GENÇLİK VE TESETTÜR

GENÇLİK VE TESETTÜR

Genç akıldan ziyade hisse mağlubdur,hissinin mahkumudur.

Dinamik olan genç,deli-kanlıdır.

Kendisine maddi- manevi refah kazandırılmayan gençliğin,manevi boşluğunun arttırılması,manevi teneffüs borularının azaltılmaya çalışılması,yara üzerine ekilen tuz-biber olmaktadır.

Gençliğe imkanlar sağlanmalı,onun önünü açacak projeler üretilmelidir. Yüzlerce GAP yüklü gençliğin enerjisi bâd-ı hevâ boşa harcanmakta,boşta ve boşlukta geçirilmektedir. Her bir genç bir GAP olabilir.Her bir genç bir mekik,bir füze olabilir.

Gençliğe aklı ilimlerle,kalbi maneviyatla dolduracak gerçekler verilmelidir. Onlar isli,sisli,pisli havaya çekilmemelidir. Ona çocukluktan itibaren verilecek meşale,gençliğinde de devamı sağlanmalıdır.

Gence uygulanacak olan – Saldım çayıra,Mevlâm kayıra-uygulamasından farklı olarak iradesi,dirayeti,düşüncesi,tedbiri ile baş başa bırakılmalıdır. Ancak burada da etrafını saran,kendisini sürenlerin çoklukla açılan girdaplara düşmesi gencin önündeki birer tehlike sinyalleridir.

Batıdaki tükenen gençliğe karşı,bizde de bir sahiblenmeme söz konusudur.

Toplumdaki genel stresle beraber,üniversitelerdeki gençliğin ilmi çalışmadan ziyade keyfi harekete yönelmesi,istikrarlı bir gelecek hazırlanmayıb,mevcut havaya göre hareket edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Kontrol altına alınmayan her şey canavarlaşır,kainattaki enerjiden insan,özellikle gencinkine kadar…

El terbiye edilirse insan sanatkar,dil terbiye edilirse edebiyatçı,hatib,şarkıcı ve şair,ayağı olursa sporcu oluyor.

Terbiye edilmeyen gençlikten ancak menfilik zuhur eder.

Şeytanın ifadesiyle insanların menfi menfi tavrının üç yönü vardır:” Çok ahmaklar var,beni dinliyorlar; ve insan suretinde çok şeytanlar var,bana yardım ediyorlar;ve feylesoflardan çok firavunlar var,enaniyetlerini okşayan meseleleri benden ders alıyorlar.”[1] demektedir.

İstikamet olan;akıl,şeheviyye ve gadabiyye duygularında orta yolun bulunup,eğri-büğrülükten kaçmakla olur. Bu konuda peygamberler istikametin öncüsüdürler.

Büluğdan itibaren başlayan gençlik dönemi yukarısına doğru gider ki,bunun vasatı 30-dur. Cennetteki insanların yaşının 33 olması da en kemal ve dinamik yaşın bu olduğunu gösterir. Bunun sonu da 40 yaş olup,ondan sonra iniş başlar.

Ayette:” Sonra o,yiğitlik çağına erdiği (hele)kırkıncı yılına ulaşıp (da tam kemaline) vardığı zaman”[2]

“Sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için,sonra da ihtiyarlar olmanız için…”[3]

Hadis-de”Gençlerinizin en hayırlısı (akıl ve inançta) ihtiyarlara benzeyeninizdir. İhtiyarlarınızın da en şerlisi (sefâhet ve dalalette) gençlere benzeyenlerinizdir.”buyurulmuş.

Bu konuda Bediüzzaman;”Gençlerinizin en iyisi,temkinde ve sefâhetlerden çekilmekte ihtiyarlara benzeyenlerdir. ve ihtiyarlarınızın en fenası,sefahette ve başını gaflete sokmakta gençlere benzeyenlerdir.”[4]

“ Zehirli bir bal hükmünde olan gayrı meşru dairedeki gençliğin sefâhetkarane zevkleri hazine-i ebediyenin ve saadeti sermediyenin bileti ve vesikası olan imanı kaybetti(rir)”[5]

Gençliğin önündeki en büyük engel,sefâhettir.

Sefâhetten kurtarmanın yolu ise:” Aynı lezzetinde elemini gösterip hissini mağlub etmektir.”

Dalaletten kurtarmanın çaresi ise:” Dünyada dahi cehennem azabını ve elemlerini göstermekle olur.”[6]

Peygamberimiz daha temyiz yaşında olan torunları için:” Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin efendileridir. Babaları onlardan daha hayırlıdır.”

Gençliğin kurtarılmasında,sefâhetin engellenmesinde en büyük amil-ister erkek,ister kadın için,ister doğrudan –ister dolaylı olsun; Tesettürün toplumda yerleşmesi ile “1mümkündür.

Şair şiirinde;

Genç adam!Düşün bir yığın dertdi ki asırlık.

Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık

Milletin her yanı ayrı bir illetle ma’lul

Beyinler sarsık,kalbler baygın,devası meçhul

Meydanlar inliyor,gayesiz kalabalıklar

Ve insanlar tıpkı akvaryumdaki balıklar

Şaşkınlıkla gidip kah sağa tos,kah sola tos

Böyle bir topluluk içinde idrâka paydos

Bunca fezayile cemiyet yaşar mı?heyhat.

Göz görmez,kulak sağır,kapkaranlık hissiyat

Şehirler çirkef oldu,sokaklar zift kanalı

Gençler serazat,her şey hürriyet payandalı

Haya yırtılıp gitmiş,iffet ayak altında

Yalan som altın,aldatma sultanlık tahtında

Kurt gövdenin içinde yapraklar bir bir solmuş

Milli ruh derbeder ve millet dağidar olmuş

Genç adam bu badirenin bahadırı sensin

Yıllardır,hayallerde,düşlerde beklenensin.

Doğrul!kendine gel!bak tan yeri ağarıyor.

Ve ışıklar karanlık ordusunu boğuyor.

Hiç durma koş,tulumban elinde dört bir yana

Göğüsle alevleri bu bir vazife sana.

Yırtılsın bütün zulmetler,belli olsun akyol

Gel,İslam emanetin dönmez davacısı ol.

Sensin asırlardan beri beklenen kahraman

Gelki artık dizlerimizde kalmadı derman…

Evvela kadın;Allah tarafından kendisine emredildiği için örtünmekte ve örtünmek mecburiyetindedir. Bu bir farz olup,İslâmi ifadeyle taabbudi yani Allah emrettiği için yapılır.

Tesettürle ilgili ayetlerden mesela[7]:” Mü’min kadınlara da söyle;gözlerini (harama bakmaktan)korusunlar;namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere,zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini,yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları,babaları,kocalarının babaları,kendi oğulları,kocalarının oğulları,erkek kardeşleri,erkek kardeşlerinin oğulları,kız kardeşlerinin oğulları,kendi kadınları (Mü’min kadınlar),ellerinin altında bulunanlar (köleleri),erkeklerden,ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tabi kimseler,yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkalarına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını (topuklu ayakkabı gibi) yere vurmasınlar. (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler.) Ey mü’minler! Hep birden Allah-a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”[8]

Ve iffetli davranılması gerektiği belirtilmektedir.[9]

“ Ey Peygamber! Hanımlarına,kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır,esirgeyendir.”[10]

“ Ey Âdem oğulları,size ayıb yerlerinizi örtecek giysi,süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi.İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allahın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi.”[11]

Ve ırzlarını bu şekilde Takva ile koruyanlara mağfiret ve büyük mükafatın hazırlanmış olduğunu Rabbimiz bildirir.[12]

Tesettürün takva ile teyid edilmesine rağmen “Mühim olan Libas-ı takvadır.”sözünü tesettür yerine ikame edenler=Samiha Ayverdi,Safiye Erol,Nezihe Araz,Agah Oktay Güner”aynı ekolün mensubları…[13]

Tesettürün sebeb ve hikmeti ise;Kadının korunmaya değer,değerli bir varlık olmasındandır. Yani kadının yüz kimliği ve şahsı belirlerken yapısı itibariyle çekici olmasından ve kendisine yapılacak her türlü menfi durumdan engellenmesi için örtüsü ona bir siper,bir kalkan ve bir zırh olmaktadır.

Mücerret yani soyut olarak kadını ele alıb,örtünmesinin önemi muhterem,hürmete ve korunmaya değer bir varlık olmasındandır. Mesela;değerli mücevherlerin bir çok sargıya sarılması hatta çelik kasalar içerisinde gizli kasalara konulub korunması veya saklanması onun kıymetini düşürmez. Belki yükseltir.

Orduda her kes insan ve asker olduğu halde rütbeleri farklı bir giyim içinde olması eşitsizlikten değil,belki adalet ve ölçünün bir gereğidir.

Eğer örtünmek o kadar önemli bir şey olmamış olsaydı,Cenâb-ı Hak insanlara da diğer canlılar gibi doğuştan gelen bir giysi,kıllı bir elbise giydirebilirdi

Kötülük ve yanlışlığın kendisi kötü olduğu gibi,ona götüren ve sebeb olan yollarda onun gibidir. Ve bakınız çevreye.. Bütün kötülük,fuhuş gibi kişiyi,aileyi,toplumu ve batıda olduğu gibi devletleri sarsıp yıkan bu tesettürsüzlük neticesinde kapanmanın değil,açılmanın rolüdür.

O. Yüksel Serdengeçti-nin dediği gibi;kadına hürriyet dediler,ev esaretinden kurtardık deyip,bir kocaya bağlanmaktan kurtaranlar,kendilerinin,binlerce insanın göz hapsine,kendi heveslerinin tatminine mahkum ettiler.

Bir bağdan kurtardılar ki-oda ne derece bir bağdır-konuşulub,düşünülebilir. Binlerce bağ ile bağladılar kadını.

Böylece kadının örtünmesi onun ruhunun ve kişiliğinin bir hürriyeti olup,ruhun bedene üstünlüğüdür.[14]

M. Vehbi Efendi:” Çarşaf dâfi’ olacak,câlib olmayacak ki,çarşaftan maksad hasıl olsun.”der.[15]

Kadının inancıyla beraber,namusuna denk tutulan bu tesettür emri,fransızın K.Maraş-da bir kadının örtülmesine saldırması karşısında def’ine kadar varmıştır.

Tesettür moskof zulmüne haçlı seferlerinin işkence silsilelerine denk getirilmeye çalışılan baş örtüsü yasağı,60 milyon Türkiye ye,iki milyar İslam alemine,6 milyarlık lnsan haklarına bir taarruz ve tecavüzdür. Toplumu karşı karşıya getirmektir.

Baş örtüsü kısıtlanması ABD dışişleri bakanlığından bir üst düzey yetkilinin ifade ettiği raporda;” İnsanların dini inançlarını yaşama kabiliyetinin kısıtlanması”olarak belgelenmiştir.

O insanların baş örtülerinin arkasında başka –Hin-ler aramak,basiretsiz bir ithamdır. Bu insanların takiyye yaptıklarını düşünmek ,70 milyon unda farklı düşüncelere sahib olmalarından,böyle ithamda bulunmak demektir.

Eğer bu örtünen insanlar samimi olmasalardı,hayati böyle zorluklara girmez,Edirne imam-hatib öğrencisi Neslihan Yılmaz –ın kendisini okulun ikinci katından atarak intihar etmek istemezdi. Ve yine Bursa İmam-Hatib öğrencisinin başörtüsünden dolayı sınıfa alınmamakla dışarıda beklerken kaza neticesinde ayağından sakat kalmazdı.

Kimin samimi olup olmadığı gayet açıkça belli olmaktadır!

İffeti az,kadınlara karşı zaafı olan Cüleybib-e Allah rasulü sordu:

“ Cüleybib! Duydum ki kadınlara sarkıntılık yapıyormuşsun. Şimdi bana söyle,aynı şeyin senin annene yapılmasını ister misin?

Hayır,ya rasulallah,istemem.

Unutma,senin sarkıntılık yaptığında birisinin annesidir. Aynı şeyin senin kız kardeşine yapılmasını ister misin?

Hayır,ey Allahın rasulü!

Unutma,senin sarkıntılık yaptığında birisinin kız kardeşidir!

Ve Allah rasulü,Cüleybib-e daha bir çok yakınını sayar. Halana,teyzene böyle şeyler yapılmasını ister misin der,o da hepsine:” Hayır”cevabını verir.

Allah rasulü (SAM) de yine sözünü tekrar eder:

Senin sarkıntılık yaptığın da birinin halasıdır,teyzesidir.

Cüleybib,ikna olmuş ve rasulullahın duasına da mazhar olmuştu.

Sahabi yeminle;”Cüleybib o andan itibaren Medine-nin en iffetli gençlerinden biri olmuştu.”

Bir müddet sonra iştirak ettiği savaşta şehit olmuş. Herkes yakınını ararken,rasulullah da Cüleybib-i aramış ve bulamamış.

Sahabiye hitaben;” Hiç kaybınız var mı?” Onlar cevaben:”Hayır,ya rasulallah” cevabını alınca da,göz yaşlarını tutamadı ve ağlayarak,” Ama benim kaybım var!”deyip,eliyle yedi kişi arasındaki Cüleybib-i göstererek:” Evvela o yedi kişiyi öldürdü,sonra da onu öldürdüler.” ve devamla:

“Cüleybib bendendir. Ben de Cüleybib-denim.”

Laikliğe dayandırılarak karşı çıkılan tesettür,laikliğin evvela;tanımındaki şekliyle uygulanmayıp kendisi dine karışmakta,onu kayıt altına almaya çalışmaktadır.

Diğeri ise;Muğlak ve mutlak ifadelerle tüm insanlar zan ve töhmet altında bırakılarak,suçluluk kompleksine itilmektedir.

Oysa toplumun bu durumdan kurtarılarak,suç işleyip fiiliyata geçilmedikçe masumiyeti kabul edilmelidir.

Ben yıllar boyu zulümle süregelen haçlı seferlerini düzenleyen bir komutan olsaydım;bu ayıbımı örtmek için ne yapabilirdim?diye düşündüm.

Düşündüm de;başı örtülü insanları işinden ve talebeleri okullarından uzaklaştırmaktan daha iyisini yapamazdım!

Bir asırdır süren hukuksuzluk ve eksiklikler;birinin şiirini okumaktan,fikirden dolayı hapsetmek,bir çok sabıkası olanın iftirası ile dürüst bir gazetecinin göz altına alınması,büyük ve yüksek bir savcının despot bir idareyi arzulaması ve davetiyede bulunması,mafya,ekonomik dengesizlik ve yolsuzluklar,eğitimdeki eksiklikler bir ar olarak yetip,köyleri yakarak,insanları hunharca öldüren haçlı belasını gölgeleyip,denk hale getirebilecek 20. asrın bir ayıbı ve kaybıdır.

İslamiyet kadınla erkeğin arasını ayırmamakta belki şefkatle kadını korumaktadır.

Erkekle kadın arasındaki fark;kalite farkı olmayıp,alan farkından kaynaklanmaktadır.

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi.”deyib bunun birisinin de kadın olduğunu söyliyen Peygamberimiz.Çünki kadın annedir,buyurmakta. Ne güzel bir kadındır anne. Anne güzel bir kadındır.

Milyonlarca alkışlayana ve o kadar da satılan kasetleri olup,maddi her türlü imkana sahib batılı bir sanatçı,intihar etmeden önce yazmış olduğu yazısında;”Eğer anne olsaydım intihar etmeyi düşünmezdim.”diyor.

Hadis-de:”Cennet annelerin ayakları altındadır.”buyurulmakta.

Bir Latife: Ben maliye bakanı olsaydım,değil baş örtüsünü serbest bırakmak,-zorbalık yakışmaz ama-serbest bırakmanın ötesinde teşvik eder,herkesin,5-7- yaşındaki çocuklarında takmalarını tavsiye ederdim!

Neden mi?

Şu anda en önemli mesele ekonomik çöküntü olduğundan,baş örtüsü takanlardan vergi alırdım. Öyle ki,baş örtüsü takmayanlardan iki katı alır,bir yılda enflasyonu düşürürdüm.

Tıpkı Deli Dumrul gibi. Köprüden geçenden bir akçe,geçmeyenden iki akçe…

Enflasyon yüzde yüz küsurlardan on-a düşmekle kalmaz,zenginlikte enflasyon başlardı.

Enflasyon iki şekilde düşürülür: Doğrudan ve de dolaylı. Şimdilik süremiz kısa olduğundan,doğrudan tedbirler uzun süreceğinden dolayı,doğrudan kısa tedbirler daha kestirme olup,bu kararı alırdım.

Bilmem!siz nasıl düşünmektesiniz?

Peygamberimizin hizmetçisi Zeyd-in boşadığı hanımı Zeyneb-le evlenmesinin hikmeti ise;

“(Rasulüm) Hani Allah-ın nimet verdiği,seninde kendisine iyilik ettiğin kimseye (Zeyd-e):Eşini yanında tut,Allah-dan kork!diyordun. Allah-ın açığa vuracağı şeyi,insanlardan çekinerek içinde gizliyordun.Oysa asıl korkmana layık olan Allah-tır. Zeyd,o kadından ilişiğini kesince biz onu ana nikahladık ki evlatlıkları,karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde ( o kadınlarla evlenmek isterlerse) mü’minlere bir güçlük olmasın. Allah-ın emri yerine getirilmiştir.”[16]

Olayın gelişme ve hikmet cihetlerine baktığımızda;

a)Hz. Zeyd kendi isteğiyle boşamıştır.

b)Hz. Zeyneb asil bir ailenin çocuğu olup,Hz. Zeyd bir köledir. Bu ise bir kıymet ölçüsü olmayıp,denkliğe aykırı bir durumdur.

c)Böylece ailede esas olan tarafların birbirlerine denkliğidir.

d)Peygamberimiz Hz. Zeyd-e boşamamasına söylemesine rağmen o boşamış,daha sonra peygamberimiz onunla evlenmiştir.

e)Bu doğrudan doğruya Allah tarafından kıyılan ilahi bir akid ve nikahdır.

f)Burada hukuki bir hükmün gerçekleşmesine de kaynaklık etmiş oldu. Bu hukuk kuralı başka bir insana kıyasla da izah edilebilir. Bu hüküm kıyamete kadar devam edecek bir problem olan,-evlatlıklarının boşadıklarıyla evlenebileceği-hükmünü getirmiş oldu.

g)Peygamberimiz 25 yaşında iken 40 yaşındaki Hz. Haticeyle evlenmiş olup,50 yaşına kadar tek evliliği gerçekleştirmiştir. Ve Mısır-lı Mâriye adlı cariyeden -daha sonra küçük yaşta ölen- İbrahim adlı çocuğu hariç,tüm çocukları Hz. Hatice-den olmuştur.

h)Olayın birde psikolojik ve sosyolojik yönleri olup;gerek o insanda psikolojikmen meydana gelen gelişme,gerekse de akrabalıktan dolayı sosyolojik bir çok faydaları vardır.

k)Şu da bilinmelidir ki,İslâmiyette çok evlilik esas değildir. asıl olan tek evliliktir. ancak insanların fuhuşa,kötü yollara düşmelerini engellemek için dört evliliğe kadar müsaade etmiş,ruhsat vermiştir. Yani emretmemiş,yapılabilir demiştir. Ve bunu ağır şartlara bağlamıştır ki,en önemlisi,adalet şartıdır. Yani eşler arasında tam eşit bir muamelede bulunması gerekir ki,giyimde,yiyimde,sevgide farklılık olmamak kaydını getirmiştir.

Her şeyden önce İslamiyet birden dörde çıkarmamış,cehalet döneminde yaşanılıp,kadının bir meta gibi değerlendirildiği ve uygulandığı 20-30 evlilikten,dörde indirmiştir.[17]

30-08-1999

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Sözler. B. S. Nursi. 176.

[2] Ahkaf.15.

[3] Gafir.67.

[4] Lem’alar.239,Şualar.154,189,172.

[5] Kastamonu Lahikası.145.

[6] Hutbe-i Şamiye. B. S. Nursi. 9,17.

[7] A’raf.26,31-32, Nahl.5,81, Nur.31,60, Ahzab.35,59.

[8] Nur.31.

[9] Nur.60.

[10] Ahzab.59.

[11] A’raf.26.

[12] Ahzab.35,bkn.Kütüb-ü Sitte. Prof. İ. Canan. 4 / 134-135,141,33, 15 / 54-56, 16/ 451.

[13] Bkn.Zaman gaz.08-10-1998-A. Selim.

[14] Geniş bilgi için bakn.B. S. Nursi. Lem’alar. 24. Lem’a.

[15] Bkn. Kadının değeri ölçüsü örtüsü. N. Kutsal.154.

[16] Ahzab.37. bkn.Kur’an-ı Kerim ve Meali. Prof. S. Yıldırım. 422.

[17] Daha geniş bilgi için bakn.Mektubat B. S. Nursi. 7. Mektup,24.sahife,sözler. agy. 25.söz. 1. şule,3.şua.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .