SAĞ DUYUSUZ,SOL ZİHNİYET

SAĞ DUYUSUZ,SOL ZİHNİYET

Türkiyeyi bir asırdan fazladır kısır bırakan düşünce,sol düşüncedir.Sol düşüncenin yapısında mutlak hürriyet,mutlak serbestilik,mutlak yaşayışla beraber,kendisi gibi olmayanları tamamen hayattan silme zihniyet ve uygulaması mevcuttur.
Dünyadaki sol zihniyeti değerlendirmekte bir derece esnek davranılabilir ancak Türkiye’deki sol zihniyet kimliğini yitirmiş,kendini,değerlerini,tarihini unutmakla kalmayıp ona düşman olan bir sol zihniyet.
Manevi değerleri kaldırmakla kalmayıp,yok olması,dünyadan çıkarılması için her türlü cehalet ve zulmü reva gören bir zihniyettir.
Maneviyattan mahrum olan sol zihniyet,maddiyatı da başarmış değildir.Şu zamanın sadece teknolojisinde bile fersah fersah geride kalan zihniyet,sol zihniyettir.
Sol zihniyet sağ duyudan yoksun,solu duyusuz ve duygusuz olarak kullanan bir zihniyettir.
Türkiye’deki sol zihniyet azınlığın peşinden gidip,azınlık gibi düşünerek hareket eden bir zihniyettir.Yani sol zihniyetin yüzde onu yüzde doksanını şekillendirmekte ve istediği gibi yönlendirmektedir.
Türkiye’de sol zihniyetin başarılı değil,başarıyı engelleyici bir gücü vardır.Bu da onun başarısından olmayıp,hırçınlığından,yapıcılığından ziyade yıkıcılığından kaynaklanmaktadır.
Şu gerçek ortaya çıkmıştır ki;bir asırdan fazla süre içerisinde ortaya çıkan her alandaki tüm olumsuzlukların temelini oluşturan Ergenekon terör örgütü,aslında bir sol örgüttür.
Desteğini ordudan alarak,ihtilallere ağabeylik yapmakta ve her yere kol atmış olmaktadır.
Ordu istifrağ etti.Bediüzzaman’ın dediği gibi;orduda bir ruh var,o benimle beraberdir,der.Yani bin yıllık islamın bayraktarlığını yapan ordu,dünyaya adaleti götüren ordu bu ordudur.
Ve diğer bir sözünde;Ordu bilerek baltayı ayağına vurmaz.
Ordu bunu gösterdi.İçerisinde darbeye zemin hazırlayan,terörü besleyen,menfi insanları destekleyenleri ordu dışarısına atmış,adeta içini kusarak temizlemiş veya en azından o alanda bir adım atmıştır.
Askeriye kendisini sorgulamalı,kim memnun?Halkla iletişimi ne oranda, bir yanlışın olup olmadığı araştırılmalıdır.

*Bir asırdan fazladır –şeriat geliyor-diyerek ancak hala bir türlü gelmeyen tehdit,korkularla,alçakcasına millet rencide edildi,değerlerine bu bahane ile her türlü tazyik ve hakaretlerde bulunuldu.
31 mart vakasıyla irtica var,geriye gidiliyor denildiği halde,kendilerinin geriye götürme çabaları dışında,hep ileriye gidildi,engellemelere ve geciktirmelerine rağmen bir türlü geriye gidilmedi.
1970-lerde sol kargaşa ve anarşi ile ülkücüleri de tahrik ederek çok kan akıttı.
1980-lerden sonra ise bu insanlar piyasada görünmez oldu.Herhalde yerin dibine girmediler.
Bir kısmı sefahet ve rezalete,bir kısmı bunun hayal olduğunu düşünüp, kendi kendine gülerek yaptıklarından vaz geçti,bir kısmı zengin oldu,makam elde ettiler,beyin tabası ise medya,ordu,hukuka el atarak,mafya,pkk gibi her türlü kirli işlere Ergenekon çatısı altında sürekli kaos ve darbelere zemin hazırlama yolunu sürdürdüler ve hala da sürdürmektedirler.

*Anayasa mahkemesinin bugünkü AKP-nin kapatılmaması yönündeki 6 kişinin kapatılması,4 kişinin hazine yardımını almaması ve Başkan Haşim Kılıç-ın da reddi yönünde aldığı karar saygı duyulacak bir karar değildir.
Çünkü her şeyden önce onlar kendilerine saygı duyupta anlaşamamışlardır ki,bizlerden saygı beklemeye hakları olsun.Onlar kendi içlerinde uzlaşamayıp,ortak karar verememişler ve en önemlisi milletin beklentisi –en azından çoğunluğun-yönünde bir karar vermediklerinden saygı duyulacak bir karar değildir.
Bu karar mahkemenin kendi kendisini ipe ve uçurumun kenarına götürüp bir oyla kendi ipini son anda istemeseler de ancak milletin sağ duyusu,iyi niyeti ile son andaki bir dönüştür.
Günler öncesinden bir çok haberler ve senaryolar hep kapatılması yönünde alınacak kararlar yönünde idi.Aslında öyle gibi de oldu.Bir oyla 70 milyon harcanmaktan son anda kurtuldu.
70 milyonun kaderi bir kişinin insafına bırakılmış oldu.Nasıl bir adaletse!!!
Bu aşamada en güzel yapılması gereken ise;AKP-nin vakit geçirmeden anayasa,mahkemesi ve anayasanın büyük çaplı değiştirilmesi yönünde hızla atacağı adımlardır.Çoktan yapılması gereken reformlar geciktirildi.
Türkiye yönetimi sol zihniyetten kurtarılmalı,sağ düşünce ve sağ duyu hakim olmalıdır.
Bu millet dünya ile aynı yerde yaşamalı,yaşamayı öğrenmelidir.Mevlana gibi herkesi kucaklamalıdır.
Tahakkümle değil,olumlu yaklaşımlarla meseleler çözülmelidir.
Sol zihniyet ise çağın gerisinde kalıp,toplumu da çağların gerisine götürmektedir.
Türkiyedeki solu batı kabul etmemiş,Sosyalist enternasyoneller toplantılarına Ergenekonun avukatı olduğunu söyleyen Deniz Baykalı çağırmamışlardır.sebeb olarak,kendi sol standartlarına uymamalarıdır.
Batıdaki sol zihniyet maneviyatı yaşamasa da saygı duyan bir düşüncedir. Türkiye’deki sol zihniyet ise;saygı bir yana hayat hakkı bile tanımamaktadır.
Avrupa medeniyeti materyalist bir medeniyet üzerine kurulup,menfaatı esas alır.
“Prof. Joad şöyle diyor: Asırlardan beri Avrupa’nın zihnine hakim olan düşünce servet yığma arzusudur. Servetin çokluğu insanlığın şeref ölçüsüdür. Mal mülk edinmede ileri gitmiş milletlerin, ancak medeni millet olabileceği telkin ediliyordu. Onlara göre insanı harekete geçiren motif ruhi duygu ve arzular değil, bizzat servet toplama hırsıdır.”

Yeni nesil sol zihniyetteki kısırlığı görmekte,iltifat etmemektedir.Çünkü geride bırakacağı olumlu bir adım yoktur.
Yıllarca devrim,ihtilal,kargaşa,anarşi,kavga,fakirlik edebiyatları yapıp,olumlu bir adım atılmadı.
Sol zihniyetten geride kalan kan ve kavgadır.Silinmez bir lekedir.
*Varlığından şu güzel ülkeyi kurtarsak da
Adımından kalan izler, lekedir toprakta. (A.Nihat Asya)

Cemil Meriç kendisi için isnad edilen sol ifadesini mütefekkirlikle bağdaştıramayıp şiddetle reddetmiş ve şöyle demiştir:”Ben hiçbir zaman sosyalist olmadım.Bilhassa materyalist hiç olmadım.Kimim ben?Hayatını Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.”

Türkiyedeki açılım ve gelişmeler sol dönemde değil,sağ duyunun hakim olduğu üç dönemde gerçekleşmiştir;Adnan Menderes,Turgut özal,Tayyib Erdoğan.
Sol dönemler toplumun içine ve dışarıya kapalı olduğu dönemlerdir.
Vicdanlı olanlar yapılanlara baktığında rahat karar verebilir.5 sene önceyle şimdikinin mukayesesini yaptığımızda bunu çok net görebiliriz.

Sol zihniyet despot ve kapalı bir zihniyettir.

*Eğer bir solcu sağ düşüncenin özelliklerini söylüyor veya savunuyorsa; ’eğer solculuk bu ise bende solcuyum’ demek,onun kendisi gibi değil de, kendisinin onun gibi olmasını düşünmek demektir.Neden onun değersiz konumdaki tanımına kendimi konumlandırayım. Veya bazı İslami fikir akımlarında Ali şeriati veya Mısır’da Hasan Hanefi’nin savunduğu İslami Sol (el-Yesaru’l-İslami) veya bizde İsmet Özel’in İslami bir kesim tarafından öne çıkarılmasına karşı bu kişinin sonunda kendisinin sosyalist olduğunu söylemesi; neyi savunmak veya neyi kabullenmek olduğunu düşünmek gerekmez mi?
Değerler değersizlerin elinde de olsa değerlidir.Ancak o değere sahib olmak için değersizin yanında yer almak ne kadar değerlilik olur?
Bir solcunun hatta direkmen ateist olduğunu söyleyen bir insanın adaletteki eşitliği savunmasını bende savunurum.Ve bu alanda oy kullanılacaksa aynı oya bende mührümü basarım.Ancak ateistlik eğer böyle adalette eşitlik ise,bende ateistim demek,elbette mantıklı bir yaklaşım olmayacaktır.
Her menfi insanın her menfi hareketinin menfi olması gerekmez.Ancak bu durum onu o menfilikten veya ateistlik,solculuk ve sosyalistlikten de kurtarmaz.
Nitekim her müsbet insanın her hareketinin de müsbet olmasa gerekmez. Müslüman olan bir insanın Müslüman gibi yaşamaması,beni o dinden çıkartmaz ve çıkmamı gerektirmez.
Benim dinimin savunduğunu bir hristiyanın savunması beni o dine girmeye mecbur etmez,o sıfatı ve o sıfat sahibini benimsememe sebeb olur. Müslümanın ise o kötü sıfatını tenkid ederim.
Müslümanlık başlı başına bir kimliktir.Başka kimliklerde kimlik aramaya gerek yoktur, ihtiyaçta yoktur.
İslamiyet bir değerler bütünüdür.Ancak içinde münafık gibi her kesimde bulunabilir.İslamiyet mutlaka bir gün hazmetmediği ve de kendilerinin islamiyeti hazmetmediği kimseleri istifrağ ile dışarı atacaktır.
Bu durumda ben kendimi dışarıda addetmektense,uymayanlar dışarı çıksınlar.
İslamiyet istikamet ve vasattır.
Bizdeki solculuk ve laiklik global bir laikliktir.Bu da;
Thomas Michel “Globalizasyon, Allah’ın dünyevi işlerde rol oynamayacağı fikrinden ortaya çıkıyor.”
Buda toplumda kavgayı oluşturan temel öğedir.

Bir solcu şundan ibret almalıdır:
*” Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu davasında şöhreti yurt dışına taşmış bir insan olan Salih Gökkaya, daha sonra İslam’la müşerref olarak Hakk’a rücu etmiştir.
Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde Salih Gökkaya
“Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı” sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito’nun şeref misafiri olarak Belgrad’a gitmişti.Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito’yu ziyaret ettiklerinde,hayatını komünizme adayan bu ihtiyar lider, büyük bir pişmanlık içinde şunları söylemişti:
“Yoldaş, ben ölüyorum artık… Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınz. Düşünün, ölmek, yok olmak… Toprağa karışmak
ve dönmemek üzere gidiş… İste bu çıldırtıyor beni… Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak…
Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek… Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz?
Yoldaslarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum:
Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafaat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir?
Söyleyin bana? Ha, yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım,neye yarar? Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan
yılan ve çiyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım. Ben Allah’a, Peygambere ve ahirete inanyorum artık. Dinsizlik bir çare değil.
Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır…
Bence ölüm de son olmamalıdir, mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır.
Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum.
Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette.
Onların ah’larına kulak verecek bir merci olmalı… Yoksa insan teselliyi nereden bulacak?
Bunların bir açıklaması olmalı. Marks bu mevzuda halt etmis. Uyuşturmuş beynimizi.
Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor.
Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!”

Sol zihniyet,menfur zihniyet….
“işte o zaman, kitabı sağından verilen der: «Alın okuyun kitabımı!”
“ancak sağın adamları, Onlar cennettedirler, sorup dururlar.”
“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: «Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı» der.”
“İşte bunlar, amel defterleri sağlarından verilenlerdir.
Ayetlerimize küfredenler ise, solcuların kendileridir.”
“Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!”
“Eğer sağın adamlarından ise, artık selam sana, sağın adamlarından.”

MEHMET ÖZÇELİK
30-07-2007

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .