ALEVİLİK TARTIŞMASI ÜZERİNE

ALEVİLİK TARTIŞMASI ÜZERİNE

Bizlerin Alevilerle ilgilendiğimizden daha fazla,batı dünyası onlarla daha çok ilgilenmektedir.

Bugünlerde ortaya konulan raporlarla alevi ve Kürtlerin azınlık olup olmaması,din dersini istememeleri üzerine bir tartışmayı da toplumda açarak sürekli gerek Ortadoğu da,gerekse de Türkiyede bu durum gündemde tutulmaya çalışılmaktadır.

19-02-2005 tarihli Flaş Tv.Ceviz kabuğu proğramında yapılan tartışmalarda ortaya çıkan manzara şunları göstermektedir:

* Her şeyden önce Alevilik ayrı bir din midir?

Aleviliğin bir din olmadığını kendileri de söylemektedirler.Buna rağmen nüfus cüzdanındaki din hanesinin boş bırakılmasını ısrarla istemektedirler.Oysa oraya herhangi bir mezheb de yazılmamaktadır.Bu durum 1950’lerde kaldırılmıştır.O halde neden rahatsızlık duyulmaktadır?

Üzülerek ifade etmeliyim ki;daha önceki Bektaşi bir yetkilinin de ısrarla ve şimdilerde de özellikle Aleviliğin milattan öncelere dayandığı ve böylece islamiyetle başlamayıp köklerinin daha derine uzandığını söylemekte,İslamiyetten koparılıp adeta ayrı bir din olarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır.

Bazen Ali’siz Alevilik sözleriyle de bu tez teyid edilmekte,soyut bir kavram oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Öyle ki,hem Ali ve hem Muhammed onlarda tabi durumunda olup,metbu durumunda değiller görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Alevilik bir din olmadığına göre,o halde bir kültür faaliyeti olarak görülmelidir.

* Aleviler ısrarla kendileri için bir cem evi açmaya ve caminin bir yandan bir alternatifi veya en iyi ifadeyle camiye gitmek için ara köprü olarak görülmeye çalışılmaktadır.

Zaten cem evleri açılmakta ve gidilmektedir.Diyanetin bu konuda veya kanunların müsaade etmeyişi tekke ve zaviyeler kanununa aykırı oluşundandır.

Boşlukta kalan insandan bir fayda değil zarar gelir.Yanlışta olsa bir yere bağlanmak onlar için bir faydadır.

Ancak Alevilik bir tarikat,bir yol,bir tarz,bir yorum olduğundan;evvelden tekke ve zaviyelerde,dergahlarda yapılan ibadet manasında bir durum olabilir.Yoksa bir cami ve mescid manasını ifade etmez.

Zira din ve şeriatın ibadet yerleri camiler ve mescidlerdir.Tarikatların ise tabiri caizse kendi dergah,tekke ve zaviyelerinde ibadet mamasındaki sema ve zikirler ayrıdır.Dinin ibadetinin yerine ikame edilemez.

Âyette:” Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaza devam eden, zekatı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte bunların başarıya ermişlerden olmaları umulur.”[1]

Buradaki mescid kavramını dinin müeessisi olan Peygamberimizden görmekteyiz.

Peygamberimiz tarafından ilk yapılan mescid olan Kuba mescidi,Medine de yapılan Mescid-i Nebi;Hz.Muhammedin ve Hz.Alinin kıldığı bu mescidlerin dışında cem evi manasında ne bir mescid ne de bir ibadet yeri söz konusu değildir,eğer bunlar ve özellikle Hz.Ali Alevi ve Aliyi sevenlerce ölçü ve örnek alınacaksa.

Koca Selçuklu ve Osmanlıdan bu yana ibadet yerleri olarak camilerin dışında bir ibadet yeri mevcud değildir.Sadece ibadet olmayıp zikir yerleri olan tekke ve dergahlar vardır ki,oralarda bile namaz vakti namaz kılınmayıp camilere gidilirdi.

Eğer her tarikata göre cami yapılacak olursa,bunun altından kalkılması söz konusu olmaz,yüzlerce farklı caminin yapılması gerekirdi.

Onunla da kalınmayıp;aleviler hiç camiye girmemiştir,denilerek namaz ve camiden ihraç edilerek araya sed çekilmeye çalışılmaktadır.Nitekim alevi köylerinde camiler bulunduğu gibi,namaz kılanlar da mevcuddur.

* Genel olarak baktığımızda şunu sormak gerekir;Aleviler ya İslam hukukuna göre amel edeceklerdir ya da dedelerin hukukuna göre…Dedeler -asla tezyif manasında değil-bir müçtehid,fukaha,müceddid gibi bir sıfata sahibmidirler?

O halde bunlar ibadet konularını neye göre hükmetmektedirler?Eğer Caferi mezhebine göre ise,onlar zaten ibadet etmekte,dini uygulamaktadırlar.

* Alevilik nereden çıkmış ve yeri neresidir?

Eğer Hz.Ali ile başlamışsa –daha önceki yazılarımızda da genişçe ele aldığımız gibi- o zat takvada herketden ziyade,namaz emriyle beraber çocuk yaşta olmasına rağmen peygamberimizden bir veya iki vakit sonra namaza başlamış ve o yolda ve uğurda şehid olmuştur.Eğer cemevine dair bir karine ve kalıntı varsa gösterilmelidir.

Cem evinde değil,camide…

Cem evleri birer kültür evleri olarak olmalı ve yaşatılmalıdır ancak asla ibadet merkezi olarak değerlendirilmemelidir.

Aleviler dışa bağımlı olmadan problemlerini içde çözmeliler.Çok parmaklar karışır ve karıştırır.

* Yanlışta olsa düşünülmelidir ki denilir;Aleviler önce hristiyan sonra Müslüman olabilirler.

Burada onları hristiyan yapma düşüncesinden de kaynaklanabilir,onların islama soğuk ve mesafeli durmasından da olabilir.

Yapılan istatistiklerde görülmektedir ki;Alevilerin % 14-ü ateist olmaktadır.Kendi kimliğini bilmeyen ve islami kimliğe de sahib olmayan insana sahib çıkan çok olur.Nitekim bunu hristiyan misyonerleri de çok iyi değerlendirmektedirler.

Ve sonuçta çıkan tüm kavga ve tartışmalar bu din eğitiminin olmayışı veya eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Aleviler hristiyan tehlikesi altındadırlar.”Ankara’da misyonerlerin Hıristiyan yaptığı gençler Alevi Dedesi Hıdır Bulut’u arayıp yardım istedi. Hıdır Bulut’u arayan Siyasal Bilgiler mezunu Hacı Şakir adlı genç, “İşsizdik, paramız da yoktu. ‘Devletiniz size ayrımcılık yapıyor, sınavlarda özellikle engelliyor, iş vermiyor’ dediler, çok fazla para vererek bizi kandırdılar” dedi.

…Ankara’da misyonerlerle tanışıp kısa bir sürede dinini değiştirerek Hıristiyan olan Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu Tuncelili Hacı Şakir, 3 yıldır misyoner faaliyetlerine hizmet ettiğini belirterek “En iyi üniversiteleri bitirdik, herkes gibi iş sıkıntısı yaşadık. Bizi içinde bulunduğumuz zor durumdan faydalanarak kandırdılar. 3 yılım gitti bunların arasında. Hıristiyan olmuş yüzlerce Alevi genci tanıyorum. Her genç çevresindeki diğer gençleri getirdi, halen getirmeye de devam ediyor. 20 gün İsrail’de kurs gördük. Misyonerliğe katılan her Alevi genci İsrail’de özel bir kursu tamamlıyor. Orada Aleviliğin kurtuluşunun misyonerlik faaliyetinden geçtiği anlatılıyor” şeklinde konuştu.

Misyonerlere katıldığı günden bu yana geçen 3 yıl boyunca vicdan azabı çektiğini belirten Şakir, “Çorum, Tunceli, Diyarbakır, Yalova, Düzce,Tokat gibi iller özel çalışma alanları. Ancak merkez Ankara. İstanbul da buradan kontrol ediliyor. Ben 3 yıl boyunca yönetim kademesine çok yakın çalıştım. Başkan eski bir Amerikan askeri ve inanılmaz uluslararası bağlantılar var. Tepe yönetimi 6 kişilik yabancı ekipte 1 Alman ve 5 Güney Koreli var. Kuzey Iraklı 2 Kürt yönetici de sık sık yurt dışına çıkar gelir. En fanatikleri de İsraillilerdir.”

İyi bir Hıristiyan ve çalışkan bir misyoner olarak bilinen Hacı Şakir’le birlikte önceki gün Batıkent’teki gizli misyoner kilisesini ziyaret eden Alevi Dedesi Hıdır Bulut, 20 Alevi genci bir arada Hıristiyan olarak görünce şoke olduğunu söyledi. Bulut, “Hıristiyan olmamı istediklerinde daha büyük bir şok yaşadım. Liderleri Daniel diye bir Amerikalı. Bana çok paraları olduğunu, Türkiye’den bile zengin olduklarını söyleyerek destek istediler. Bana devletin yıllar önce Ermenilere uyguladığı bir kıyım olduğunu, şimdi de devletin Alevileri 2. sınıf vatandaş olarak gördüğünü söylediler. Benim desteğimle Türkiye’yi kurtaracaklarını ifade ettiler. Bana Peygamberimiz Hz. Muhammed hakkında kabul edilemez ithamlar anlattılar” dedi.

Bütün Alevi dernek ve vakıflara çağrıda bulunan Hıdır Bulut “Gerçekten ülkemiz üzerinde büyük bir din oyunu var. Bunu bana o kilisede açıkça söylediler. Az da olsa bazı Alevi dedelerinin de misyonerlerle işbirliği yaptıklarını belirttiler” dedi.

Misyonerlere katılan Hacı Şakir’in, Alevi Dede’ye verdiği raporda özetle şu bilgiler var:

“Daniel Wickware adlı New York doğumlu ABD vatandaşı Türkiye misyonerlerinin lideri. Wickware Amerikan ordusunda Vietnam savaşına katılmış (kendi beyanı). Kamboçya, Meksika, Mısır, Ürdün ve İsrail de bulunmuş. 1985 yılından bu yana Türkiye’de Protestan rahip görünümünde faaliyet gösteriyor. Halen Ankara’da ikamet ediyor ve kusursuz bir Türkçesi var. Wickware’in yardımcıları 1 Alman ve 5 Güney Koreli yabancıdan oluşan bir ekip. Ekipte ayrıca Kuzey Irak kökenli 2 Kürt yönetici de var. Bunlar da uzun yıllar Fransa ve İngiltere’de yaşamış 2 kişi. Kuzey Irak kökenli olanlar Mesut Barzani’nin Ankara temsilcisi Safen Dizayi’yi ara sıra ziyaret ediyorlar. Kürtlere Avrupa ve Amerika kamuoyunu yanlarına çekmeleri için Hıristıyan olmalarının ciddi bir avantaj olacağı anlatılıyor. Doktor Deniz olarak bilinen Dillion adlı Amerikan vatandaşı da bir Türk kadar iyi Türkçe konuşabilmekte ve para kontrolünü o yapmaktadır.”(Yeni Şafak.21-02-2005)

– Dünya Ehlibeyt Vakfı Başkanı Fermani Altun,”Türkiye’de 15 bin Katolik insanın 13 bini Alevidir. Bunlar yoğun misyonerlik faaliyetleri ile devletin kendilerine ayrımcılık uyguladığından yola çıkılarak kandırılmıştır. Bunun için acilen önlem almamız lazım”,

“Alevi gençliği barlara yönlendiriliyor. Alevilik tamamen İslam’ın bir örneğiyken Alevi gençler İslam’la ilgisi olmayan bir hayat tarzına yönlendiriliyorlar. Burada tüm Alevi inanç önderleri, dedeler mesuldür. Bugün Alevi kesime hitap eden radyolarda akşama kadar türkü barların özendirici reklamları yapılıyor ve onlara kültür adına birşey verilmiyor.”(Yeni Şafak.09-03-2005)

Din hanesine mezheb yazılmadığı halde dinin yazılmasından rahatsızlık duymak acaba hangi kimliğin bir tezahürüdür,yoksa kimliksizliğin mi?

Bugün medeni bilinen Avrupada Din Vergisi adında vergi kesilmektedir.Bunu vermek istemeyenin bunu beyan ederek belgelemesi gerekmektedir.

Din ve mezheb sorusu sorulup,din hanesi de yazılmaktadır.

Alevi çocuklarına İslam verilmemeli denilirken kendileri de dini bir birikime sahib olmayan bu insanlar,çocukları boşluğa itmektedirler.

Bir ilahiyat eğitimi almış öğretmenin vermesine tahammül edemeyenler,okumamış ve araştırmamış ve her şeyi kulaktan duyarak gören ve öğrenen bir insan ne kadar yetişir ki,o kadar da yetiştirsin?

* Alevilik islamın özü olarak ifade edilmektedir.

Her şeyi kaldırarak mı?Bu nasıl öz ki Hz.Ali bile onu yakalıyamamış ve uygulayamamış ve uygulamamış!

Bütün hac ve namaz gibi ibadetler kaldırılarak cem içerisinde cem edilmektedir!

Kitabının adı,dininin ve peygamberinin adı ve kendisi nerede?Ve şimdiye kadar bunlarla ilgili araştırma ve incelemeleri yapan kim?Aleviler mi?Kaç tane kitapları var?Nerede?

* Alevilik mitaloji ve hikayelerle beslenmekte ve büyütülmektedir.Hz.Alinin sırtından geçinilmektedir,haksız olarak…

Hikayeye göre;Muhammed göğe çıkacağı –miraca- sırada önüne bir arslan geliyor ve çıkmasına izin vermiyor.İlahi ses kendisine elindeki yüzüğü ona vermesini söyleyince bunu yapıyor ve arslan ayrılarak yol veriyor.Tanrı ile konuştuktan sonra dönüşde gece vakti bir yerde bir ışık görüyor.Oraya varıp kapıyı çaldığında kim olduğunu soruyorlar.Oda Peygamber Muhammed olduğunu söyleyince kapıyı açmıyorlar ve ilahi ses tekrar çalmasını söyleyip üçünde de aynı cevabı verdiğinden dolayı açmayınca dördüncüsünde peygamber değil de herhangi fakir ve gariban birisi olduğunu söyleyince açıp içeriye alıyorlar.

Bunlarda kırklar olup içlerinde Ali’de var.Onlar birisinin yaralanıp kanı akması halinde hepsinin kanının akacağını söyleyip bunu da gösteriyorlar.

Daha sonra Engur şerbetini içerek semaya kalkıyorlar.

Ve namaz yerine ikameye etmeye çalışılan sema,çalgı ibadet olarak kalıyor.

Kaynağı olmayan bu hikayenin,bir de hakikat yönüyle ele aldığımız da;Hz.Ali kaç kere çalgı içinde bulunmuş ve öyle ibadet etmiştir.Tam tersine onun zamanında çalgı bile yoktu.

Olsaydı yapardı gibi bir teori tamamen bir iftira ve onu tanımamaktır.

Hz.Hasan ve Hüseyin’de böyle bir durum görülmemiştir.

* Atatürkünde Alevi ve Bektaşi olup,dergah ve tekkeye devam ettiği söylenir.Tekkeleri kapatmasını ise menfi kimselere isnadla olduğu yönünde yorumlarlar.

Abdulkadir Sezgin ise,Atatürkün Bektaşi değil de,Rufa-i dergahına katıldığını ifade eder.

* Alevilik Beşeri kaynaklı mıdır yoksa İlahi kaynaklı mıdır?

İslamiyet her önüne gelenin kafasına göre yorumlayacağı bir din olmayıp,esasları vardır.Alevilikte ise genelde dedelerin yorumu üzerine bina edilmektedir.

Mesela Hümanizmin izlerinden olan İnsancıllık ön plana çıkarılarak,tüm ibadetlerin üzerinde bir amel olarak değerlendirilir.

Gelin canlar bir olalım denilirkenbugün;Alevilik, Caferilik,Ehliyt,Rafizilik,Şiilik, Bektaşilik gibi kısmlara ayrılmakta ve farklı görüşlere sahib olunmaktadır.

Alevi ve Bektaşilik islamın yorumu mu yoksa bir tarikat ve bir din midir?Yeri belirlenmelidir.Neresi Hz.Aliye dayanmaktadır.Nasıl bir anlayış farkı çıkmaktadır ki;Sünnilerle arasında bu kadar büyük açık fark olsun?

Alevilikte dünya görüşü ile din görüşü birbirine karıştırılmaktadır.

İran Mollaları Türkiyeye tekliflerinde;”Sizdeki Alevileri ya siz Sünnileştirin,ya da bırakın biz Şiileştirelim!”

* En önemlisi de Aleviler ibadet gibi,inançdaki problemlerini düzeltmelidirler.

Adeta Hristiyanlıktaki Teslis inancı,Vahdetül Vücud,Panteizm ile bir benzeyişlik arzetmektedir.

Ali’ye baktım,Allahı gördüm,Hallac-ı mansurun Enel Hakkı yani Ben Allahım gibi…

Ali Allahın ismi olup,Allah Ali,Ali Allahtır,düşünceleriyle itikadi sapma yaşanmaktadır.

Tanrı insanda görülmekte,insan tanrıyı çıkarmaktadır.

Yorumda da;”Ben gizli bir hazine idim,mahlukatı yarattım ta ki kendimi bileyim ve bilineyim.”

“Yere göğe sığmadım,mü’min kulumun kalbine sığdım.”

Yanlışa doğruyla gidilmeye çalışılan masumane gibi görünen bir tevil.Tekellüflü bir tevil.

İlk olarak Yahudi asıllı Abdullah bin Sebe Hz.Alinin karşısına geçerek;Ya Ali sen Allahsın,demiştir.

Bunun üzerine Hz.Ali onu yakmak ve ölümle cezalandırmak istemesine karşı kurnaz davranıp;

-“Bak ben demedim mi Ali Allahtır,diye.İşte Allah olduğu için yakıyor ve cezalandırıyor.”

Bunun üzerine onu sadece oradan sürmekle cezalandırmıştır.Ve zaman içerisinde bu durum özellikle Rafizi cemaatı içerisinde makes bulmaya başlamıştır.

Ali-Muhammed-Allah ve hepsi aslında birdir,bir nurdur inancıyla teslis işlenmektedir.

Alevilikte mecaz ile hakikat birbirine karıştırılmaktadır.

* Alevi olmak için anne ve babanın alevi olması gerekmektedir.Bektaşilik ise sonradan olunmaktadır.Kendilerine tanınan bir imtiyaz!

* Aleviler işlenen suçlarda Cem Yargılaması yapmaktadırlar.Toplmun huzurunda ve toplumun rızası doğrultusunda suç işleyen kimse ya tardedilip sürülüyor veya onunla olan her türlü beşeri münasebetler kesiliyor.

Bu ise beşeri bir hukuk olup,ilahi ve dini değildir.

Alevilerce en rağbet edilmesi gerek kimse Ebu Hanifedir.Zira o hem Cafer-i Sadıkın talebesi hem de akrabasıdır.

* Bugün Kerbalada Hz.Hüseyin ciğer yakıcı durumda öne çıkarılırken neden Hz.Alinin şehid olan diğer oğulları Ebubekir,Ömer ve Osman’dan szö edilmiyor.

Şiada olduğu gibi;Hz.Aliye olan muhabbet,koca Sasani imparatorluğu olan İranı Hz.Ömerin yıkma sebebi olan ona düşmanlıktan kaynaklanmaktadır.

* Sünniler gibi aleviler de kendilerini sorgulamalıdırlar.İslamiyeti,Peygamberi ne kadar biliyor,uyguluyor,Kur’an-ı okuyup anlamaya çalışıyoruz.

* Hadisde:”Hz.Ali,Fatıma,Hasan ve Hüseyin benim ehlimdir.Ve Ebubekir ve Ömer ehlullahtır.Ehlullah ise,benim ehlimden efdaldir.”

* “Benden sonra halife Ebubekir,sonra Ömer,bunlardan sonra ihtilaf zuhur eder.”(Kenzul İrfan fi Ehadisin Nebiyyir Rahman-Muhammed Es’ad Efendi.Hadis no.108,114)

Mehmet ÖZÇELİK

20-02-2005

[1] Tevbe.18.

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .