SEKTEYE UĞRATILAN İLAHİ SAHA

SEKTEYE UĞRATILAN İLAHİ SAHA

Cumhuriyetten bu yana din sürekli kösteklenmekte ve yapılan hizmetler sekteye uğratılmaktadır.Nur cemaatının,Süleyman Efendinin cemaatının ve Tarikat ehlinin hizmetlerine sürekli resmi ve gayrı resmi engellemelerle karşılık verilmiş,çoğu zamanda bu hapis,görevden alma ve eziyet edip öldürmeye varan tehditlerle caydırılmaya çalışılmıştır.Adeta devlet halkı karşısına almış,onun asırlardır temsil ettiği dinine hezimete varan uygulamalara dönüştürmüştür.

Asırlardır islamın temsil bayrağını diktiği yerlerden söktürme yoluna yönlenmiştir.

1980 yılına kadar bu şekilde devam eden katı politikalar,bu devreden sonra sefahetle altedilmeye,sekteye vurulmaya çalışılmıştır.Başarılıda olunmuştur. Geçmişinden kopuk,bilgiden uzak,zevke düşkün bir nesil üredi ve türedi.

1970’den önceki hayatın ızdırabını gören ve bilenler ise bir şeyler ortaya koymaya,eksiklikleri gidermeye çalıştılar.Bir seviye alındı.

Ancak bu da yeni yetiştirilen bir ilahiyatçı kesim ile sekteye vurulmaya çalışıldı.Bu Türkiyede böyle olduğu gibi,tüm İslam dünyasında da aynı çapta münferid müçtehidlerinde devreye girmeye çalışmasıyla farklı bir İslam imajı vermeye çalışıldı.

Ilımlı bir İslam,batı tarzı bir İslam,budanmış bir İslam idi…

Örneğin,değişen ekonomik gelişmelerden dolayı,faiz olmamalı veya cüz-isine müsaade edilmeliydi.Tesettür,Cuma namazı gibi konularda,değişen dünya şartlarında batı gibi bir reforma gidilmeliydi.

Oysa islamın bunlara bakışı ve hükmü gayet açık olup,münakaşaya mahal bırakmamaktadır.Mesela;Dar-uk harb diyerek Cuma namazı kılmayanlar şunu düşünmeli, Peygamberimiz Mekkeden Medineye hicret ettiklerinde, hem Kuba mescidinde,hem de medinede Cuma nazmı kıldı.Oysa orası daha dar-ul harp durumunda idi.

Oysa batının reformu zaruri idi.Çünki hak olmayan bir dinde reform söz konusu olurken hak ve son bir dinde bir değişiklik söz konusu değil veya yeni bir peygamberin gelmesi gerçekleşmediğinden böyle bir reformda söz konusu olamıyacaktır.

Bizdeki Yaşar Nuri Öztürk,Zekeriya Beyaz gibi sosyete tarafından desteklenen bu kişiler,dine göre bir halkın oluşumundan ziyade,halka ve zamana göre bir dini oluşturmayı hedeflemişlerdir.Aynı tarzı tüm İslam dünyasında da benzerlerini görmekteyiz.

Nitekim ABD’nin de kendi içinde başlatmış olduğu;”Virginia Commonwealth Üniversitesi’nde Teoloji bölümü öğretim üyelerinden Amina Wadud, New York’un Manhattan semtindeki İlahi Aziz John Katedrali’ndeki Synod isimli psikoposlara ait kilisede Cuma namazında imamlık yaptı.

Olay sadece bu kadarla da kalmadı ve kalmayacağı da belliydi,yeni versiyonları peşpeşe gelecekti.Bu konuda; Wadud, ‘Bu benim için yeni bir şey değil, 10 yıl önce Güney Afrika’dan böyle bir teklif aldım’ diye konuştu. Kadın ve erkeğin ruh olarak Allah tarafında eşit olduğunu belirten Wadud, daha sonra imam mahalline geçti. Cuma Namazı’nı organize eden ‘İslam Uyanış Hareketi’ üyesi, Wall Street Journal gazetesi eski yazarlarından Asra Numani ezan okuduktan sonra, Amina Wadud 2 saat süren Cuma hutbesini okuyup, namaz kıldırdı. Haremlik selamlık olarak ayrılan 100 kişilik cemaatin çoğunluğunu kadınlar oluştururken, Asra Numani’nin de aralarında bulunduğu bir grup, başı açık olarak saf tuttu.

Arkasından, kadın imam önderliğindeki namazı organize eden eski Wall Street Journal muhabiri ve yazar Esra Umani “Bu bir reform hareketi. İslami ilkelerle ilgisi olmayan Müslüman aleminin değişmesi gerek” diyor.

Ancak şunu söylemek gerektir ki;İslam alemi çapında bir heyetin olması zarureti vardır.İslamı temsil edip,islamın esaslarına sadık kalacak bir meclisin organizesi gerekmektedir.Bu Osmanlı döneminde bir Şeyhulislam iken,bugün bu bu bir heyet olmalı,bir meclis oluşturulmalıdır.Ferd bazında değil,heyet halinde gerçekleşmelidir.Belkide bugünkü oluşumlar bunu zorlamaktadır.ABD başkanı Bush bile,Müslümanları temsil eden bir halifenin olmasından söz ederken,kendileni temsil edip muhatab alınacak bir papaları varken,İslam alemini temsil edecek bir merci bulunmamaktadır.Başsız gövde gibi…

Kesinlikle yıkma ve tahrib amaçlı olmaksızın,tashih ve yapıcı olarak taşların yerinden oynatılması gerekmektedir.Elbetteki ABD-nin ırakta yaptığı gibi değil.Suya ve sabuna dokunulduğunda belki bir eskime olur ancak bir temizlikte gerçekleşmiş olmaktadır.Dokunulmadığı takdirde o kirlilik kalacak ve devam edecektir.

Şimdiye kadar ki,gil-ü kal-lere bir düzen verilip,onlarla uğraşılmamalı,neticeye varmalıdır.

Bugün gündeme getirilen olayların önemli bir kısmı,hep geçmişte konuşulup tartışılmış olan konulardır.Kadınların imameti,onların Cuma namazını kılıp kılmamaları konularında tartışılmış ve neticeye bağlanmıştır.

*Türkiyede ilahiyatçı kesim münferid ve yetersiz,bazen sessiz,issiz ve ıssız bir alemde yaşamaktadırlar.

Elbette imkansızlıklar ve maniler göz ardı edilemez.Ancak temsil yetersizliği ve toplumdaki onlara bakış açısının yeterli bir ağırlığı bulunmamaktadır.

İlahiyat sahası ağır aksak gitmekte,sürekli törpülenmektedir.Kendi içinde bir belirsizliğe ve sessizliğe itilmektedir.

1983’den itibaren Yüksek İslam Enstitüleri İlahiyatlara dönüştürülürken,önceki İslam Enstitüsündeki proğram ve öğretim üyeleri,ilahiyat statüsüne göre düzenlendi,daha doğrusu tüm ilahiyatlar Ankara İlahiyata benzetilmeye çalışıldı.

Bir örnek olarak;Şimdiki Diyanet işleri başkanı olan Ali Bardakoğlunun da tavassutuyla,Ankara İlahiyattan Hüseyin Atay sadece son sınıf öğrencilere konuşmak üzere getirtildi.Kimsenin itiraz etmeden dinlemesi de şart koşuldu.

Mutlak manada içtihad edilebileceğinden konuşulduğu gibi,bir yerinde de Riyazüs Salihin kitabının sahibi olan İmam-ı Nevevi’ye getirip,onun gibi herifler diyerek hakarat amiz ifadelerde bulunarak,yazmış oldukları eserlerle milletin araştırmasını engellediklerinden bahsetti.Oysa eser verenlerden biriside kendi olduğunun farkında değil gibiydi.

Genel bir kanaat olarak,geçmişi tamamen silip,yeni içtihadlarla geleceğe gitme hedeflenmektedir.Ancak her gelecek aynı zamanda geçmiş de olacağından böyle bir uygulama köksüzlüğü meydana getirecektir.

İlahiyatçılar dine itibar kazandırmalılar,bu da kendilerine kazandıracakları itibarla orantılıdır.Dine itibar kazandırmak ise onu törpülemekle değil,daha iyi anlamaya çalışmakla mümkün olur.

Batı sürekli islamı itibardan düşürmeye çalışmakta,islamla terörü beraber değerlendirmek için her türlü çabayı göstermektedir.

Geçmiş yıllarda bilimden uzak bir İslam alemi gösteren,daha sonra fakir bir Müslüman dünyasını nazara verip küçük göstermeye çalışan batı birkaç yıldır terörle beraber zikretmekte,şimdilerde İslam ülkelerinin demokratikleşmelerini emrederken,diğer yandan da nasıl olmaları gerektiğini bizzat uygulatarak reform niteliğindeki örnekleriyle mesajlar vermektedir.

Batı yönetmek çabasındadır.Oysa İslam yönetime değil,iyi yönetmeye talib olmuştur.

Zira Mehdi de gelse,İsa da gelse idareci,devlet başkanı olarak mı gelip iş yapacak?Elbette değil ve hayır.O halde oralarla iş bitmediği gibi,oralar ilk cezp edici yerler değillerdir.Süleymen peygamberin dışında hiçbir peygamber ve büyük zatlar bir idareci ve yönetici olarak gelmemiş ve onların içerisinden çıkmamıştır.

İslam dünyası sürekli kısa dönem idarelerle sekteye uğratılmakta,ehil olanların ise uzun süre kalmasına müsaade edilmemektedir.Mutlaka bir bahane ve karışıklıkla uygulamaya geçirilecek olan plan ve proğramların sekteye uğratılmasına çalışılmaktadır.

İslam dünyası bu olanlardan ders çıkarıp,kendi düzenlemesini kendisi yapmalıdır.Kendi dünyasını kendi düzenlemelidir.

Bir yerlerde biz ilahiyatçılar eksik ve hatalarımız var.

Nerede hata ve eksikliğimiz var?Sünnet olan teravihte o kadar insanlar şevkle gelirken,farz olan ibadete taleb gayet az olmakta.O halde 5 vakit namaz teravih gibi nasıl cazib hale getirilebilir?Camiler bir internet ortamında ilim yuvası haline,araştırma merkezi haline getirilemez mi?

Sabah ve yatsı namazının cemaatı gayet az,sonra akşam,sonra öğle ve ikindi,sonra Cuma,sonra bayram,sonra teravih..herbiri giderek artış göstermektedir.Bu artış sürekli nasıl sabit tutulabilir?Camiler bir kütüphane,bir sohbet mahalli yani vaaz makamından sohbet makamına dönüştürülerek biraz daha samimi bir ortam içerisinde,gerekirse arada bir çay ikram ederek samimi bir hava içerisinde insanlar kahve gibi yerlerden de çekilmiş olurlar.Camilerin çevreleri ve bahçeleri çocukların gezme ve dinlenme ve oyun alanı olarak düzenlenebilir…

Taviz verme ile tebliğ yöntem ve metotlarının birbirine karıştırılmadan en güzel biçimde icra edilmesi gerekmektedir.

Diyanet ve ilahiyat bir yandan pasiflikten kurtulmalı,diğer yandan da islamı en güzel manada temsil rolünü üstlenmelidir.Tüm İslam dünyasıda bunu arzulamaktadır.Bir model aranmaktadır.

Düşünmek gerek gerek.

Batı İslamlaşacak.Ancak,Hangi İslamla?Batıyı böyle bir yolu açmalı yoksa bizlermi o yolu dizayn etmeliyiz.

Eğer batı bizi kendisine veya kendisinin istediği bir islama benzemeye veya benzetmeye çalışırsa bu noktada kopukluklar meydana gelir.Böylece ne kendimize nede onlara benzemiş olmayız.

Neler yapmalı?

İslama hizmet eden ve edeceklerin en büyük gösterecekleri yararları,zarar vermemektir.Bu bile başlıbaşına bir yarar ve hizmettir.

Problemli ilahiyatçılar,ilahiyatın ve ilahiyat sahasının problemidirler.Mesela;Abdestsiz Kur’anın hükmü ayetle sabir ve açıktır.Alınır diyenler,insanların faydalanmalarını düşündüklerini,almak isterlerse abdestsizde alsınlar görüşünden hareket edebilirler.Onlarca iyi bir niyet olarak düşünülebilir.

Ancak alırken abdestinde alınması nur üstüne nur olmakla beraber bir çok faydalı uygulamayı,saygıyı,farklılığıda beraberinde getirecektir.Bu hem işin fetva,hem de takva yönüdür.

Herbir taviz başka tavizleride beraberinde getirmektedir.

İlahiyat ve Diyanet topluma eğitim ve proğramlarını kendisi vermeli.Camiler ve okullar birer aktiflik kazanmalı,yeni eğitim yöntemleriyle cazib hale getirilmeli.Okullarla beraber,Milli eğitim desteğiyle yürütülmeli..

Mesela okullarımıza baktığımızda,Bizde bilim adamı değil,bilgi adamı yetiştirilmeye çalışılıyor,tıpkı bilgisayar gibi.

Öğretmen takviye edilmeli,kitap okuma arttırılmalı,Müfettişlere ve müfettişliğe bir statü kazandırmalı,hizmetleri yeniden belirlenmeli,öğretmenlik cazib kılınmalı,düşünce ortamı oluşturulmalı,herkese bir hedef tayin ve tesbit etmeli,yatırım insana yapılmalı,gönül işi olmalı eğitim,eğitim eğitmeli üğütmemeli,bozulan yanlış havadan etkilenen insan elbet yanlış eğitimden daha fazla etkilenir,öyleki eğitim seviyesi yükseldikçe suç oranlarının artışı düşünülmelidir…

Sonuç olarak geçen bir millet kaybetti,gelecek olanlar kaybetmesin.Bir millete böylece kıyılmış oldu…Dininden uzak bırakıldı.

Dini öğretilmeyen milletten,dinini iyi yaşamaması sorgulandı.

Sultan Abdulaziz Han’in haince öldürülmesi üzerine kızkardesi Adile Sultan’ın dile getirdiği feryadındaki gibi,bir milletin ızdırabını da adeta terennüm etmekte idi:

Cihan matem tutup kan ağlasın Abdulaziz Han’a

Meded Allah, mübarek cismi boyandı kızıl kana!..

Nasıl hemşiresi bu Adile yanmaz o hakana,

Ki kıydı bunca zalimler karındaş-ı cihan-bana…

Mehmet ÖZÇELİK

27-03-2005

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .