SAVAŞ VE SAVAŞANLAR

SAVAŞ VE SAVAŞANLAR
EN SON SAVAŞÇI ERGENEKON
CUMHURİYETİN BÜYÜTTÜĞÜ VE YÜRÜTTÜĞÜ ÇOCUK

*Bir faraziye;Ergenekonla anlaşıldı.Ergenekon söz verdi.Bizi bırakın, desteklediğimiz, doğurduğumuz,büyüttüğümüz,sürdürdüğümüz pkk-yı şimdilik kapatacağız,pkk silah bırakacak.İçeride bulunan pkk-lıları dışarıya salacağız,size teslim edeceğiz.
Bu bir sözleşme akdidir.
İçerideki desteğini kaybeden pkk-nın dışarıdaki bitişinin çırpınışlarıdır.
Dışarıdaki talimatın,içeridekilerce uygulanmasıdır.
Pkk içten beslenip,desteklenmektedir.
Ama ileri için bir garanti veremeyiz.Ancak pkk dükkanını kapatacağız.Hapisteki arkadaşlarımız salınması şartıyla.
Bu içerideki pkk! –yı kuranlarla,dışarıdaki pkk-lılar yer değiştirecekler. Çünkü iş içerdekilerle sınırlı kalmayıp bir numaraya,üç-beş numaraya kadar uzanabilir!
Bu sebeple diğer alınacaklarında alınması engellenmiş olur!
-Terör olaylarından sonra bundan kim nemalanmakta,adres neresi gösterilmekte ise,bunun müsebbibi de onlardır.
Tüm ihtilallerden önceki karışıklık,kaos,meçhul cinayetler sonu ,yapılan darbelerden anlaşılmaktadır ki,adres askerin içerisinde bulunan bir kesimdir.
1960-dan beri Türkiye-yi maddi-manevi gelişimini engelleyip,darbeler kanalına sevkedenler,ordudaki adresi açık ve net olarak göstermektedir.
Bu güruh hala mevcut ve aktiftir.
Tıpkı Amerika-daki Kennedy suikastındaki teşhis şu hükmü verdirmektedir;
“Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmişse,bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmak yeterli olacaktır.Kennedy su-i kastında ise sulanan tarla,tek bir adresi gösteriyor,İsraili…”
Hakeza Türkiye’nin de içten Ergenekon ve dıştan –görünürde- Pkk-nın tehdidi altına alınması da elbette yine başta İsrail-e,İran-a,Fransa,Almanya gibi Avrupa ülkelerine yaramaktadır.
-Ergenekonun yüzeyinin üzerindeki tozlar silkelendi bu kadar toz ve pislik etrafa yayıldı,varılmayan ve vardırılmayan derinliklerine gidilse her halde Türkiye pisliğe boğulur,dünya kokmaya başlar.

*Çevik Bir , ABD dergisine yazdığı makalede, post-modern darbenin sadece ‘irtica’ya karşı değil, İsrail ‘le dostluğun sürmesi için de yapıldığını itiraf ediyor.

*BÇG belgelerini Deniz Kuvvetleri’nden Emniyet İstihbarat’a sızdırdığı gerekçesiyle yargılanan Köstebek Davası’nın ünlü ismi Kadir Sarmusak’ı 15 yıl sonra konuştu.
‘Ergenekon’un merkezi‘
‘Her şeyi iki albay planladı’
‘Aczmendilerin çoğu askerdi’
‘Paşalar borsadan çıktı’
‘Beni Demirel ihbar etti’

*Tarihin başlangıcındaki Ergenekon ile,bitişindeki Ergenekon mukayesesi;
*”MÖ 800, Ergenekon- MS 2000, Bolu civarı Orta Asya’daki eski Türklerin dilinde “sarp dağ yamacı” anlamına gelen Ergenekon’la ilgili destanı bilmeyen yoktur. Türklerin yeniden doğuşunu ve çoğalarak Orta Asya’ya egemen oluşlarını anlatan bu efsanenin adı aynı zamanda Soğuk Savaş döneminde NATO ülkelerinde kurulan gizli anti-komünist örgütün, kontr-gerillanın Türkiye’deki kolunun adı olarak da gündeme gelmiştir.”

Geçmişten günümüze yaşanmış olaylara bakıp gördüğümüzde,çok entrikaların döndüğünü ve çok cücelerin dev olarak gösterildiğini görürüz.
*Namık Kemal-in şu dörtlüğünde olduğu gibi: “Suavi dedikleri o
küçük adam/ Paris’te oturmuş yanında madam/ Biz anı adam sandık o da mı
cüdam/ Aman yalnız kaldı Mustafa Paşa.”
Dengesiz bir kişilik…
-Büyüklerde küçük gösterilmiş;
*Abdulhamid-in kütüphanesinde, 20 bin kitaptan oluşan özel bir kütüphanesi vardı.Fransızca bilir,eserlerine sahib olmuştu.600 adet polisiye kitabları vardı.marangozluk,çanak-çömlekçilik,fotoğraf albümü vardı.

*”İngiltere’deki Foreign Office’te bulunan belgelere göre Vahdeddin, Mustafa Kemal’i Samsun’a Pontus devletine engel olmak ve milli mücadeleyi başlatmak için 40 bin lirayla yolladı”

*”Profesör Lowther (Eli Kidor) rapor bahsine şöyle giriyor:
«Osmanlı aleyhtarı peşin hükümler 1880’lerden itibaren İngiliz politikasının temel unsurudur. (Lowther)in mektubu, yeni Osmanlı devlet adamlarının meş’um dalaveracı bir yönetim olduğu inancını desteklemekle bu peşin hükmü doğrulayarak ona yeni bir kuvvet vermiş oluyor… -Asırlık İngiliz politikasının, Türk’ü maddede ve ruhta imha etme gayesi, son merhalesine Lozan antlaşmasiyle ermiş olarak bu satırlarda plânını apaçık ortaya dökmüş bulunuyor.
..”Bilindiği kadariyle, Türk Farmasonluğu şimdi uyuyor ve muhtemelen de öyle kalacaktır. Tâ ki, halen Türkiye’nin başında olan grup kuvvetten düşürülsün ve gelecek Türk rejimine veya yabancı bir muzaffer kuvvete karşı yeraltı faaliyetlerine yeniden başlansın…”
..Bildiğin gibi, Paris’teki (Jön Türk) hareketi Selânik’lidir. Selanik’te 140.000 nüfusun 80.000 kadarı İspanyol yahudisi, 20.000’i ise dışta müslüman görünen ve Sabetay Sevi tarikatına bağlı Farmason… Roma’nın yahudi belediye başkanı (Natham), Mason localarında yüksek bir mevkie ulaşmıştır ve yahudi Bakanlar (Luzzatti) ve (Sonnino) ve diğer senatör ve milletvekilleri de anlaşıldığına göre masondur. “Kadim İskoç”tan temellendikleri iddiasındalar.
Birkaç yıl önce, Selânik’li yahudi mason (Emannuele Carasso) – ki, halen de Osmanlı Meclisinde Selanik temsilcisi- orada Makedonya (Risorta) isimli İtalyan Farmasonluğuna bağlı bir loca kurdu. Bu adam görünüşte Sultan Hamîd’in casuslarını aldatmak maksadiyle, fakat aslında Türkiye’de yahudi tesirini kuvvetlendirmek için (Jön Türk)leri Farmasonluğu kabule teşvik etmiştir… [6] Evinde onlara toplantı izni sağlamıştır. Abdülhamîd’in casusları bunu haber almış ve 1908 Temmuz ihtilalinden sonra esrarengiz bir şekilde öldürülen İsmail Mahir Paşa, durumu Yıldız Sarayı’na bildirmiştir. Evin dışına yerleştirilen casuslar, girip çıkanların isimlerini kaydetmekle vazifelendirilmiştir. Fakat Farmasonlar casusları “kardeş” ilân edip aralarına almıştır. Selanik’teki hareketin temeli yahudidir…..”
*Sultan Vahdeddin’in Vatanperverliği.
Osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı , düşman filolarının Çanakkale Boğazı’ nı aşıp İstanbul’a dayandığı felaketli bir dönemde halife sıfatıyla Osmanlı tahtına oturan Sultan Vahdeddin’in, Osmanlı askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış olan biricik taburu Ayasofya Camii’ ne göndererek:
“Aziz İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya’ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz!… ” emrini verdiğini…

*Rahmetlik dedem derdi;evelden eşkıya dağda idi,şimdi şehre indi.Kalksın bir de şimdi baksın!
1970-lerdeki sağ-sol kavgası,değişik versiyonlarıyla devam etmektedir.
DTP lideri Demirtaş: Kurban kesmeyin-
DTP’den, ölen terörist için taziye ziyareti-

*Şimdiki liderlerin pek çoğu pekte rahmetle anılacak kimseler değildir.
Ne kaos ortamını kaldırdılar,ne de ciddi manada engel olup güvenli bir ortam bırakmadılar.Günü kurtarmak için,gündem yaptılar.

Faili malumlar içerisinde,faili meçhuller hep meçhul kaldı.
*Nevzat Tandoğan’ın intihar etmediği öldürüldüğü ile ilgili olarak eser kaleme alınmış.,
Tıpkı intihar ettiği söylenen komutanların,öldürülmüş çıkması gibi.

*Yıllarca gereksiz kutlamalarla avutulduk.Avutulmakla kalmadık,yontulduk.
19 mayıs ve 23 nisan kutlamalarının gereksizliği ve geçişteki uygulamaları unutulacak gibi değildir.

*Hristiyan dünyası hristiyanlığa pamuk ipiyle bağlıdır.Ha koptu ha kopacak. Dünyada ve de Ergenekon altındaki savaşların bir kısmı,bu son ince bağında kopmamasına yönelik operasyonlardır.
Bir Barnabas incili bile meseleyi bitirmeye yeter.
*”Fransada yayınlanan L’evenement Du Jeudi Dergisinin 93 Temmuz sayısında bugünkü incilin sahte olduğu aktarılır:”Gerçek İncili artık açıklama zamanı geldi…Ancak,bazı güçler,hristiyan ve Yahudi medeniyetlerini kökünden sarsacağı için gerçek İncil’i açıklamıyorlar.denilmektedir.Kitap British Musium ve Amerikan kongre kütüphanesinde mevcut olup,Pakistan Kur’an konseyi tarafından da 1973 yılında basılmıştır.

*İçte de mezheb çatışmalarını körüklemek ve de islamı sulandırmaya yönelik faaliyet,sürekli sürdürülmeye çalışılmaktadır.
Hiçbir şey yapılmasa bile,su sürekli bulandırılmaktadır.Zihinlerde…

– « Cemaleddin Efgani ve Muhammed Abduh İngiliz ve Fransız masonları tarafından çizilen daireye dahil kılınmış ve İslam modernistIeri geçinen bu adamların elde edilmesiy¬le Batı dünyası (politika-relijyöz; dini siyaset)lerinin temini¬ni düşünmüştü.»
Bu şartlar kelimesi kelimesine aslına uygun bir tercüme olarak şu kitabın 127. Sahifesinden…

*”Muhammed Amâra da Efgânî ve Abduh’un masonluğa girip çıkmaları konusuna temas ettiği bölümde şu açıklamayı yapmıştır: “O tarihlerde masonluğun iyi bir şöhreti vardı; çünkü ortaçağ Avrupasında imparatorların istibdadına ve papaların otoritelerine karşı çıkmıştı, ilmi araştırma merkezleri üzerinden kilisenin gerici baskısını uzaklaştırma, bilim adamlarının akıllarını, muhafazakâr din adamlarının baskısından kurtarma, hürriyet ve demokrasi yolunda çaba göstermişti, Fransız ihtilalinin ‘ hürriyet, eşitlik ve kardeşlikten ibaret olan’ ilkelerini bayrak gibi kullanıyordu. Doğuda Arapların kendi geleceklerini belirleme meselelerinde, masonluğun Yahudi yöneticilerinin olumsuz etkileri henüz gün ışığına çıkmamıştı; çünkü yeni siyonizm hareketi, henüz ortada yoktu ve Filistin konusunda dünya Yahudilerinin niyet ve amaçları da keşfedilmiş değildi. Bütün bunlara rağmen Abduh ve Üstadı, masonların istibdad ile işbirliği yaptıklarını ve yabancıların, özellikle İngilizlerin Doğu’ya nüfuzları ile ilişki içinde olduklarını görünce, bu cemiyetten ümitlerini kestiler ve ‘Mısır, Mısırlılarındır’ sloganı etrafında toplanan Hür Vatan Partisi’ne (el-Hizbu’l-Vataniyyu’l-Hurr) girdiler.”

*” Bir konferans münasebetiyle Erzurum’da bulunduğum sı¬rada Hamidullah da oradaydı. İçinde kendisinden de bahset¬tiğim konferansa gelmek cesaretini gösteremedi. Ertesi gün bir toplantıda bağlılarının da bulunduğu bir mecliste hakkın¬daki tespitlerime cevap verebilen kimse çıkmadı. Yalnız, ar¬tık ne tarafı tuttuğu belli olan bir genç şöyle dedi: Ona hangi mezhepten olduğunu sordum:
«Ben mezhepsizim!» cevabını verdi.”

MEHMET ÖZÇELİK
11-06-2012

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .