CİHAD

CİHAD

“Vazifeperver nefer, talime ve cihada dikkat eder.”Çünki,”Onun asıl vazifesi, talim ve cihaddır.”[1]

Hayatı muhafaza etmekte bir cihaddır.[2]

Bu zamanda ise,“Cihad ve hem gazâya, bağy ismi takılmış.”[3]

“Eski zamandan beri istiklal-i İslâm’ın bekası, hem Kelimetullah’ın i’lâsı için, farz-ı kifaye-i cihadı; o lâzime-i diyanet Deruhde ile, kendini yekvücud-u vahdanî, İslâm’ın âlemine fedaya vazifedar, hilafete bayrakdar görmüş olan bu devlet, Şu millet-i İslâm’ın felâket-i mazisi, getirecek de elbet İslâm’ın âlemine saadet ve hürriyet. Olur geçen musibet,

İstikbalde telafi. Üçü veren, üçyüzü kazandıran, etmiyor elbette hiç hasaret. Halini istikbale tebdil eder, zîhimmet…”[4]

“Bediüzzaman’ın bu hali de, bütün İslâm mücahidlerine ve umum Müslümanlara bir örnektir. Yani, cihad ile ubudiyet ve takvayı beraber yapıyor; birini yapıp, diğerini ihmal etmiyor. Cebbar ve zalim din düşmanlarının plânıyla hapishanelere sevk edilip, tecrid-i mutlakta ve gayet soğuk bir odada bırakılması ve şiddetli soğukların ve hastalıkların ızdırabları ve titremeleri ve ihtiyarlığın tâkatsızlıkları içinde bulunması dahi, te’lifata noksanlık vermemiştir.”[5]

“Fakat o elîm acılar, Bediüzzaman’ı asla ye’se düşürmemiş, bilakis öyle küllî ve umumî bir dinî cihada ve dua ve ubudiyete sevk etmiştir ki: “Kurtuluşun çare-i yegânesi, Kur’ana sarılmaktır.” demiş ve sarılmış.”[6]

“Tarihte eşine rastlanmayan bir istibdad-ı mutlak ve eşedd-i zulüm altında ve dehşetli bir esaret içinde bırakılan ve kendini ve eserlerini imha etmeye çalışan din düşmanlarına mukabil, bir şahs-ı manevî olan Bediüzzaman Said Nursî, Resul-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) Efendimizin sünnetine tam ittiba’ ederek yaptığı dinî cihad-ı ekberinde, beşer tarihinde misli görülmemiş bir tarzda muvaffak ve muzaffer olmuştur.”[7]

“Evet Bediüzzaman Said Nursî’ye, yalnız âlem-i İslâm değil, Hristiyan dünyası da medyun ve minnettardır ki; dinsizliğe karşı umumî cihadında mazhar olduğu muvaffakıyet ve galibiyetten dolayı Roma’daki Papa dahi, kendisine resmen tebrik ve teşekkürname yazmıştır.”[8]

“Hayr-ı kesîr için, şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesîri intac eden bir şer terkedilse; o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Meselâ: Cihada asker sevketmekte elbette bazı cüz’î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihadda hayr-ı kesîr var ki, İslâm küffarın istilasından kurtulur. Eğer o şerr-i kalil için cihad terkedilse, o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür. Hem meselâ: Gangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zahiren bir şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesîr olur.”[9]

“İşte kömür gibi olan ervah-ı safileyi, elmas gibi olan ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatıyla ve sırr-ı teklif ve ba’s-i enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidadlar, beraber kalacaktı. A’lâ-yı illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddık’ın ruhu, esfel-i safilîndeki Ebu Cehl’in ruhuyla bir seviyede kalacaktı.”[10]

“Tevrat’ın diğer bir âyeti daha: “Seçkin kulum,katı yürekli ve kaba değildir.-İşte “Muhtar”ın manası; “Mustafa”dır, hem ism-i Nebevîdir. İncil’de, İsa’dan sonra gelen ve İncil’in birkaç âyetinde “Âlem Reisi” ünvanıyla müjde verdiği Nebinin tarifine dair: Yanında kılıncı vardır;onunla savaşacaktır.Ümmeti de böyledir.-İşte şu âyet gösteriyor ki: “Sahib-üs seyf ve cihada memur bir peygamber gelecektir.” Kadîb-i Hadîd, kılınç demektir. Hem ümmeti de onun gibi sahib-üs seyf, yani cihada memur olacağını, Sure-i Feth’in âhirinde -İncildeki vasıfları ise şöyledir:Onlar filizini çıkarmış,sonra git gide kuvvet bulmuş,kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzerki,bu,çiftçilerin hoşuna gider.”[11]-âyeti, İncil’in şu âyeti gibi, başka âyetlerine işaret edip, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm sahib-üs seyf ve cihada memur olduğunu İncil ile beraber ilân ediyor.”[12]

Bediüzzaman gerçek cihadı,manevi cihad,cihadı dini olarak adlandırır.[13]

Beiüzzaman Hazretleri eserlerinin yüzlerce yerinde,gerek Kur’an-dan çıkarmış olduğu istihraçlara istinaden gerekse de zamanın şartları gereği,bu zamandaki dini en büyük cihadın manevi olduğunu ve bununda ana zenbereğinin müsbet hareket üzerine bina edildiğini ifade etmiştir.

Geçmiş asırlardan farklı olarak,kafaları koparma yoluna gitmemiş,kafanın içerisindeki küfrü en müdellel delillerle yok edip,yerine imanı yerleştirme yolunu takib etmiştir.

İnsanları küfürlerinden dolayı cehenneme götürme yolunu değildi,kazandırdığı imanla cennete adam yetiştirme yolunu seçmiştir.

“Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürdler…”[14]

“Milyonların imanını kurtardı cihadın”[15]

“Amma maddî cihadın muktezası ise; o vazife şimdilik bizde değildir. Evet ehline göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek için topuz lâzımdır. Fakat iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nura kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok!..”[16]

“Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz’in ordusunu müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: “Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galib edecek.” O demiş: “Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk’ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir.” İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.”[17]

“Ben de dedim: “O fenalıklar ve o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onun ile mes’ul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüzbin evliya var. Ben bu orduya karşı kılınç çekmem ve size iştirak etmem.” O zâtlar benden ayrıldılar, kılınç çektiler, neticesiz Bitlis hâdisesi vücuda geldi. Az zaman sonra, harb-i umumî patladı. O ordu, din namına iştirak etti, cihada girdi. O ordudan yüzbin şehidler evliya mertebesine çıkıp beni o davamda tasdik edip kanlarıyla velayet fermanlarını imzaladılar. “[18]

Ayasofya cihadın yadigârıdır.[19]

“Bir zaman meşhur bir allâmeyi, harbin müteaddid cephesinde cihada gidenler görmüşler, ona demişler. O da demiş: “Bana sevab kazandırmak ve derslerimden ehl-i imana istifade ettirmek için benim şeklimde bazı evliyalar benim yerimde işler görmüşler.”[20]

“Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi..”[21]

“Cesaretin verilmesi, cihadı manen ve tekvinen emrediyor.”[22]

“ nin ye tercihan zikrinden anlaşılıyor ki; sefk, zulmen yapılan katldir. Bu ise fesada daha münasibdir. Çünki katlin ifade ettiği mana, katlin mubah kısmına da şamildir. Cihadda veya bir cemaatı kurtarmak için yapılan katiller gibi ki; bu katl, fesada münasib olmaz.”[23]

“İnsanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.”[24]

“Kâfir ve münafıkların Cehennem’de yanmalarını ve azab ve cihad gibi hâdiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak; Kur’anın ve edyan-ı semaviyenin bir kısm-ı azîmini inkâr ve tekzib olduğu gibi, bir zulm-ü azîm ve gayet derecede bir merhametsizliktir. Çünki masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkârane şefkat etmek, o bîçare hayvanlara şedid bir gadir ve vahşi bir vicdansızlıktır. Ve binler müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın sû’-i akibetine ve müdhiş günahlara sevkeden adamlara şefkatkârane tarafdar olmak ve merhametkârane cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şeni’ bir gadirdir.”[25]

“Cihad-ı dinîde olsa, kâfirlerin çoluk-çocuklarının vaziyetleri aynıdır. Ganîmet olabilir; Müslümanlar, onları kendi mülküne dâhil edebilir. Fakat İslâm dairesinde birisi dinsiz olsa; çoluk-çocuğuna hiçbir cihetle temellük edilmez, hukukuna müdahale edilmez. Çünki o masumlar, İslâmiyet rabıtasıyla dinsiz pederine değil, belki İslâmiyet’le ve cemaat-ı İslâmiye ile bağlıdır. Fakat kâfirin çocukları, gerçi ehl-i necattırlar; fakat hukukta, hayatta pederlerine tâbi’ ve alâkadar olmasından, cihad darbesinde o masumlar memluk ve esir olabilirler.”[26]

“Asıl mes’ele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.”[27]

“Cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlahiyeye karışmamaktır ki, “Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-ı Hakk’a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.”[28]

“Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hariçteki cihad-ı maneviyedeki fark, pek azîmdir.”[29]

“Hem dâhildeki cihad-ı manevî; manevî tahribata karşı çalışmaktır ki; maddî değil, manevî hizmetler lâzımdır. Onun için ehl-i siyasete karışmadığımız gibi, ehl-i siyaset de bizimle meşgul olmaya hiçbir hakları yok.”[30]

“Herkes; kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir ve ahlâk-ı Ahmediye ile tahalluk ve sünnet-i nebeviyyeyi ihya ile muvazzaftır.”[31]

“Herbir mü’min İ’lâ-yı Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira; ecnebiler fünun ve sanayi silâhiyle, bizi istibdad-ı mânevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve san’at silâhiyle, İ’lâ-yı Kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilâf-ı efkâra cihad edeceğiz. Amma; cihad-ı haricîyi, şeriat-ı garrânın berâhin-i katıasının elmas kılınçlarına havale edeceğiz; zira, medenîlere galebe çalmak, ikna iledir; söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!…”[32]

“Eskidenberi İ’lâ-yı Kelimetullah ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile, kendini yekvücut olan Âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, Âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir.”[33]

“Şehid velidir. Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayn olmuştur. Belki muzaaf bir farz-ı ayn hükmüne geçmiştir. Hacc ve zekat gibi, cihadda da niyetin tasarrufu azdır. Hattâ adem-i niyet dahi asıl nokta-i nazarından niyet hükmündedir. Demek zıdd-ı niyet, yakînen tebeyyün etmezse, cihad şehadet-i hakikiyeyi intac eder. Zira vücub tezauf etse, taayyün eder. İhtiyarı tazammun eden niyetin tesiri azalır. Şu günahkâr millette, birdenbire onbinler evliya inkişaf ve tezahür etse, az bir mükâfat değildir.”[34]

“İman ve İslâmiyete hayat ve hareket vermiş; nesl-i cedidi ihtizaza getirmiş ve kahraman ve cengâver fıtratları inkişaf ettirerek, cihad-ı İslâmiye meydanlarında herşeyini iman uğrunda feda ettirecek derecede koşturmuştur ve koşturmaktadır. Nihayet, dünyanın ve Âlem-i İslâm’ın fevkalâde takdir ve hayranlığına mazhar olmuş ve olmaktadır.”[35]

“Cebbarlığa ve zalime karşı cihad…”[36]

“Melaikeler ise onlarda mücahede ile terakkiyat yoktur. Belki herbirinin sabit bir makamı, muayyen bir rütbesi vardır.”[37]

“En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.”[38]

“Birtek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşâallah Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün faaliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı mücahede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle, komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.”[39]

“Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz. Ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle -Allah’ı görür gibi ibadet eden mücahitlerle- beraberdir.”[40]

“Mücahede ile, gönüllerde îman ve Kur’ân hakikatlerini yerleştirmek için geçen uzun, bir asra yakın bir ömür.”[41]

Tüm hizmetini de bu esas üzerine bina etmiştir.

“Fitne kalmayıncaya ve din tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar onlarla muharebe edin.Eğer vazgeçerlerse şüphesiz ki Allah ne yapacaklarını hakkıyla görücüdür.”[42]

“Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir.”[43]

Sual: Hal-i hazırdaki medeniyet, dinî cihada müsaade etmediği ve fetva vermediği halde İslamiyet ile bu medeniyet-i hazıra arasında tatbikat nasıl olur?

Cevab: Vakta ki medeniyet, müdafaa için gayr-ı meşru vasıtaları bile meşru kılıp cevazına fetva verdiği halde nasıl bütün şeriatların tesbit ve emr ettikleri cihada müsaade ve teşvik etmeyecek? Dünyada rezalet bulundukça faziletin ona karşı cihad etmesi zaruridir. Muhakkak cihad ebedidir!!!

Sonra bizim mevki ve mekanımız –ki bize çok geniş olup başkaları gibi dar değildir- tedafü’ mevkiidir, tecavüz değil… Ve dinimizin esası da buna işaret eder. Çünki لاَ اِ كْراَه فِى الدِّينِ ve تَعاَلوْا اِلىَ كلِمَةٍ سَواَءٍ بَيْنَناَ وَ بَيْنَكُمْ bizi müdafaa mevkiinde durduruyor. Çünki تَعاَلوْا kelimesi işaret ediyor ki bizim en evvel vazifemiz da’vettir. Sonra onlara karşı cihadla müdafaa yaparız.”[44]

Sahih-i Buharide zikredilen hadislerde özetle:

-Sürekli kılınan namaz ve tutulan oruca denk tutulmuş,harb süresince ibadet sevabı verilmiştir.

-Dünya ve içindeki her şeyden değerli sayılmış.

-Harb için Rıdvan ağacının altında biat edenler diğerlerinden faziletçe üstün kılınmış

-Mekke’nin fethinden sonra hicret değil,cihadın olacağı ifade edilmiştir.

-“Mü’minlerden (evlerinde)oturanlar ile Allah yollunda cihad edenler beraber olmaz.”[45]âyetine ek olarak,maddi yardımla bulunanlar da ortak kılınmıştır.

-Rasulullah sürekli cihada katılmayı arzu etmiştir.

-Bütün bunlarla beraber kişinin dini yolunda hayatını tehlikeye atan,hakir gören her hareketi cihaddan da önemli kılınmıştır.Nitekim İbni Abbas’dan rivayet edilen bir hadiste,Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amel cihaddan daha efdal sayılmıştır.

31-05-2003

Mehmet ÖZÇELİK

[1] Sözler.22.

[2] Sözler.52.Haşiye.1.

[3] Sözler.707.

[4] Sözler.711-712.

[5] Sözler.757.

[6] Sözler.761.

[7] Sözler.769.

[8] Sözler.772.

[9] Mektubat.43.

[10] Mektubat.44.

[11] Fetih.29.

[12] Mektubat.167,170,Lemalar.32,Barla Lahikası.276.

[13] Mektubat.412,415,Lemalar.155,Şualar.271,Barla Lahikası.45,110,Tarihçe-i Hayat.27.

[14] Mektubat.430.

[15] Mektubat.480.

[16] Lemalar.104,105.

[17] Lemalar.131.

[18] Şualar.361.

[19] Şualar.385,435.

[20] Şualar.485.

[21] Şualar.590.

[22] İşarat-ül İcaz.174.

[23] İşarat-ül İcaz.203.

[24] Mesnevi-i Nuriye.224.

[25] Kastamonu Lahikası.75.

[26] Emirdağ Lahikası.1/39-40.

[27] Emirdağ Lahikası.2/241.

[28] Emirdağ Lahikası.2/241.

[29] Emirdağ Lahikası.2/242.

[30] Emirdağ Lahikası.2/245.

[31] Tarihçe-i Hayat.58.

[32] Tarihçe-i Hayat.59,64.

[33] Tarihçe-i Hayat.130.

[34] Hutbe-i Şamiye.142.

[35] Nurun ilk kapısı.192.

[36] Sünuhat-Tuluat-İşarat.22.

[37] Sözler.353.

[38] Lemalar.167.Haşiye.1.

[39] Şualar.497-498.

[40] Ankebut.69,Tarihçe-i hayat.9.

[41] Tarihçe-i Hayat.627

[42] Enfal.39,Bakara.217,251.Cihad ve mücahede ile ilgili yüzlerce âyet zikredilmektedir.Bak.Konularına göre Kur’an-ı Kerim Fihristi.Nevzat Yksel.sh.183-191.

[43] Arabi Hutbe-i Şamiye/ Teşhis-ul illet.

[44] Arabi Hutbe-i Şamiye/ Teşhis-ul illet.

[45] Nisa.95-96.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .