TARİHİ AKIŞI İÇERİSİNDE KUR’AN-I KERİM

TARİHİ AKIŞI İÇERİSİNDE KUR’AN-I KERİM
*İslâmın dört temel kaynağından birisi ve birincisi olan Kur’an-ı Kerim;610 yılında,peygamberimiz 40 yaşında iken,Hira mağarasında,Alak suresinin ilk beş ayeti ile inmeye başlamıştır.
42 Ashabı Suffadan kişinin kaydetmesiyle,her yıl Cebrail ile beraber mukabeleten gelen ayetlerin okunup ve belirtilen yerlerine konulmasıyla;12 yıl boyunca 93 suresiyle Mekke de,11 yıl boyunca da 21 suresiyle de Medine de ve toplam 23 yılda tamamlanmıştır.
Bazı müfessir ve tarihçilere göre de;71 Mekke de,19 Medinede,24 sure ise ihtilaflıdır.
Kur’an-ı Kerim-i yazanların en meşhurları Mekke’de Abdullah b. Sa’d Medine’de ise Übey ibni Kab’dır. Kur’an ayetleri kağıt, bez,papirus, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır. Her Ramazan ayında nazil olan vahiy pasajlarını (Kur’an’ı Kerim’i) baştan sona Cebrail’e arz ediyordu.23 yılda 24 kere tekrarlanmış olmaktadır.
Mekkede inen ayetler ağırlıkla iman ve inanç üzerine ayetleri ihtiva ederken,Medine de inen ayetler çoğunlukla muamelat ve hayata dair ayetler ile ilgili konuları muhtevidir.
*Kur’an-ı Kerim ağırlıkla dört temel esas esası üzerine müessestir. Bunlar;Allah’a iman,Peygamberlik,Âhiret ve muamelattır.
*Ayetler esbab-ı nüzul adı da verilen,sebebler üzerine inmektedir.
*Kur’anın tertil ile inmesinde tesbit vardır,tahkim vardır,teşhis vardır.
*Kur’anda olaylar temsiller yoluyla anlatılmaktadır.
*Kur’andaki bazı ayetlerin tekrarındaki hikmet;Mananın ehemmiyeti,her bir nimetin ayrı ehemmiyeti ve nazarları o manaya dikkat çekerek yöneltmektir. Bunda tekrir vardır,tesbit vardır.
*Zaman geçtikçe Kur’anın içindeki hakikatlar tavazzuh etmektedir.
*Özellikle üçüncü asırdan itibaren Kur’an üzerine kapsamlı araştırmalar başlamıştır.
*Kur’an olayları anlattıktan sonra,akla havale ederek,düşünmeye sevkeder.
*Avam ve havas herkesin istifadesine uygun bir anlatım tarzı mevcuttur.
*Benzerinin yapılamaması konusunda insanları susturmak amacıyla benzerini yapmaya davet eder.
“Ve in küntüm fi raybin mimma nezzelna ala abdina fe’tu bi sûretin min mislihi ved’u şühedaeküm in küntüm sadikin.”
“Eğer kulumuz Muhammede indirdiğimiz Kur’an hakkında bir şüpheniz varsa,bir suresinin benzerini getiriniz,eğer doğru iseniz şahitlerinizi ve yardımcılarınızı da çağırınız.”
“lev kanel bahru midaden li kelimati Rabbi le nefidel bahru kable en tenfede kelimatü Rabbi velev ci’na bi mislihi mededa”
“Eğer Rabbimin kelimelerini yazmaya denizler mürekkep olsa,Rabbimin kelimeleri bitmeden o denizler biter velev ki onun misli kadar ona tekrar meded verip destek de olsa.”
*Hadisde: “Kur’anın diğer kelamlar üzerindeki üstünlüğü,Allahın mahlukat üzerindeki üstünlüğü gibidir.”
-“Muhakkak ki vahiy nazil olmayan meselelerde ben de sizler gibiyim.” buyurulur.
*Kur’an doğru tarihide kayıd altına almıştır.
*4 kitap insanın hayatının dört devresini oluşturur.

KURAN AYETLERİ
*En son inen ayet;”Elyevme ekmeltü leküm dineküm”
-Bu gün sizin dininizi kemale erdirdim.”
Hatta bu ayet inince hz.Ebubekir ağlar.Hz.Ömer ayet inmiş olup,neden ağladığını sorduğunda Hz.Ebubekir cevaben;
Hz.Peygamberin dininin tamamlanması görevinin bitmesi demektir,o ise ölümünün yaklaştığını haber vermektedir,der.
*Kur’an-ı Kerim’in ayet sayısı 6236’dır
*Harf sayısı-300.620
*İlk Kur’an-a hareke koyan,Esved-üd Düeli olup,Haccac zamanında yaşamıştır.
*”Sûrelerin 93’ü Mekke’de, 21’i Medine’de nazil olmuştur. Bâ¬zı müfessir ve tarihçilere göre 71’i Mekke’de, 19’u Medine’de inmiştir; 24 sûre ise ihtilaflıdır.”kuran ahkamı.celal yıldırım
* Bakara suresi Medine’de nazil olmuştur. 282 ayet, 6121 kelime 25500 harftir.
“ Kur’an ayetlerin sayısının 6200 ve bir kaç küsur olduğu hakkında ittifak vardır. Bu gün Türkiye’de bulunan Kur’an’ların ayet sayısı 6236’dır. Bu surenin ayet sayısının 280 olduğu hakkında ittifak var ise de müfessirlere göre 280’ den sonra küsuratı hakkında ihtilaf vardır. Alışık olan 286 ayet olduğudur. Müellif ise 282 ayet olduğunu ifade etmiştir. Bu ayet sayısındaki değişiklikler kesinlikle bizi Kur’an ayetlerinin yok olduğu veya artırıldığı anlayışına götürmemelidir. Makul izahı mufassal Tefsir Usûlü kitaplarında kâfi derecede mevcuttur. “
Efendimiz (sav) buyurmuşlardır ki: “Bakara suresini öğreniniz. Onu öğrenmekte bereket terkinde de hasaret (zarar) vardır.”
Âl-i İmran.Medine’de nazil olmuştur. 200 ayet, 3480 kelime, 14520 harftir.
Resulüllah (sav) buyurdular ki: Kim Al-i İmran suresini cuma günü okursa, Allah (cc) ve melekler gün batana kadar o kimseye rahmet ve duada bulunurlar.
*Harekelenme-ayın-cim işaretleri gibi işaretler sonraları konulmuştur.
*Kur’an-ı Kerim-i anlamadığını veya anlayamadığını söyleyen kişiye sorarım;
-Allahın kendi meramını anlatamama gibi bir problemi yoktur.Herkesin seviyesine göre iner,akıllara ve akılların anlayacağı şekilde konuşur.
Problem anlama yönünde gayret göstermemek,şüpheli yaklaşmak.Teslimiyette eksiklik.Anlamak istememe gibi sebeblerdir.
Anlaşılmamasını söylemek,cahiliyet dönemindeki insandan daha echel olmak demektir.Zira cehalet asrındaki insan, anlamama gibi bir mazeret öne sürmemişti.Cahiliyet döneminin adamı olmasına rağmen anlıyor ve de anlaşılıyordu.
Kur’an-ın bütünüyle birden anlaşılması ancak asırların tefsiri ve zamana yayılması ile mümkündür.
Medeni ve aydın geçindiğini söyleyen bu asrın insanının Kur’an-ı anlamaması aydınlığın ve aydınlanmış olma iddiasının kusurundandır.
Kur’an-ı Kerim ebedi olarak cennette okunacağı halde,yine de manası bitmeyecektir.Nitekim Rabbimizin de ifade ettiği gibi;
“De ki: -Rabbimin kelimelerini yazmak için deniz mürekkep olsa ve bir o kadar da, ilâve edilse, Rabbimin kelimeleri bitmeden denizler tükenirdi.” (Kehf/109)
“Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılıp (mürekkep) olsaydı,yine de Allah’ın kelimeleri bitmezdi.” (Lokman/27).
Zira Allahın zatı ezeli ve ebedi olduğu gibi,Kelâmı dahi ezeli ve ebedidir.
Ebediyen cennette okunup anlaşılacağı halde yinede manası bitmeyecektir.
*Mülhemûndan olan Hz. Ömer (r.a.) demiştir ki:
“Ben üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: Ya Resulallah, İbrahim makamını namazgâh edinelim, dedim. Müteakiben ‘Siz de İbrahim makamından bir namazgâh edinin!’ (Bakara, 2/215) ayeti nazil oldu.
Bir de hicap ayeti ki, ‘Ya Resulallah, kadınlarına emretsen de, onlar perde içine girseler! Çünkü, hayırlı-hayırsız kimseler onlarla konuşabiliyor.’ dedim. Bunun üzerine hicap ayeti (Ahzâb, 33/32-33) nazil oldu.
Keza, Peygamberin zevceleri, bir keresinde kendisine karşı kıskançlık göstermek üzere ittifak etmişlerdi. Eğer o, sizi boşarsa, yerinize Rabbinin ona sizden hayırlılarını vermesi ümit edilir, dedim. Derken bu (Tahrîm, 66/5) ayeti nazil oldu.”
Mehmed Sofuoğlu’nun şu izahı çok manidardır:
Ömer’in bu sözleri, ayetlerin inmesinden önce olduğu hâlde, “Rabbim bana muvafakat etti” demeyip de, “Ben Rabbime muvafakat ettim” demesi, Allah’a karşı bir edeptir. Fıkhının ve ilminin açık bir nişanesidir. “Benim reyim, zuhurları muayyen vakitlere kadar teahhur eden ezelî hükme muvafık düştü” demek istemiştir.
*Türkiye kütüphanelerindeki tefsirle ilgili eserler (20471 Adet)tir.
*”İnsan ile Kur’an ikiz kardeştirler.”İbni Mace
*Kuran hem evrenseldir hem de her asrın idrakine uygun olarak anlaşılmaktadır.
*O Kur’an,Kitâbun merkûm’dur.
(O), rakamlandırılmış (kazanılan pozitif ve negatif derecelerin yazılmış olduğu) bir kitaptır (kayıttır, insanların hayat filmidir).-rakamlandırılmış, taşa kazılan yazı gibi yazılmış, silinmesi sözkonusu olmayan) bir kitab’tır.” Yeşheduhul mukarrebûn(mukarrebûne).
Ona, mukarrebin (yakın olan melekler) şahit olurlar.”

HAFIZ SAYISI: VE MUSHAF HALİNE GELİŞİ
“O Kuranı biz indirdik.”Hicr.9.
Kur’an Allahın koruması altındadır.
*Diyanet işleri Ali Bardakoğlu, Türkiye’de 90 bin hafızın bulunduğunu ve her sene 3 bin hafızın yetiştiğini ifade etti.
“Hz. Peygamber (sav.) henüz hayatta iken meydana gelen ‘Bi’ru Maune’ olayında şehid olan ‘kurra’nın sayısı 70 kadardır. Hz. Peygamberin vefatını takip eden yıl içinde meydana gelen dinden dönme olayları üzerine yapılan savaşlarda, ‘Yemame’de şehid olan ‘kurra ve huffaz’ın sayısı da bazı alimlere göre 450-500 kadar bazılarına göre ise 700 kadardır. Bir başka önemli nokta da Hz. Peygamber hayatta iken vahyin henüz son bulmamış olmasıdır. En son nazil olan birkaç süre veya ayet, bazı kimseler tarafından bilinmeyebilir. Hamidullah’a göre Peygamberimiz (sav) vefat ettiğinde 3000 kişi Kuran’ı ezbere biliyordu. Zeyd B. Sabit’in yazmış olduğu Kuran ile Hz. Muhammed (sav) indirilen Kuran arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü: Kuran’ı herkes ezberliyor, ayrıca ezberlediklerini yazılı vesikalarla te’yid ediyorlardı. Her gün namazda okunan ve ona göre amel edilen şey nasıl unutulabilir? Kuran ayetleri öyle ahenkli iniyordu ki, herkesin kolayca ezberleyebileceği kadar azar azar iniyordu.

“Hicret’in dördüncü yılında Uhud savaşından dört ay sonra Necid Reisi Ebû Berâ’ Medine’ye geldi. Hz. Peygamber (s.a.s.)’den kendi kavmini irşad etmeleri için mürşidler istedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) durumdan şüphelendi: “Göndereceğim kişiler hakkında Necid halkından endişe ederim” buyurdu. Ebû Berâ’: “Onları ben himayeme aldıktan sonra Necid halkından hiç biri dokunamaz” diye teminat verdi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.) Ebû Berâ’nın yeğeni Âmir b. Tufeyl’e bir mektup yazdı. Amir, amcası adına kavmini idare ediyordu. Daha sonra Resulullah (s.a.s.) Münzir b. Amr başkanlığında ashabından yetmiş kişilik bir heyet gönderdi. Bunlar ashab-ı suffeden olup kurra idiler.
Heyet, Bi’r-i Mâune’ye varınca korkunç bir ihanetle karşılaştılar. Amir b.Tufeyl, Hz. Peygamber. (s.a.s.)’in göndermiş olduğu mektubu bile okumadan mürşidlerin etrafını büyük bir ordu ile kuşatmıştı. Kendi kabîlesi, Ebî Berâ’nın himayesine aldığı mürşidleri öldürmek istemediğinden, başka kabîlelerden kuvvet toplamıştı. Müslümanlar kuşatıldıklarını anlayınca kılıca sarıldılar ve: “Biz, Resulullah (s.a.s.)’in gönderdiği mürşidleriz. Sizinle hiç bir ilgimiz yok” dedilerse de söz anlatamadılar. Mürşidler: “Allah’ım! Resulü’ne durumumuzu haber verecek senden başkasını bulamıyoruz, selamımızı ona sen ulaştır. Allah’ım! Rasülün vasıtasıyla kavmimize haber ver ki; biz Rabbimiz’e kavuştuk. Rabbimiz bizden hoşnud oldu ve bizi de hoşnud kıldı.” diyerek hallerini Allah’a arzetmişler ve insafsız düşman kılıçlarıyla Rablerine kavuşmuşlardır. Allah bu sevgili kullarının isteklerini yerine getirerek vahiy meleği Cebrail’i Hz. Peygamber (s.a.s.)’e göndermiştir. Cebrail: “Onlar Rab’lerine kavuştu. Rab’leri onlardan hoşnut oldu ve kendilerini de hoşnut kıldı.” diye durumu Hz. Peygambere bildirmiştir.
Rasûlullah (s.a.s.) durumdan haberdar olunca çok üzüldü. Hemen bir hutbe irade ederek olayı ashabına bildirdi. Allah’a hamd-u senâ’dan sonra şöyle dedi: “Kardeşleriniz müşrikler tarafından kuşatılıp şehit edildiler. Hiç biri sağ bırakılmadı. Onlar Allah’dan hoşnut oldular, Allah da onlardan hoşnut oldu. ”
Rasûlullah (s.a.s.) kendisine bu acı haberin ulaştığı gece sabah namazının ikinci rekatında rukûdan doğrulunca:
“Allah’ım! Onların durumlarını sana havale ediyorum. Ey Allah’ım! Onların yıllarını Yusuf Peygamber’in kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına darlık getir. ” diye beddua etmiş ve buna beş vakit namazlarında bir ay müddetle devam etmişti. Cemaatin de arkasında “âmîn” dediği Rasûlullah (s.a.s.)’in bu duası kabul olmuştur.”

*Alim bir zat,veli ve salih bir zatı ziyarete gider.O sırada veli zat Rahman suresinden şu ayeti okumaktadır;
“Küllü men aleyha fânin ve yebga vechu Rabbike zil Celali ve İkram”ayetindeki –Zül celali,-Zil Celali-diye okur.Mana yönünden bir değişiklik söz konusu değildir.
Alim zat veli zata herhalde sehven okudunuz,diye hatırlatınca veli zat ısrarla aslının –zil Celali-olduğunu söyler.
Neticede veli zat keşfen levhi mahfuzu açarak;işte bak orada da öyle yazıyor,der.
İlmin derecesi velayet derecesinden üstündür.Alim zatta ondan geri kalmaz ve şu nükteyi söyler;
“Efendim lütfen perdeyi kapatmayında,orayı tashih edelim,der.
Böylece Kur’an-ı Kerimin sıhhatinin ve değişmez olduğunun kesinliliğini bu sözle ifade etmiş olur.
*Bir haberde;”Kur’an’ın ilk matbu nüshası İtalya’da
Kur’an-ı Kerim’in dünya tarihinde matbaa aracılığıyla Arap harfleriyle 1537’de ilk kez basılan nüshalarından bir adedinin halen Venedik’te bulunduğu bilgisi, İtalya’daki kilise yetkilileri tarafından da doğrulandı.
Venedik’teki Aziz Bernardino Ekümenik Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Papaz Roberto Gilardo, Suudi Arabistanlı Prof. Yahya Mahmud Cüneyd tarafından önceki gün Riyad’da açıklanan ve dün Eş Şark El Evsat gazetesine de haber konusu olan bilginin doğruluğunu teyit ederek, “Bizler bugüne dek, yanlış anlaşılma korkusuyla bunu gizli tutmayı yeğlemiştik.” dedi. Papaz Gilardo’nun verdiği bilgilere göre, herkesin kaybolduğu kanaatinde olduğu 1537 baskılı Kur’an-ı Kerim’lerden bir adedinin günümüze dek ulaştığını ilk kez fark eden kişi geçtiğimiz yıllarda İtalyan araştırmacı Angela Nuovo oldu. Gilardo, tarihî Kur’an-ı Kerim’in, önümüzdeki aylarda New York’ta Kur’an’ı konu alan bir sergide teşhir edilmesini kararlaştırdıklarını kaydetti.”
*” Hz. Osman döneminde çoğaltılan Kur’ân nüshalarının bu¬lunduğu veya görüldüğü yerler:
1-Medîne Mushafı: Mevlâna Şiblî bu nüshanın 735 sene¬sinde Medine’de Ravza-i Mutahhara’da görüldüğünü kaydeder. Rusya müslümanları âlimlerinden Musa Cârullah Bigi de bu nüshayı gördüğünü söylemektedir.
2-Mekke Mushafı: H. 735 senesinde Mekke’de bulundu¬ğu ve görüldüğünü yine Mevlâna Şibli söylüyor.
3-Kûfe Mushafı: İmam Nablûsî milâdî 1689 senesinde Humus’a yaptığı seyahatinde bu nüshayı görmüştür.
4-Şam Mushafı: Şam’da Câmi-i Emeviye’dedir.
Türkiye’deki Târihî Mushaflar
İstanbul’da Türk ve İslâm eserleri Müzesinde şu tarihî mus¬haflar bulunmaktadır:
457 numarada: Hz. Osman’ın imzasını ve H. 30 senesini havi mushaf.
557 numarada: Hz. Ali’nin imzasını havi mushaf.
458 numarada: Hz. Ali’nin yazısı olduğu işaret edilen mushaf.
İşte, muhtelif eski nüshalar ve sahabe devrinden kalma mushaflar bugün de elde mevcuttur. Bu mushaflar ile, Pey¬gamber Efendimiz (sav)’e vahyedilen, Hz. Ebû Bekir zamanında cemedilen ve Hz. Osman tarafından istinsah ettirilen Mus¬haflar arasında hiçbir fark yoktur.”
*Eski Diyanet işleri başkanı Tayyar Altıkulaç;gerek başkanlığı ve gerekse de milletvekili olduğu dönemlerde yıllarca Kuran araştırmaları üzerine yaptığı araştırmada;
Tüm İslam ülkeleri ve dünyada bulunan tüm Kur’an-ı Kerimlerin birbirlerinin aynı olup,farklı ve değişik olmadıklarını tesbit ettiğini söyler.

KUR’AN-DA NESİH
*Nesihte tedricilik vardır.Ruhlarına işleyen cahiliyet döneminin insanına eğitimin de bir yöntemi olan pey-der pey terbiye etme ile, eskileri kaldırırken, yenilerini yerleştirmeyi amaçlamıştır.
*” Kuran-da”Allah, sözünden asla caymayacaktır” (Hacc/22:47) derken, diğer yandan “bir ayetin yerine başka bir ayetle değiştirdiğimizde…” (Nahl/16:101) ve “her hangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz” (Bakara/2:106) diyor. “Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır” (Ra’d/13:39; Ayrıca bkz. İsrâ/17:86). Jalalu’d Din, İtkan adlı kitabında bütün yorumcular tarafından ilga edilmiş olarak kabul edilen 20 ayet veriyor. Aşağıdaki listede sekiz örnek vereceğiz:
Değişen buyruk örnekleri –ilga edilen ayet –yerine inen ayetler:
1. Kıble Kudüs’ten Mekke’ye değişti 2:142-144
2. Miras yasası değişti 4:7 4:11
3. Gece yarısı ibadet zorunluluğu kalktı 73:1-4 73:20
4. Şarap yasağı kesinleşti 2:219 5:90
5. Zinakâra uygulanan ceza değişti 4:15 24:2
6. Kısas izni değişti 2:178 17:33
7. Hürmetli aylarda cihad yasağı kalktı 9:5 9:36
8. Oruca dayanamayan için fidye kalktı 2:184 2:185
9. İmansızlara tolerans yerine cihad 2:256 9:5, 29.”
*Hadislerde de bu nesh olayı vardır.
“Peygamberimizin hadisleri hüküm bakımından her zaman geçerlidir. Ancak bu hükmün uygulanması için toplumun şartları belirleyicidir. Mesela İslamın ilk yıllarında Peygamberimiz kabir ziyaretlerini yasaklamıştır. Daha sonra tevhid inancı insanların hayatına yerleşince serbest bırakmıştır.”

BATILILARIN GÖRÜŞLERİ
*Batılı müsteşriklerin kuran hakkındaki görüşleri.
-Zamanlar Geçtikçe Kur’ân’ın Ulvî Sırları İnkişaf Ediyor
* Mister John Davenport, “Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ve Kur’an-ı Kerim” ünvanlı eserinde Kur’an-ı Kerim’den bahsederken şu sözleri söylüyor.
Kur’ân’ın sayısız husûsiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir.
1. Zât-ı Kibriyâyı ifade eden âyâtın âhengindeki ulviyettir. Kur’ân-ı Kerîm, beşerî zaaflardan herhangi birisini Zât-ı Kibriyâya isnaddan münezzehtir.
2. Kur’ân-başından sonuna kadar-gayr-i beliğ, gayr-i ahlâkî, yâhut terbiyeye muhâlif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.
Halbuki, bütün bu nakîseler, Hıristiyanların ellerindeki muharref Kitâb-ı Mukaddeste mebzûliyetle vardır.
* Müslümanlık Tecessüd ve Teslis Akîdesini Reddeder
İngiltere’nin en meşhur ve en büyük müverrihlerinden Edward Gibbon (Edvor Gibon) “Roma İmparatorluğunun İnhitat ve Sukûtu” adlı eserinde şöyle diyor
– Kur’ân’ın telkin ve Hazret-i Muhammed’in tebliğ ettiği esâsâttan mükemmel bir ahlâk mecellesi vücud bulur. Esâsât-ı Kur’âniyenin muhtelif meınleketlerde insanlığa ettiği iyiliği ve ettikten sonra da Allah’a takarrüb etmek isteyen insanları Cenâb-ı Hakka rabt ettiğini inkâr etmek mümkün değildir. Hâlıkın hukûku ile mahlûkun hukûku, ancak Müslümanlık tarafından mükemmel bir sûrette tarif olunmuştur. Bunu yalnız Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da Mûsevîler de îtiraf ediyorlar. MARMADUKE PICKTAHALL (Marmadük Piktol)
– Kur’ân İle Kavânîn-i Tabüye Arasında Tam Bir Âhenk Vardır- LEVAUNE (Lövazon)
– Kur’ân Bütün İyilik ve Fazîlet Esaslarını Muhtevîdir İnsanı Her Türlü Dalâletlerden Korur- Müsteşrik SEDIO
– Kur’ân şir midir? Değildir. Fakat, onun şir olup olmadığını tefrik etmek müşküldür. Kur’ân, şiirden daha yüksek birşeydir. Maamâfih, Kur’ân ne tarihtir, ne tercüme-i hâldir, ne de Îsâ’nın (a.s.) dağda îrâd ettiği mev’ıza gibi bir mecmuâ-i eş’ârdır. Hattâ, Kur’ân, ne Buda’nın telkinâtı gibi bir mâbâde’t-tabüye yâhut mantık kitabı, ne de Eflâtun’un herkese îrad ettiği nasihatler gibidir. Bu, bir Peygamberin sesidir; öyle bir ses ki, onu bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi, saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar. Bu sesin tebliğ ettiği din, evvelâ nâşirlerini bulmuş, sonra teceddütperver ve îmar edici bir kuvvet şeklinde tecellî etmiştir. Bu sâyededir ki, Yunanistan ile Asya’nın birleşen ışığı Avrupa’nın zulümatâbâd olan karanlıklarını yarmış ve bu hâdise, Hıristiyanlığın en karanlık devirlerini yaşadığı zaman vukû bulmuştur. Dr. JOHNSON
– Kur’ân’ın Cihanşümûl Hakikati:
Kur’ân, Allah’ın Birliğine İnanmak Hakîkat-i Kübrasını Îlân Eder- Doktor CITY YOUNGEST
– Kur’an’ın Lisânı Nezâhet ve Belagat İtibârıyla Nazîrsizdir;
Kur’an, Bizatihî Muhteşem Bir Mu’cizedir- CORSELE
– Kur’ân Beşeriyete İlâhî Bir Lütuftur.
Kur’ân Muzaffer Cumhuriyetler Meydana Getirmiştir- RODWELL
– Kur’an Bütün Dinî Kitablara Fâiktir- JOCHAİM
– (Sembires Encyclopedia namıyle intişar eden İngilizce muhîtü’l-maarifte, Müslümanlıktan şu sûretle bahsolunmaktadır)Kur’an Âyetleri İslâmiyetin Muhteşem Bünyesinde Altın Bir Kordon Gibi İşlenmiştir-
********
KUR’ANIN YEDİ KÜLLİ VECH-İ İ’CAZI:
1. Lâfzındaki fesahat-i harikası
2. Kur’ân’ın nazmında bir cezalet-i harika var.
3. Kur’ân’ın câmiiyet-i harikulâdesi
4. Derece-i i’cazda belâğat-i Kur’âniye
5. Üslûp ve îcâzındaki câmiiyeti
6. İhbârât-ı gaybiyesi
7. Fezlekesi ve meseleleri özetlemesi..

*Diğer semavi kitaplarda bu özellikler yoktur..Tahrifat çok.
*Kur’an’ın kırk ayrı mucizesi olduğu gibi, her bir ayetinde de bu kırk mucizenin olması doğru ve hak bir manadır.
*Hz. Peygamber (s.a.v.);”Böyle nazil oldu; bu Kur’ân yedi harf üzere inmiş. Size kolay olanını okuyunuz” buyurdu. [324
*Biz Asım kıraatı üzere okumaktayız.Lehçe farklılığı.
“Kıraat-ı seb’a, vücuh-u seb’a ve mu’cizat-ı seb’a ve hakaik-i seb’a ve erkân-ı seb’a üzerine nâzil olan Kur’an… 12. Lem’a dan. Cümlesinin izahı;
Kıraat-ı seb’a; 1- Kureyşi, 2- Huzeyl, 3- Havazin, 4- Kinane, 5- Sakif, 6- Temim, 7- Yemen lehçesiyle Kur’an-ı Kerimin yedi türlü okunma tarzı.
Vücuh-u seb’a; Bu hususta değişik rivayetler var. Bir kaçını numune olarak zikredeceğiz.
A-) 1- Emir, 2- Nehy, 3- Terğib, 4- Terhib, 5- Cedel, 6- Kısas, 7- Emsal,
B-) 1- Emir, 2- Zecr, 3- Helal, 4- Haram, 5- Muhkem, 6- Müteşabih, 7- Emsal,
C-) 1- Terğip-Terhib, 2- Nasih-Mensuh, 3- Mev’iza, 4- Emsal, 5- Muhkem, 6- Müteşabih, 7- Helal-Haram,
D-) 1- Emir, 2- Nehy, 3- Haber, 4- İstihbar (Sual sorma), 5- Nida, 6- Kasem, 7- Emsal,
Mu’cizat-ı seb’a;
1- Lafzın fesahatından selaset-i lisanı. Nazmın cezaletinden, mana belağatından, mefhumların bedaatından, mazmunların beraatından, üslupların garabetinden birden tevellüt eden barika-i beyanı.
2- Kur’an-ül Muciz-ül Beyanın ihbarat-ı gaybiyesi. Buda üç kısımdır;
a- Maziye ait ihbarat-ı gaybiyesi,
b- İstikbale ait ihbarat-ı gaybiyesi,
c- Hakaik-ı İlahiyeye, hakaik-ı kevniyeye ve umur-u uhreviye ye dair ihbarat-ı gaybiyesi,
3- Lafzında, manasında, ahkamda, ilminde ve maksadındaki camiiyet-i harikası.
4- Kur’anın şebabiyeti. Her asrın derece-i fehmine, edebi rütbesine, hem her asırdaki tabakata derece-i istidat ve rütbe-i kabiliyeti nispetinde hitabı.
5- Kur’anın kutub-u salifeye hakemlik yapması. İttifaki noktalarda musaddıkane nakleder, onları tezkiye eder. İhtilafi meselelerde musahhihane onlara faysal olur.
6- Kur’an müessis olmuş dini İslam-a, Şeriat-ı Garra-i Muhammediye (ASM), ne mazi, ne müstakbel İslamiyet’in mislini getirmeye muktedir olamamıştır.
7- Kur’anın zevk-i i’cazı.
Hakaik-ı seb’a; 1- Tevhid, 2- Haşr, 3- Nübüvvet, 4- Kaza-Kader, 5- Ahval-i Alem, 6- Kısas, 7- Tekalif.
Erkan-ı seb’a; 1- Allah’a iman, 2- Meleklere iman, 3- Kitaplara iman, 4- Peygamberlere iman, 5- Ahiret gününe iman, 6- Kadere, hayr ve şerrin Allah’tan geldiğine iman. 7- Beş esasat-ı İslamiye olan Namaz, Oruç, Zekat, Hac ve Kelime-i şahadet. “

*“Kur´ân´ın kırk açıdan mucizeliği
Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur’un muhtelif yerlerinde Kur’ân’ın kırk açıdan mucize olduğundan bahsediyor.1 Yirmi Beşinci Sözde ise Kur’ân’ın bu kırk mucizelik yönünü geniş bir perspektifte açıklıyor.

Yirmi Beşinci Sözün Mukaddemesinde Kur’ân’ı üç ayrı açıdan tanımlayan Bediüzzaman Hazretleri, Kur’ân’ın kırk yönlü mucizeliğini Üç Şule içinde muhtelif bölümler halinde maddeleştiriyor. Bu maddelere kısaca temas edelim:

1- Kur’ân’ın söz söyleme sanatındaki mucizeler. Bu mucizeler, Kur’ân inmeye başladığı andan itibaren dost düşman, inanan-inanmayan herkesi hayran bırakmıştır.

2- Kur’ân’ın nazmında (söz dizilişinde) hemen göze çarpan mucizelik. Başka kitaplarda bulunmayan bir çekicilik ve cazibe ile her okuyan bunu görüyor ve tasdik ediyor.2

3- Kur’ân’ın ifade ettiği mânâlardaki mucizelik. Kur’ân, her kendisini okuyana başka kitaplarda bulunmayan yüksek ufuklar gösteriyor.3

4- Kur’ân’ın üslubundaki güzellik, tazelik ve gençlik mucizedir. Her asırda aynı tazeliği gösteriyor.4

5- Kur’ân’ın lafzında akıcılık ve kolay okuma özelliği vardır ve mucizedir.5

6- Kur’ân’ın; hakikatleri olduğundan abartmadan, olduğundan küçük göstermeden, her şeyi tam kıymetine göre, tam olması gereken kadar anlatış biçiminde mucizelik vardır. İnsanları Allah’ın adaletinden korkuturken de, insanları Allah’ın rahmetine teşvik ederken de; insanı överken de, döverken de; Cenneti anlatırken de, Cehennemi anlatırken de zerre kadar abartılara yer vermiyor, tam hakikati ifade ediyor.6

7- Kur’ân; gerek hitap ettiği kesim, gerekse aktardığı hakikatler coğrafyası açısından kapsadığı alandaki genişlik, evrensellik ve eşsizlik itibariyle mucizedir.7

8- Kur’ân; lafzındaki (ifade edişte ve söz söylemedeki) genişlik ve derinlik bakımından mucizedir.

9- Kur’ân; manasındaki genişlik ve derinlik bakımından mucizedir.

10- Kur’ân; bütün ilimleri kapsaması ve bütün ilimlere rehberlik yapmasındaki genişlik ve derinlik bakımından mucizedir.

11- Kur’ân; dünyadan ahirete; insandan, kâinâta ve Yaratıcıya kadar ele aldığı konularındaki genişlik ve derinlik bakımından mucizedir.8

12- Kur’ân; çok büyük hakikatleri çok küçük cümlelerle ve öz olarak anlatma sanatı bakımından mucizedir.

13- Kur’ân; üslubundaki kapsamlılık bakımından mucizedir. Öyle ki, bir tek sûre bütün kainatı kapsayabiliyor. Bir tek âyet bütün bir sûreyi özetleyebiliyor.9

14- Kur’ân; âyetlerindeki kapsamlılık bakımından mucizedir. Daima manevi basamaklarda yükselen tüm kemal sahibi insanlar, cinler ve melekler, her basamakta ve her mertebede Kur’ân’ı kendilerine tam rehber bulurlar.

15- Kur’ân; kâinâtın bütün katman ve mertebelerini, yaratıkların bütün bölüm ve cinslerini, neden yaratıldıklarını, varlıkların var oluş sırlarını ve sair uzun ve zincirleme hakikatleri birer işaretle, birer remizle, birer harfle, birer çekirdek halinde anlatma sanatı bakımından eşsizdir ve mucizedir.10

16- Kur’ân; çok yüksek hakikatleri, çok karmaşık yaratılışları, çok geniş kanunları çok geri ve çok basit akıl mertebelerine anlatma sanatı bakımından eşsizdir ve mucizedir.11

17- Kur’ân; bütün söz söyleme sanatlarını başarıyla kullanmada, bütün insanlara çok geniş ufuk-maksatlar çizmede, Allah’ın harika konuşmalarını ve yüksek kelamını yansıtmada eşsizdir ve mucizedir.12

18- Kur’ân; verdiği doğru gaybî haberler açısından eşsiz ve mucizedir.

19- Kur’ân; tarihin insanoğluna göre en karanlık dönemlerinin yaşanan olaylarını doğru olarak görecek bir gözle okuyup bu güne aktarması açısından eşsiz ve mucizedir.13 Kur’ân, insanlığın geçmişini aydınlatan eşsiz ve mucize bir bilgi kaynağıdır.

20- Kur’ân; insanlığın geleceği ilgili doğru, güvenilir ve tam gerçek haberler vermesi açısından eşsiz ve mucizedir. Kur’ân, insanlığın geleceğini aydınlatan eşsiz ve mucize bir bilgi kaynağıdır.14

21- Kur’ân; Allah’ın bizce bilinmeyen isimlerini bize doğru olarak bildirmesi, kâinâtın bizce keşfolunmayan kanunlarını bize doğru olarak haber vermesi ve âhiretin bizce görünmeyen coğrafyasını bize doğru olarak anlatması bakımından eşsiz ve mucizedir.15

22- Kur’ân; asırlar geçtikçe gençleşmesi ve bütün beşerî olayları genç ve taze bir bakış açısıyla çözümleyen hep taze değerlere sahip olması açısından eşsiz ve mucizedir.16

23- Kur’ân; her asırdaki her cins, her meslek ve meşrepteki insan topluluklarına, sanki diğer asırlara ve diğer mesleklere nazaran sadece o topluma veya o mesleğe yönelik bilgi ve haberlerle tam bir isabet ve istikametle hitap etmesi bakımından eşsiz ve mucizedir.17

24- Kur’ân; yirmi üç senede, değişik olaylar esnasında, muhtelif ihtiyaçlara cevap olarak, değişik nedenlerle âyet âyet indiği halde, âyetleri ve sureleri arasında öyle bir irtibat, bağlılık, devamlılık ve uygunluk var ki, sanki tek bir kitap olarak bir defada nazil olmuştur. Değişik nedenlerle inmiş olmasının, âyetleri arasındaki uyumluluğu bozmamış olması açısından Kur’ân eşsiz ve mucizedir.18

25- Kur’ân; Allah’ın isimlerini her bir âyetin sonunda özetle vermesi ve âyetin konusu ile Allah’ın ismini bütünleştirmesi açısından eşsiz ve mucizedir.19

26- Kur’ân; Allah’ın fiil ve eserlerini insanın nazarına aktarması, sonra bu fiilleri ve eserleri Allah’ın isimlerine bağlayıp, Allah’ın birliği hakikatini ispat etmesi ve bu eşsiz bilgileri mahşer günü ile birleştirerek insan zihnine perçinlemesi açısından eşsiz ve mucizedir.20

27- Kur’ân; insan nazarına Allah’ın sanatının nakışlarını ve dokumalarını sunması, sonra bu sanat nakışlarını kavramanın anahtarı olarak Allah’ın isimlerini gösterip insan aklını düşünmeye davet etmesi açısından eşsiz ve mucizedir.21

28- Kur’ân; Cenâb-ı Hakkın fiillerini ayrıntısıyla anlatması, ardından bu fiilleri bir kanunla ve prensiple özetlemesi bakımından eşsiz ve mucizedir.22

29- Kur’ân; yaratıkları bir tertiple zikretmesi, ardından yaratıkların her işinde bir düzen, bir denge, bir ölçü ve bir nizamın geçerli olduğunu anlatması, bu denge ve düzenin de çekirdeği olarak Allah’ın isimlerini nazara vermesi açısından eşsiz ve mucizedir. Kur’ân nazarında olaylar birer lafız, isimler ise bu lafızların ifade ettiği mânâlardır.23

30- Kur’ân; değişken ve fâni olayları, değişmeyen ve hükmü her şeye geçen isimler ile sabit hakikatler sûretine çevirerek insan aklını doğru belgelerle tefekküre sevk etmesi ve ibret almaya teşvik etmesi açısından eşsiz ve mucizedir.24

31- Kur’ân; Allah’ın hükümlerini, fiillerini ve isimlerinin tecellilerini geniş bir caddeye yayıp sermesi, ardından bir birlik bağı ile ve küllî bir kanun ile konuyu neticelendirerek insan aklına doğru düşünme kapısı açması açısından eşsizdir ve mucizedir.25

32- Kur’ân; eşyanın icadında, varlıkların var kılınmasında sebeplerin hiçbir kabiliyetinin bulunmadığını; herşeyin doğrudan Alîm ve Hakîm olan Cenâb-ı Hak tarafından yaratıldığını ispat eden doğru ve delil niteliğinde bilgiler ihtiva etmesi bakımından eşsiz ve mucizedir.26

33- Kur’ân; Allah’ın âhiretteki harika fiillerini kalbe kabul ettirmek için Allah’ın dünyadaki fiillerini gözler önüne sermesi, gelecekteki ahiretin acaip olaylarını, gördüğümüz bir çok yaratılış olayı ile izah ve ispat eden sağlam ve akla yol gösteren bilgiler içermesi bakımından eşsiz ve mucizedir.27

34- Kur’ân; bazı küçük maksatlardan yola çıkarak zihinleri daha geniş ve büyük hedeflere yönlendirmesi ve o geniş ve büyük hedefleri herşeyi kapsayan kurallar kaynağı hükmünde olan İlâhî İsimlerle tesbit eden aklî ve ikna edici bilgiler içermesi bakımından eşsiz ve mucizedir.28

35- Kur’ân; insanın isyankâr amellerini şiddetli bir tehdit ile hatırlatması, insanı uyarması, hemen ardından insanı ümitsizliğe atmamak için Allah’ın rahmet kapısının açık olduğunu gösteren isimlere işaret ederek insanı tövbeye sevk eden sıhhatli bilgiler ihtiva etmesi bakımından eşsiz ve mucizedir.29

36- Kur’ân; kelâmın dört tabakasında da gösterdiği ulviyet ve kuvvetle eşsiz ve mucizedir. Malûm, bir söz; “1- Kim söylemiş, 2- Kime söylemiş, 3- Ne için söylemiş, 4- Ne makamda söylemiş” gibi dört tabakada değerlendirilir. Kur’ân’ın her bir âyeti bu dört tabaka açısından da mucize değerler ifade ediyor. Bundandır ki, Kur’ân’ın sözü maddî elektrik gibi yöneldiği her maddeye tesir ediyor.30

37- Kur’ân; gaybî haberleri hazır ve herkesin yaşadığı taze olaylarla delillendirip akla sağlam malzemeler vermesi açısından eşsiz ve mucizedir.31 Meselâ, gökyüzünde, yıldızlarda ve yeryüzünde herkesin gözü önünde meydana gelen noksansız, eksisiz ve yeni yaratılışları nazara verir, buradan insanı Allah’ın kudretini kavramaya çağırır; sonra haşre geçer ve haşri ispat eder.32

38- Kur’ân; her bir âyeti ile küfür ve gaflet karanlığını yırtıp dağıtması ve taşıdığı hidayet nuru ile insanın içine nüfuz etmesi bakımından eşsiz ve mucizedir.33

39- Kur’ân; dünyanın ve insanlığın yaratılışı, insanlığın yaşayışı, varlıkların nasıl ve niçin var kılındığı gibi insan aklının ilgilendiği bütün meselelerde insanlığa kazandırdığı bilgi ve hikmet dağarcığı bakımından eşsiz ve mucizedir. Öyle ki, felsefe hangi noktalarda Kur’ân ile ters düşmüşse o noktalarda yanılmıştır. Kur’ân ile ters düşen hep yanılmaya mahkûm olmuştur. Bunu kocaman bir felsefe tarihi ve farklı medeniyet anlayışları gösteriyor. Kur’ân’ın, doğruyu bulmaya hayran olan insan aklının önüne, inkâr edemeyeceği, ispat olunabilen ve doğruluğunda şüphe olmayan hikmetler ve bilgiler koyması mucizedir.34

40- Kur’ân; Tevhidin yüksek mertebelerinden, Allah’ın yüce isimlerine, eşyayı ve varlıkları niçini ve nasılı ile tanımlayıp kavramasından, beşer aklının ulaşamadığı ve rehbersiz bilemediği, fakat bilmeye muhtaç olduğu bütün yüksek hakikatlere kadar, dengelerini bozmadan ve her birisini değeri ve kıymeti ölçüsünde söz konusu ederek bir arada toplaması ve insan aklına yüksek bir bilgi malzemesi ve hikmet hazinesi sunması bakımından eşsiz ve mucizedir.35) ”

KUR’AN-DA MEDENİYET HARİKALARI
*Hz.Âdem-den beridir gerek Cenâb-ı Hakkın kâinata koymuş olduğu ve kudret sıfatının bir neticesi olan varlıklardaki yani kâinattaki âdetullah kanunlarının ve de kelâm sıfatından gelen suhuf ve kitaplardaki ve de son kitap olan Kur’an-ı Kerimdeki esrar yani sır perdelerinin üzerindeki şifreler teker teker aralanmakta ve görenler için zahir olmaktadır.Teknolojideki ve imandaki tüm gelişmeler bunun bir tezahürüdür.
Nitekim mesleklerin ince sırları ve her meslekteki kemale doğru gidiş,onların üzerindeki şifrelerin aralanması demektir.
Mucit ve keşşaflar bu şifreyi bulanlardır.Bir kaç örnek;
*Kâinat başlangıçta bir çekirdek,bir yumurta veya bir tohum gibi bir maddeden,Big Bang yani büyük bir patlama sonucu bir plan,proğram ve çerçeve içerisinde yaratılmıştır.
O zamandan bu zamana kadar da sürekli genişlemektedir.Öyleki 15 milyar yıldır yaratıldığı ve ışık saniyede 300 bin km hızla gittiği halde daha yeni yeni ışığı dünyamıza gelmekte olan yıldızlar keşfedilmektedir.
Kur’anda:”VE İNNA LEMUSİUN”Biz kâinatı genişletmekteyiz.”buyurulur.Ve bir gün bu genişleme balon misal sınırına ulaşacak ve bir kıyameti koparacaktır.
*Sürekli maddenin en küçük parçasının atom olduğu söylenir.Oysa oda bölünmüş,içerisinde nötron-elektron-protonla beraber,bunları birbirinden ayıran zarlarla çevrili olduğu tesbit edilmiştir.
Kur’an-da ise;”VE ESĞARE MİN ZALİKE”-O Allah ki zerreyi yani atomu ve ondan daha küçüğünü yaratandır.-buyurulur.
Bediüzzaman Hazretleri buna esir maddesi der.
*Süleyman Peygamberin Belkısın tahtını getirmesi.
İbni Abbasa göre,göz açıp kapayana kadar getiren kişi;Veziri ve Katibi olan Âsaf b. Berhiya’dır.
Böylece insanların cin ve ifritlere olan üstünlüğü bununla da görülmüş olmaktadır.
*Kur’an-da;”VE ENZELNELHADİDE” –Demiri indirdik-buyuruluyor.Oysa demir yerden çıkıyor.Ancak demiri oluşturan sert madde gökten inmektedir.
*Şifre olan Hurufu mukattaa yani kesik harfler bir çok hakikatları içerisinde saklamaktadır.Bunlar Allah ve Rasulü arasında olan bir şifre olduğu gibi,insanlık içinde bir çok sırları saklamaktadır.
Mesela bir yahudinin –elif-lam-mim-ayetini işitmesi üzerine Peygamber Efendimize;”Ya Muhammed,ümmetinin ömrü az-deyince peygamberimiz;-daha var-buyurarak,Kur’an-da 14 yerdeki kesik harfleri bildirerek,ümmetin ömrünün uzun olacağına işaret edilmiştir.
*Veş şemsu tecri yani –güneş akar-derken,bütün zamanlara hitap etmekte,her asır bundan hissesini almaktadır.
Daha bunlar gibi yüzlerce hakikata ışık tutulmuştur.
MEHMET ÖZÇELİK
21-06-2009

No ResponsesOcak 2nd, 2015

Yoruma kapalı .