İLİM TEK İDİ

İLİM TEK İDİ …

Hz.Ali’nin deyimiyle:”İlim tek idi,onu cahiller çoğalttı.

Yaratılışın ilk başlangıcında,insanın dünyaya ve aleme ilk ayak basışında ilim bir ve tek idi.O da marifet veya Marifetullah idi.

Her şeyde ve her yerde okunan ve konuşulan ilim marifet ve marifetullahı netice veren iman ilmi idi.Zamanla meydana gelen farklılıklar,uzaklaşmalar bu ilimden de insanları uzaklaştırıp,yabani ve yabancı kıldı.

Gafletten dolayı anlamayan,anlıyamayan insanların varlığı,zamanla gabavetinden inkâr edenlerin zuhuru ve buna karşı muhtelif yorum ve izah usulleri,ilmi adeta dallandırmaya,yavaş yavaş kökünden uzaklaştırmaya başlar oldu.

Yanlışlıkların artmasıyla beraber o oranda onları düzeltmeye çalışmak için değişik yorumlarda o ölçüde artar oldu.

Asırlar boyu devam eden bu mücadele her asırda farklı mücadele yollarıyla karşı karşıya gelerek,iki farklı dalların uzamasına,kökte birleşememelerine yol açtı.

O dalarlıda tekrar birleştirecek olan ayrıldıkları kökte tekrar buluşmaktır.

İnsanlık başlangıç itibarıyla nasıl ki kökten ayrıldılar ise,yine buluşacak ve birleşecekleri,ittifak edip anlaşacakları nokta da kök ve asıl olan marifet ve marifetullahtadır.

Nasılki bir babadan türeyen insanlık,zaman içerisinde bir çok babaların devreye girmesi,dil-din-eğitim farklılıkları bu farklılıkların doğal olarak zuhuruna zemin hazırlamıştır.

Cemil Meriç’in ifadesiyle;Doğu-Batı beynin iki yarı küresi gibidir,diyerek,başlangıçta birbirini tamamlayan beynin iki yarı küresi,zamanla birbirine ters düşer olmuştur.

Ve aslından uzaklaşan insanlık sürekli arayış içerisinde olmuştur.İşte yine Cemil Meriç ifadesinde olduğu gibi ki;o kendisinin hayat devrelerini şöyle tanımlar:”1917-1925;koyu Müslümanlık devri,1925-1936;şoven milliyetçilik devri (Meriç soyadından önce bir ara Şaman ve Yılmaz soyadlarını kullanır.)1936-1938;Sosyalistlik devri,1938-1960;’Araf’ dediği kuluçka devri,1960-1964;Hint devri.1964’ten sonra ise sadece Osmanlıdır.”[1]

İnsanın başlangıçtaki var edilişi,varlığa farklı bir model olarak seçilip çıkarılışı,esmanın ona öğretilmesiyle başlamış olup,yükselişi de o esmayı taallümle sürdürmektedir.Diğer varlıklardan ortaya çıkan farkı;bu talim ve taallümdür.

Yaratılıştaki sır,bir gizli hazine olduğunu ifade eden Rabbimizin kendisini bilmesi ve de bildirmesinin sırrı,ilminde,marifetinde açılımı olan isimlerinin zuhuru ve detaylandırılmasıdır.

Marifet esmada gizlenmiştir.Allah’ın her bir isminde binler esrar ve marifet pencereleri vardır.

Başlangıçta bir olan ilmin,gittikçe açılması,dal ve budak salması kabiliyetlerin farklılığı,farklı anlayışı,onların kendi seviyelerine indirip,onun seviyesine çıkmamaları veya çıkamamaları;bir olan ilmin binlerce,kısa olan marifetin uzayarak gelmesine sebeb teşkil etmiştir.

“Hiçbir şey yoktur ki,Allah’ı kendi diliyle tesbih etmiş olmasın” hakikatınca, marifet o tesbihi duymakta,hatta onunda ötesinde görmektedir.

Peygamberler her bir mesleğin piri durumundadırlar.Bu da Allah’ın orada görünen esmasının bir inkişafıdır.Mesela,hastaları iyileştiren Hz.İsa’da Allah’ın Şafi ismi,ölüleri diriltmesiyle Hay ismi en mükemmel mânada tecelli etmektedir.

Peygamber Efendimizin gerek diğer insanlardan ve peygamberlerden farklı oluşu ise;O zatta Allah’ın bütün isimlerinin gerçek manada tecellisi iledir.

Mehmet ÖZÇELİK

04-05-2005

[1] İslam Ansiklopedisi.c.29/sh.190-191.

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .