B İ R Ç E K İ R D E K G İ B İ

B İ R Ç E K İ R D E K G İ B İ

Anne karnına bir çekirdek gibi düşmüştü. Milyarlarca çekirdek içerisinde kendisi insanlığa namzed kılınmıştı,tartışmasız tek adaydı.

Maraton başlamış,ipi göğüslemek kalmıştı.

Bir çekirdekti,sulandı ve oldu.

Sulanmayan sızlandı ve soldu.

Şuuru ve haberi olmadan tam bir gelişme devresi içerisine girdi.

Her tohum,çekirdek,yumurta ve sperm yaratılmış ve bir varlık şekline girmiş olsaydı,yer yüzünü istila edecekti. Sağlıklı bir nesil oluşmayacaktı. Ancak dünyanın küçüklüğü,alemin darlığıdır ki;onların istikbalde yapacakları ibadetleri,Allahın ilminde mevcud olduğundan:”Niyetten fiile henüz çıkmayan onların ibadetleri kabul edilmiştir.”[1]

“Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.”hakikatı,bu hakikata işaret edip,onu tavzih eder.

O nutfe,bir damla su olarak düştüğü rahimde kendinden memnun olarak kabuğunun içerisinde büyümeye koyuldu. İnsan olarak yaratılmış ve seçilmiş olmanın sevincini yaşıyordu. Anne ise bu sevinçten henüz habersizdi. Ancak zaman içindeki değişmeler ve dönüşmelere,doktorun verdiği haberle haberdar olacaktı.

Kız veya erkek olması onu ilgilendirmiyordu. Sağlıklı bir insan olması onun için dünyaların fevkinde bir hadise idi.

Olay bununlada bitmiyor,ebedilik damgasıda vuruluyordu. Zira:”Ebedi ve sermedi olan bir cemalin seyirci müştakı ve âyinedar âşıkı,elbette bâki kalıp ebede gidecektir. İşte Kur’an şakirdlerinin âkibetleri böyledir. Cenâb-ı Hak bizleri onlardan eylesin,âmin!”[2]

Ana rahmindeki çekirdek ve tohumda bu duygularla donatılmış,öyle olmak istiyordu.

“Her doğan İslâm fıtratı üzerine doğar. Daha sonra annesi-babası hristiyan,yahudi veya mecusi ise onuda öyle yapar.”

O ise olduğu gibi olmak,doğmak ve ölmek istiyordu.

Spermin çekirdeğe teşbihi;Cenâb-ı Hakkın kudretinin en çok çekirdekte tezahür etmesi,onlarda görülmesi sebebiyledir.[3]

Evet,her bir;”İnsan istidadı nisbetinde burada ekiyor ve ekiliyor;Âhirette mahsul alıyor.”[4]

Böylece;”Herkesin istidadına göre orada bir saadeti var.”[5]

Her gün sadece,insanlardan milyondan fazla çekirdek kolaylıkla hayata adım atıyor. Kolayca idare ediliyor. Çünki hepsi;”Bir elden yapılıyor.”[6] olmasındandır.

Balıklardan bir balık milyonlarca yumurta ve tüm canlılar milyarlarca varlık alemine âdeta birer ordu sevk etmektedirler.

Merkezi,kanunu ve terbiyesi hep bir elden,zira başka eller karışırsa karıştırır.

Hayat ile bir cüz-i iken bir külli hükmüne geçmektedir.”Hayat (ise);bu kâinattan süzülmüş bir hülasadır ve şuur ve his dahi,şuurdan ve hisden süzülmüş,şuurun bir hülasasıdır ve ruh dahi,hayatın halis ve sâfi bir cevheri ve sâbit ve müstakil zâtıdır.”[7]

Böylece hem hayat,hemde;”Hayatın süzülmüş en sâfi hülasası olan,şuur ve akıl;ve lâtif ve sâbit cevheri olan ruh…”[8]

Hayatından memnun bir şekilde yaşarken,bazan dışarıdan gelen etkilerle uyanıyor. Her şeyden habersiz rahat yaşıyor,belkide haberi olsa rahatı kaçacak…

Artık geçen zamanlarla beraber büyümesi kendisine,kendisinin oranın malı olmadığını hatırlatır,hem maddi yönüyle,zira oraya sığmamaktadır,hem de manevi yönüyle zira sahib olduğu zahiri ve batıni duygularını gerektiği gibi kullanamamaktadır. Bunun gittikçede farkına varmakta,gideceği yere karşı içinden bir iştiyak hissetmektedir.

Zira ayağı var yürüyemiyor,gözü var göremiyor,ağzı var bir şey yiyemiyor,çünki göbekten besleniyor,dili var konuşamıyor,kulağı var annesinin kalb sesinden başka bir şeyide işitemiyor.

Demekki bu duygular ona orası için verilmemiş. Tıpkı dünyaya gelipte iç ve dış tüm organlarını tamamıyla kullanamaması gibi. Çünki aklının çok az bir kısmını kullanmaktadır. Hayali ise hiç doymamaktadır.

Günler nede çabuk geçiyor. Dokuz ay on gün gelmiş,annesinin gelişi haber veren sancıları,kendisinin heyecanı artmıştı. Bekleyenlerinde sabrı taşmıştı.

Ebenin kucağında nur topu gibi bir çocuk olarak dünyaya gelmişti. Ancak tanımadığı ve sıkıcı bulduğu bir yere gelmenin korkusuyla başkaları gülerken o ağlamaya başlamıştı. Belliki yerinden memnun idi,rahatsız edilmişti.

Şimdi kendi ağlıyor başkaları gülerken,gideceği zamanda başkaları ağlayacak kendisi gülecekti.

Yavaş yavaş çevreyi tanıyor,âşina simalarla ünsiyet ediyordu. Burasıda hiçde geldiği yere benzemiyordu. Acıkıyor,tuvaletini yapıyordu. Artık zorluklar,aşılması gereken aşama ve finaller yavaş yavaş önüne sürülüyordu. Denizlerden geçmiş,göllerde boğulmamalıydı. Boğucu faktörler,bir kaşık suda boğup,fırtına koparanlar,dünyayı başlarına zindan edenler,kısaca tamda kurtların sofrasına düşmüştü. Kendini yedirmeden yaşantısını devam ettirmeliydi.

Ne dedesi gibi yasak meyveden yemeli,nede kendini şeytana ve şeytan gibilere yedirmemeliydi.

Emzikli ve sürünme dönemleri…

Konuşmaya başlama…

Sevimli bir çocuk olarak cıvıl cıvıl koşan çocukların içine katılmış,oda artık bir talebe olmuştu…

Öğreniyor,ona öğretiliyordu…

Artık işler başa düşmekteydi…

Hayatın ağır yüklerini yüklenmeye başlamıştı…

Artık o mükellef ve yükümlüydü…

Hayattan ve olaylardan dersler çıkarmalı,hayatını ona göre yönlendirmeliydi…

Bu dünyasını imar ederken,gideceği yeri harab etmemeliydi. Çünki kendisi geldi geleli bir çok insanda gitmişti. Dedesi ve nenesi artık yoktu. Komşudaki arkadaşıda artık kendisiyle oynamıyor,bir çok insanın gidişine şahidlik etmişti.

Gelenler gittiği gibi,gidenlerde gelmeyecekti. Nitekim kendiside dünyaya geldikten sonra,geldiği yere gitmemişti,gidemezdi de…

Ama bu insanlar tekrar dirileceklerdi. Çünki Allah insana ebedi bir hayatı vermeyecek olsaydı,onun içerisine sonsuz yaşama duygusunuda koymazdı.

Kışın iskelet halinde olup ölen tabiatın baharda dirilmesi gibi,insanlarında bir baharı olacaktı ve olmalıydı. Bu,bunları yaratacak olana zor değildi.

Nitekim dedenin öldükten sonraki tekrar iâdesi,torunun ilk baştaki yaratılışındaki durumundan daha zor değil,daha kolaydı.

Âhiret ve haşrin oluşuda,yeni gelenlerin,istikbalde olacakların icad ve yaratılışından Allahın kudretine daha ehvendir.

Mazideki yaratma durumu,istikbalde de onları iâde etmeye şahiddir.[9]

“Haşri âzam bir anda zamansız vücuda geliyor.”[10]

“Haşri âzam tarfetül aynda vücuda gelebilir.”[11]

Dünya dâr-ul Hikmet,âhiret ise dâr-ul Kudrettir.[12]

Dünyaya gelmek üzere yola çıkan çekirdek mesabesindeki bir insanın ağaç,dal,yaprak,çiçek ve meyve devrelerini değil birkaç sayfa ile,ciltlerle kitaplar halinde ifade edebilmek mümkün değildir.

Hz. Alinin ifadesiyle:”Sen kendini küçük bir cirim zannedersin,oysa koca alem sende derlenmiş toplanmıştır.”

Okyanusları yutan damla,yıldızları boğan kara delik,sonsuzluk yolcusu insan…

Ezeli ve ebedi olan Allahın isimlerini yansıtan bir ayna…

Halife-i zemin…

Çekirdekten çıkan kâinat meyvesi varlık;

İnsan…

Tohumları muhafaza edenin,âhirette ağaç olacak olan insanı ve onun amellerinin çekirdeklerini muhafaza etmemesi mümkün müdür?[13]

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Mesnevi-i Nuriye.B.Said Nursi.198.

[2] Age.113.

[3] Sözler.B.Said Nursi.78.

[4] Age.78.

[5] Age.48.

[6] M.Nuriye.age.16.

[7] Sözler.age.100.

[8] Age.99.

[9] Bak.M.Nuriye.age.219.

[10] Sözler.age.102.

[11] Age.102.

[12] Bak.age.103.

[13] Bak.M.Nuriye.age.176.

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .