DİN KALBİ MİDİR?

DİN KALBİ MİDİR?
Din sadece kalbe aid,kalb ile bağlantılı olup,hayata karışmayan ve düzenlemeyen,insanın kalbine hapsettiği bir inanç mıdır?
Böyle bir din olsa olsa münferit olarak,dağ başlarında tek başına yaşayan insanlar ve dar kalıplılar için olan bir din olabilir.
Gelişmemiş,sosyal hayattan uzak,mübtedi dinler için dar alana hapsedilmiş bir düşünce olarak düşünülebilir.
İnsanların hayatına karışmayan ve onları belli bir düzene koymayan ve bunların esaslarını tesis etmeyen bir din,din olmadığı gibi,mükemmel bir din olarak da kabul edilemez.
İçki gibi zararlı içecekleri,domuz gibi zararlı yiyecekleri,altın gibi erkeğe haram olan takıları,ferdi,ailevi,sosyal tüm yükümlülükleri dinin dışında hangi ölçüye göre değerlendireceğiz?
Bunların ancak bugün zararları tıbben yeni yeni belli olmuşken,dinin 1400 sene önce belirtmesinin topluma kazandırdığı nasıl göz ardı edilebilir ve terke uğratılabilir?
Din insanın ulaşacağı en kemal noktayı baştan oluşturmaktadır.
-Böyle bir düşünce ile kişi Allah-ı yarattıklarının hayatını düzenlemekten uzaklaştırmaya çalışmak olmaz mı?
-Bu milletin bir asırdır süren maddi ve manevi kıtlığı ve kısırlığı dini vicdanlara hapsederek,toplumdan soyutlamasının bir ürünü değil midir?
Bu gün bu ürünler toplanmaktadır.
Terörist,ateist,sefih,materyalist,vs.
Din hayatın her kademesindeki hükmü ve hakimiyeti ile vardır ve var olabilir.
Vicdanlara hapsedilen bir din,etkisiz ve suskun,susturulmuş bir dindir.
Din kalbidir,kalbe aid bir duygu ve özelliktir,diyen kişi,bununla dinin yükümlülüğünden kendisini çıkarma çabası ve sorumlu yaşamaktan kaçmak için söylenmiş bir kılıf ve kuruntulu bir tesellidir.
Oysa din hayatın hayatı olduğu gibi,hem de hayatın esasını tesis eder.
Bir öğretmen öğrencisini değerlendirirken,onu kalbine hatta çok iyi de olsa,niyetine göre değil,uygulamalarına göre değerlendirmektedir.
Hukukta da emniyette de yanlış yapan bir insan,her ne kadar niyetinin iyi olduğunu söylese de,o kişi yapmış olduğu vak’aya ve uygulamasına göre ceza alır.
Niyet cezayı kaldırmaz ancak iyi hal eseri olarak suçun ağırlaştırıcı durumunu hafifletici bir sebeb olarak göz önünde bulundurulabilir.
-Bu sözü söyleyen insanlar iki kısımda değerlendirilebilir;Birisi gerçekten saf ve dinden habersiz bir kısım insandır ki ,yükümlülüğünün bilincinden uzak bir kişidir.
İkinci kısım insanlarda derecelerine göre bir çok kısımda ele alınıp,dinin bağlayıcılığının olmadığını,gelişmemiş kimselere mal ederek kendisini gelişmişlik içerisinde göstermeye çalışmakta,sonuçta dini insanların dünyasından çıkarmaya çalışıp,dinden uzak, işlerinde dinin eksikliklerini giderecek bir ibadet değerinde olduğunu söyleyerek zan,kuruntu ve tesellide bulunmaya çalışır.
“Din bir imtihandır. Teklif-i İlâhî bir tecrübedir. Tâ ervâh-ı âliye ile ervâh-ı sâfile müsâbaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir mâdene ateş veriliyor, tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de, bu dâr-ı imtihanda olan teklifât-ı İlâhiye bir ibtilâdır ve bir müsâbakaya sevktir ki, istidad-ı beşer mâdeninde olan cevâhir-i âliye ile mevadd-ı süfliye birbirinden tefrik edilsin.”
MEHMET ÖZÇELİK
30-05-2012

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .