DOĞUDA İNANÇLI KİŞİLER GÖREVLENDİRİLMELİ

DOĞUDA İNANÇLI KİŞİLER GÖREVLENDİRİLMELİ
Doğuda hakim olan din ve diyanettir.Doğu insanı kendisi dindar olmasa da kendisini idare edeni dinine bağlı bir kişi olarak görmek ister.
Bediüzzaman bir tesbitinde şöyle der:
“Bu millet-i İslamın cemaatleri, her ne kadar bir cemaat namazsız kalsa, hatta fasık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister. Hatta, umum Şarkta, umum memurlara dair en evvel sordukları sual bu imiş: “Acaba namaz kılıyorlar mı?” derler. Namaz kılarsa, mutlak emniyet ederler, kılmazsa, ne kadar muktedir olsa, nazarlarında müttehemdir.bir zaman, beytüşşebap aşairinde isyan vardı. ben gittim, sordum: “sebep nedir?” dediler ki: “kaymakamımız namaz kılmıyordu; öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?” halbuki, bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıya idiler.
5. Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garbda gelmesi Kader-i Ezelinin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir, akıl ve felsefe değildir. Madem Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sa’yiniz ya hebaen mensura gider veya sathî kalır.”
Yıllarca toplumun en serseri,suçlu insanları cezalandırılmak amacıyla doğuya sürüldü.Aslında bu hareketle doğunun insanı cezalandırılmış oldu.
Amirler memurlarını doğuya sürmekle tehdit ettiler.İnsanlar doğuya sürülme korkusuyla görevlerinde bir çok yanlışlıklara tevessül ettiler ve ettirildiler.
Böylece devlet doğuda dini her şeyin önünde birinci unsur olarak ele almalı,uygulamalara hızla koyulmalıdır.Dini okullar açmalı,özellikle İmam-Hatiplerin orta bölümünü devreye sokarak,insanların özellikle kız çocuklarını bu okullara kendi istekleriyle göndererek cehalete çözüm bulunmalıdır.
*Zira doğuda eksik olan üç unsur ve üç tedavi yöntemi vardır. Bediüzzaman tesbitinde:
“İstanbul’da yirmi bine yakın hemşehrilerimi (hamal ve gafil ve safdil olduklarından) bazı particiler onları iğfal ile vilayât-ı şarkiyeyi lekedar etmelerinden korktum. Ve hamalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim.
Geçen sene anlayacakları suretle Meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu mealde:
İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve Şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halîfedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tabi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; sanat, marifet, ittifak silahiyle cihad edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükümetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükümeti bilmiyoruz.”
Bunu yüzüne gözüne bulaştırıp,kendisinde olmayan inancı toplumdan da almak amacıyla pkk devreye girmiş,halkın inancının yerine materyalizmi ve inançsızlığı yerleştirmeye çalışmıştır.
Dini kullanmaya çalışmışsa da,dinin içinden gelmedikleri için sırıtmaya başlamış,çabucak anlaşılmıştır.
*Pkk solun devamı olup,doğuda hakim olan dinin pkk-nın kürt milliyetçiliğini öne sürerek dinin üstünü kapatmaya çalışma faaliyetidir.Solcu olan Abdullah Öcalın, solculuğunu, ergenekonun destek ve anlaşmasıyla pkk perdesi altında sürdürme faaliyetidir.
Rusyada biten kominizm,sosyalizm,batıda biten sol,bizde hala varlığını değişik adlarla sürdürmektedir ki,ergenekon bunun şemsiyeliğini yapmakta ve tüm kirli faaliyetleri de içerisine almaktadır.
Bunun en büyük güç noktaları ise;askeriye,hukuk,yök yani üniversiteler ve ahtapot gibi devletin tüm kademelerine kollarını sarmasıyla rahatça sürdürmekte,çözümlerini aşmakta,problem çıktığında işi suyun başından halletmektedir.
Ergenekon başa cumhurbaşkanlığı makamı gibi devletin önemli birimlerinde vaatleriyle bulunmaktadır.En büyük yerleşimini de Mhp-Dsp-Anap ortaklığının seçmesiyle,üçünün ürün ve marifeti olan cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer döneminde gerçekleştirmiştir.
Ergenekon 1990-dan sonra 17 binden fazla faili meçhullerle pkk-yı dağa çıkarttı ve ona olan destekleri bir yandan arttırırken,diğer yandan da ordudan baskı yoluyla baskılar oluşturulmasına ve halkı iki kıskaç arasında bıraktırarak korku saldırarak paniğe neden olmasına,bir kısmının da pkk-ya destek olmasını sağlamış oldu.
Pkk-yı ergenekonun kurdurduğu resmen de belgelendi.
*Doğuda bir asırdan fazla ırkçılık unsuru sürekli işletilmeye çalışılmaktadır,doğu insanı istemediği ve taraftar olmadığı halde.
Irkçılığı öne sürmek doğuyu anlamamaktır.Doğuda Türkçülüğü işlemek,antipati olarak kürtçülük unsurunu canlandırmaktır.
Zira bu milletin ortak mayası dindir.
“Siz, farz-ı muhal olarak, hiçbir cihette ihtiyaç olmasa da, ekser enbiyanın Asya’da, şarkta zuhuru ve ekser hükemanın ve filozofların garpta gelmelerinin delâletiyle Asya’yı hakikî terakki ettirecek, fen ve felsefenin tesiratından ziyade hiss-i dinî olduğu halde, bu fıtrî kanunu nazara almayarak garplılaşmak namıyla an’ane-i İslâmiyeyi bıraksanız ve lâdinî bir esas yapsanız dahi, dört beş büyük milletlerin merkezinde olan vilâyat-ı şarkiyede millet, vatan selâmeti için dine, İslâmiyetin hakaikine kat’iyen tarafdar olmak, size lâzım ve elzemdir. Binler misallerinden bir küçük misal size söyleyeceğim:
Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim.
Dedi: “Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar.
Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum.”
Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.
Ey sual soran meb’uslar! Şarkta beş milyona yakın Kürt var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hintliler var. Yetmiş milyon Arap var. Kırk milyon Kafkas var. Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van’daki medreseden aldığı ders-i dinî mi daha lâzım? Veyahut o milletleri karıştıracak ve ırktaşlarından başka düşünmeyen ve uhuvvet-i İslâmiyeyi tanımayan, sırf ulûm-u felsefeyi okumak ve İslâmî ilimleri nazara almamak olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir? Sizden soruyorum.”
Özetle;-Doğuya inançlı memur ve amirler,doktor ve mühendisler,vali ve kaymakamlar, öğretmen ve müdürler gönderilmeli ve görevlendirilmelidir.
Üç hastalık olan;Fakirlik,kabileler arası ihtilaflar ortadan kaldırılıp, cehaletin kaldırılması gerekir.
Buna karşılık olarak yani fakirliğe karşı fabrikalar,iş yerleri açılarak hem halk meşgul edilmeli,hem başkalarının oyununa gelmemeli,fakirlikle tehlikeye düşmesi engellenmelidir.
Kabileler arasındaki ihtilaflar kardeşlik telkinleri,iman duygusunun kalblere kuvvetli yerleştirilmesiyle,kendilerini kontrol etmeleri sağlanmalıdır.
Okullar açılarak,sanat dallarıyla zenginleştirerek belli bir seviye kazandırılmalıdır.
MEHMET ÖZÇELİK
01-08-2009

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .