EHVEN-ÜŞ ŞER VE ADALET-İ İZAFİYE

EHVEN-ÜŞ ŞER VE ADALET-İ İZAFİYE

Şeriatın bir kaidesidir ki:”Umumi bir zararın gelmemesi için,hususi bir zarar yüklenilir(kabul edilir) ve iki mefsedet,yani fesadlık beraber gelip çatarsa,onun hafifi kabul edilir ki,büyüğü gelmesin.”

“Eğer iki şer beraber gelse,onun ehveni hangisi ise,o kabul edilir ki,büyüğü irtikab edilmiş olmasın.”[1]

“Hazret-i Ali, adalet-i mahzayı esas edip, Şeyheyn zamanındaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiş. Muarızları ise: Şeyheyn zamanındaki safvet-i İslâmiye adalet-i mahzaya müsaid idi, fakat mürur-u zamanla İslâmiyetleri zaîf muhtelif akvam hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye girdikleri için, adalet-i mahzanın tatbikatı çok müşkil olduğundan, “ehvenüşşerri ihtiyar” denilen adalet-i nisbiye esası üzerine içtihad ettiler. Münakaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için, muharebeyi intaç etmiştir. Madem sırf lillah için ve İslâmiyetin menafi’i için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem katil, hem maktul ikisi de ehl-i Cennet’tir, ikisi de ehl-i sevabdır diyebiliriz. Her ne kadar Hazret-i Ali’nin içtihadı musîb ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azaba müstehak değiller. Çünki içtihad eden hakkı bulsa, iki sevab var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevab alır. Hatasından mazurdur. Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zât-ı muhakkik Kürdçe demiş ki:

Yani: Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kâl etme. Çünki hem katil ve hem maktul ikisi de ehl-i Cennet’tirler.”[2]

“Adalet-i izafiye ise: Küllün selâmeti için, cüz’ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmağa çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulümdür.”[3]

“Zalim siyasetin gaddarane bir düsturu olan “cemaat için ferd feda edilir” diye çok zalimane pek çok vukuatı, ehven-üş şer diye bir nevi adalet-i izafiye namında hâkimiyetine bir maslahat göstermişler. Hattâ bu asırda, o gaddar düsturun hükmüyle, bir adamın hatasıyla bir köyü mahveder. Beş-on adamın, onların siyasetine zarar vermek tevehhümüyle, binler adamı perişan eder.”[4]

“Çok zaman evvel zâtınız ve sizin mesleğinizdeki hocaların zarurete binaen ruhsata tâbi’ ve azimet-i şer’iyeyi bırakan fikirler, benim fikrime muvafık gelmiyordu. Ben hem onlara, hem sana hiddet ederdim. “Neden azimeti terkedip ruhsata tâbi’ oluyorlar?” diye Risale-i Nur’u doğrudan doğruya sizlere göndermezdim. Fakat üç-dört sene evvel yine şiddetli, kalbime sizi tenkidkârane bir teessüf geldi. Birden ihtar edildi ki:

“Bu senin eski medrese arkadaşların olan başta Ahmed Hamdi gibi zâtlar, dehşetli ve şiddetli bir tahribata karşı “ehven-üş şer” düsturuyla mümkün olduğu kadar bir derece bir kısım vazife-i ilmiyeyi, mukaddesatın muhafazasına sarfedip, tehlikeyi dörtten bire indirmeleri, onların mecburiyetle bazı noksanlarına ve kusurlarına inşâallah keffaret olur” diye kalbime şiddetli ihtar edildi.”[5]

“Kardeşlerim! Hastalığım pek şiddetli, belki pek yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan -bazan men’olduğum gibi- men’ edileceğim. Onun için benim Nur âhiret kardeşlerim, ehven-üş şerr deyip bazı bîçare yanlışçıların hatalarına hücum etmesinler. Daima müsbet hareket etsinler. Menfî hareket vazifemiz değil. Çünki dâhilde hareket menfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; ehven-üş şerr olarak bakınız. Daha a’zam-üş şerden kurtulmak için; onlara zararınız dokunmasın, onlara faideniz dokunsun.”[6]

“Usûl-i müsellemedendir ki: Şerr-i cüz’î için hayr-ı kesîri tazammun eden emri terk etmek, şerr-i kesîri işlemek demektir. Ehvenüşşerri ihtiyar elzemdir.”[7]

“Şeriat muaddildir. Yani, gayet vahşi ve gaddar bir suretten çıkarıp, ehven-üş şer ve muaddel ve tabiat-ı beşere tatbiki mümkün ve tamamen hüsn-ü hakikiyeye geçebilmek için zaman ve zeminden alınmış bir surete ifrağ etmiştir. Çünki birden tabiat-ı beşerde umumen hükümferma olan bir emri birden ref’etmek, tabiat-ı beşeri birden kalbetmek iktiza eder.”[8]

Hem de dörde kadar taaddüd-ü zevcat, tabiata, akla, hikmete muvafakatıyla beraber şeriat bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekizden, dokuzdan dörde indirmiştir. Bahusus taaddüde öyle şerait koymuştur ki, ona müraat etmekle, hiçbir mazarrata müeddi olmaz. Bazı noktada şer olsa da, ehven-üş şerdir. Ehven-üş şer ise, bir adalet-i izafiyedir.”[9]

Adalet-i izafiye

“Cemel Vak’ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddıka (Radıyallahü Teâlâ anhüm ecmaîn) arasında olan muharebe; adalet-i mahza ile, adalet-i izafiyenin mücadelesidir.” [10]

“Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: “Kim,bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa,bütün insanları öldürmüş gibi olur.”[11]âyetin mana-yı işarîsiyle: Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir ferd dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenab-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için ibtal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka mes’eledir.”[12]

“İmam-ı Ali Radıyallahü Anhü, adalet-i mahzayı Şeyheyn zamanındaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilafet-i İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muarızları ise, “Kabil-i tatbik değil, çok müşkilâtı var.” diye adalet-i izafiye üzerine içtihad etmişler. Tarihin gösterdiği sair esbab ise, hakikî sebeb değiller, bahanelerdir.”[13]

“Sahabelerin bir kısmı, o harblerde adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer’iyeyi düşünüp tâbi’ olarak, Hazret-i Ali’nin (R.A.) takib ettiği adalet-i hakikiye ve azimet-i şer’iye ile beraber zâhidane, müstağniyane, muktesidane mesleğini terkedip muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hattâ İmam-ı Ali’nin (R.A.) kardeşi Ukayl ve “Habr-ül Ümme” ünvanını alan Abdullah İbn-i Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakikî Ehl-i Sünnet Velcemaat, “Şeriatın güzelliğindendir ki,fitne kapılarını kapamıştır.”bir düstur-u esasiye-i şer’iyeye binaen;”Ömer bin Abdulazize atfedilen bu sözde,kendisine;-Sıffin harbi hakkında ne diyorsun?-denildiğinde cevaben:”O akan kanlardan Cenab-ı Hak kılınçlarımızı tahir tuttu.O halde,biz şimdi lisanlarımızı onunla bulandırmak istemiyoruz.”[14] diyerek o fitnelerin kapısını açmak, bahsetmek caiz görmüyorlar. Çünki itiraza müstehak birkaç tane varsa, tarafgirlik damarıyla büyük sahabelere, hattâ muhalif tarafında bulunan Âl-i Beyt’in bir kısmına ve Talha ve Zübeyr (R.A.) gibi Aşere-i Mübeşşere’den büyük zâtlara itiraza başlar, zemm ve adavet meyli uyanır diye, Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak tarafdarıdır. Hattâ Ehl-i Sünnet’in ve İlm-i Kelâm’ın azîm imamlarından meşhur Sa’deddin-i Taftazanî, Yezid ve Velid hakkında tel’in ve tadlile cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif-i Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet Velcemaat’in allâmeleri demişler: “Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve fâcirdirler; fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat’î bir derecede bilinmediği için, o şahısların nass-ı kat’î ve delil-i kat’î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tövbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususî şahsa lanet edilmez.”[15]

“Adalet-i izafiye cüz’ü külle feda eder. Fakat muhtar cüz’ün sarihan veya zımnen ihtiyar ve rıza vermek şartıyla… (Ene)ler (nahnü)ye inkılab edip, mezcî cemaat ruhu tevellüd ederek, külle feda olmak için ferd zımnen rızadade olabilir.”[16]

Özetle;Ehveni şer,Şerrin ehveni olup,azamından sakınmak ve kaçınmak içindir.Eğer bu içtihada girse,içtihad neticesinde kabul görse;neticesi yanlış da olsa bir sevab alır.İsabeti halinde iki sevab almış olur.

-Burada hakkın çiğnenmesi söz konusu olmayıp,hakkın kurtarılması esas alınmıştır.Tıpkı kangren olmuş bir organın kesilmesiyle vücudun kurtarılmasına çalışılmıştır.Evet bir organın kesilmesi şer olmakla beraber,daha büyük bir şer olan vücudun kurtarılması hayırdır,şer değildir.

Bediüzzaman Hazretlerinin içtihad kapısı kapalıdır demesinin bir manası,reformistlerin önünü tıkamak ve onların vereceği gerek keyfi,hevesi,bazende mülhidine saptırmalarına sed çekmek içindir.Burada amaçlanan;Dine bir şeylerin eklenip izah edilmesinden evla ve efdal olan,dinden bir şeylerin çıkarılıp atılmasını engellemektir.Bu zamanda hücum dinin temellerinedir,izahına değildir ki,içtihadla bu heriflerin görüşlerine mesned hazırlanmış olsun!Onların ısrarla içtihad kapısını açık tutmalarındaki sebeb,kendi kof ve kokuşmuş görüşlerine dinde mesned bulmak amaçlanmaktadır.

-Elbette ki hakkın küçüğüne büyüğüne,azına çoğuna bakılmaksızın hak haktır.Burada yapılan zayıf bir adalet,adaletsizlik ve zulmün gelmesi engellenmiş olmaktadır.Elbette bu zayıf adalet adaletsizlik ve zulümden iyidir.Aksi durumda yerine zulüm gelecektir.

Burada kişinin ferağat ve fedakârlığı esas olup,rızası olmadan feda edilemez,tüm milleti için dahi olsa…Ancak kendi rızasıyla milletinin kurtulması için kendisini feda etmesi ehven-i şer ve adalet-i izafiyedir.Tıpkı azimetin olmadığı ve de olamadığı bir yerde amelleri terk etmektense,ruhsat ile amel edip devam etmek ve ettirmek daha evladır.Ancak azimetin tatbiki söz konusu ise ruhsata gidilmez.

Âzamı şerrin gelmemesi için şerri kesiri durdurmak amacıyla şerri kalili kabul etmek,en azından hayrı kesirden mahrum olunsa da,şerden mahfuz olunmuş olunur.Burada bünyeye girmiş olan o şerre uyub benimsemek anlamına olmayıp,onun bünyede durduğu sürede zarar vermemesini veya az zararla kurtulmasını sağlamaktır.

Esasında ehven-i şer de,şerre mukabil islâmın bir siyaseti ve taktiğidir.

Toprağa ekilen 100 tane tohum,çekirdek ve yumurtanın 10 tanesinin meyve verip ağaç olması,civciv çıkıp büyümesi şer,zarar ve kayıp değil belki hayırdır.Kıymet bakımından daha değerlidir.

Kışın şerri baharın hayrına vesiledir.

Burada önemli olan,özellikle kazanılan keyfiyet önem arzetmektedir.

Âyette:”Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur.Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur.Doğrusu Allah bilir siz bilmezsiniz.”[17]

21-9-2002

Mehmet ÖZÇELİK

[1] R.N.Kudsi Kaynakları.A.Badıllı.sh.681.

[2] Mektubat.53,K.K.386.

[3] Age.54.

[4] Emirdağ Lahikası.1/210.

[5] Emirdağ Lahikası.2/10,Tarihçe-i Hayat.615.

[6] Emirdağ Lahikası.2/245.

[7] Muhakemat.27.

[8] Sünuhat-Tüluat-İşarat.87.

[9] Age.88.

[10] Mektubat.53.

[11] Maide.32.Kudsi Kaynaklar.age..107.

[12] Mektubat.53,Tarihçe-i Hayat.503.

[13] Age.54.

[14] Kudsi Kaynaklar.703.

[15] Emirdağ Lahikası.1/206-207.

[16] Sünuhat-Tuluat-İşarat.11.

[17] Bakara.216.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .