FETTAHİYYET HAKİKATI VE SIRRI

FETTAHİYYET HAKİKATI VE SIRRI

Fettah;Arapça gramer olarak,Mübalağalı ismi faildir.
Çok çok,çok-ca açan,fetheden anlamınadır.Açılımları gerçekleştiren.Her şey açan,maddi manevi fetheden…
Fettahiyyet diğer isimlerin de tecellisiyle beraber tezahür eder.Yani her şeye layık bir suret açar.
Arslana verdiği kafa ve pençe ile, kediye verdiği kafa ve el bir birine mütenasib bir açılım gösterirler.
Kabağın yapraklarının açılımı ile,gülün yapraklarının açılımı farklı farklıdır.
Allah bilerek açar ve bildiği gibi açar.
Bu açılımlarda mükemmellik vardır.Eksiklik ve kusur söz konusu değildir.Her şey mükemmel olarak açar ve açılır.
Besmelenin tüm açılımların ve başlangıçların başı ve ilki olmasındaki sır;Allah adı ve müsaadesiyle olan açılımların mükemmel olmasındandır.O’nun irade ve takdiri ile olan açılım,memnun olunacak bir açılımdır.
Önce insanın ve onun duygularının fethinden başlayalım.
İnsan yani ilk tohum,yumurta ve çekirdek durumunda olan –ki tüm varlıklar için bu geçerlidir- ilk atamız ve babamız Hz.Ademin toprak unuyla hayat suyunun karıştırılmasından,varlık ateşlinde pişerek kendisine hava üflenmesiyle belli bir hava kıvamı verilmiş oldu.
O insanlığın ilk açılmamış tohumu idi.
Allah fettah ismiyle Ademi açtı ve Hz.Havva, ondan da insanlık çıktı.Ve bu açılım hala sürmekte ve öyleki dünyanın sınırsız bir ömrü olsa bu açılım sonsuza dek fettah ismiyle açıla açıla sürecektir.
Bütün varlıklar için de durum aynıdır.
Bu açılımlar kendi içinde kopyalama suretinde bir açılım olmayıp,tamamen kendi çapında ve kendi içinde de bir çok açılımları oluşturacak bir açılmadır.
Hz.Adem kendi şahsiyeti içerisinde bir açılım gerçekleştirirken,başka şahsiyetlerinde açılımında rol oynamaktadır.
Bunu bir insanın münferid olarak açılımı şeklinde ele alalım;

*Ana rahmine bir damla su ölerek düşen insan;Fettah ismiyle hem zahiri hem de batini duyguları beraber ve birbiriyle münasebettar olarak gelişime göstermektedir.
Bu açılım süreklilik gösterirken,belli bir noktaya gelerek sıkışıp kalmamaktadır.
Fettahiyyet ismi gibi,onun tezahürü de sınırsız olarak açılımı devam etmektedir.
Ana rahminde suyun açılı ile belli bir noktaya gelen insanın duyguları görevini yapmadığından bu açılım tam gerçekleşmemektedir.
Zira o duyu ve duyguların büyük bir kısmı başka aleme bakıp,orada açılımı gerekmekte ve gerçekleşmektedir.
Su açıldı göz oldu ancak o göz kendi içerisinde bir çok açılımlara muhtaçtır.
Dünyaya gelerek etrafı gören göz aynen soğanın katmanları gibi sürekli açılım göstermektedir.
Önce gülün zahirini görür,zamanla kokusunu,rengini ve araştırma sonucunu marifet ile gülün oluşumundan içerisinde onunda açılımları hakkındaki bilgisinde açılımlar olur.Göz bundan ibret ve dersler çıkarır.
Zamanla bu madde alemini de aşan göz maneviyat alemlerinin pencere ve perdesini de aralar.Şöyleki;
Talebeleriyle bir mezardan geçen Bediüzzaman hazretleri talebelerine ayrılmalarını söyler.Sadece kendisinden iki yaş büyük olan Molla Resul adındaki talebesi nazdarlığından ayrılmaz.Bir müddet sonra mezara bakan Bediüzzaman tebessüm eder.Molla resul ısrarla sebebini sorunca cevaben;
Bu yeni gömülmüş bir kadın mezarı idi.Kadın ölmeden önce elinde ipe boncuk saplamakta idi.Ve şu anda mezarda da ipe boncuk saplamakla meşgul.Öyle ki kıyamet kopunca kadın diyecek ki;Ya Rabbi,kıyamet ne de çabuk koptu,daha ipe boncuklarımı bile saplamadım.
Bu Fettah isminin gözdeki açılımı olup,onu müşahede etmekte,kulağıyla söylediğini ve söyleyeceğini duymaktadır.
Bediüzzamanın o tebessümü,yüzün fettah ismiyle ayrı bir açılımıdır.

O göz peygamber gözü olduğunda cennet ve cehennemi görür,Allah’ı müşahede eder.Tüm perdeler fettah isminin şiddetli tezahürüyle ve parlamasıyla parlaklığı nisbetinde önünü açar,görür ve gösterir.
Fettah ismiyle o peygamber zamanın açılmasıyla kıyamete kadar olacak işlerin kendisine fettah simiyle bildirilmesi ve gösterilmesiyle görür ve haber verir.
Fettah ismiyle Kur’an-ın açılımı onun içerisindeki tüm sırların zahir olmasıdır.
Ve hakeza,göz fettah isminin insanlarda farklı tezahürleri sonucu farklı görmeler ve görüşler meydana getirir,isme mazhariyet ve ismin o insandaki inkişafı nisbetinde,eşyada da açılımlar olur.

*Anne karnında kulak açılımı ile başlayan fettah hakikatı sadece annenin kalb sesini işitmekle sınırlıdır.
Dünyaya gelen o çocuk önce yakındakilerinin,daha sonra tanıdıklarının ve zaman içerisindeki açılımın artmasıyla sesler dünyasını keşfeder.
20 desibelin altındaki ve üstündekileri duymayıp yine sınırlı sesleri duyan o insan;hayvanların seslerini,bitkilerin,rüzgarın,başlı başına bir alem olan sesler dünyası fettah isminin kulaktaki inkişafı ve mazhariyeti nisbetinde açılımları gerçekleştirir.
İlim ile,teknoloji ile bu sefer düşük sesleri de cihazlarla keşfetmeye,sesleri ayrıştırmaya ve kaydetmeye başlar.Sesler dünyasına hükmederek,kontrol etmeye başlar
Bütün alemlerden alınan çekirdeklerle bir bütün olan insan,fettahiyyet hakikatının inkişafıyla bütün duyguları alındığı alemin büyüklüğü nisbetinde açılmaya başlar.Böylece o alemin bütün özellikleri o insanda görünür ve o alemin özelliklerine ve zenginliklerine o insan sahib olmuş olur.

Fettah ismiyle burun kokular dünyasını,dil tatlar dünyasını,vücut hisler dünyasını,akıl kayıtlar alemini açar ve o ismin onda inkişafı ve mazhariyeti nisbetinde kendisine keşfolunmuş ve görünmüş olur.
Tüm dışımızda sahib olduğumuz duygularımız gibi,içimizde olan ruh,vicdan,kalb ve sırlar alemi de o nisbette inkişafa başlar.
Duygular inkişaf ettikçe,alemler de inkişaf eder.Birbiriyle orantılı olarak açılımlar gerçekleşir.

*Yarı ölüm olan uyku ile kapanan duygulara karşı bu sefer başka alemin yani misal aleminin kapıları açılır.Suretleri görür,hafızasında depolananların kaydıyla uğraşır.
Her bir alemin kapanışı,yeni alemlerin açılışına kapı açar.
Ölüm ile zahiren kapanan duyguların yerine başka alemlerin perdeleri ve kapıları aralanırken,o alemin şartları ve yaşantısına bir geçiş olmuş olur.Tıpkı ölümle biraz daha hür olan vücut kabir aleminde müsaadesi nisbetinde daha geniş alemlere bir açılış ve açılımı gerçekleştirmiş olur.

Allah zatı itibarıyla ezeli ve ebedi olduğu gibi,sıfatları itibarıyla da ezeli ve ebedidir.
Fettahiyyet hakikatının açılımının da sınırı yoktur.Bu açılım insan kabiliyetinin açılımıyla orantılıdır.

*”Meselâ: – – âyet-i kerimesi, beşerin birinci tabakasına şu mânâyı ifham ve ifade ediyor:
Semâvat, ayaz, bulutsuz, yağmuru yağdıracak bir kabiliyette olmadığı gibi, arz da kup kuru, nebatatı yetiştirecek bir şekilde değildir. Sonra ikisinin de yapışıklıklarını izâle ve fetk ettik. Birisinden sular inmeye, ötekisinden nebatat çıkmaya başladı. Mezkûr âyetin ifade ettiği şu mânâya delâlet eden – – âyet-i kerimesidir. Çünkü, hayvanî ve nebatî olan hayatları koruyan gıdalar ancak arz ve semânın izdivacından tevellüd edebilir.
Mezkûr âyetin tabaka-i avâma ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki, nur-u Muhammediyeden (a.s.m.) yaratılan madde-i acîniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun mâcun ve hamurundan infisal ettirilmesine işarettir. Bu safhayı delâletiyle teyid eden – – olan hadis-i şerifidir. “
Kâinatta başlangıçta bir acin yani hamur halinde idi.Allah o kâinat hamurunu fettah ismiyle açtı,içine tüm varlık tohumlarını ekti.

“Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz”

Fettah ismiyle bu açılım hala sürmekte..hamur genişlemektedir.

İşte Efendimizi farklı kılan en önemli nokta burada devreye girmektedir;
Efendimizde tüm varlıkların hamurunu,çekirdeğini,tohumunu oluşturmakta,Allah Fettah isminin gereği olarak onun açılımından kâinatı meydana getirmektedir.
Nasıl ki Hz.Âdem insanlığın ilk hamurunu oluşturup,o hamurun açılımıyla insanlık oluşmuşsa,o hamurun da hamuru olan Efendimizin fettah isminin açılmasıyla da Allah kâinatı oluşturmuştur.
Efendimiz;”Âdem su ile toprak arasında yani daha balçık halinde iken Allah benim ruhumu yaratmıştı.”buyurarak kendisinin kâinatın ruhu mesabesinde olduğunu ifade etmektedir.

Kur’an-ı fettah isminin tezahürü olan Fatiha ile açan Allah,Kâinat kitabının Fatihası olan Efendimiz ile de varlıklar alemini açmıştır.
Kur’an için Fatiha ne ise,kâinat için Efendimiz de odur…

Kâinatta bütün isimlerin belirtilerini görebiliriz.Ancak kâinat ve tüm alemler fettah isminin bir tezahürüdür desek,mübalağa etmiş olmayız.

Fettah hakikatını her şey de görebiliriz.Hiç bir şey yoktur ki fettah isminin haricinde kalsın,açılımı söz konusu olmasın!

*”Nasıl toprak suya, havaya, ziyâya nisbeten kesâfetli, karanlıklıdır; fakat, masnuât-ı İlâhiyenin bütün envaına menşe’ ve medâr olduğundan bütün anâsır-ı sâirenin mânen fevkıne çıktığı gibi; hem, kesâfetli olan nefs-i insaniye, sırr-ı câmiiyet itibâriyle, tezekkî etmek şartıyla bütün letâif-i insaniyenin fevkıne çıktığı gibi; öyle de, cismâniyet, en câmi’, en muhît, en zengin bir âyine-i tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyedir. Bütün hazâin-i rahmetin müddeharâtını tartacak ve mîzana çekecek âletler, cismâniyettedir. Meselâ, dildeki kuvve-i zâikâ, rızık zevkinde enva-ı mat’umât adedince mîzanlara menşe’ olmasaydı, herbirini ayrı ayrı hissedip tanımazdı, tadıp tartamazdı.”
Allah her şeye fettahiyyet hakikatının açılımını yerleştirmiştir.sadece onu tetikleyecek diğer bir hakikata muhtaçtır.

Birinci Hakikat: “Fettâhiyet” hakikatıdır.
Yani Fettâh isminin tecellîsiyle, basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin, beraber, her tarafta, bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.
Evet, nasıl ki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı, çiçekler misilli, Fettâh ismiyle her birisine münasip bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtâze kudret-i fâtıra açmış, vermiş. Aynen öyle de, fakat daha mu’cizâtlı olarak, zemin bahçesinde dört yüz bin enva-ı zîhayata dahi, her birisine gayet san’atlı ve hikmetli bir suret-i mevzune ve müzeyyene ve mümtâze vermiş.

âyetlerin ifadesiyle, tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mucizesi, suretleri açmasıdır. Bu hikmete binaen, feth-i suver hakikati tekrarla birkaç suretlerde Risaletü’n-Nur’da ve bilhassa bu risalenin İkinci Makamının Birinci Babında, Altıncı ve Yedinci Mertebelerinde ispat ve beyan edilmesinden, onlara havale edip, burada bu kadar deriz ki:

Fenn-i nebatat ve fenn-i hayvanatın şehadetiyle ve tetkikat-ı amîkasıyla, bu feth-i suverde öyle bir ihata ve şümul ve san’at var ki, birtek Vâhid-i Ehadden ve herşeyde herşeyi görebilecek ve yapabilecek bir Kadîr-i Mutlaktan başka hiçbir şey bu cemiyetli ve ihatalı fiile sahip olamaz. Çünkü, bu feth-i suver fiili ise, her yerde ve her anda bulunan, nihayetsiz bir kudretin içinde nihayet derecede bir hikmet, bir dikkat, bir ihata ister. Ve böyle bir kudret ise, ancak bütün kâinatı idare eden birtek Zâtta bulunabilir.
Evet, meselâ mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün validelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, ziynetli ve intizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan, basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettâhiyet; ve umum rû-yi zeminde aynı kudret, aynı hikmet, aynı san’atla umum insanları ve hayvanları ve nebatları ihata eden bu feth-i suver hakikatı, vahdâniyetin en kuvvetli bir bürhanıdır.
Çünkü, ihata etmek bir vahdettir; şirke yer bırakmaz. Ve Birinci Babda vücub-u vücuda şehadet eden on dokuz hakikat, nasıl ki vücutlarıyla Hâlıkın vücuduna delâlet ederler; öyle de ihatalarıyla da vahdete şehadet ederler.”
“ihatalı olan fettâhiyet hakikatiyle bütün mevcudatın muntazam suretlerini basit maddeden yapmak ve açmak, vahdeti bedahetle ispat eder.”

“Ya Müfettihal ebvab!İftah kulûbena ya hayrel bâb.”
“Ey kapıları açan Müfettih!Kalblerimizi ve kalblerimize hayırlı kapıları aç.Kalblerimiz sonsuz açılımlara mazhar olsun.Önünde kapalı bir şey olmasın,önü kapalı olmasın.”
Ey kapıları açan Allahım!Bizimde tüm duygularımızın kapılarını fettah ismin hürmetine aç.
Ey her şeye layık kapıları açan Allahım!Bize layık ve layık gördüğün kapıları da aç.

Mehmet ÖZÇELİK
06-09-2008

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .