BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

Bir varmış,biri varmış,bir zamanlar varlık alemi olan dünyaya gelmiş.Gelişine başta ailesi çok sevinmiş.Ailesinin çabası evlatlarının varlığını sürdürmekmiş.Kendisi de hayatı boyunca hem kendi varlığını sürdürmek hem de ailesinin ve çocuklarının varlığını sürdürmek için çok çabalamış.Çokta yorulmuş.Varlığını devam ettirmek öyle pek de kolay olmuyormuş.

Başarılı ve zeki birisi olmasına rağmen kalabalık bir aile oluşu ve ailenin kendisini okutamaması dolayısı ile o gün revaçta olan köşkerlik şimdiki adıyla ayakkabıcılık mesleğini seçmiş.Zaten memlekette herkesin mutlaka bir ayakkabıcılık mesleğine girişi ve çalışması vardır.

Bir ara kısa bir dönem için etrafta yaygın olan göz hastalıklarından dolayı köylere gidip trahomda çalışmış.Amcası oğlu Kamberle bu işi yapmışlar.

Hayatının çizgisini ise bu sırada görmüş.Zira karşılaştıkları bir ihtiyar,nurani bir kişi bunlar hakkında bazı sırlardan bahsetmiş.

Önce Kambere dönüp,kendisinin ailesiyle mutlu olmadığını ve boşanacağını söyleyerek,yeni evleneceği kişiden bir kızının olacağını ve kendisinin de genç bir yaşta öleceğini söylemiş.Ve Kamber aynen bu olayları yaşayarak vefat etmiş.

Kendisine gelince;Mühim ve ölümcül bir kaza atlatacağını,eğer ölmezse 73 yaşına kadar yaşayacağını söylemiş.

Kendiside bazen bunları anlatırdı.Aynen de 1985 yılında ölümü muhakkak olacak olan bir trafik kazasında bulundukları kamyon köprüden uçtu.Kamyonun oturdukları yerinin korumalı olması sebebiyle yara alsa da ölümden kurtuldu.Gözü gücünü kaybetmişti.

73 yaşını bekliyordu.ölümüne hazırlanıyordu.Hatta bir Cuma günü gusül abdesti almış,öleceğini tahmin ediyor ve bekliyordu.

2004 yılı 72 yaşın bitip 73 yaşına girdiği yıldı.Enişteye sormuştum.Acaba 73 yaşın başımı,ortası mı yoksa sonumu olacaktı?

Kendisi gibi ben de bekliyor,birazda tedirgin oluyordum.Takdiri ilahi gereği başı imiş,başı olmuş,26-Mart-2004’de bir Cuma günü vefat etmişti.Rahmetullahi aleyh…

Kendisi okumamış,okuyamamış fakat onun acı ve eksikliğini hissettiğinden beni okutmuştu.

Niye sahabeler bu kadar büyük diye düşünürdüm.Öyle ki sahabelerin içerisinde iman edip de rasulullaha gelerek;Allah yanında amellerin en hayırlısının ne olduğunu sorup,aldığı cevapta da Allah yolunda cihad olduğunu öğrenen o insan bir vakit namaz bile kılmadan savaşa gitmiş,şehid olmuş ve en büyük veli de ona yetişememiştir.

Bunu teyiden,”Efendimiz sahabeye:”Ebubekirin sizden üstünlüğü çok namaz kılmasından değil,çok zekat verdiğinden de değil,çok cihad ettiğinden de değildir.Onun göğsünde öyle bir iman var ki,kıyamete kadar gelecek bütün müminlerin imanı bir teraziye Ebubekirin imanı bir teraziye konsa,Ebubekirin imanı ağır basar.”(Hayatım-Hatıralarım-M.Kırkıncı.189)

Bu bir mukayese için olmayıp,teşbihde de hata olmaz.Ben okumuş,babam ise okumamış bir kişi olmasına rağmen onun yakaladığı samimiyet ve sebatı tam olarak yakalamış değilim.

Babamla namaza beraber başlamıştık.O başladığından beri hiçbir gün dahi aksatmadan seher vakti abdestini alır,imam ve müezzinden önce kış ve yaz,karanlık ve hastalık demeden her gece sabah namazına camiye gider,sabah namazını cemaatla kılardı.Ameli azda olsa sürekli idi.

Hayatın sıkıntıları ve zorlukları kendisini sıkmış ve zorlamıştı.Uzun bir istirahatı kendisi de arzu ediyordu.

Eskilerin dualarında imanla ve pis olmadan gitmeyi dualarında sürdürmeleri gibi,iki gün yatak,üçüncü gün toprak onların en büyük istekleriydi.Ne kendileri çekmeli,ne de etrafındakilere çektirmeli idi.

Birinci gün fenalaşmış,ikinci gün ağırlaşmıştı.Gidici gibi idi.Devamlı yakınlarını soruyor,bir hafta öncesinden uzak ve yakındakileri sorup helallaşıyordu.

Bu durum bana yıllar öncesini hatırlattı.Talebeliğimizin son yıllarında Kayseride,bir dostumuz sekerat halinde sıkıntıda olan bir akrabasının bir türlü ölemediğini ve 41 yasin okumamızı istemesi üzerine gitmiştik.

Gördüğümüz manzara ise gayet korkunçtu.Mübalağa gibi görünse de hal şöyleydi;neredeyse karnı bir metre kalkıyor ve iniyordu,boğazından çıkan hırıltı adeta arabanın eksozu gibiydi,yüzü simsiyah adeta karnında bulunan dikenli bir tel ağzından çıkarılıyor gibi bir haldeydi.Biz beş ilahiyatçı arkadaş Yasinleri okumaya başladık.Her bir devirde karnı iniyor,sesi kısılıyor,nabzını yokluyorlar,kulaklarını ağzına dayayıp nefes alıp almadığına bakıyorlardı.

Okuduğumuz yasinler 38’i bulmuştu ki 26 yaşındaki o genç vefat etmişti.

Hatta bunu anlatırken biri şu noktaya da dikkatimizi çekmişti;38 nedir biliyormusunuz,demişti ve eklemişti;Kayserinin trafik numarası…

Acaba gencin hayatta yaptığı bir yanlışlık var mı diye o dostumuza sormuştum.O da pek böyle bir durumuyla karşılaşmadıklarını söylemişti.İlla bir suç olması gerekmediğinden bazen imtihan ve ödüllendirmek için de olabilirdi.

Babamın yanında kaldığım son gecede bunu düşünmüş ve Yasinleri okumaya başlamıştım.Kardeşlerim de evde okuyorlardı.Nefes almakta zorlanıyordu.Gündüz doktorda şaşırmış,iyiye gider bir hal almıştı.Ancak Yasin ve Cevşeni okumayı sürdürmüştük.Üçüncü günün akşamında hakkın rahmetine kavuşmuştu.Rahmetullahi aleyh.

Bir yokmuş..şimdi ise yokmuş..iki nokta arasında yaşamış..bir zamanlar var iken şimdi yokmuş.

İşte o benim babamdı.

Vefatından iki ay öncesiydi.Kendi yaşıtı olan bir arkadaşının hasta olduğunu duymuş,telefonla onu arayarak halini sormuştu.Kendisi iyi,arkadaşı ise hasta idi.

Bu sefer musalla taşında ikisi yan yana yatıyor ve cenaze namazları beraber kılınıyordu.Kabirde de yan yana kazılan mezarda komşu olmuşlardı.

Aradan geçen bir hafta sonra kız kardeşim gördüğü rüyada,onu Şanlıurfa da bulunan,peygamberler şehri olan bu beldede dergaha götürüyorlardı,kendisine şimdilik onu bir müddet dergahta tutup,tedavisini yaptıktan sonra bırakacaklarını,kabrine şimdilik gitmemelerini,gitseler de bulamıyacaklarını söylüyorlardı.

Belki de küçüklüğünden beri sakat olan ayak ve belinden dolayı maddi ve manevi kirlerinden arındırılarak temizlenip öyle gönderilmek üzere o peygamberler şehri ve Bediüzzamanın misafirliğinde ve gözetiminde tutuluyordu.

Yaşanmış bir olay olarak,60 yaşlarındaki köylü bir vatandaş düşünmektedir;eğer Azrail gelse önce kimin ruhunu alır?Kendi köyünde bulunan insanları gözünün önüne getirdiği gibi,bildiği yakın köylerdeki insanları da göz önünde bulundurarak şu hükme varır;

Falan kişi felçli,filan benden en az on yaş büyük diyerek en az yedi-sekiz kişi sayar ve rahatlar.Demek ki Azrail gelse önce mutlaka onlara uğrayacaktır.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış,kaderin takdir sırası değişmemiş,sıralarda olan farklılık ve değişiklik kendi hesabını değiştirerek iki gün sonra vefat etmişti.

Eniştemizin annesi de sık sık yaptığı duada;Ya Rabbi!bana Peygamberimin yaşından fazla ömür verme,der.Ve samimiyetinin ve o sevdiği zata kavuşma isteği kabul edilir ve 63 yaşında vefat eder.Rahmetullahi aleyh…

Mevlananın Mesnevisinde anlatılan bir olayda;Süleyman peygamber zamanında hocanın birisi evden çıkınca Azraili görür.Bakar ki Azrail kendisine bakıp gülmekte.Bu korku ve telaş ile aralarının iyi olup tanıştığı Süleyman peygamberin yanına gider ve kendisini buradan uzaklaştırmasını söyler.Süleyman peygamberin sebebini sorması üzerine verdiği cevapta;

Azrailin kendisine güldüğünü,bununda hayra alamet olmadığını söyler.Süleyman peygamber nereye göndermesini sorduğunda da hoca bizzat kendi isteğinde,Hindistanın,lahor’un,Sinca kasabasına göndermesini ister.

Maddi her güç yani cinler,rüzgar ve hayvanlar emrinde olan Süleyman peygamber üç aylık yola yani Filistinden Hindistanın Lahorun Sinca kasabasına üç saat içerisinde ulaştırır

Aradan geçen bir hafta sonra Azrail bir sebeble Süleyman peygamberin yanına uğradığında geçen haftaki hocaya gülüş sebebini sorar.

Azrail bir daha gülerek meseleyi kendisinin de daha hala çözemediğini söyleyerek şöyle anlatır;

Allah bana geçen hafta ruhunu alacağım insanların listesini vermişti.Listede hocanın da ismi vardı.Ancak Allah bana hocanın ruhunu Hindistanın,Lahor’un,Sinca kasabasında almamı söylemesi üzerine,hocanın bu üç aylık yola üç saatte nasıl ulaşabileceğini düşünerek hayretimden güldüm ve Allahın hikmetinden sorulmaz diye de düşündüm.Ve bana verilen adrese gittiğimde hocanın orada hazır bulunduğunu görünce ruhunu aldım.Ancak oraya nasıl geldiğini hala çözmüş değilim,diyerek ilahi hikmeti dile getirmesi üzerine olayın diğer yönünü Süleyman peygamber özetle;Kendisinin gülmesinden dolayı hocanın telaşa kapıldığını,yanına gelip bizzat kendi isteğiyle oraya ulaştırmamı istemesi üzerine ben de onu oraya gönderdim diyerek kaderi planın eksik bilinen noktasını da tamamlamış oldu.

İnsanlar hayat ve yaşantılarıyla,kaderin hesabını kendi iradeleriyle tamamlamaktadırlar.

Altı yaşındaki çocuğun birisi arkadaşlarıyla oyun oynamaktadır.O sırada ezanın okunması üzerine oyunu bırakıp abdestte koşar ve arkasındanda cemaata yetişip namazını kılar.

Bu durum dikkatini çeken yaşlıca birisi çocuğa yaklaşarak daha küçük olduğunu,hele biraz daha büyüdükten sonra namazı kılabileceğini söylemesi üzerine zeki çocuk şu cevabı verir:

Amca,dün beraber olduğumuz benden bir yaş küçük arkadaşım dün öldü.Evet o benden bir yaş küçük idi.Ölüm ona benden bir sene evvel ulaştı.

Ölüm bir yokluk değil bir oluş ve kavuşma idi.Bir terhis ve istirahat idi.Bir nimet ve bir kurtuluş idi.Beden kafesinin kırılıp,ruh kuşunun geniş alemlere geçişi idi. Mevlananın ifadesiyle bir Şeb-i Arus yani gerdek gecesi idi.Gerçek sevgiliye kavuşma ve O’nunla bir buluşma idi.Ölüm tohumun ölüşü gibi yeni bir aleme ve alemde doğuş idi.Eskiyen beden elbisesinin yenilenmesi idi.Ruhun hürriyetidir ölüm.Anne karnından daha geniş bir aleme geçiştir adeta…Ölüm yüzde doksan dokuz sevdiklerimize kavuşmadır.Ölüm umumi bir yoldur.Ölüm öldürülemez.Ölüm hayat gibi mahluk olup ancak onu yaratan onu öldürür.Herkesi öldüren ölüm bir gün kendiside ölecektir.Şairin ifadesiyle hiç güzel olmasaydı ölüm,ölür müydü peygamber.Gidenler gittikleri yerden memnunlar ki,dönmüyorlar geri.Ölüm dönüşü olmayan bir gidiştir.İki kapılı bir handan geçiştir.Ölüm dünya imtihanın bitmesi ve ücret almaya gidiştir.Doğuşun hakikatı gibi,ölüş de bir hakikattır.

Ölümden korkanlar için ise Ölüm;tıpkı imtihanda olan bir öğrencinin,hele bir de ilk anlarını boşa ve boşta geçirmişse düştüğü sıkıntılı,ümitsiz ve telaşlı,korkulu hal ve anıdır.İşte o an ve zaman..Düşünmesi dahi uykuları kaçıracak korkunç haldir.Herşeyini vererek olmaya çalışacağı anlar ve saniyeler ve onların değeri ve o insanın acınacak hali ve düştüğü ahval…

Yâ men bi-dünyağuş teğal

Gad ğarrehu tùlül emel

Evelem yezel fi ğafletin

Hatta denâ minhul ecel

El mevtu ye’ti bağteten

Vel kabru sandùkul amel

İsbir alâ ehvâiha

Lâ mevte illa bil ecel…

Ey dünya ile meşgul olan kişi,

Onu tùlü emel,uzun emel ve hayaller aldattı.

Gaflet içinde süregeldi,

Tâ ki ölüm yaklaşana kadar…

Ölüm ansızın gelir

Kabir ise amellerin bir sandukası,saklandığı yerdir.

Dünyanın korku ve dehşetlerine karşı sabret.

Ölüm ancak ecel,sürenin bitmesi iledir.

-Gel nazar kıl mezarımın taşına

Âkil isen aklını al başına

Bir dem bende safâ sürdüm cihanda

Âkibet bak taş diktiler başıma…

Mehmet ÖZÇELİK

08-04-2004

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .