CENNET’TE ÂİLE

CENNET’TE ÂİLE

Kur’an-ı Kerim-de cennette kadınlar eşler tanımlanırken,aile ortamı şu ifadelerle dile getirilir:

”Orada çok temiz zevceler de onların.”[1]

“Adn cennetine girecekler atalarından,eşlerinden ve zürriyetlerinden Salih olanlarla birlikte olacaklar.Melekler de her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler;Sabrettiğiniz için size selam olsun.Ahiret yurdu ne güzeldir.”[2]

“Siz ve eşleriniz cennete girin.Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz.”[3]

Cennet ne kadar erkek içinse,o kadar da kadın içindir.[4]

Yani denilecek olursa ki;Ahirette farklı kabiliyetler olacak mı?

Elbette.Zira dünya hayatındaki tüm imtihanlar bu farklı neticeyi vermek içindir.Ve insanlar kadın olsun erkek olsun bu kabiliyeti nisbetince cennetten ayrı ayrı zevk alacaklardır.Bir örnek verecek olursak;Peygamberimizin cennettin tüm tabakasında bulunan insanları kendi seviyesinde bulunan ve hazırlanan bir sofraya davet etse,her bir insan tıpkı dünyada da örnekleri olduğu gibi,farklı farklı lezzet alacaklardır.Sofra ve iyecekler bir olduğu halde,lezzetler farklıdır.Buda iman ve Salih amel mihengiyle olur.

“Ayrıca biz onları ceylan gözlü hurilerle evlendirdik.”[5]

“Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler vardır ki,bunlardan önce onlara ne insan,ne de cin dokunmuştur.”[6]

Cennet kadınları sıfat olarak tavsif edilirken en önemli özellik olarak şöyle tanımlanırlar:

“İçlerinde güzel huylu,güzel yüzlü kadınlar vardır.”[7]

“Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş huriler vardır.”[8]

“Bunlardan önce onlara ne insan,ne de cin dokunmuştur.”[9]

En önemli özelliği orada usanç yoktur.[10]

Orada tükenme de yoktur.[11]

Âyetlerde kesin olarak anlaşılan odur ki;Cennette aile ve aile hayatı vardır.Kadın için erkek,erkek için de kadın vardır.Tabaka tabaka olan cennet,her biri için uygun tabaka da eşlerle aile hayatını sürdürürler.Yani;elbetteki cehennemde olan veya cennetin en aşağı tabakasında bulunan bir erkekle,cennette ve en üst derece bulunan hanımı aynı durumda bir araya gelecek değillerdir.Denklik esasdır.Fıkhen de dünyadaki ölümle nikah bozulmaktadır.

“Ekl ve şürb ve muamele-i zevciye gerçi bu dünyada bir ihtiyaçtan gelir, bir vazifeye gider. Fakat o vazifeye bir ücret-i muaccele olarak öyle mütenevvi leziz lezzet içlerine bırakılmıştır ki, sair lezaize tereccuh ediyor. Madem bu dâr-ı elemde, bu kadar acib ve ayrı ayrı lezzetlere medar; ekl ve nikâhtır. Elbette dâr-ı lezzet ve saadet olan Cennet’te o lezzetler; o kadar ulvî bir suret alıp ve vazife-i dünyeviyenin uhrevî ücretini de lezzet olarak ona katarak ve dünyevî ihtiyacı dahi uhrevî bir hoş iştiha suretinde ilâve ederek, Cennet’e lâyık ve ebediyete münasib, en câmi’ hayatdar bir maden-i lezzet olur.”[12]

“Vâlideyn ve evlâda muhabbet-i meşruanın neticesi: (Nass-ı Kur’an ile) Cenab-ı Erhamürrâhimîn, onların makamları ayrı ayrı da olsa yine o mes’ud aileye safi olarak lezzet-i sohbeti, Cennet’e lâyık bir hüsn-ü muaşeret suretinde, dâr-ı bekada ebedî mülâkat ile ihsan eder. Ve onbeş yaşına girmeden, yani hadd-i büluğa vâsıl olmadan vefat eden çocuklar,-Vildanun Muhalledun- ile tabir edilen Cennet çocukları şeklinde ve Cennet’e lâyık bir tarzda gayet süslü, sevimli bir surette, onları Cennet’te dahi peder ve vâlidelerinin kucaklarına verir. Veledperverlik hislerini memnun eder. Ebedî o zevki ve o lezzeti onlara verir. Zira çocuklar sinn-i teklife girmediklerinden; ebedî, sevimli, şirin çocuk olarak kalacaklar. Dünyadaki her lezzetli şeyin en a’lâsı Cennet’te bulunur. Yalnız çok şirin olan veledperverlik, yani çocuklarını sevip okşamak zevki -Cennet tenasül yeri olmadığından- Cennet’te yoktur zannedilirdi. İşte bu surette o dahi vardır. Hem en zevkli ve en şirin bir tarzda vardır. İşte kabl-el büluğ evlâdı vefat edenlere müjde…”[13]

“Mü’minlerin kabl-el büluğ vefat eden evlâdları, Cennet’te ebedî, sevimli, Cennet’e lâyık bir surette daimî çocuk kalacaklarını.. ve Cennet’e giden peder ve vâlidelerinin kucaklarında ebedî medar-ı sürurları olacaklarını.. ve çocuk sevmek ve evlâd okşamak gibi en latif bir zevki, ebeveynine temine medar olacaklarını.. ve herbir lezzetli şey’in Cennet’te bulunduğunu.. “Cennet tenasül yeri olmadığından, evlâd muhabbeti ve okşaması olmadığı”nı diyenlerin hükümleri hakikat olmadığını.. hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlâd sevmesine ve okşamasına bedel safi, elemsiz milyonlar sene ebedî evlâd sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i imanın en büyük bir medar-ı saadeti olduğunu şu âyet-i kerime –Vildanun muhalledun- cümlesiyle işaret ediyor ve müjde veriyor.”[14]

Cennetteki cimada evlad olmaz.[15]

Dünya hayatındaki tenasülde ise;”Hayvanattan olsun nebatattan olsun tevellüd ile tenasül şümulüne dâhil olan her ferd vech-i arzı istilâ ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine has ve hâlis bir mescid yapmakla Fâtır-ı Hakîm’in esma-i hüsnasını izhar ile Hâlıkına gayr-ı mütenahî bir ibadette bulunsun.”[16]

“Tenasül, teselsülde şerait-i âdiye-i itibariyedendir.”[17]

”O Hâlık-ı Kerim, tenasül kanun-u azîminde istihdam ettiği hayvanata ücret olarak birer maaş gibi birer lezzet-i cüz’iye veriyor.”[18]

“Ezel ve ebed sultanının pek çok esma-i hüsnası vardır. Tecelliyat-ı celaliye ve tezahürat-ı cemaliye ile pek çok şuunatı ve ünvanları vardır. Nur ve zulmet, yaz ve kış, Cennet ve Cehennem’in vücudunu iktiza eden isim ve ünvan ve şe’n ise; kanun-u tenasül, kanun-u müsabaka, kanun-u teavün gibi pek çok umumî kanunlar misillü, kanun-u mübarezenin dahi bir derece tamimini isterler… Kalb etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkında melaike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümulünü iktiza eder.”[19]

”Bütün hayvanatın şehadetiyle ve izdivac eden nebatatın tasdikiyle sabittir ki; izdivacın hikmeti ve gayesi, tenasüldür. Kaza-yı şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz’iyedir. Madem hikmeten, hakikaten, izdivac nesil içindir, nev’in bekası içindir.”[20]

Beşeri bu şekilde çoğaltan Allah;” Acib istinsah eder o kudretin kalemi.. şu sırr-ı tenasülât…”[21] Elbette kendisi bundan münezzehtir.Çünki” tegayyür, ya tenasül, ya tecezzi eden elbet; ne Hâlık’tır, ne Kayyum’dur, ne İlah…”[22]

“Âlet-i tenasül-i insan, insan nazarında bahsi hacalet-âverdir. Fakat şu perde-i hacalet, insana bakan yüzdedir. Yoksa hilkate, san’ata ve gayat-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacalet ona hiç temas etmez.”[23]

Hırakl peygamberimize gönderdiği mektubunda;Yazmışsınki;beni eni yerler ve gökler kadar olan cennete-[24] davet ediyorsun,cehennem nerede?

Rasulullah dedi;Sübhanallah,gündüz geldiğinde,gece nerede?[25]yani,onun arka yüzünde,cennet yukarıda,cehennem aşağıda.

-Hadisler de ise:Ebu Hureyreden rivayet edilen hadisde:”Ehl-i Cennet’ten her birinin iki kadını vardır ki, vücûdünün letâfetinden iki baldırı (kemiği) nin iliği etinin üstünden görünür.”

-Enes İbn-i Mâlik radiya’llâhu anh’den Nebî salla’llâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur:Cennet hûrilerinden bir kadın yer halkına baksa hiç şüphesiz o, Cennet’le yer arasındaki fezâyı aydınlatır. Ve orayı bir güzel koku doldurur. Yine muhakkaktır ki, o kadının baş örtüsü, dünyâdan ve dünyâdaki her şeyden değerlidir.

–Ebu Hureyrden rivayette:”Tüm ümmetim cennete girecek Ebâ yani yüz çevirip itaatsizlikte direnerek ısrar eden müstesna.Eba kimdir?diye sorulduğunda peygamberimiz;Bana isyan eden ebädır,dedi.”[26]

13-9-2002

Mehmet ÖZÇELİK

[1] Bakara.25,Âl-i İmran.15,Nisa.57.

[2] Ra’d.23-24.,Nahl.32.

[3] Zuhruf.70.

[4] Fetih.5.

[5] Tur.20.

[6] Rahman.56.

[7] Rahman.70.

[8] Rahmanç72.

[9] Rahman.74.

[10] Fatır.35.

[11] Sad.54.

[12] Sözler.B.Said Nursi.499.

[13] Sözler.648.

[14] Mektubat.B.Said Nursi.78.

[15] Mecmuatün minet-Tefasir.Kadı Beyzavi.(Arapça)1/86.

[16] Mesnevi-i Nuriye.B.Said Nursi.217.

[17] Muhakemat.B.Said Nursi.125,123.

[18] Sözler.B.Said Nursi.555.

[19] Age.179.

[20] Age.409,388.İşarat-ül İ’caz.B.Said Nursi.145.

[21] Age.704.

[22] Sözler.age.697.

[23] Age.232.

[24] Al-i İmran.133,Hadid.21.

[25] Mecmuatün minet-Tefasir.(Arapça)1/587.

[26] Age.1/483.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .