudan değil de (H.2 0) ağır su tabir edilen deniz suyunda (D 2 =) gerçekleşmesidir. Ruslar ısıtma yöntemini hem pratik,hem de ekonomik olması yönünden Laser kontrollü ısıtma yöntemiyle yapmaktadırlar. Her şeyin hakikatını Allah ve kendisine bildirdiği rasulü bilir. Hadis’de:”Fırat’ın altından bir hazineyle Hasr-ı (batması) yakındır.”[91] ve; “Fırat’da altının çıkıp savaşın olacağı..”[92] Bunlardan murad altın gibi barajlar neticesinde gelir olabilmesi gibi,(yine Fıratın) Füzyon için büyük kaynak,gelir kaynağı oluşturabileceği düşünülebilir. Büyük devletlerin üzerinde çalıştığı bu Füzyon çeyrek asır bir zaman içinde reaktörlerde nükleer füzyon elde etmeye çalışılmaktadır. HZ . SÜLEYMAN VE IŞINLAMA : Hz. Süleyman ve yemen Melikesi Belkıs arasında geçen olay,Kur’an-ı Kerim-in bunlardan vermiş olduğu haber konumuza ışık tutmaktadır. Ayetlerde:”(sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki:Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce,hanginiz o Melikenin tahtını bana getirebilir? Cinlerden bir İfrit:”Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.”dedi. Kitaptan ilmi olan kimse ise;( Pratik ve teknik olarak,ilim ehli)”Gözünü açıp kapamadan,ben onu sana getiririm.”dedi. (Süleyman) onu (Melikenin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce:”Bu,dedi,şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lutfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur,nankörlük edene gelince,o bilsin ki Rabbim müstağnidir,çok kerem sahibidir. (İlim sahibi zatın,Süleyman’ (AS) ın veziri Asaf bin Barhiya yahut da Hızır olduğu rivayet edilmektedir. –Kitaptan ilmi olan- ifadesiyle,bunun ancak mekteb ehli,okuyan,bilgi sahibi olmakla beraber,başkalarının sahib olduğu biliden de daha fazla bir bilgiye sahib olmakla daha mükemmelinin oluşturulabileceğini ifade etmektedir.) (Süleyman devamla )dedi ki:Onun tahtını bilemiyeceği bir vaziyete sokun;getirin,bakalım tanıyabilecek mi,yoksa tanımayanlardan mı olacak? -Melike gelince:”senin tahtında böyle mi? “dendi. O şöyle cevab verdi:Tıpkı o. Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik. -Onu,Allah’dan başka taptığı şeyler ( o zamana kadar Tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkarcı bir kavimdendi. Ona:”Köşke gir!”dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekdi. Süleyman:”Bu,billurdan yapılmış,şeffaf bir zemindir.”dedi. Melike dedi ki:”Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişdim. Süleymanın maiyetinde alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”[93] (Rivayete göre,Hz. Süleyman,Sebe’ Melikesi Belkıs gelmeden önce,bir köşk inşa ettirmişti. Bu köşkün avlusu billurdan yapılmış,altından su akıtılmış ve suya balıklar konmuştu. Belkıs,zeminin şeffaf bir madde olduğunu fark edemediği ve sudan geçeceğini sandığı için eteğini çekmişti.[94] Bu olay uzak mesafelerden radyo gibi sesi,televizyon gibi görüntüyü getirmek mümkün olduğu gibi,cisimleri aynıyla getirmenin de mümkün olacağına işaret etmektedir.[95] Varlıkların enerjik mahiyetine dönüş sırrının ilk izahını yapan C. M. Allanda yine bu konularla da ilgilenen M. Jessup’a gönderdiği mektublarla onu da:”Filadelfiya deneyini” yapmaya ikna etti. Ve 1943 yılında Amerikanın Filadelfiya körfezinde başladı ve başarıyla neticelenerek,etrafı manyetik alanla çevrilen çıkarma gemisi iki dakika sonra 350 km. güneydeki Norfolk limanında ortaya çıktı ve gemi 5 dakika sonra ilk yerinde tekrar görüldü. Ve neticede personelin bir kısmı ölürken,kalanları da:”Birden kendimizi bedenimizle birlikte uzayda buluyoruz ve boşlukta geziyoruz,sonra kaybolduğumuzu ileri sürdüğümüz yerde tekrar size görünüyoruz. şeklinde ifade veriyorlardı.[96] Tıpkı evliyaların tayyı mekan sırrıyla yani bir anda bir çok yerde bulunmaları gibi- onların manevi terakkilerine karşı madden yapılan terakkide de,bir anda bir çok yerde bulunulması,engelsiz ve manisiz olarak vücuda gelmesi mümkündür,hem de ruh süratinde... Sızan haberler doğrultusunda bu deneyin şu anda çözüldüğü de ifade edilmektedir Bu aynı zamanda Einstein’ın:”Birleşik alanlar teorisi’nin doğrulandığını göstermektedir. Olay ise şöyle gelişir: Sakin bir sisteme elektrik yüklemesi yapılınca atomun en önemli parçacığı olan elektron şiddetle bunun tesirinde kalır. Elektron,atomda esrarengiz bir parçacıktır. Yeri,hızı ve zamanı tesbit edilemez;parçacıktan ziyade dalga,madde ötesi özellik taşır. Şiddetli manyetik alanın tesirindeki sistemin elektronları,uzay kafeslerini parçalıyarak atomdan çıkmak isterler. Ancak bütün sistem aynı aşırı manyetik alanın tesiri altında kaldığından,atom çekirdeği yani o maddi cisim tamamiyle tünele yol bularak uzay zamanda gezmeye başlar. Hiçbir mesafe ve engel tanımadan bir anda başka yerlerde ortaya çıkar.[97] Kur’an-ın bahsettiği bu konu her ne kadar şu anda bir muamma da olsa,elbette tahakkuk edecektir. Bütün ilmin ve tekniğin aslı Kur’anidir,İslâmidir. Bugün isbat edilmiş bir gerçektir ki;insan genetik yapısı ve anatomisi itibarıyla,beyin sinirleri arasındaki bağlantıların dini inançlara elverişli olarak yaratıldığı belgelenmiştir.[98] Edison der:”Ben elektriğe giden yolu Muhyiddin İbni Arabi’nin Fütuhat-ı Mekkiyyesinde buldum.”[99]sözü haktır. 12-9-1992 MEHMET ÖZÇELİK [1] İlmi Tevhid.Ömer Nasuhi Bilmen.sh.11. [2] Hadislerle Müslümanlık.M.Y.Kandehlevi. 4 / 1499-1616,Et-Terğib vet-Terhib.Münziri. 1 / 92-130,Kenzul İrfan. (Osmanlıca) M.Esad Efendi.sh.36,El-Lü’lü-ü vel Mercan.M.F.Abdulbaki. 2 / 345. [3] Age.sh.41-93. [4] Hac.8-9. [5] İslamda Eğitim.B.Bayraklı.sh.106. [6] Tirmizi. 5 / 94.H.No.2682. [7] Ta’limul Müteallim. B. ez-Zernuci. Terc.Dr.Y.V.Yavuz.sh.11,13,16,38,49,57,64. Bak İlim ve Kelam mevzuları. Hak Dini Kur’an Dili.E.H.Yazır. 1 / 314. [8] İslamda Temel Eğitim Esasları.Doç.İ.Canan.sh.30-31,Ta’limul Müteallim.age.sh.9. [9] İslamda kitle eğitim.Dr.H.Küçük.sh.178. [10] Sözler. B.Said Nursi.330. [11] Bak.Zaman gazt.14-2 1992. [12] İslamda kitle eğitimi.age.18. [13] İslamda eğitim.age.146. [14] A’raf.58. [15] Bak. Büyük İslam Tarihi.(Heyet) 3 / 524,541, 4 / 525, 2 / 578, Zaman gazt.14-2-1992,Müsbet ilimde müslüman alimler. M. Karakaş.sh.109,Yahudilik ve Masonluk.H.Yahya.449 [16] Kaf.7. [17] Sohbetler-Hatıralar.A.Coşkun.sh.101. [18] Bak.Sözler.age.235,Sohbetler-Hatıralar.age.107,Kur’an-ı Kerim ve Modern İlimler.C.Kırca.sh.127. [19] İslam Kültürünün Garbı Medenileştirmesi. A. Gürkan.sh.198,210,Garb Medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü.H. Bammat. Terc. D.A.M.Ömeri,A.İlhan.sh.27. [20] Ş. Döğen. [21] Alak.1. [22] Zümer.9. [23] Bak.Hak Dini Kur’an Dili.age. 7 / 5193,5195. [24] Kitabın Türkçesi:Topkapı hazine dairesi.No.552.Ali Emiri Tıb kısmı.No.162’de. [25] Naziat.29,İbni Kesir Muhtasar. (Arapça) İsmail İbni Kesir Dımeşki.İhtisar. M.A.Sabuni. 3 / 592, Bak.Ma’rifetname.İ.Hakkı.87-96,Mecmuatün Minet- Tefasir. (Arapça) Beyzavi-Nesefi-Hazin-İbni Abbas. 6 / 453. [26] Muhakemat. B.Said Nursi.51,68,123. [27] Yunus.61,Sebe’.3. [28] Bak.Zaman gazt.15-5-1999. [29] Zafer Dergisi.1990.İ.E.Şumnu. [30] Bak.Zaman gazt.13-3-1992. [31] Agg.9-8-1992. [32] En’am.59. [33] Sözler.235. [34] Büyük İslam Tarihi.age. 2 / 577. [35] Bak.Tıbbın Nebevi.İ.K.Cevzi,Kur’an-ı Kerim ve Hadislerde Tıb. M. Denizkuşları.Zad-ul Mead. İbni kayyım el-Cevziyye. 4 / 243, 5 / 17, İkitbaslar (I). A. Coşkun.sh.131-137,Kur’an Mu’cizeleri. Onk.Dr.H.N.Baki.sh.43,İsl.Kült.Garbı Medn.age.sh.198,Müslümanların ilim ve medeniyete hizmetleri. O. Keskioğlu.sh.41,H.D.K.Dili.Elmalı.age. 3 / 2153, Beş buçuk asırlık Türk tababeti Tarihi.Dr.O.Şevki,Müsbet ilimde müslüman alimler.age.sh.10,İslam Peygamberi.M.Hamidullah. Çevr.S.Tuğ. 2 / 801. [36] Sözler.21.Penceresh.627,533-534,Lem’alar.B.Said Nursi.60-61,290,339,Şualar. B.Said Nursi.36,Asa-yı Musa.B.Said Nursi.159,İşarat-ül İ’caz.B.Said Nursi.217-218,215, [37] Bakara.29,İsra.44, Mü’minun.86,Fussilet.12,Talak.12,Mülk.3,Nuh.15. [38] İşarat-ül İ’caz.age.217-218,215,Bak. Lem’alar. age. 60-61, Sözler. age. 533-534. [39] Nebe’.7,Ğaşiye.19. [40] Sözler.age.364. [41] Age.476. [42] Allah ve Modern İlim.A.Nevfel.Çevr.A.Nuri. 2 / 177-178,220,Bak. Asrın getirdiği tereddütler. (I) M.A.Şahin.sh.199. [43] Lem’alar.age.323. [44] Bak.Allah ve Kainat.Dr.M.C.Fendi.sh.12. [45] Kur’an-dan Kainata.age.sh.29. [46] Kur’an-ı Kerim ve Türkçe açıklamalı Tercümesi. (Heyet) Bak.Yaratılış ve Ötesi.Gazi Ahmed Muhtar Paşa. Yard. Doç.A.T. Sh.80. [47] Kütüb-ü Sitte Muhtasarı tercüme ve Şerhi. Prof. İ.Canan. 6 / 383,Fussilet.9-12,Bak. Mesnevi-i Nuriye. B. Said Nursi.sh.110,Nehcül Belağa. Hz. Ali. Çevr.5,36,Devlet felsefesi.S.Mürsel.sh.65. [48] Zariyat.47,Enbiya.104. [49] Bak.Big bang.Ü.Şimşek. [50] Bak.zaman gazt.26-5-1992,11-5-1992. [51] En’am.73. [52] Talak.12. [53] Keşfi hafa.Acluni. 1 / 113. [54] Hac.47. [55] Mearic.4. [56] Keşfi Hafa.age. 1 / 311. [57] Müslim. İman.259,Bak.Kütüb-ü Sitte.age. 6 / 374. [58] Kütüb-ü sitte.age. 6 / 380, Bak.Risale-i Nurun Kudsi Kaynakları. A. Badıllı.sh.594,El-Cami’ Li Ahkamil Kur’an. Kurtubi. 1 / 240. [59] Hadid.3. [60] Kütüb-ü sitte.age. 6 / 372. [61] Age. 6 / 380. [62] Fussilet.9-12. [63] İbni Kesir.age 1 / 550,Zafer dergisi. 1987,Kütüb-ü Sitte.age. 6 / 362. [64] Sözler.age.163. [65] Age.315. [66] Age.477. [67] Age.478. [68] Age.533. [69] Talak.12,Nebe’.12,Bak.Tefsir-i Kebir.. Fahreddin-i Razi. Terc. (Heyet). 10 / 432. [70] Lem’alar.age.58-59,62. [71] İşarat-ül İ’caz.age.215-216,218,18,Bak.H.D.K.Dili.E. H. Yazır..age. 1 293, 2 / 855, 7 /5162-5163,5078, 8 5616, Mektubat.age. 304,383, Bak. Kur’an-ı Kerim-den ayetler ve ilmi gerçekler.Dr.Haluk Nurbaki.sh 144. [72] Kur’an-dan Kainata.age.sh.31,135. [73] Hac.47,Secde.5. [74] Bakara.80-81, Ahirzaman Mehdisinin alametleri. (Celaleddin Suyuti’den) A. bin H. Müttaki.sh.88-90,Bak.Ahiret Ahvali.Mehmet Özçelik (Tez) sh.54,Tarihi Taberi. (Osmanlıca) İmam-ı Ebu Cafer Muhammed bin Cerir. sh.2,10,Sözler.age.170, İbnul Esir.İslam Tarihi. (el-Kamil Fi’t Tarih Tercümesi) 1 / 10, Kastamonu Lahikası. B. said Nursi.26,187,Sikke-i Tasdik-i Ğaybi.B.Said Nursi.52, Taberi’den (Cildu Dumin)sh.289. [75] Secde.5. [76] Mearic.4.Tekvir.19-20’de Cebrail 6 sıfatla tavsif edilmektedir.:”Şüphesiz,muhakkak o (Kur’an),çok şerefli bir elçinin (getirdiği) kelamdır. Çetin bir kudrete maliktir. Arşın sahibi (olan Allah) nezdinde çok itibarlıdır. Orada kendisine itaat olunandır,bir emindir.” Yani 6 sıfat: Resul (elçi),Kerim,Kuvvetli,İtibarlı,İtaat olunan ve Emin. Bak.tefsir-i Kebir.F.Razi.(Heyet) 22 / 534. Melek için bak. Risale-i Nurun Kudsi kaynakları.A.Badıllı. 489-499. [77] Necm.49,Bak.Mecmuatün minet-Tefasir. Kadı Beyzavi. (Arapça) 6 / 118,Hülasat-ül Beyan.K.M.Vehbi Efendi. 13 / 5656. “Şi’ra,Gökte en parlak görülen yıldızdır. Güneşden 23 kat daha parlak olup ışığı dünyaya 8 yılda ulaşır. Cahiliye döneminde bir kısm Araplar,yıldızların insanların hayatında etkili olduğuna inanır ve Şi’ra-ya taparlardı. Bilhassa Huzaae kabilesi ona tapmasıyla meşhurdur.”Kur’an-ı Hakim ve açıklamalı Meali.Prof.S.Yıldırım.sh.527.”Şi’ra yıldızının Rabbi.” [78] Barla Lahikası.B.Said Nursi.202. [79] Tarihul Ümemi vel Müluk. (Milletler ve Hükümdarlar Tarihi) (Taberi’nin) Çevr.Z.K.Ugan,A.Temir. 1 / 9. [80] Allah ve Kainat.age.211. [81] Tekvir.1. [82] Bak.Zaman gazt.1991. [83] Mektubat.age.34,Sözler.age.514. [84] Bak.Sözler.age.535,Bak.H.D.K.Dili.Elmalı.age. 9 / 6070. [85] Zafer derg.agd. Ocak.1992,Bak.Evrendeki Mucize. H.Nurbaki.55,83, kur’an-ı Kerim-den ayetler ve ilmi gerçekler.age.54,132, Kur’an Mu’cizeleri.age.59,Kur’an en büyük mu’cize. A. Deedat,E.Yüksel.sh.148,İbnul Esir.age. 1 / 10, Zaman gazt.13-2-1992. [86] Mesnevi-i Nuriye.sh.197. [87] Hac.59. [88] (Bak ilgili ayetler için) konularına göre Ku^’an-ı Kerim Fihristi.N.Yüksel.sh.332. [89] Tarihul Ümemi vel Müluk.age. 1 / 29. [90] İbni Kesir. (Arapça) age.3 / 605, Mecmuatün minet Tefasir. (Arapça) age. 6 / 467, Celaleyn . (Arapça tefsir) C.M. bin Ahmed Mahalli,C.Abd. bin Ebi Bekris-Suyuti. 2 / 254, H.D.K.Dili.Elmalı.age. 8 / 5653, Tefsir-i mevakib’den Mevahib tercümesi.(Arapça) İsmail Ferah Efendi. 2 / 490, Bak. Allah ve Modern ilim.age. (2)sh.217,İdealler ve Gerçekler.Prof. Abdusselam .sh. 88, Atom. Ü. Şimşek.sh.57. [91] Buhari. (Arapça) Fiten Babı. 8 / 100,Müslim. (Arapça) 3 / 2219. [92] Ebi Davud. (Arapça) 4 / 493. [93] Neml.37-44. [94] K.K.ve Trükçe açıklamalı terc.(Heyet)sh.379. [95] Bak.Sözler.age.sh.239. [96] Bak.Zafer Dergisi.1990.Nisan. [97] Agd.1991.Mart,Kur’an-dan Tekniğe.Ş.Döğen.sh.33,Kur’an en büyük mu’cize.age.sh.152. [98] Bak.Zaman gazt.21-05-2001. [99] Sonsuz Nur.F.Gülen.sh.470.

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .