O CEMAAT BU CEMAAT MI?

O CEMAAT BU CEMAAT MI?
O cemaat bu mu?
Bu o cemaat mı?
Uçaklarla,otobüslerle en uzak yerlerden gelerek Erdoğana destek olmak amacıyla 2-3 kişiyle oy vermeye gelen cemaat,bu cemaat mı?
Geceleri kalkarak teheccüd namazını kılıp başarısı için dua eden cemaat bu cemaat mı?
Rivayette –hikayede olsa- Erdoğanın askerlerle yaptığı toplantıda,önündeki şaşalda bulunan zehirli suyu içmemesi için tâ Pensilvanya-dan acil haber gönderen hoca efendi,bu hoca mı?
Oradan burayı gören,neden önündeki çukuru görmemektedir?İsterseniz hüsnü zanda bulunup şöyle yorumlayalım;
“Hazret-i Yâkup’tan sorulmuş ki, “Niçin Mısır’dan gelen gömleğinin kokusunu işittin de, yakınında bulunan Kenan kuyusundaki Yusuf’u görmedin?” Cevaben demiş ki:
“Bizim halimiz şimşekler gibidir; Bazen görünür, Bazen saklanır. Bazı vakit olur ki, en yüksek mevkide oturup her tarafı görüyoruz gibi oluruz. Bazı vakitte de ayağımızın üstünü göremiyoruz.”
Göğe çıkarıp alkışlayan,omuzlarda taşıyan bu cemaat mı?
Gerçekten rüşvet ve yoksulluk yaptığına,haram yeyip yedirdiğine inanıyor mu,bu cemaat?
Yoksa inanmaya ve inandırılmaya mı çalışılıyor?
Yoksa şimdiye kadar onu tanımadınız mı?
Siz hangisisiniz?
Acaba bu tezatlıklarla kendi kendinizi yalanlamış olmuyor musunuz?
Neden çarkettiniz?
Sizler ki basiretli insanlarsınız?
Neden oyunların arkasındaki oyunları görmemektesiniz?
Neden israile karşı suskun kalırken,kendi başbakanınıza karşı saldırgan davranmaktasınız?
İsrailin gücü varken,neden bizim gücümüz inkâr edilmektedir.
Neden cemaat Chp-ye hatta Bdp-ye oy verecek mi diye seslice seslendirilmektedir?
*Neden Erdoğana karşı yapılan çıkışlar,bir chp-ye,bir Mesut Yılmaz-a yapılmadı?
*”1619 yılında Hindistan padişahı Cihangir, İmam-ı Rabbani’nin muridlerinin çoğalmasından endişe ederek onu bazı bahaneler ileri sürmek suretiyle hapsettirmiş ise de, İmam-ı Rabbani doğru bildiği yoldan ayrılmamış ve Kur’an-Sünnet çizgisinde bir İslam ve tasavvuf anlayışını yerleştirmek için mücadelesine devam etmiştir. Hindistan’da sayıca azınlık durumunda olan Muslumanların güçlenmesi ve Hindu kültürünün tesirinden uzaklaşıp bid’atlerden arınması için çalışmıştır.”
Başbakan Erdoğan gelmiş geçmiş bürokrat,devlet başkanı ve yöneticiler içerisinde en fazla helal ve harama dikkat ve hassasiyet gösteren bir insandır.
Bu acaba ondaki değişiklikten midir yoksa muhaliflerinin değişiminden midir?
Zira olaylar hep tanıdık olaylar.
Bir asır önce Abdulhamide yapılan,Menderes ve Özalla devam eden devirme entrikaları.Aynen Erdoğana da yapılmaktadır.
İşin en garip tarafı ise,bu kirli oyunda temiz bilinen insanların da bulunmasıdır.
Bir kirlenmenin,basiret bağlanmasının olduğu ve de siyaset hırs ve şeytaniyetinin devreye girmiş olmasındandır.
Çoktandır cemaatın dillendirdiği konu;ak partinin İranlaştığı.Tıpkı 1970-lerdeki hassas karnımız olan Humeyni devriminin ön plana çıkarılarak darbelerin taşları döşenmeye başlanmıştı.
Bu gün gene hem iranla alış-veriş,hem mut’a nikahı,İranlı iş adamının yakalanması,hem de hükümetin bir bakanının ve milletvekillerinin bir kısmının iran yanlısı olması hep dillendirilmektedir.
Darbenin taşları iran bağlantılı,yolsuzluk,dershaneler,kasetler ile örülmeye devam edecektir.
Başka zamanda olsa hemen etkisi görülürdü ancak ekonomik güç,milletin basireti, oyunu oynayanların basiretsizliği;oyunları boşa çıkarmaktadır.
Ancak pes edilmeyecek,bu durum ölümüne sürdürülecektir.
Çünkü Kılınçlar çoktan kınından çıkmıştır.
Maddi manevi kayıbların telafisi düşüncesiyle,haklılığını göstermek bahanesiyle saldırılar devam edecek ve ettirilecektir.
Çünkü her iddia edilen –dershanelerin kapanması gibi- fos çıkınca,yeni oyunlar ve piyonlar piyasaya sürülmekte,sürekli zihinler bulandırılmaya çalışılmaktadır.
-İş bir yandan kaybedilen onurun kazanması çabasına girerken,diğer yandan da iktidarı ele geçirme,eldekini değerlendirme ve arttırma politikalarına dönmüştür.
Geçici olarak devre dışı bırakılan ergenekonun boşluğunu doldurma çabalarıdır.
-Avrupa İslam dünyasına sürekli düşman ve problem üretmektedir.
Kendi kendisiyle uğraşacağı bir gaileyi sürekli üretmektedir.
Uzun süre güvenli bir şekilde istikrarını sürdürmesine müsaade etmemektedir.
-Türkiye ve İslam dünyası büyük bir imtihandan geçmektedir.
Kan dökülmesinden,darbelere kadar.
Dinler tarihinde özellikle hristiyanlıkta uzman olan merhum Aytunç Altındal;Papalığın İslam dünyasında mevcut iki gizli Kardinalleri bile yerleştirdiğini,günü ve yeri geldiğinde onları kullanmakta olacağını söylemişti.
– Altındal şunları da söyledi: “Papa bu yıl (1998 Şubat ayında) ‘kilisenin bağrına bastığı gizli evladı’ anlamına gelen ‘in pectore’ tarzıyla yani gizlice 20 kardinal atadı. Bu kardinallerden 18’inin kim olduğu isim isim biliniyor. Ancak iki tanesi, birisi Çin’de, diğeri Ortadoğu ülkelerinden birisinde bulunan iki kardinal açıklanmadı. Gizli tutuluyor.”
Vatikan’ın “Üçüncü bin yılda Asya’yı Hıristiyanlaştıracağız,ilk hedef Türkiye’dir” dediği bir ortamda, Papa’nın gizli kardinali acaba kim?”
İslam dünyası uyanık olmalı,birliğini korumalı,olayları iman ve basiretle bakıp değerlendirmelidir.
Avrupa en mahremimize kadar girmiştir.
Tıpkı yıllarca hatta Sultanahmet camiinde bile imamlık yaparak gayrı Müslimlerin görev yaptığı tarihi bir gerçektir.
Bizi yıkan dış değil içteki kurttur.
Ağaç kurdu.
Balta değil,sapıdır.
-Bunca yazdığım yazılar aslında hükümetin veya bir şahsın savunulması değil,tamamen memleket meselesidir.
Ortada görülen kirlenmenin topluca temizleme faaliyetidir.
*Binlerce ses kayıtları aslında Türkiyeyi ve geleceğini biçimlendirme kayıtlarıdır.Şantaj kayıtlarıdır.
Baykalı götürüp Kılıçdaroğlunu getiren kayıtlardır.
-Başbakanın ve hükümetin yaptığı bunca hizmetleri görmemek için elbette kör olmak gerektir.
28 şubatın tüm darbelerden beter uygulamalarını kaldırması az bir şey midir?
O halde bu saldırı ile yeni bir 28 şubat mı arzulanmaktadır?
*Yapılan bir hata cemaatın -adaletli olmasa da- yüzde doksan dokuz sevabını örtüyor.
Bu hata da küçük bir hata olmayıp,bir Türkiyenin hatta ümmetin kaderini ilgilendiren bir meselede yapılan hatadır.
-İktidar kavgasında;cumhurbaşkanlığına geçecek olan Erdoğan,yerine cemaatın teklif ettiği bir kişiyi değil de,kendi muhtemelen düşündüğü Numan Kurtulmuş-un düşünülmesi, iktidar peşinde koşanları bu senaryolara sevkediyor.
Uzun zamandır sürekli dillendirilen bir durum ise;başta Beşir Atalay gibi bazı millet vekillerinin iran taraftarı olduğu işlenerek Başbakana vurulmaya,Türkiyenin önü tıkanılmaya çalışılıyor.
Senaryolar tutmadığında da başka senaryolara baş vuruluyor.
Ta en çirkin senaryolarla devirmeye varıncaya kadar.
*Üstad Bediüzzaman devlete huruç etmedi.Bir jandarmaya bile boyun eğerek isyan bayrağını hiç açmadı.Yüzde yüz haklı olmasına rağmen.
-Hayatında hep müsbet hareket etti,müsbet hareketi tavsiye etti.
*Yıkıldım..Daha önceleri insanlar,cemaata gidiyormusunuz gibi ifadeler kullanırken,bu gün öğrenciler,sizde mi cemaatdansınız,diyebilmektedir.
Bu benim için bir yıkım olursa,ya cemaat için…
Cemaatın içindeki binlerce hakiki samimi insanlar için…
Siyasetin kaybettirdiği en büyük kayıp,telafisi mümkün olmayan en büyük zarar ise;cemaatın içinde bulunan binlerce samimi insanın hayal kırıklığına uğraması ve suskunluğudur.
Bu müsbet hareket etmemenin,maddeye ve güce sarılmanın bir tokadıdır.
Bediüzzamanın hayatında bir ve onun uzantısı olan üç düşmanı vardı;Biri ve birincisi imansızlık cereyanına karşı mücadele etmek idi.
Diğer ikisi ise;İmansızlığın ürünü ve ürettiği anarşi ve sefahet idi.
O kadar zulüm çeken İslam alimlerinden hangisi huruç faaliyetinde bulunmuş?
Bir İmam-ı Azam Ebu Hanife,Ahmed bin Hanbel gibi şahsiyetler mensublarını tahrik edebilir,ayaklandırabilirlerdi?
Yapmadılar,zahiren kendileri harcandı ama milleti harcamadılar…
*1925 yılında devlete ve yaptıklarına karşı isyan bayrağını açan ve kendisine davet gönderen Şeyh Saide vaz geçmesi için verdiği cevapta:
Türk milleti asırlardan beri İslamiyet’in bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslümanız, onlarla kardaşız. Kardaşı kardaşla çarptıramayız. Bu şer’an caiz değildir. Kılıç harici düşmana çekilir. Dahilde kılıç çekilmez. Bu zamanda yegâne kurtuluş çaremiz Kur’an, iman hakikatleriyle, tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır. Birkaç canî yüzünden binlerce masum kadın ve erkekler telef olur.”
*”Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki:
“Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl) Haşiye hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hadise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.
Cevaben dedim ki:
Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.
Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.
Birinci noktaya cevap ise: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hadise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme dâvâsından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hadise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek.”
05-03-2014
MEHMET ÖZÇELİK

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .