MAYIS AYI

MAYIS AYI

Bir yıl içerisindeki aylarda gurur duyulacak olaylarla beraber,nefret edip hüzün duyulacak olaylarla da karşılaşmaktadır.

Nitekim 11-Eylül 2001’le başlayan ikiz kulelerin vuruluşuyla devam eden dünya düzeninin değiştirilmeye çalışılması,bizdeki 11-Eylül-1980 yılındaki ihtilalle Türkiyedeki düzenin değiştirilmeye başlaması,arkasından müsbet yönde maddi-manevi gelişmeleri hazmedemeyenlerin 28-Şubat 1997 gizli ve de sinsice yapılan ihtilalle bir çok özgürlüklere zincir vurulmasıyla başlayan,Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ekonomik çöküntünün yaşanması,daha doğrusu bazılarının kasasının doldurulmasıyla milletin yırtık kesesinin tam takır hale getirilerek boşaltılmaya başlamasıdır ki,28 Şubat soğuğu olarak tarihe geçmesiyle,kapıdan baktıran Mart ayını da gerilerde bırakmıştır.

Türkiye’de 4 büyük ihtilali tetikleyen 1960’daki 27 Mayıs ihtilali,ihtilallerin kapısını açarak,adeta bunu meşrulaştırmak suretiyle her on yılda bir 1971,1980 ve 1997 ihtilallerini tetiklemiştir.

Milleti koruma bahanesiyle,devleti koruma esas alınmıştır.

Menderes’e büyük haksızlıklar yapılmıştır.İmralı müdürününde müşahedesiyle,cesedi yıkanırken yanında bulunan müdür,Menderesin göğsünde 5-6 yerde sigara yanıklarının bulunup,sigara söndürülmüş olduğunu yeminle söylemiştir.

Ve yine onunda tesbitiyle ihtilali yapanların akibetleri hiç de iyi olmamıştır.

27 Mayıs ihtilali tarihimizde tam bir kara lekedir.Nasıl ki,batı haçlı seferleriyle bir leke alıp silinmez bir iz olarak kalmışsa,27 Mayıs ihtilali tarihimizde tam bir kara lekedir.Nasıl ki,batı haçlı seferleriyle bir leke alıp silinmez bir iz olarak kalmışsa,bizde de bazı aydın geçinenler başta olmak suretiyle tüm müsebbiblerinin alnında kara bir leke ve iz olarak durmaktadır.

O gün ihtilali yapma sebebi asıl olarak Aydın Menderes’in 1400 yıllık aslına uygun ezan geleneğini Türkçeye çevrilmesiyle tekrar aslına çevirmesi olmuştur.Bazı ufak bahanelerde sebeb gösterilmektedir ki mesela,hükumete hücum eden basının 1958’de bazı haklarının kısılması,üniversite öğrencilerinin tahriklere alet edilmesi olmaktadır.

Bugün bile ADM başyazarı olan Oktay Ekşi,Başbakana yazdığı mektupta [1]özetle;basının bazı haklarının kısılmasından dolayı kendisininde aynen Menderesin akibetine düçar olacağını söylemesiyle,27 Mayısa olan özlem veya özlem fikri hala değişmemiş ve devam etmektedir.

Bugün bile Türkiyede hala din ve vicdan özgürlüğü uygulanmamaktadır.

Almanya gazetesi;Hristiyanlara Türkiyede dini hak verilemiyor diye şikayette bulunuyor!

Sanki bize veriliyor da?Sırada beklemelisin…

Anayasa Başkanı Mustafa Bumin bir sözünde özetle;Meclisde başörtüsünü çözse,kabul edilemez,diyerek hazımsızlığını göstermektedir.

Türkiye gerçekten garabetlere hamile bir ülke.Belki de iyi doğum yapması için iyi sancı çekmesi gerekiyor olabilir…

Orgeneral Özkök’de;Türkiye İslam memleketi değil,diyerek şöyle bir garabeti hatıra getiriyor;1970’lerde bir kısım Müslümanlar Türkiyenin Dar-ul Harb yani açık ifadeyle islamın yaşanmaması sebebiyle düşman istilasıyla eş değerde değerlendirilmekte idi.Özellikle ordu buna muhalefet edip sert tavırda bulunarak,Türkiyenin bir İslam memleketi olduğunu söylüyordu.

İşte o günle bugünkü tavır,tam bir tezad.

Türkiye kimliğini arıyor..kendisini arıyor..kaybettiklerini arıyor..ettiklerinin şaşkınlığını yaşıyor.

-28 Şubat’ı hazırlayanlar,tesettürlü bir milletvekilinin meclise girmesiyle MHP suskun kalarak,DSP ise –dışarı,dışarı,dışarı-diye haykırarak hücum etmişlerdi.

Bugün ise o dışarı diyenler ve suskun kalanlar dışarıda kaldılar,dışarı çıkarıldılar.

Başörtüsü yasağı,Kur’an öğretenlere verilen bir yıldan beş yıla kadar olan cezanın 6 aya indirilmesine gösterilen tepkiler,İmam_hatip liselerinin kapatılmasını isteyenler,Din derslerinin kaldırılmasını isteyenler,dini duygu ve bilgiden yoksun olan ve de bundan bir çıkar umanların kangrenleştirmesidir.

Bugün Uluslar arası kamu oyu yoklaması şirketi İpsos 10 büyük ülkede yaptığı araştırmada,en dindar ülke olarak ABD’yi tesbit etmiştir.

ABD’yi dünyada güçlü ve süper yapan olay,onun inanç ve hürriyetlere vermiş olduğu serbestlikten ileri gelmiştir.Bizdeki gerileme ise dine olan soğukluk ve ilgisizlikten kaynaklanmaktadır.

ABD’de cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturup her yıl şu duayı tekrarlayanlar gibi,son olarak 2005 yılında bir daha seçilen George W.Bush,Beyaz Saray’da bir grubun önünde şu duayı yapmıştır:”Bizi yaratan bir Allah bunu özgürleştirmek için yaptı,ama O adaletsizliğe,zulme ve şerre de izin verdi;bu yüzden kalplerimizi kendisiyle irtibatlayalım ve bize doğruları yapma gücü vermesini,muhtaçlara yardım etmesini niyaz edelim.”

Bugün herkes misyoner faaliyetlerinden şikayet etmektedir.Bedava İncil dağıtılması,kilise evlerinin her yerde serbestçe açılması hatta küçük yaşta hristiyan olup 20 yıl kadar hristiyanlığa hizmet ederek daha sonra gördüğü bir rüya sebebiyle tekrar Müslüman olan Antalyalı papaz bir çok ifşaatıyla beraber,insanları uyuşturarak,para vererek hristiyanlaştırdıklarını beyan etmiştir.

Dün derin devlet tarafından kurulan partiler,bugün devre dışı bırakılmaktadır.

Bu millete en büyük hizmeti yapan üç lidere şahidlik ederim:Hürriyetlerin kapısını aralayan Adnan Menderes,Bu kapıyı biraz daha açarak Vicdan-Din-Ekonomik özgürlüğü devreye koyan Turgut Özal ve Samimiyeti,ekonomideki başarısı ve de müsbet hareketi ile bunu biraz daha genişlettirerek icraata koymaya çalışan Tayyib Erdoğandır…

Ancak yanlış yapanları millet gecikmeden cezalandırmıştır.Nitekim Özal’da ikinci devresinde biraz yavaş hareketi sonucu destek azalmış,kendisinin ifadesiyle,Millet topuzun ucunu biraz fazla kaçırdı,demiştir.

Korkunun ecele faydası yoktur.

70 yaşlarında olup alnı secdeye değmemiş,içki ve her türlü kötülüğü yapmış olan Adıyaman’lı bir vatandaş,ölüm döşeğinde iken birden bire yattığı yerden kalkar.Çıplak olduğuna aldırmaksızın anadan doğma dışarıya fırlar ve başlar bağırmaya:

-Ölmek istemiyorum..ölmek istemiyorum…

Ancak bu korku ve kaçışın ecele faydası olmamıştır.Akrabaları peşinden giderek apar topar yakalamış ve adeta tekrar ölmesi için yatağına yatırmışlardır.Ve nihayet 3 gün sonra da ölmüştür.

Aslında o ölmeden evvel manen ve madden ölmüştür.Sanki tekrar bir daha ölmek istememektedir.

Ne kadar olsa müessir himmet,

Yine sur-u kaderi harkedemez.(Ahmet Mahir Efendi)

“En yüksek ve hızlı himmetler bile,kaderin surlarını delemez.”

Yeterki millet olarak aynı samimiyet ve gayret içerisinde olup,devam ettirelim.

-1-Mayısın 3 kasını da unutmamak gerekir:Kan-Kin-Kir…

Her 1 mayıs kutlamalarında bu 3 K’ya rastlarız…

-Bu yıl bir güzel olay ise;Sultan-uş Şuara yani şairler sultanı olan Necib Fazıl Kısakürek’in 100 ölüm yılının muhteşem bir şekilde kutlanmasıdır.

-29 Mayıs ise Mayıs ayında en çok gurur duyacağımız bir gündür.Ortaçağın kapanıp yeni bir çağın açılmasıyla tüm dünya dengelerinin büsbet yönde açılması ve gelişmesi olan İstanbulun Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesidir.

Bu ise başlı başına büyük büyük ciltleri oluşturacak bir konuyu ihtiva etmektedir.

-Ortada bir tıkanılmışlık vardır.Bir asırdır onu yaşamaktayız.

Halimizde İstanbuldaki Tıkandı baba’ya çok benzemektedir.

Sultan Mahmud bir gün tebdil-i kıyafet yapıp bir kahveye oturur.Herkes seslenirken;Tıkandı Baba bir çay getir,Tıkandı baba bir kahve getir derler.Bu da onun dikkatini çeker ve Tıkandı Baba ya sebebini sorar.

Fakir-ul hal olan Tıkandı baba bir gün rüyasında kalabalık bir insan topluluğu görür ve herkesin musluğundan bolca su akarken kendisininkinden az akması sebebiyle tamir etmeye koyulur.Nasibini arttırmak için çaba gösterir.Musluğun deliğine bir çubuk sokarak uğraşmaya başlar.Çubuk kırılıp içinde kalır,bir türlü çıkaramaz.Bu sefer eskisi kadar da akmayan su damla damla akmaya başlar.Biraz daha uğraşarak düzeltmeye çalışayım derken,o damlayı da kaybeder.

O anda kendisine ilhamen bir ses gelir;Tıkandı baba,tıkandı,uğraşma artık akmaz.Ondan beridir bana herkes Tıkandı Baba der.

Sultan Mahmut çayhanede bu tıkandı babanın halini görünce acır ve ona 40 gün devam etmek üzere hergün bir tepsi baklava gönderilmesini emreder.Herkesden habersiz her baklava diliminin altınada bir Osmanlı altını koyar.

Sultanın adamları akşama doğru bir tepsi baklavayı Tıkandı Babaya verirler.Tıkandı Baba memnun kalıp teşekkür ederek baklavayı eve götürür.Ancak yolda birden aklına bir fikir gelerek,baklavayı satmayı ve onun parasıyla evine yiyecek ve giyecek almayı düşünür.Ve bunu Yahudi komşusuna satar.

Yahudi akşam baklavayı yerken birden dişine bir şeyin değdiğini görünce ağzından çıkarır bakar ki bir Osmanlı altını..sevinerek öbürü öbürü derken hepsinin altında bir altının olduğunu görür.

Heyecan ve telaşla ertesi akşamı iple çeker.O akşamda Tıkandı Babaya baklava gelmiş,yine eve götürmektedir.Yahudi kurnazlığıyla bundan sonraki tüm baklavaları kendisinin almak istediğini söyleyip anlaşma yapar,öyle ki eskisinden ucuza bu işi kapatır.

Kısmeti tıkanan Tıkandı Baba 40 boyunca her bir dilimin altında bir Osmanlı altını bulunan bir baklava tepsiyi her seferinde Yahudi komşusuna ucuz bir fiata satar.

40 gün sonra farklı görmek düşüncesiyle Tıkandı Babayı görmeye gelen Sultan,Tıkandı Babada bir değişiklik görmeyince,40 gün boyunca gönderdiği baklavaları alıp almadığını sorar.

Sultanın sağlığına duacı olduğunu söyleyen Tıkandı Baba,bunarlı komşusuna satıp evinin ihtiyacını önemli çapta karşıladığını söyleyerek teşekkürde bulunur.

Sultan bu seferde her gün evine giderken geçtiği yolu tesbit ettirir.Ve adamlarına geçeceği yolun üzerine görebileceği bir şekilde bir kese altın bırakmalarını emreder.

Tıkandı Baba o günde yine aynı yoldan geçeceği sırada aklına gelir ki;Ya bir gün ben gözüm kapanırda görmezsem,bu durumda bu yoldan acaba nasıl geçerim diyerek gözünü kapar ve el yordamıyla geçmeye çalışır.Böylece kendisi için bırakılan bir kese altını göremez.

Sultan Tıkandı Babayı yanına alarak devletin hazine dairesine götürür.Oda altınlarla doludur.Oradaki küreği gösteren Sultan,Tıkandı Babaya küreği alıp doldurduğu kadar altına alabileceğini söyler.

Tıkandı Baba biraz heyecan biraz telaşla küreği altınlara daldırır.Ancak heyecandan küreği ters tutmuştur.Düştü düşecek ters tarafına ancak bir tane altın kısmetine düşmüştür.

Sultan üçüncü bir deneme daha yapmak üzere,Tıkandı Babayı alıp İstanbulun en yüksek tepesine çıkarmalarını,eline bir taş almasını ve bu taşı nereye kadar fırlatırsa oraya kadarki bölgeyi ona vereceğini söyleyerek gönderir.

Adamlar yine Tıkandı Babayı İstanbul/Üskidarda en yüksek tepesine çıkarmışlardır.Tıkandı Babaya bir taş almasını söylerler.Tıkandı Baba ise orada bulunan o kadar taşlar içerisinde bu taş eğri,şu küçük deyib okadar orada bulunan taşlar içerisinde araya araya kaldırılması güç olan büyükçe bir taşı alır.Kaldırıp en uzak mesafeye atmasını söylerler.

Gerek yaşlılık ve güçsüzlük ve de yorgunluk eseri zorlanan Tıkandı Baba uzaklara atayım derken kontrol edemeyi taşın kaymasıyla taşı başının üzerine düşürür.

Ve Tıkandı babaya düşen yer ancak bir mezarlık kadardır.

Durumu Sultan Mahmuda iletirler.Sultan mahmud o meşhur sözünü söyler:

Vermezse Ma’bud / Ne yapsın Sultan Mamud…der.

Sultana sorarlar;Neden doğrudan vermediniz de,imtihana tabi tuttunuz?

Sultan cevabında;Allah’da sınamıyor mu?Bizler de sınanmıyormuyuz?Vermezse Ma’bud / Ne yapsın Sultan Mahmud…

“Nasibuke yusibuke velev kâne tahte cebeleyn”-Nasibin iki dağın altında da olsa sana ulaşır.-Yani nasib olmazsa ne gelir elden/Nasib olursa gelir Yemenden…

Memleketimizde bu tıkanıklığı yaşamaktadır…

Bizlerde hayatımızda bu tıkanıklıkları yaşamaktayız…

Mehmet ÖZÇELİK

08-06-2005

[1] Bak.Yeni Şafak.2-6-2005.

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .