HALLAC-IN MARİFETİ

HALLAC-IN MARİFETİ
Biyografik olarak onun hakkında;
“Hallacın asıl adı, Hüseyin b. Mansur b. Muhamma el-Hallac’dır. Künyesi, Ebu Muğis’tir. Ebu Abdillah olduğu da söylenir. Dedesi, Fars’ın Beyda kentinden Muhamma adında Mecusi bir kimsedir. Va¬sıfta yetişti. Tüster’de yetiştiği de söylenir. Ama daha sonra Bağdat’a geldi. Mekke’ye gidip geldi, yazın ve kışın orada mescidin ortasında mücavir olarak yaşadı. Çeşitli senelerde bu halde yaşayışını sürdür¬dü. Nefsiyls mücahede edip zahmetlere katlanırdı. Mescid-i Haram’ın ortasında gök kubbenin altında otururdu. Tam bir sene boyunca iftar vakitlerinde bir parça ekmek yeyip azıcık su içerek gıdasını temin ederdi. Yazın şiddetli sıcaklarda Ebu Kubeys dağında bir kayanın üzerine otururdu.”
*“Oraya varınca kutlu mekândaki vâdinin sağ tarafında bulunan ağaçtan şöyle nida edildi: “Ey Mûsa! Rabbül-âlemin olan Allah Ben’im.”
“Allah bir insana ancak vahiy yoluyla veya bir perde arkasından hitab eder, yahut ona Kendi izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi gönderir. Çünkü O yüceler yücesidir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.”
*Şibli, Halllac’ın dediğini ben de diyorum, amma beni deliliğim kurtarıyor, onun aklı onu öldürüyor, diyerek Hallac ile hem-fikir olduğunu bildirmiştir. .”
İmam-ı Gazali de Mişkatu’I-Envar isimli kitabında Hallac için uzun bir fasıl tahsis etmiş ve onun sözleri fart-ı muhabbet ve ifrat-ı vecdden ileri gelmişti, ” yani ben ve sevdiğim biriz”, “Ben O’yum O Bendir” demiştir.”
Mevlana Cami de onu rahmetle yad eyleyerek üçüncü tabaka meşayihinden bulunduğunu bildirmiştir.
İbadete düşkün ve keramet sahibi idi.
Şeyhu’l-Kutub Seyyid Abdü’I-Kadir-i Geylani de,
Hallac’ın ayağı kaymış, elinden tutup kaldıracak bulunmamıştı. Ben zamanında olsaydım onun dest-giri olurdum, buyurmuştur. Şeyh Abdü’lKadir’in kelamı da Hallac’ın veli olduğuna delalet eder.”
Hazreti Mevlana Mesnevi’sinde:”Hüküm ve ifna kalemi, gaddar bir kadının elinde bulundukça Mansur dâra çekilir” diyerek onun idamını bir gadr saymıştır.
Yunus Emre (ö. 1320):
Abdü’r-Rezztık ol derviş yoldaş edindi beni
Hallac-ı Mansur ile Ora çekilen benem,
diyerek kendisinin de zamanın Hal1ac-ı Mansur’u olduğunu haber vermiştir. ‘
Asrın şa’irlerinden meşhur Bağdatlı Ruhi;
Çün Hak diyeni eylediler zulm ile ber-dar
Batıl söze tıgaz idelim biz dahi na-çar,
beytinde Hal1ac’ın haksız yere ipe çekildiğine telmih ve takriz etmiştir.
İstanbul’un büyük şeyhlerinden İbnü’l Vefa, “Hal1ac Ene’I,Hak demiş” diyen birine “Ene’l-Batıl mı deseydi?” cevab-ı zarifini vermiştir.
Mevlevi şeyhlerinden ve Mesnevi şarihlerinden İsma’il-i Ankaravi.
Minhacu’I-Fukara’sının tecelli bahsinde ;… Hazreti Eyyüb’e Sabır ismiyle tecelli eyledi, Bu kadar sene belaya sabr kıldı.
Ve evliyau’lIahdan Hazreti Bayezid’e’ Azm şanıyla tecelli eyledi ‘Sübhani ma a’zame şani’ı . Bu sözün anlamı; Ben kendimi tenzih ve takdis ederim, benim şanım ne büyüktür,demektir.) dedi”.
Ve İbn-i Mansur’a vahdet-i mutlaka ile tecelli kıldı ‘Ene’I-Hak’ dedi”
Hallac’m bu sözü söylemiş olması, vahdet-i mutlaka tecellisinin eseri bulunduğunu anlatmıştır.
-Mansur ene’l-Hak söyledi
Hakdır sözü hak söyledi,
diye onun sözü ve sözü doğru olduğunu tasdik eylemiştir.
Ene’I-Hak demiş Olan Yalnız Mansur Değildi
Türk şa’irlerinden Nevres-i Cedid’in şöyle bir beyti vardır:
Çeşm-i hak-bin yok cihanda yoksa şah u meyvesi
Her dırahtı dar ile Mansur şeklin gösterir.
“Dünyada hakikatı gören göz yok. Yoksa her ağacın dalı ile yemişi,
Mansur ile çekildiği dâr-ı gösterir” demek olan bu beytde hem Hallac’ın Ene’l-Hak dediğinden dolayı asıldığına telmih, hem de o sözü yalnız ehlu’llahın değil, ağaç dalı ile yemişine varıncaya kadar bütün mevcudatın manevi bir lisan ile söylemekte bulunduğuna işaret vardır.
-Mevlana; “Bu alemde Mansur’un nüktesi sebebiyle zuhur eden salb-u i’dam vuku’a gelmeden evvel biz ‘a1em-i ervah Bağdad’ında Ene’l-Hak diyorduk” me’illindedir.
Yunus Emre de;
Ezelde benim fikrim Ene’l-Hak idi zikrim
Henüz dahi doğmadan evvel Mansur-ı Bağdadi,
beytiyle ifade etmiştir.
-Mevlana; “Bizim bizliğimiz, ya’ni varlığımız, yok olunca kıdem denizi
dalgalandı. Ben şimdi vaktin Mansuruyum. ‘Aleme karşı vakt vakt Ene’l Hak diyiyorum” demekdir.
* Tecelli şevki didarın Beni mest eyledi hayran
“Enelhak” sırrını canım Anınçün kılmazam pinhan
Acep hayran u mestem kim Bilişten bilmezem yari
Gözüm her kanda kim baksa Görünen suret-i Rahman
Benim her dertlü dermanı Benim her ma’denin kanı
Benim ol durr-i bi hemta Benim ol bahr-i bi payan
Semada sırr eder sırrım Cihanı tuttu envarım
Mukaddesler cemiisi Benim sırrımda sergerdan
Bu ay u gün bu yıldızlar Bu giceler bu gündüzler
Bu yazlar kışlar u güzler Benim emrimdedir yeksan
Çürümüş tenlere bir kez Eğer dirsem “bi izni kum”
Yalın ayak u baş açık Duralar kamusu uryan
Benim ilm-i ledünnümde Hezaran hızr olur aciz
Benim her bir tecellimde Nice bin Musa’lar hayran
Cihan tılsımının bendi Benim elimdedir şimdi
Benim bugün bu meydanda Benimdir top ile çevgan
Benim şahı bu meydanım Benim devri bu devranın
Benim canı bu canların Benimle diridir her can
Benim Mansur’u dar iden Benim ağyarı yar iden
Benim her varı var iden Benim hem giden hem duran
Değilim oddan u sudan Veya toprak veya yilden
Ben irden var idüm irden Henüz yoğidi bu ezman
Zamansız bi zamanım ben Nişansız bi nişanım ben
Dü alemde hemanım ben Benim görünen hem gören
Görürsün sureta adem Benim emrimdedir alem
Feleklerle melekler hep Bana mahkumdur ins ü can
Sanırsın Eşrefoğlu’yam Ne Rumi’yem ne İzniki
Benem ol daim ü baki Göründüm sureta insan (Eşrefoğlu Rumi Divanı)
*Bayezid-i Bestami, hocalara hiıaben; “Siz ‘ilminizi ölüden ölüye intikal etmek süretiyle edindiniz. Biz ise, doğrudan doğruya diri ve ölmez olan Allah’tan aldık. Bizim gibiler;
Kalbim bana Rabbimden rivayet etti” der. Siz ise; fülan, fülandan bana
Nakl-u rivayet etti dersiniz. Size, o fülan nerede? diye sorulacak olsa,öldü cevabını verirsiniz. Rabbinizden rivayet edin de o fulan ve fulanı bırakın. Asıl Vahib ve Mülhim olan Allah ölmemiştir. ‘O size şah damarınızdan daha yakındır,” Feyz-i İlahi ve mübeşşerat kapısı da kapanmamıştır” demiştir.
*Ebu Hureyre; “Rasulullah sallallahu ‘aleyhi ve sellemden iki kab ilm hıfz ettim.
Onlardan birini yaydım. Fakat öbürünü söyleyecek olsam şu boğazım kesilirdi.” demiştir.
– Zeyne’l-‘Abidin hazretleri de;”Ne kadar ‘ilim cevheri vardır ki onu meydana koyacak olsam bana, sen putperestsin! denilir, müslümanlar; benim kanımı dökmeyi helal sayarlar. Yaptıkları çirkin bir işi güzel sanırlardı.”mealindedir.
-Bir hadis-i kudside; “Kulum, feraizi ifadan sonra nafile ibadetlere devam etmekle bana tekarüb eylemekden hali kalmaz. Bu tekarüb neticesinde Ben onu severim. Sevince de onun kulağı olurum Benimle işitir. Gözü olurum Benimle görür. Eli olurum Benimle tutar. Ayağı olurum Benimle yürür.’ buyurulmuştur.
*”Ey Peygamber-i ekber; o taş kırıntılarını attığın vakit sen atmadın,lakin Allah attı.”
*Hazreti Musa Tur-i Sina’da bir ağacın üstünde ateş parladığını görmüş, yaklaşınca, “Hakikaten Ben Allah’ım, Ben’den başka mabud yokdur”hitabını işitmişti.
-Yani “Allah’ın bir ağaçtan tecelli etmesi ve Ena’llah demesi ca’iz olsun da bir insan-ı kamilden tecelli etmesi ve Ene’l-Hak demesi neden caiz olmasın?”
*-Beyazid-i Bestami-Sübhanım
Hallac-ı Mansur-Enel Hak
Muhiddin-i Arabi-İlahınız ayaklarımın altındadır,derler.

*Aşka uçarsan kanatların yanar.Sadı Şirazi
Aşka uçamazsan kanatların neye yarar.Mevlana
Aşka varınca kanadı kim arar.Yunus

*Hoştur bana senden gelen,
Ya gonca gül, yahut diken.
Ya hayattır, yahut kefen.
Narın da hoş, nurun da hoş.
Kahrın da hoş lütfun da hoş..

*Ger ben ben isem nesin sen ey yâr
Ger sen sen isen neyim men-i zâr.Şair Fuzûlî
*Sevmediklerinize sabretmedikçe,Sevdiklerinize kavuşamazsınız.

*”Ne kahrı dest-i âdâdan, ne lutfu âşinâdan bil
Umûrun Hakk’a tefvîz et, Cenâb-ı Kibriyâ’dan bil!”
*Kötü yaradılışlı kişi Allah’a yalvarmasın diye ,
Allah ona dert keder vermez.
Unutma firavunun başı bir kez bile ağrımadı..!

“HAYALİ
Bu konuda anlatılan bir masal vardır ki pek meşhurdur :
“Balıklar deryada sakin ,usulet ve suhuletle yüzerken içlerinden birinin sorması ile şaşırıp kalmışlar.
Su nedir? Soru oldukça basittir.Ama yıllar yılı içinde sürekli yüzüp yüzgeç attıkları suyun hakikatini hiç biri bilemez.Bunun üzere araya araya balıkların pirini bulur ve ona sorarlar;
Ey pirim,üstadımız,bu su nedir,nicedir?diye sorunca balıkların piri hiç düşünmeden
“Ben sudan başka bir şey görmüyorum ki onu size anlatayım”diye muammalı, esrarengiz bir cevap vermiş.
Şairde cihan içinde cihan ara,iç-içedir bilinmezler derken adeta bir kehanette bulunuyor ve şu anda pozitif bilimin bahsettiği iç içe evrenlere işaret ediyor.Aslında fizik ötesi ilimde yani ilmi ledün de sabittir ki;yedi kat gökyüzünden bahsedilir.Bunların her biri farklı bir boyuttur ve zamanın akış hızı,mekanın kesafeti tamamen farklıdır.Bu yüzden birbirlerini göremezler,görseler de ulaşamazlar.
Bu yüzdende uzak,habersiz kopuk yaşarlar.Cihan içinde cihan,olduğunu bugün bilim adamları ispatlıyor. Fakat,önemli olan bu cihanın özünde,maverasında tek bir varlığın olduğunu bilmektir .
O ‘da Allah’tır.İşte O tek olan ilahi varlığın dışında-haricinde kalan ins-cin,melek-şeytan,toprak hava,su,güneş hiçbir şey yoktur aslında.Yani bunların harici bir vücudu yoktur.Hepsi o ezeli ve ebedi varlık güneşinden alır ışığını,müstakil bir ışıkları yoktur.
O ışıksa gerek mecazi,gerekse manevi kainatın ruhu özü olan Allahtır.
Allah evveli batında gizli bir hazine iken,bilinmek istemiş.Ademi bir ayna suretinde yaratmıştır.Alem aynasında esmasını,Adem denilen yokluk aynasında ise ef’al,sıfat ve zatını seyretmek istemiştir.
Yüce Allahın iç içe dört büyük alemi vardır.Mülk,melekut,ceberut ve lahut.
Muhiddin-i Arabi Hz.leri bu dört alemi dört büyük derya olarak görmüş,lahut aleminin coşup açılması ile ceberut aleminin,ceberut aleminin coşup taşmasıyla melekut aleminin,melekut aleminin coşup taşmasıyla mülk aleminin görüntüye geldiğini,aslında var gibi gördüğümüz fani varlığın bir hayal olduğunu,kainat denilen varlığın ezeli ebedi ve tek olan varlığın her an tecellisiyle zuhura geldiğini söyler.Hatta,bazı islam alimleri bu sürekli tecellinin bir an kesilmesiyle kainatın bir anda yok olacağını,kıyametin bu şekilde kopacağını iddia ederler ki doğrudur.Bir öğlen uykusunda gördüğüm rüyada bana şöyle söylendi.Gölgenin hakikati suydu buhar oldu.Bu rüyayı anlattığım bilge inşallah yağmur olup rahmet olup deryaya geri dönersin demişti.
Allah doğruyu söyler hidayet yalnız onun elindedir…şiirin tamamı aşağıya alınmıştır…”

*Bediüzzamanın ifadesiyle;
“Ey şiddeti zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl”

Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Harâbât ehline dûzah azâbın anma iyi zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler

Şafak-gûn kan içinde dâğını seyretse âşıklar
Güneşte zerre görmezler felekte âyı bilmezler

Hamîde kadlerîne rişte-i eşgi takub bunlar
Atarlar tîr-i maksûdû nendendir yâyı bilmezler

Hayâlî fakr şâlına çekenler cism-i uryânı
Anınlâ fahrederler atlas ü dîbâyı bilmezler

*Adamın birine veli bir zat,Allahı biliyor musun?
Evet,deyince;
O zaman mesele yok
-Allah seni biliyor mu?
-elbette kuluyum.
O zaman mesele yok.

*Hallacın durumu özel olup,vahdette istiğraktır.Özel bir haldir.
Hal olup,kâl- ile ifade edilecek bir şey değildir.

* Hallac’ın sözlerinden:
Adamın birisi gelerek, Allah kendisine fayda versin diye ondan bir tavsiyede bulunmasını istemişti. Hallaç da ona şu tavsiyede bu¬lunmuştu:
“Nefsine dikkat et, eğer sen onu hak ile meşgul etmezsen o seni haktan alıkoyup oyalar.”
Adamın biri de ona şöyle demişti:
– Bana Öğüt ver.
– Vacip kıldığının hükmü ile, hakla beraber ol.”
MEHMET ÖZÇELİK
06-02-2014

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .