BAŞKA DÜNYALAR

BAŞKA DÜNYALAR

Kur’an-ı Kerim-de yerlerin ve göklerin yaratılışı ile ilgili bir çok ayet-i kerimelere şahid oluruz.[1]

Gerek yer ve göklerin yaratılışı konusunda,gerekse de dünyamızdan başka dünyaların olup olmadığı hakkında Bediüzzaman-ın eserlerinde açık ve açıklayıcı ve net ifadeleri görürüz.

Nitekim eserlerinde:” Hakikat ve hikmet ister ki,zemin gibi,semâvâtında kendine münasib sekeneleri bulunsun. Lisan-ı şer’ide o ecnas-ı muhtelifeye melaike ve rûhaniyet tesmiye edilir. Evet,hakikat öyle iktiza eder. Zira,zemin,küçüklüğü ve hakaretiyle beraber,zihayat ve zişuur mahluklardan doldurulması ve ara sıra boşaltılıp yeniden zişuurlarla şenlendirilmesi işaret eder,belki tasrih eder ki,şu muhteşem burçlar sahibi müzeyyen kasırlar hükmünde olan semavat dahi zişuur ve zevil idrak mahluklarla doludur. Onlar dahi ins ve cin gibi,şu alem sarayının seyircileri ve şu kainat kitabının mütalaacıları ve şu saltanatı rububiyetin dellallarıdırlar. Çünki,kainatı had ve hesaba gelmeyen tezyinat ve mehasin ve nukuş ile süslendirip tezyin etmesi,bilbedahe,mütefekkir istihsan edici ve mütehayyir takdir edicilerin enzarını ister.”[2]

“Arzı da o seb’a semavat gibi halketmiş. Ve mahlukatına mesken ittihaz etmiş.”[3] Yedi tabaka olarak halkettim ,demiyor. Misliyet ise mahlukiyet ve mahlukata meskeniyet cihetiyle bir teşbihtir.

… Kalb,cesede mukabil geldiği gibi,küre-i arz dahi,koca hadsiz semavata karşı bir kalb ve manevi bir merkez hükmünde olarak mukabil gelir.

Hem küre-i arzımıza benziyen yedi küre-i uhra dahi bulunmasına işareten küre-i arz dahi,yedi tabaka âyat-ı Kur’aniyeden fehmedilmiştir.

“Gökleri yedi kat olarak tanzim etti.”[4] ayetinde,kısa nazarlı ve dar fikirli bir tabaka-i insaniye,hava-yı nesiminin tabakatını fehmeder. Ve kozmoğrafya ile sersemleşmiş diğer bir tabaka-i insaniye dahi,elsine-i enamda seb’a-i seyyare ile meşhur yıldızları ve medarlarını fehmeder. Daha bir kısım insanlar küremize benzer zevil hayatın makarrı olmuş semavi yedi küre-i aheri fehmeder. Diğer bir taife-i beşeriye,manzume-i şemsiyenin yedi tabakaya ayrılmasını,hem manzume-i şemsiyemizle beraber yedi manzumat-ı şumusiyeyi fehmeder. Daha diğer bir taife-i beşeriye,madde-i esiriyyenin teşekkülatı yedi tabakaya ayrılmasını fehmeder. Daha geniş fikirli bir tabaka-i beşeriye,yıldızlarla yaldızlanıp,bütün görünen gökleri bir sema sayıp,onu,bu dünyanın semasıdır diyerek,bundan başka altı tabaka-, semavat var olduğunu fehmeder. Ve nev’i beşerin yedinci tabakası ve en yüksek taifesi ise:semavat-ı seb’ayı,alemi şehadete münhasır görmüyor. Belki avalimi uhreviye ve gaybiye ve dünyeviye ve misaliyenin birer muhit zarfı ve ihatalı birer sakfı olan yedi semavatın var olduğunu fehmeder.”[5]

Her bir devlet de ve alem de insanlar ve varlıklar yaşamaktadır. Onlar oraya münasib ve münasebattardırlar.

İnsanlarda başlı başına bir alem olup,kendi alemine uygun bir vaziyet almaktadır.

Bunlar gibi de;meskun yani üzerinde oturulabilecek,dünyamızdan başka dünyaların varlığına inanıp,ancak üzerinde şu anda varlıklar var mıdır? O varlıklar nasıl varlıklardır? Konularında konuşulabilir.

Ancak insan olarak,insanların meskun oldukları yer bu dünyadır. İnsanda bir kalb vardır. İki kalb düşünülemez. Dünyamız da,kainat büyük insanının bir kalbi mesabesindedir.

-Hadis-de:”Hz. Abbas ibnu Abdulmuttalib (r.a) anlatıyor:”Batha nam mevkide,aralarında Rasulullah 8SAM)-ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Rasulullah(SAM):

“Bunun ismi nedir,bileniniz var mı?”diye sordu.

“Evet bu buluttur.”dediler. Rasulullah (SAM):

“Buna Müzn-de denir”dediler. Oradakiler:

“Evet Müzn-de denir.”dediler. Bunun üzerine Rasulullah (SAM):

“Ânan’da denir.”buyurdu. Ashab da:

“Evet ana da denir”dediler. Sonra Hz. Peygamber (SAM):

“Biliyor musunuz,sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?”diye sordu.

“Hayır,vallahi bilmiyoruz!”diye cevapladılar.

“Öyleyse bilin,ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir,ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir.”

Rasulullah (SAM) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilave etti:

“Yedinci semanın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabani keçi (suretinde melek) var. Bunların sınnakları (hayvan tırnağı) ile dizleri arasında iki sema arasındaki mesafe gibi uzaklık var,sonra bunların sırtlarının gerisinde arş var,arşın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah,bütün bunların fevkindedir.”

-Katâde ve Abdullahtan yapılan bir rivayet şöyle:”Rasulullah (SAM) ashabıyla birlikte otururken bir kısım bulutlar geçmişti.:”Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?

Bu,el-ana (denen buluttur) bu arzımızın sakasıdır. (su taşıyıcısı) Allah taala bunu kendisine hiç ibadet etmeyen bir kavme de göndererek (su ihtiyaçlarını görür.)dedi. Bir müddet sonra devamla:

“Bu sema nedir biliyor musunuz? Dürülmüş bir dalga,korunmuş bir tavandır. Bunun üstünde diğer bir sema vardır.”dedi ve böylece üst üste yedi semanın olduğunu söyledi. Sonra konuşmasına devamla:

“İkisi arasında ne (kadar uzaklık) var biliyor musunuz?” diye sorduktan sonra;”Beş yüz yıl”dedi. Sonra tekrar:

“Bunun gerisinde ne olduğunu biliyor musunuz? Bunun gerisinde su var. Suyun gerisinde arş var. Allah,arşın fevkindedir. Adem oğlunun ef’alinden hiçbiri O’na gizli kalmaz.”buyurdu. Sonra tekrar:

Bu arz nedir,biliyor musunuz? Bunun altında bir diğer arz var,ikisi arasında beş yüz yıl var. Böylece yedi arzın varlığını birer birer saydı.”hadisi zikretti.

-Başka bir rivayette:Sema ve arz için aynı ifade de bulunulduktan sonra;

“Sonun da şu açıklamayı yaptı:

“Muhammedin nefsini elinde tutan zat-ı zül celale yemin ederim,şayet siz,en aşağıdaki arza bir ip sarkıtacak olsanız,bu ip Allah’ın (ilmi) üzerine inecektir.”Rasulullah (SAM) sözünü tamamlayınca:

“O her şeyden öncedir,kendisinden sonra hiçbir şeyin kalmayacağı sondur,varlığı aşikardır,gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O,her şeyi bilir.”[6] ayetini kıraat buyurdu.[7]

-Abdullah ibni Mes’ud (r.a)dan yapılan rivayette Rasulullah (SAM) şöyle buyurmuştur:”Allah yedi semayı yarattı. Her birinin kalınlığı beş yüz yıl yürüme mesafesidir.”[8]

“O Allah ki,yedi semayı,arz dan da onun mislini yarattı.”[9]

İbni Abbasdan rivayet edilen bir hadis de:”Yedi arz vardır. Her arzda sizin peygamberiniz gibi bir peygamber,Adem’iniz gibi bir Adem,Nuh’unuz gibi bir Nuh,İbrahiminiz gibi bir İbrahim,İsa gibi bir İsa vardır.”

“Rabbinin katında bir gün,saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”[10]

“Melekler ve Cebrail,miktarı elli bin yıl olan o derecelere bir günde yükselir.”[11]

Hadis-de:”Her şeyin mahiyetini anlamak için tefekkürde bulunun,düşünün. Fakat Allah’ın zatı hususunda düşünmeyin. Zira yedinci sema ile Allah’ın kürsüsü arasında yedi bin ışık yılı mesafesi vardır. Zatı zül-celal hazretleri (nin ilmi) bunun ötesini de kuşatmıştır.”[12]

“Yedi gökle yer ve onların içindekiler onu tesbih eder.”[13]

“Bundan başka sema ya da iradesini yöneltti ve gökleri yedi tabaka olarak tanzim etti.”[14]

“… hem cin ve ifrit ve sair muhtelif zişuur ve zihayat mahlukların alemleri ve meskenleri olduğu,çok kesretli ehli keşif ve ashabı şuhudun şehadetiyle sabit yedi kat arzın alemleri,;”[15]

Özetle;israf etmeyen Allah,her yerde,o yere münasib olan mahlukları yaratmıştır. Ateş,toprak,su ve hava gibi. Oralarda,oralara münasib canlıları var etmiş,yaratmıştır.

Özellikle;”Meskun” (üzerinde oturulan,oturulabilecek)[16]ifadesiyle Bediüzzaman;oturmaya elverişli ve oturulacak bir yer olduğunu da belirtmektedir.

-Bu arada:”On sekiz bin alem”ile bir çok hikmetlerin murad edildiği de belirtilir.[17]

“Madem,alem-i ulvide muhtelif teşkilat var,muhtelif vaziyetlerde muhtelif ahkamlar görünüyor;öyle ise,o ahkamların menşeleri olan semavat muhteliftir. İnsanda,cisimden başka nasıl akıl,kalb,ruh,hayal,hafıza gibi manevi vücutlarda var;elbette,insanı ekber olan alemde ve şu insan meyvesinin şeceresi olan kainatta,alemi cismaniyetden başka alemler var. Hem alemi arzdan,ta cennet alemine kadar her bir alemin,birer seması vardır.”[18]

Ve bunlar hız bakımından farklılık arzederler.[19]

-“Yer,yalnızca dünyamız değil;başka her dünya ihtimalini de içermektedir.”[20]der Aiberg.

-Ve bir haberde:”Galile uzay aracının Jüpiter gezegeninin atmosferinde hayat bulunduğunu tesbit ettiği,ancak bu gerçeğin Amerikan hükümetince kamuoyundan gizlendiği öne sürüldü.”[21]

-Özet ve bir cevap:Milyarlarca galaksi ve her bir galakside 200 milyar yıldızla beraber,aynı apartmanda oturmaktayız.

-Dünyanın dışında canlılar var mı?sorusuna –Evet-deriz.

-Ama,insan var mı?sorusuna –Evet-demek,büyük bir cesaret ve ihata ister. Olmadığını söylemekle beraber,olduğunu farz ettiğimizde,bir çok acabalar,birbirini kovalayacaktır;

-Acaba teknolojiye sahiplermi? Ortak noktalarımız neler? Vs…

-Bilim ve Teknik dergisinde bir yazar,birkaç dengesiz ifadede bulunmuş.[22] Maddede boğulan,maddeyi aşamayan sayın yazar,nur hızını,düşünce hızını kabul etmediği gibi,ilim perdesine bürünerek bunları inkara yeltenib,teorik ve saçmalık diye ifade etmiş.

“Kişi bilmediğinin düşmanıdır.”derler,doğruymuş.

İki asırdır Darwin-in hala teorilik ve varsayımdan kurtulamıyan görüşünü –ışık tutma-olarak nitelerken,ışık ve düşünce hızını nasıl inkar etmektedir.

Acaba kendilerine mi geç ulaştı,yoksa kendileri mi geç ulaştılar?

Sayın yazar? bazı din gruplarının bunu reddettiğini,bazılarının da dinsel inançlarını kuvvetlendireceğinden,kabul ettiğini söylerken;şunu bilmelidir ki;İslâmiyetin,Kur’an-ı Kerim-in ve hakikatlarının,bizlerin kabulüne ihtiyacı olmayıp,bir şey kazanmıyacağı gibi,bizlerin inkarından dolayı da bir kaybı söz konusu değildir.

İslamiyet ve Kur’an başlı başına bir bürhandır. Kendi kendisinin hakkaniyetini gösteren bir delildir.

Ancak sayın yazar? kendileri daha yeni bu konuyu işlerken,biz oralarda canlıların olduğunu yıllar öncesinden iddia ediyorduk. Baştan buraya kadar ki şekilde de ifade ettiğimiz gibi…

Bediüzzaman hazretleri ise;yarım asır öncesinden fazla bu hakikatları eserine yazmışdı,bizim şimdi yazıb,söylediğimiz gibi…

Meselenin dinsel? veya metafizik olarak çözülemiyeceğini iddia eden sayın yazar? şunu bilmelidirler ki;kendilerinin yarım yamalak söylediklerini Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz bin dört yüz sene öncesinden haber vermişlerdir.

7-7-1996

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Konularına göre Kur’an-ı Kerim Fihristi. N. Yüksel.sh.16-17.

[2] Sözler. B. Said Nursi.sh.162.

[3] Age.469.

[4] Bakara.29.

[5] Lem’alar. B. Said Nursi. 12. lem’a.2.sual.sh.58-62,bak.R.N. Kudsi Kaynakları. A. Badıllı.sh.734,bak.Aksiyon dergisi.23-29-Mart-1996,bak.Zafer dergisi.Mayıs-1996.sh.4.

[6] Hadid. 3.

[7] Kütüb-ü Sitte Muhtasarı. Prof. İ. Canan. 6 / 368-370.

[8] Age. 6 / 372.

[9] Talak.12.

[10] Hacc.47.

[11] Mearic.4.

[12] Kütüb-ü Sitte Muhtasarı. age. 6 / 376.

[13] İsra.44.

[14] Bakara.29.

[15] Lem’alar.age.59.

[16] İşarat-ül İ’caz. B. Said Nursi. sh.216.

[17] Mektubat. B. Said Nursi. 26.mektub.4.mebhas.Birincisi.sh. 315-316,Sözler.age.31.söz.ikinci esas.sh.518-519.

[18] Sözler.age.sh.523.

[19] Bak. Sözler.age.524-525.

[20] Arz’dan Arş’a Mi’raç. Prof. H. Von Aiberg. 1 / 50.

[21] Bak.Zaman gaz.3-4-1996.

[22] Tübitak.1996.Nisan.341.sayı.sh.34-41.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .