KAPANAN ESKİ VE AÇILAN YENİ DÖNEM

KAPANAN ESKİ VE AÇILAN YENİ DÖNEM
– TUZ KOKTU –
“Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adâvetleri unutmak ve bırakmak” olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları halde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dâvâ edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz’î adâvetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hal bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.

Medar-ı ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.

İşte, ey mü’minler! Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Herbirisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var.”
*Erdoğan için dillendirilen diktatör gibi ifadeler,-videosunu da seyrettiğim –yahudilerin ve israilin dillendirdiği sözlerdir.
* Hoca efemdi 4.röportajındaki konuşmasında artık üstaddan biraz daha ismini zikrederek bahsetmekte,belli ki sıkıntılardan bir pay çıkarmaktadır.
Ancak gene de; kendisine aktarılanlardan kaynaklansa gerek ki;hâla gezi olaylarında bir samimiyet aranmakta,basiretli bir bakış sergilenmemektedir.
*Cemaat savunduğu ve sahiplendiği kimselerin olumsuzlukları namına yaptıkları tüm kötülüklere ortak olduklarını unutmamalıdırlar.
Hoca efendinin kime oy verileceği konusunda;”O partinin bunca yaptıklarından sonra içlerine siniyorsa..”şartını koymakla,aslında gerçek niyet ortaya konulmuş oldu.

*Kir üzerine parti kurulamaz.Eğer cemaat bu andan itibaren bir parti kurarsa.önceki kaybından daha büyük bir kayıp yaşar.Zira haklı olarak genel şöyle bir düşünceye varılır:Demek ki cemaat böyle kirli bir iş ve ittifaka kuracakları partiyi öne çıkarmak,muhalifleri kirli ve çirkin entrikalarla bitirerek kendi varlıklarını sürdürmek olacaktır.
Kazanamazlar.Tıpkı kurdukları eğitim sendikalarında olduğu gibi.
Bundan sonra onun kadar bile eleman toplayamazlar.
*Artık tuz da koktu.Et kokmasın diye tuzu kullanırdık artık tuz da kokunca tuz la ma dönemi bitti,yeni bir tuzlama dönemi başladı.
*İşte başkalarına hayat olacak Bediüzzamanın cinayetleri:
-Mert olan cinayete tenezzül etmez.
-Asıl şeriatın meslek-i hakikisi, hakîkat-i meşrûtiyet-i meşrûadır. Demek, meşrutiyeti, delail-i Şer’iye ile kabul ettim, başka medeniyetçiler gibi taklidî ve hilaf-ı Şeriat telakkî etmedim ve Şeriatı rüşvet vermedim. Ve ulema ve Şeriatı Avrupa’nın zünûn-u fasidesinden iktidanma göre kurtarmaya çalıştığımdan, cinayet ettim ki, bu tarz muamelenizi gördüm.
-Husûmette fenalık var; husûmete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zîra, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz…
-“Ey gazeteciler! Edibler edepli olmalı; hem de, edeb-i İslamiye ile müteeddib olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umûmi-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı.
-Kaç defa, büyük içtimalarda heyecanları hissettim. Korktum ki; avam-ı nas, siyasete karışmakla asayişi ihlal etsinler. Türkçeyi yeni öğrenen köylü bir talebenin lisanına yakışacak lafızlar ile heyecanı teskin ettim.
-Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlak, ibadet, ahiret ve fazillete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler. Şimdi maksadımız, o silsile-i nûranîyi ihtizaza getirmekle, herkesi bir şevk-i hahiş-i vicdaniye ile tarîk-ı terakkîde kabe-i kemalata sevk etmektir. Zîra; Ila-i Kelimetullahın bu zamanda bir büyük sebebi, maddeten terakkî etmektir.
-Ben işittim ki, askerler bazı cemiyetlere intisap ediyorlar. Yeniçerilerin hadise-i müthişesi hatırıma geldi; gayet telaş ettim. Bir gazetede yazdım ki; şimdi en mukaddes cemiyet, ehl-i îman askerlerin cemiyetidir. Umum mü’min ve fedakar askerlerin mesleğine girenler, neferden seraskere kadar dahildir. Zîra, ittihad, uhuvvet, itaat, muhabbet ve Îla-i Kelimetullah dünyanın en mukaddes cemiyetinin maksadıdır. Umum mü’min askerler, tamamıyla bu maksada mazhardırlar. Askerler merkezdir; millet ve cemiyet onlara intisap etmek lazımdır. Sair cemiyetler, milleti asker gibi mazhar-ı muhabbet ve uhuvvet etmek içindir.
-“Ey askerler! Zabitleriniz bir günah ile nefislerine zulüm ediyorlarsa, siz o itaatsizlikle otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon nüfûs-u İslamiyenin haklarına bir nevî zulmediyorsunuz. Zîra, umum İslam ve Osmanlıların haysiyet, saadet ve bayrak-ı tevhîdi, bu zamanda bir cihette sizin itaatiniz ile kaimdir. Hem de Şeriat istiyorsunuz, fakat itaatsizlikle Şeriata muhalefet ediyorsunuz.”
Ben onların hareketini ve şecaatlerini okşadım. Zîra, efkar-ı umûmiyenin yalancı tercümanı olan gazeteler, nazarımıza hareketlerini meşrû göstermişlerdi. Ben de takdirle beraber nasihatimi bir derece tesir ettirdim. İsyanı bir derece bastırdım. Yoksa, böyle asan olmazdı.
-İtaatsizlik yalnız bir zulüm değil, milyonlarca nüfûsun hakkına bir nevî tecavüz demektir. Bilirsiniz ki, bu zamanda bayrak-ı Tevhîd-i İlahî sizin yed-i şecaatinizdedir. O yed’in kuvveti de, itaat ve intizamdır.
-Dünyevi bir saadetimiz, bir cihetle fünün-u cedîde-i medeniye ile olacak. O fünûnun da gayr-i müteaffin bir mecrası ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lazımdır; ta ulema-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsin.
-“Aslah tarîk, musalahadır”
-Bu ömürden sonra sırf ahireti düşünmek lazım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekatü’l-ömrü, ömr-i sanî yolunda sarf eyle.
-Herkesin bir fikri var. İşte sulh-u umûmi, afv-ı umûmi ve ref’-i imtiyaz lazım; ta ki, biri bir imtiyazla başkasına haşerat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın. Fahr olmasın; derim: Biz ki hakîki Müslümanız; aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz.
-En büyük hata, insan kendini hatasız zannetmek olduğundan, hatamı îtiraf ederim ki; nasın nasihatini kabul etmeden, nasa nasihati kabul ettirmek istedim. Nefsimi irşad etmeden başkasının irşadına çalıştığımdan, emr-i bilmarufu tesirsiz etmekle tenzil ettim.
-Ey ulû’i-emr! Bir haysiyetim vardı, onunla İslamiyet milliyetine hizmet edecektîm, kırdınız. Kendi kendine olmuş istemediğim bir şöhret-i kazibem vardı, onunla avama nasihati tesir ettiriyordum; maalmemnuniye, mahvettiniz. Şimdi usandığım bir hayat-ı zaifem var; kahrolayım eğer îdama esirgersem, mert olmayayım eğer ölüme gülmekle gitmezsem. Sûreten mahkûmiyetim, vicdanen mahkûmiyetinizi intac edecektir. Bu hal bana zarar değil, belki şandır. Fakat, millete zarar ettiniz; zîra nasihatimdeki tesiri kırdınız. Saniyen, kendinize zarardır; zîra, hasmınızın elinde bir hüccet-i katıa olurum. Beni mihenk taşına vurdunuz. Acaba fırka-i halise dediğiniz adamlar böyle mihenge vurulsalar, kaç tanesi sağlam çıkacaktır?
-Ey paşalar, zabitler! Cinayetlerime ceza ve şimdi suallerime de cevap isterim. İslamiyet ise, insaniyet-i kübra ve şeriat ise, medeniyet-i fuzla (en faziletli medeniyet) olduğundan, alem-i İslamiyet, medîne-i fazıla-i Eflatuniye olmaya sezadır.
Birinci Sual: Haşiye Gazetelerin aldatmalarıyla meşrû bilerek buradaki görenek ve adete binaen cereyan-ı umûmîye kapılan safdillerin cezası nedir?
Haşiye
Bu sualler kırk-elli masum mahpusun tahliyesine sebep oldu.
İkinci Sual: Bir insan yılan sûretine girse, yahut bir velî haydut kıyafetine girse, veyahut meşrûtiyet, istibdat şekline girse, ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki, hakîkaten onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdattırlar.
Üçüncü Sual: Acaba, müstebit, yalnız bir şahıs mı olur? Müteaddit şahıslar müstebit olmaz mı? Bence, kuvvet kanunda olmalı; yoksa, istibdat münkasım olmuş olur ve komitecilikle tam şiddetlenir.
Dördüncü Sual: Bir masumu îdam etmek mi, yoksa on caniyi affetmek mi daha zarardır?
Beşinci Sual: Maddî tazyikler, ehl-i meslek ve fikre galebe etmediği gibi, daha ziyade nifak ve tefrika vermez mi?
Altıncı Sual: Bir maden-i hayat-ı içtimaiyemiz olan ittihad-ı millet; ref-i imtiyazdan başka ne ile olur?
Yedinci Sual: Müsavatı ihlal ve yalnız bazılara tahsis ve haklarında kanunu tamamıyla tatbik etmek, zahiren adalet iken, bir cihette acaba müsavatsızlıkla zulüm ve garaz olmaz mı? Hem de tebrie ve tahliye ile masumiyetleri tebeyyün eden ekser mahpusînin belki yüzde sekseni masum iken, acaba ekseriyet nokta-i nazarında bu hal hükümferma olsa, garaz ve fikr-i intikam olmaz mı? Dîvan-ı Harbe diyeceğim yok; ihbar edenler düşünsünler!
Sekizinci Sual: Bir fırka kendisine bir imtiyaz taksa, herkesin en hassas nokta-i asabiyesine daima dokundura dokundura zorla herkesi meşrûtiyete muhalif gibi gösterse ve herkes de onların kendilerine taktığı ism-i meşrûtiyet altında olan muannid istibdada ilişmiş ise, acaba kabahat kimdedir?
Dokuzuncu Sual: Acaba, bahçıvan bir bahçenin kapısını açsa, herkese ibahe etse, sonra da zayiat vukû bulsa; kabahat kimdedir?
Onuncu Sual: Fikir ve söz hürriyeti verilse, sonra da muaheze olunsa; acaba, bîçare milleti ateşe atmak için bir plan olmaz mı? Böyle olmasa idi, başka bahaneyle mevki-i tatbike konulacağı hayale gelmez mi idi?
On Birinci Sual: Herkes meşrûtiyete yemin ediyor. Halbuki, ya müsemma-i meşrutiyete kendi muhalif veya muhalefet ederılere karşı sükût etse, acaba kefaret-i yemin vermek lazım gelmez mi? Ve millet yalancı olmaz mı? Ve masum olan efkar-ı umûmiye; yalancı, bunak ve gayr-i mümeyyiz addolunmaz mı?
Elhasıl: Şedid bir istibdat ve tahakküm, cehalet cihetiyle şimdi hükümfermadır; güya istibdat ve hafiyelik tenasüh etmiş. Ve maksat da Sultan Abdülhamid’den istirdad-ı hürriyet değilmiş, belki hafif ve az istibdadı şiddetli ve kesretli yapmakmış!
Yarım Sual: Nazik ve zayıf bir vücut ki, sivrisineklerin ve arıların ısırmasına tahammül edemediği için, gayet telaş ve zahmetle onları def’e çalışırken, biri çıksa dese ki: “Maksadı sivrisinekleri, arıları defetmek değil, belki büyük arslanı ikaz edip kendine musallat etmek ister.” Acaba, böyle demekle hangi ahmağı kandıracaktır?
Sualin diğer yarısı çıkmaya izin yoktur. Ey paşalar, zabitler! Bütün kuvvetimle derim ki:
Gazetelerde neşrettiğim umum makalatımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım. Şayet zaman-ı mazi canibinden, Asr-ı Saadet mahkemesinden adaletname-i şeriatla davet olunsam, neşrettiğim hakaikı aynen ibraz edeceğim; olsa olsa, o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim. “
MEHMET ÖZÇELİK
29-03-2014

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .