SAPTIRILAN HEDEFLER

SAPTIRILAN HEDEFLER

Bir asırdır yanlış hedefe sıkılan kurşunlar,alış verişte yanlış yapılan hesaplar bizi şu anki iflasa getirdi.
İslam gitmiş,Kur’an yasaklanmış,iman esasları ateizm ve kominizmle tehlikeye girmişken insana ve inancına değil,devlete talib olundu.Bu gün o devlete talib olanlar ateist ve koministlerle beraber olup,dün mücahitlik adına,bugün ise Ergenekon adına ortaklık kurularak bir devre iflasla kapatıldı.
Milletin imanına ve inancına talib olmayanlar,dünyaya,makama,sevda! ya talib oldular..Mevlâ unutuldu..çünkü dava hayali süslüyordu..hakikattan uzaktı.
Akidesini kaybetmiş bir toplumun takvasıyla değil fetvasıyla meşgul olundu.Akıl ve mantık değil,hisler konuşuldu,konuşturuldu.
Aslında pek konuşmak istemiyor ve de pek gündeme getirmek istemiyordum.Zira hep aynı kısır döngü üzerinde gidip gelinmekte tıpkı;’Bizim oğlan bina okur,döner döner yine okur.” (Not:Bina,Arapça gramer kitabının adı)
Hep aynı şeyler okunuyor.
Yetmişlerin cihat ve mücahit kavramları her ne kadar şimdilerde yerini başka şeylere bıraksa da ancak etkisi hala devam etmekte,cihat kavramı ahirete dönük olarak değil,dünyaya dönük olarak değerlendirilmektedir.
En ulvi hakikatlarda dahil her şeyi getirip götürüp cihat kavramının içindeki kısır manalara hamletmek,islamı kısır bırakmak,toplumu kısırlaştırmak,açılımları açamamak demektir.
İmana hizmet etmeden ve bunun gereklerini hayata tatbik etmeden,dinin yüzde birini oluşturan şeriat meselelerine geçildi.
Bu da elif-ba bilmeyen çocuğa Kur’an okutturmaya gidildi.
Vakıalar değil,hayallerdekiler tatbike konuldu.
Rasulullahın Mekke ve Medine dönemlerindeki tatbikatları göz önünde bulundurulmalı, aradaki aşamalar ve gelinen seviye göz ardı edilmemelidir.
İslamda ihlas ve samimiyet,islamın ruhudur.His ve heves onun bağıdır.
Rasulullahın yola çıktığında,Hz.Hatice’ninde ifade ettiği gibi,Allah onu mahcup etmeyecek,yarı yolda bırakmayacak,davasını tüm dünyanın başına getireceğine inanıyordu.
Ben de imanım gibi inanıyorum ki,Allah kendi şeriatını tüm dünyaya hakim kılacak,insanlar adeta kabulde muztar kalacaklardır.Bu gün İngiltere -hangi amaçla olursa olsun-şeriat mahkemesini kurdu ve ilk kararını da şu yönde aldı;
Gözü görmeyen birisi köpeğiyle camiye gidebilir mi?
Evet gidebilir.O köpek ona delalet edip,onu camiye götürmektedir.
Avrupa; Müslümanların halife seçmelerini dillendirmekte,kendilerinde muhatap olunacak bir papanın var olduğunu ancak bu kadar müslümanı temsil eden bir halifenin olmamasından, kiminle muhatap olacaklarını bilemediklerini söylemektedirler.
Büyük bir manevi buhran geçiren dünya;rahat ortamda yaratılışının gayesini yerine getirmediği için,dolaylı olarak ağır bir bedel ödedikten sonra yaşamaya başlayacaktır.
İslam cemaatı kendi içerisinde anlaşmalı,uyuşmalı,muhabbet etmeli ki,hariçtekine etkili olabilsin.
1970-lerde bu yapılmadı,1980-den beri ağır bedeller ödenmektedir.
1970-lerde sol ve kominist zihniyetin ideolojisi çürütülme yoluna genel olarak gidilmedi,kaba kuvvet ve kavga ile gidilince,sol zihniyette yerini pekiştirdi,kavga edecek rakiblerini bulunca piyasada kaldı,müşteri topladı.Bugün Ergenekon adıyla kol budak saldı.
Zihniyet değişmedikçe,hiçbir şey değişmez.
Altıyüzbin İsrailliyi Firavunun zulmünden kurtaran Hz.Musa aslında pek bir şey değiştirmemişti.Sadece bedenleri değişmiş,zihniyet aynı zihniyet.Hz.Musa’ya da baş kaldırıp,hazır,bedava gökten inen yemek ve sofradaki kudret helvası ve bıldırcın etini yemekten bıktıklarını,oysa firavunun zulmündeyken bile yeşillikler yediklerini,bundan dolayı soğan sarmısak gibi yeşillikleri kendilerine vermesini isyankârane istiyorlardı.
Firavun ve askerleri boğulduğu halde hala yeniden çıkıp geleceğinden korkuyor,Hz.Musanın atalarımızın yurdu olan Kudüse gidip,orada ekelim yiyelim teklifine korkarak hayır diyorlar ve;Sen git Rabbinle savaş,biz arkandan geliriz diyorlardı.
Burada bir nokta koymak gerekir;Bizim bir asırlık dönem içerisinde firavunun zulmünden farklı olarak yaşadıklarımızı mukayese etmek gerekmez mi?
İsmi Kur’anda 34 surede geçen ve 136 defa zikredilen Hz.Musanın hayatını düşünüp ibret almak gerekmez mi?
Ve Hz.Musa 40 yıl boyunca onları bıraktı,firavunu ve zulmünü görmeyen yeni nesillerini yetiştirip,onları da alarak Kudüsü fethetti ve vefat etti.

*Bir nükte ve gerçek:20 yıl kadar önce gözden muayene olmak için göz doktoruna gitmiş sıramı bekliyordum.
Benden önce giren 60 yaşlarındaki hasta başındaki şapkasını çıkarmayınca doktor çıkarmasını söyledi.O ise çıkarmayacağını söyledi.20 dakika kadar bu münakaşa sürdü.
Çıkarmadığı takdirde muayene edemeyeceğini doktorun söylemesine rağmen adam inatlaşıyordu.
Zorda olsa adam sinirle çıkarmış,muayene olup çıkmıştı.
Ben içeri girdiğimde doktor bitmişti.Bu moralle beni muayene etmesi mümkün değildi.Biraz moral vermek amacıyla doktora dönerek;
Doktor bey!Bu şapka kafaya girene kadar ne kadar kelle gitti biliyor musunuz?Onun tekrar oradan çıkması için en az o kadar kelle gitmesi gerekir!
Doktor tebessüm edip,üzüntüsünü dile getirerek bizi de kazasız-belasız muayene etti.
Evet bir şapka için binlerce kelle gitti.sadece o mi ki?
Bu millet firavun zulmü yaşadı,inancı elinden alındı,en önemlisi özgürlüğüne prangalar vuruldu.

Özetle:Şimdiye kadar ve özellikle ve özellikle bir asırdan bu yana islâmiyetin hep siyaset yönü yani içi değil de vitrini anlatıldı.İslâmiyet binasının muhteşem olan dışı gösterilirken,ondan daha muhteşem ve asıl amaç olan içi gösterilmedi ve de gösterilemedi.İslamiyet sloganlara inhisar edildi.Bu da özellikle son asırda çokça tepkilere neden oldu.
İslâmiyetten imana yeterli derecede bir geçiş olmadı.
Bu asrımızda özellikle Bediüzzaman Hazretleri bunu önemli çapta gerçekleştirirken,sanki kişinin elinden tutarak onunla beraber İslamiyet sarayının içine alıp,iman esaslarının odalarını ve özellikle marifetullahın pencerelerini açıp içeride seyahat ettirdi.
Bununla ilgili tesbitlerde;

Oliver Leaman: Benim için Said–i Nursi’nin en ilginç yönü, küreselleşme sürecini fark ettiği an, küreselleşmenin gücüyle çatışmaktan ziyade, onu anlamaya ve alternatif bir cevap geliştirmeye yönelmesidir. Onun eserlerini özgün yapan nitelik, müminlerin çağın empoze ettikleri gerçeklerle çatışmadan, nasıl Müslüman kalınacağı noktasında tutarlı bir tavır ortaya koymasıdır. Bence bu çok önemlidir. Zira Nursi’ye göre globalizasyonun tehlikesi insanların yalnızca Batılılar gibi yaşamasını teşvik etmek değildir. Ona göre global kültürü karakterize eden prensipler ateizm ve materyalizmdir.”

Jemil Hee Joo Lee:” Risale–i Nur’ların üslubunun, küreselleşme ve ahlak konusunda geleneksel Arap tefsircilerine kıyasla çağdaş dünya toplumuna hitap edecek şekilde olduğunu düşünüyorum. Özellikle Mısır, Suudi Arabistan kaynaklı eserler, tercüme edildikleri ülkelerde siyasal bir İslam’ın gelişmesine katkıda bulundu. Ve bu da huzursuzluk ve çatışma meydana getirdi. Aynı eserler Konfiçyüs kültürünün hakim olduğu ülkemde sıcak bir şekilde karşılanmadı. İnsanlar dinin siyasal yorumuna veya siyasal bir proje gibi sunulmasına uzak durdular. Fakat ben Koreli birisi olarak, Risale–i Nur’u okuyunca, bunu öğrencilerime söyleyince, bunu halkıma empoze edince, ondaki ahlak ve iman vurgusu, hiçbir çatışma, hiçbir rahatsızlık uyandırmıyor.”

İngiltere’nin Durham Üniversitesi’nden Prof. Dr. Colin Turner, “Bediüzzaman Said Nursi’nin ütopyacı değil gerçekçi olduğuna işaret eden Turner, onun yolunun inancın bireysel seviyede tekamülünü öngördüğünü kaydetti. Bu yolun devrimden çok evrim yolu olduğunu ifade eden Turner, bunun da Müslüman toplumu tavandan tabana değil, tabandan tavana yöntemiyle kurma yolu olduğunu belirtti. Bediüzzaman’ın İslam’ı bir yönetim problemine indirgeme hatasını yapmadığını kaydeden Prof. Dr. Turner, “Onun için İslam, Rabbin karşısındaki ferdi bir sorumluluk meselesidir. Bireysel seviyede içselleştirilmiş bir adalet olmaksızın sosyal adalet imkansızdır. Bugün Müslümanlar, Hazreti Peygamber’in altın çağını yeniden var edebilmek için Medine hayalleri kuruyor. Ama bunu yaparken gerçek adalet dersinin öğretildiği Mekke döneminin zorluklarını da istemiyorlar. Bu anlamda Bediüzzaman bizi Mekke’ye geri çağırıyor. Çünkü Mekke tecrübesi yaşandı mı Medine kendi başının çaresine bakacaktır.” dedi.

En önemli bir tesbiti de;Şimdiye kadar gelen tüm alimler hep islamdan bahsetti,Bediüzzaman ise imandan bahsetti.
Yani şimdiye kadarki alimler İslam binasının dıştan içe girişini sağlarken,ilk defa Bediüzzaman insanları iman sarayının içerisine alarak oda oda dolaitırmaya başladı.
Şu tesbiti yapmıştı:” “Lâ ilâhe illâllah”ın mânâsını öğrenmek için, bu kitaplara başvurdum. Yine hayal kırıklığına uğradım. Bu kitaplar İslâmdan bahsediyordu, fakat Allah’tan bahsetmiyordu. Hayalinize hangi konu gelirse hepsi bu kitaplarda vardı; ama asıl mühim olan konu yoktu. Üniversite camiindeki imama durumu anlattım. O da bir mâzeret beyan ederek döndü, gitti. Derken, imamla konuşmamı duyan bir kardeş yanıma gelerek, “Bende Lâ ilâhe illâllah tefsiri var,” dedi. “İstersen beraber okuyabiliriz.” Bu tefsirin en fazla on veya yirmi sayfa olabileceğini düşünü-yordum. Meğer beş bin sayfanın üzerindeymiş! Tahmin ettiğiniz gibi bu eserler, Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatıydı.

ERGENEKON HEDEF SAPTIRDI

Ergenekon sağı da yanına alarak tıpkı Mısır-da Abdun Nâsırın Seyyid Kutup’a yaptığı teklif gibi;önce ikimizin de memnun olmadığımız devleti yıkalım,sonra devlet pastasını paylaşırız.
Ve devlet yıkıldı,arkasından da Seyyid Kutup ve 40 bin kişide beraberinde idam edildi.
Ergenekon Türkiyede bunu denedi..ergenekon Suriyedeki yüzde sekizin yüzde doksan ikiye hakimiyeti yolunu denedi..alevileri iktidara taşıma sözü verdi..sağı sola,solu sağa kırdırdı..bu gün bu itiraflarla ortaya çıkmaktadır.

Uzun zamandır haber notlarında tutmuş olduğum arşivlerde bunlar mevcuttur.
Ergenekon; Solun sağ kolu.. Ergenekonun pkk sol kolu,Kıbrıs yuvası,medya sesi,hukuk kapısı,ordu parmağı,laik-irtica-şeriat-alevi-kürt ektiği fitne tohumları,abd abisi,Rusya-Almanya sırtı,Türkiye angarya,kolu devlet içinde kol salmış bir vaziyette büyütülmektedir.

*Abd 44.başkan zenci Obama ile bir değişim geçirirken;bizde hala eski tas eski hamam,sadece dellekler değişmektedir.
Bir türlü sözde kalan milletin hakimiyeti gerçekleşmemektedir.
Hakimiyete teşebbüs eden millete 3,5 kere darbe vuruldu.
Türkiyede, lozanda kabul edilen azınlıkların hakimiyeti sürmekte,umumu kucaklayacak olan ‘İslâm kimliği’inkâr edildiği gibi,ettirilmeye çalışılmaktadır.
Ergenekon surda açılan bir gediktir.Azınlık komitesinin deşifre oluşudur.

*Evet…Ergenekon içinde bulunan bir kısım aydın ve devlet erkanı kendisiyle yüzleşmekten korkuyor,baskı ile susturmaya ve kabul ettirmeye çalışıyor.
Tarihi cumhuriyetten öteye gitmiyor,oda şaibeli,sanatı kısır,işleri çürük..
Bugün aydın geçinen bir kısım yazar ve sanatçıların ergenekona destek vermeleri gösteriyor ki;Ergenekon beslenmek ve büyümek için hem yemiş ve hem de yedirmiş.
Ergenekonun derinliklerine gidildiğinde öyle zannediyorum ki,iş cumhuriyetin kuruluşuna kadar uzanacaktır.
Artık betonlamalar alttaki kokuların sızmasına engel olamıyor.
İtiraf üzerine itiraflar insanı dehşete düşürüyor.
İşler ve şaibeler her ne kadar Veli Küçük,Doğu Perinçek,İlhan Selçuk,Kemal Alemdaroğlu ve askeriyeden bir çok üst düzey eleman ve 86 sanık ağır suçlardan suçlanmaktadırlar.
Orduda bir kısım bu işin başını çekip tetikçilik yapmaktadır.
Günlük tutmuş olduğum Ergenekon ve itiraflarda dehşete düşürücü haberlerle karşılaşmaktayız.Bir asırlık kirli ve pis çamaşırlar ortaya dökülmekte,kokusu Rusya,Almanya,Amerika ve tüm dünyaya uzanmaktadır.

Ergenekon gibi terör örgütleri hep kaosla beslenmektedirler.
İşte İsrail kaosla besleniyor..kaosu seviyor..varlığının buna bağlı olduğuna inanıyor.Onun içindir ki başta bizde ve İslam dünyasında kaos ve fitneyi oluşturacak her oluşumun içerisinde bulunmakta ve bu oluşumları bizzat kurup desteklemektedir.

ATATÜRK TABU HALİNE GETİRİLDİ

Atatürk namı diğerle Mustafa en tartışılan adam…
Atatürk tabu haline getirildi.O alet edilerek her gayrı meşru şey,meşru hale getirildi.
*Can Dündar Mustafa filmiyle epey tepki topladı ve kendi düşüncesindekiler mesela fikirdaşı olan Müjdat Gezen ona gavur dediler oysa o Mustafa hakkında yüzde birini bile söylememişti!
Neden Mustafa kemalle yüzleşilmekten korkuluyor.
Neden Atatürkün yakınında bulunan Rıza Nur’un ‘Hayat ve Hatıratım’adlı üç cilt kitabın özellikle Atatürkten bahseden 1.cildi anlatılanlardan tamamen farklı olup,yasaklanmakta,öğrenilmesine müsaade edilmemektedir?
Dünyada neden en çok tartışılan,gizlenen ve kanun tarafından korunan bir kişidir?
Çünkü çözülmemesi,bazı şeylerin meçhul kalması,meçhuldekileri, karanlıktakileri beslemektedir.Daha fazla kaos,kargaşa ve kavga ortamı oluşmaktadır.

*”Can Dündar’ın Abdurrahim Tunçak’la 1998’de ölmeden önce buluştuğunda, ”Atatürk’e çok benziyorsunuz, gerçek oğlu musunuz?“ diye sorunca şu yanıtı almıştı: ” Bazı sırlar benimle mezara gidecek, lütfen buna saygı gösterin.”

ÇÜRÜYEN HUKUK

Mecliste türban üzerine 411 millet vekilinin kararını anayasa mahkemesi yetkisini aşarak,meclisin üzerine çıkarak varsayımlara bina edilen yanlış kararını verdi.
Anayasa mahkemesinin hukuksuz,var sayımlı hukuk kararı.
Anayasa mahkemesi ergenekonun neresinde?
Neden böyle ciddi bir meselede müdahil olmamakta,aynı desteği göstermemektedir?
Perinçek Savcı Abdurrahman Yalçınkayayı delil gösterdi.
-Mehkeme üyeleri hiç mi milletin içine çıkıpta,milletin konuştuklarına kulak vermiyorlar?Hiç mi duyarlık gösterme ihtiyacını duymuyorlar?Toplumun nabzı neden tutulmuyor?
Hukuk yara aldı..hukuk baltayı kendi ayağına vurdu..bir an evvel düzeltmeli, hukukun millet için var olduğunu,milletin lehine kararlarla göstermelidir.
Anayasa mahkemesi devleti uçuruma kadar getirdi..bir oy farkıyla düşmekten son anda kurtuldu.Bu duruma getirenler,hukuku temsil edenlerdi.
Belliki Türkiyede hukuk haklının değil,güçlünün yanında…

Nerede hırçın,kavgalı,sesi çok çıkan insan varsa,mutlaka onun altında bir olumsuzluk yatmaktadır.Tıpkı sürekli bağıran Doğu perinçek ve şimdilerde Yarsav başkanı ve sayamayacağımız bir çok olayda altı deşildiğinde ya bir minnet borcunu ödemek için veya bir ayıbının üstünü örtmek amacıyla bağırdığı ortaya çıkmaktadır.
Hukuk hakkıyla uygulansa olumsuzluklar kalkmasa da aza inecektir.

Gerçekten bu insanlar dünyayı ve hayatı ve de akibetlerini bilmiyorlar.
İşte Efendimizden -mana yönüyle hadis olarak düşünülebilecek- bir ibret levhası;
”Ebu Hüreyre’nin anlattığına göre, Hz. Peygamber (s.a.v), “Ey Ebu
Hüreyre, sana Dünyayı gerçek yüzü ile göstereyim mi?” buyurarak,
Onun elinden tutmuş ve Medine çöplerinin döküldüğü yere götürmüş, oradaki
kafataslarını, pislikleri, parçalanmış elbiseler ve kemikleri gösterdikten sonra,
ona şöyle demiştir:
“Gördüğün bu kafatasları, aynı sizin gibi ihtirasları ve umutları olan kimselerdi. Şu an kalıptan soyulmuş iskelet halindeler. Sonra çürüyüp toz haline gelecekler. Bu pislikler, onların yedikleri lezzetli yemeklerdir. Onları nereden kazanmışlarsa kazanmışlar, sonra midelerine indirmişlerdir. Şimdi ise herkes bunlardan uzakta
kalmıştır. Şu parçalanmış bezler, onların zînetleri ve elbiseleriydi.Şimdi ise rüzgarlar onları paramparça etmiştir. Bu kemikler, onların binip diyar diyar dolaştıkları binitlerinin kemikleridir. Hal böyle iken, Dünyaya ağlamak isteyen ağlasın artık.”

MEHMET ÖZÇELİK
15-11-2008

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .