HADİS VE HADİS DERSİ KİTABI ÜZERİNE BİR TAHLİL VE TENKİD

HADİS VE HADİS DERSİ KİTABI ÜZERİNE BİR TAHLİL VE TENKİD
Bir asırdır gündemde tutulup,yarım asırdır hız kazanan,sürekli gündemde tutulmaya çalışılan bir hususta;hadisler üzerinde şüphe uyandırmak,sadece bize Kur’an yeter,düşüncesi…
*Batı bir yandan darbelerle toplumları değiştirirken,diğer yandan da b planı olan o toplumun kültür ve değerler yozlaşmasıyla toplum mühendisliği yapmaktadır.
Darbelerle on yılı çalınan toplumlar,kültür yozlaşmaları ile de yüz yılları alınmaktadır.
İnançlarında sarsıntı oluşturmak veya zihinleri bulandırmak,dinleri hakkında şüpheye düşürmekte bu planın bir parçasıdır.
*Dıştan bir yandan peygamberimize hakaretle yüklenilirken,diğer yandan da; Bir,peygambersiz Hz.Muhammed-e imanın olmadığı bir imanın da geçerli olacağı, İki,Peygamberin bir ilâh gibi gösterilme iddiası.
Büyük göstermeme yani insani cihetini bir yandan nazara verirken,aslında diğer yönüyle de diğer insanlardan bir farkı olmadığı iddiasına gidiliyor.
Elbette onun bir beşeri yönü olduğu gibi,diğer yönüyle hiçbir beşer ve beşeri cihetle de kıyaslanmayacak derecede vahye mazhariyeti,vahiyle konuşması,vahiyle cevap vermesi hatta vahiyle evlenip boşanmasına kadar hayatını tanzim eden vahiy kaynaklı ve destekli bir hayat…
Şairin dediği gibi;Muhammed de diğer insanlar gibi bir insandır
Lakin O çakıl taşları arasındaki yakut gibidir.
Oysa peygamberimize olan aşırı sevgiden dolayı tıpkı Hz.İsa-ya olduğu gibi ilâh edinen bir kişi bile gösterilemez.
O’na olan aşırı muhabbet sapıklığa değil,Allah’a götürür.
Allah da bunu O’na olan muhabbet şartına bağlamıştır.
*Bazı konularda yapılan red ve inkârlar da bu kısımdandır. Mesela:
Miraç hadisesinde âyet;Efendimizin ruhen seyahat ettiğini söylemiyor.Hatta gözün şaşmadığını ve aşmadığını ifade ediyor.Cebrailin bile giremediği mahrem alana girişten haber veriyor.
Bir insanın falan yere gittiğini söylediğimizde ,ondan onun ruhen gittiğini mi düşünmemiz gerekir yoksa o kişinin oluştuğu beden ve ruh bütünlüğünü mü düşünürüz?
-Bir şeye -aklım almıyor-,denilmesi halinde;
Evvela o aklın akıl olması gerekir.
Zaten akıl her meseleyi almış olsaydı,şimdiye kadar bir Kur’an-a karşı,üç yüz binden fazla tefsirin yazılmamış olması ve milyonlarca kitabın neşredilmemesi gerekirdi.
Bütün bunlar aklın anlaşılması için gerekli olan basamaklardır.
O kişinin aklı elbette genel bir ölçü değildir.
Akıl nakle göre elbette öncelikli değildir.Elbette nakilde aklın haricinde değildir. Ancak fark,o aklın anlayış kapasitesi nisbetincedir.
Birde bir şeyi milyarlarcasının teslimiyetle beraber aklı alıyorsa,aklım almıyor diyen kişinin önce aklını kontrol etmesi gerekmektedir.
Bu konuyla ilgili olarak;
“Hadisler üzerinde şüphe iras etmek isteyen ve hadisleri Kur’an bahane gösterilerek kaynak kabul etmeyenler;Fazlurrahman,Mısırlı Mirza Bakır,Tevfik Sıdkı,Mısır müftüsü Muhammed Abduh dahi bu rüzgardan etkilenmiş,ittifak edilenlerin kabul edilerek,çoğunun reddini savunur.Ebu Reye sahih hadislerin azlığından bahseder.En çok hadis rivayet eden Ebu Hureyre olup,tüm şüpheler onun üzerine çekilir.O dışarıya atılmaya çalışılarak,hadislerin büyük bir bölümü inkar edilmiş olur.
Hadislerin inkarındaki en önemli sebeblerin başında,akla aykırılığı,zamana ters düşme kuruntusu,hadisleri zamana uydurma düşüncesi,dinde reformu savunma,batı dünyasının etkisi,hadisleri gayet sınırlı sayıda tutma,kısa ömre kısa hadisleri yerleştirip,bu kadar ömre bunca hadisin sığdırılamıyacağını düşünme,rasulullahı kendi zamanıyla sınırlayıp,diğer zamanlarda delil ve kaynak alınamıyacağı,tek kaynağın Kur’an olacağı,böylece kendileride onu çok rahatlıkla yorumlayarak istedikleri yorumu yapmanın önünü açmaya çalışmakta,her şeyi maddi ölçüler ve kalıblarla muvazene etme düşünceleridir.
-“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’la berâberliği fazla olanlardan Hz. Câbir (radıyallahu anh)’in de tek bir hadîs için Mısır’a kadar gitmesi meşhurdur. Sâd İbnu’l-Müseyyib gibi Tâbiînden olan büyüklerin de tek bir hadîs için günler geceler boyu devam eden meşakkatli seyahatler yaptıkları, bir hadîs dinleme fırsatı elde edebilmek için hadîs bilen büyüklere “hizmetçilik” ettikleri rivâyetler arasında mevcuttur.
Selef âlimlerinin, sâdece “tek bir hadîs” değil, yerine göre bir “kelime” ve hattâ tek bir “harf” için bile meşakkatli seyahatleri göze aldıkları bilinmektedir. Sünnet’e hizmet aşkıyla yola düşen öyle âlimlerimiz olmuştur ki uzun yıllar gurbette kalmış, Mâverâünnehr, Bahreyn, Mısır, Remle, Tarsus, Hicaz, Yemen gibi ilim merkezlerini yaya dolaşmış, aç kalmış, susuz kalmış, üzerindeki elbiselerini satacak kadar maddî sıkıntılar çekmiş, eşkiyalarca yağmalanmış… ama şevkinden bir şey kaybetmemiştir. İslâm medeniyetinin mimarları Sünnet’e bu nazarla baktılar.“(Hadis meseleleri.İ.Canan)
*Efendimizin vefatından sonra gerek kasıtlı,gerek hıfz ve zapttaki yetersizlikler, mevzu hadislerin oluşmasına,bazen de vaiz ve hocaların teşvik amacıyla uydurmalarına sebeb olmaktadır.
-Dinin edille-i şer’iyye dediğimiz temel kaynakları dörttür;Kitap-Sünnet-İcma-ı Ümmet ve Kıyas.
Burada sadece kitabı esas alıp veya kendi indi ve kısır düşüncesini mihenk yaparak, Kuran-ı kendine göre yorumlayarak,diğer üç delili tanımamak bir hıyanet ve cinayettir.
Dini değildir.Dini bilmemektir.
Dine uymak değil,dini kendine uydurmaktır.
M.Âkif-in dediği gibi;
Kitabı,Sünneti,İcma-ı kaldırıp attık;
Havassı maskara yaptık,avamı aldattık.
Yıkıp şeriatı,bambaşka bir bina kurduk;
Nebiye atf ile binlerce herze uydurduk!
-İmam Hatip onuncu sınıflarda okutulan beş kişilik heyetin hazırladığı kitabın güzel tarafları olsa da,akademik bir çalışma ve lafız zenginliği bulunsa da ,ruh ve mana yönüyle yetersizdir.
Öğrenciyi tatmin edip bilinçlendirmeden uzak,adeta tenkid üzerine oturtulmuş bir görünüm vermektedir.
Bölümlerin sonuna konulan ezber yedi hadis gayet güzel ve yerindedir.
Ancak genel görünüm olarak yetersizdir.Bire bir efendimizle bağlantıyı sağlamaktan uzaktır.
Hadislerin tahlil ve tenkidleri yapılırken;sahih hadisler bile akla aykırı görünümü verilerek reddedilmekte,adeta güvenilir hadis bulunmamaktadır.
Nazarları hadislere çevirmekten ziyade,hadislerden çevirmeye yöneliktir.
Bunlarda akla uygun olmayışı,akılla çelişmesi gerekçe gösterilmektedir.
Yukarda da değindiğimiz gibi;Oysa o aklın akıl olması gerekir.
Eğer her akıl her meseleyi çözmüş olsaydı,başka akıllara ve o akılların ürettiklerine gerek kalmazdı.
Efendimizin asırları kuşatan sözleri,kısır akıllara kurban edilmekte,çok rahatlıkla reddedilmektedir.
Ayrıca mecaz olarak zikredilen hadisler,hakikat olarak değerlendirilip tenkid edilmektedir.
Bir sahih hadis,başka bir sahabenin sözü yorumlanarak kabullenilmemektedir.
Oysa âhad yani bir kişinin rivayet ettiği,Tirmizi de zikredilen,zayıf olarak addedilen,dine ve dinin esaslarına aykırı olmayan bir hadis;hangi makam ve kariyerde olursa olsun tenkid eden kişiye ve görüşüne tercih edilir,ondan da evlâdır.
Öyle bir intiba verilmektedir ki;şimdiye kadar yaşanan din ve peygamber hadislerinin hep yanlış olduğu veya ona aid olmadığı şüphesi uyandırılmaktadır.
Birinin kuruntusuna milyarlar harcanmaktadır.
Hadisler reddedilirken adeta anlamaya değil,anlamamaya ve de tenkide yönelik olarak değerlendirilmektedir.
Vahiyle konuşan,ümmi olup beşerin kırpıntı ve kısır bilgilerine sahip olmayan efendimiz;hadisleriyle dini tesis etmekte,Kur’an-ı birinci elden ve dilden izah etmektedir.
Hadisleri yıkmak,dini yıkmaktır.
Bu konuda hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.
Hadis konusunda Bediüzzaman hazretleri asrın anlayışına uygun bir şekilde izah etmektedir.
Eserlerinde geçen hadisler Abdulkadir Badıllı tarafından yazılan;-Risale-i Nurun Kudsi Kaynakları- adlı eserinde kaynaklarıyla teyid edilmektedir.
Ben de risale-i nurlarda geçen hadisleri internet ortamında tesbit ederek kaynaklarını ve sıhhatlerini belirten bir çalışma yapmış bulunmaktayım.
Aklıma uymuyor,aklım almıyor,diyenler;bu izahlara bakarlarsa,akıllarının seviye ve ölçülerini daha iyi anlamış olurlar.
Hadisleri süzerken veya elerken;nasıl ki yalan isnadda bulunan için, ”Cehennemdeki yerini hazırlasın” tehdidi söz konusu ise;gerek lafız ve gerekse mâna yönüyle efendimize isnad edilen bir hadisi reddetmek de,akla ve aklıma uymuyor diyerek yalan isnad da bulunmak da bu tehdidin kapsamına girer.
MEHMET ÖZÇELİK
15-05-2014

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .