HRİSTİYANLIĞIN DOĞUM SANCILARI

HRİSTİYANLIĞIN DOĞUM SANCILARI

Şeyh Bahid Hazretleri Bediüzzamanı ilzam etmek,diğer bir ifadeyle onun zekâsındaki harikalığı görmek amacıyla;İslâm dünyasını temsil eden Osmanlı ile,hristiyanlık dünyasını temsil eden Avrupa hakkındaki düşüncelerini sorar.
Kendisininde hayrette kaldığı veciz cevabda Bediüzzaman,istikbale nüfuz eden Kur’an-ın bakış ve göstermesiyle şöyle der:
Osmanlı bir Avrupa devletine hamiledir,günün birinde bir Avrupa devleti doğuracaktır.Avrupada bir Osmanlı yani onun temsil ettiği bir islâm devletine hamiledir.Oda onu doğuracaktır.”
İşin birinci yönü tecelli etti..oda ne evlat doğurdu..asırların kirini birden boşaldı..istifrağ etti..kirlendi..kirletti.

*Kur’an-da diğer kitaplardan alıntılarda- Ve enzelna ileykel kitabe bil hakki musaddikal lima beyne yedeyhi minel kitabi ve muheyminen aleyhi..”
“Sana da daha önceki kitapları, hem tasdik edici hem de denetleyici olarak bu kitabı, gerçeğin ta kendisi olarak indirdik.”

*Hristiyanlığın birinci kurtuluşu,hurafelerden arındırılmasıdır.Mesela kendi kaynaklarından da ele aldığımızda görürüz ki:
Hz.İsa-nın öldürülmediği ve çarmığa gerilmediği ile ilgili islâmın görüşü net ve açıktır.Âyet ve hadisle de sabittir.
*İbni Cerir et Taberî ve İbnu Ebi Hatem’in Hasen (r.a.)’den rivayet ettiklerine göre -‘İnnî müteveffike’; uyku halinde alıp götürmek demektir. Allah Onu uyku halinde semaya kaldırmıştır.

*”Katolik Kilisesi’nin ünlü kurucularından Rahip Irenaeus’un ikinci yüzyılın sonlarında yazdığı “Sapkınlara Cevaplar” adlı bildiride verilir. Irenaeus, bu akımın temsilcilerinden biri olan Basilides’ten söz eder. Buna göre, İskenderiyeli Hıristiyan bir tarihçi olan Basilides, 130-150 yılları arasında yazdığı yazılarda Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğini ısrarla reddetmiştir.
Çarmıha gerilen kişinin gerçekte Hz. İsa olmadığını, onun yerine Kireneli
Simon’un haça gerildiğini, Tanrı’nın Simon’un yüzünü mucizevi bir biçimde
değiştirerek onu Hz. İsa’ya benzettiğini ve böylece Yahudilerin ve Romalıların onu Hz. İsa sandığını savunmuştur. Hatta Basilides, Kireneli Simon çarmıha gerilirken Hz. İsa’nın da bu olayı seyrettiğini, sonra da oradan uzaklaştığını ve göğe canlı olarak yükselerek Tanrı’nın katına çıktığını yazmıştır.
…Peki Basilides’in Hz. İsa’nın yerine çarmıha gerilen kişi olarak gösterdiği Kireneli Simon kimdi Kireneli Simon, İncillere göre, Romalı askerlerin Hz. İsa’yı çarmıha götürürken haçı taşıttıkları kişiydi.
Çarmıha gerilen kişiye kendi çarmıhının taşıtılması, bir Roma geleneğiydi. Bu hem psikolojik hem de fiziksel bir tür işkenceydi. Ancak, İncillere göre Hz. İsa kendi çarmıhını taşıyamadı, bu yüzden askerler çarmıhı Kireneli Simon adlı adama taşıttılar. Hıristiyan geleneği İncillerdeki bu bilgiyi yorumlarken, Hz. İsa’nın çarmıha götürülmeden kırbaçlandığına dikkat çeker ve bunun Hz. İsa’yı güçsüz düşürdüğünü, bu yüzden çarmıhı taşımadığını anlatır.”
..Hristiyanlığn temeli yahudi asıllı olup,Hz. İsayı görmemiş,isevilere zulmeden ve daha sonra gördüğü hallisinasyon ile gözü kör olan Pavlus asıl adıyla Saul-un kör olmasıyla doktoru olan ve ‘Elçilerin İşleri’kitabının yazarı olan Luka ondan duyduklarını yazdı.

*Hiçbir incil için asla ve asla bu Allah sözüdür denilemez.

*”Petrus’un İncili”nde şöyle yazıyordu: “İki suçluyu getirdiler ve Rab’bi onların arasında çarmıha gerdiler. Ancak o hiç ses çıkarmadı, sanki hiç acı çekmiyor gibiydi”

*Bugünkü hristiyanlık Hz.İsa-ya aid olan hristiyanlık değil,Pavlusun düzenlediği Pavlus dini olan hristiyanlıktır.
Çünkü fetvaları hazırdı” Kardinal Newman’ın da belirttiği gibi, “bir causa justa (haklı sebep) olduğunda, gerçek olmayan bir şey söylemenin yalan sayılmayacağını düşünüyorlardı.”
*”Yeni Ahit’teki İncillerin hepsi, Hz. İsa’nın biyografisi niteliğindedirler. İncillerde Hz. İsa’nın doğumu, büyümesi, yaptığı işler, ölümü hatta ölümünden sonra
gerçekleşen olaylar anlatılır.”
Yani Allah sözü olmamaktadır.Oysa olması gereken ise:”Tevrat’ı
doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur
bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt
olan İncil’i verdik” der.
*4 incilde 70-100 yılları arasında yazılmış,Hz.isa-dan bizzat iktibas edilmemiştir.Sadece Yuhanna-nın Hz.isa-nın havarisi olduğu ifade edilir.

*”Markos İncili’nde Allah’ı tanımlayan “Baba” ifadesi sadece dört kez geçerken,Markos’tan 10-15 yıl sonra yazılan Matta’da bu sayı belirgin bir biçimde yükselir:
Bu İncil’de Allah için kullanılan “Baba” ifadesi tam 50 kez geçmektedir. Bunların 28’i Yahudilere yönelik olarak kullanılır; yani “Babanız’a dua edin”, “Baba’nızı sevin” gibi genel ifadelerdir. Kalan 22 tane ise Hz. İsa’nın ağzından “Babam” şeklinde kullanılır. Bunların da diğer 28 tanesi gibi mecazi bir anlama sahip oldukları düşünülebilir. Ama ilginç olan “Baba” kelimesinin kullanılışındaki artıştır.
Nedendir bilinmez, bu kavrama yapılan vurgu çok dikkat çekici biçimde
yükselmiştir.”

*”Üçleme, Hıristiyan araştırmacıların da kabul ettiği gibi, dördüncü yüzyılda ortaya çıkmış bir doktrindir ve bu tarihten önce yaşamış Kilise babalarının hiçbirinin yazılarında görülmez.”

*”American Bible Society’nin yayınladığı Good News New Testament adlı İngilizce İncil’de şu dipnot yer almaktadır: “En eski bazı nüshalarda bu ‘Tanrı’nın Oğlu’ ibaresi yer almaz.”
Yani Markos İncili’nin en eski bazı nüshalarında “Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih’le ilgili müjdenin başlangıcı” değil, sadece ” İsa Mesih’le ilgili müjdenin başlangıcı” diye yazmaktadır!”

*Hristiyanlık her yönüyle tahrif edilmiş ve bu amaçla 325 yılında İznik konsili tertiplenerek,birbirine uymayan 104 incil,dört incile indirilmiştir.

İhtilafları kaldırmak için 325 yılında kurulan;”İznik Konsülü otorite sahibi tüm Hıristiyan din adamlarının katıldığı “demokratik” bir forum gibi gösterilir. Oysa gerçek daha farklıydı. Konsül’de İmparator Konstantin’in büyük bir ağırlığı vardı ve çıkan karar da onun desteklediği tarafın lehinde oldu. Konstantin’in tuttuğu taraf ise elbette kendi himayesine girmiş olan Roma Kilisesi’ydi.
İmparator konsülün tüm oturumlarına katıldı ve onun otoritesi de doğal olarak konsülde alınan kararlara yansıdı.
Hz. İsa’nın ilahlaştırılmasının o zamana kadar yapılmış en açık ve en somut ifadesi olan İznik Yemini’nde şöyle deniyordu:
İnanıyoruz ki… Rab İsa Mesih, Tanrı’nın Oğlu’dur, Baba Tanrı’dan südur etmiştir, Baba Tanrı ile aynı özdendir. Tanrı’dan Tanrı’dır, Işık’tan Işık’tır. Tanrı’yla aynı özden olup (homoousios) Tanrı’dan südur etmiştir, yaratılmamıştır. Onun (İsa’nın) aracılığıyla göklerde ve yerde var olan her şey yaratılmıştır. O ki biz insanlar için ve kurtuluşumuz için aşağı inmiş ve beden bulmuş ve insana dönüşmüştür. Acı çekmiş, üçüncü günde dirilmiş ve göğe yükselmiştir. Ve ölüleri ve dirileri yargılamak için yeniden gelecektir. Ve inanıyoruz ki Kutsal Ruh (da Tanrı’dandır.)

Ve eğer kim “Tanrı’nın Oğlu’nun var olmadığı bir zaman vardı” diyecek olursa, yada “südur etmeden önce yoktu” diyecek olursa, ya da “önceden var olmayan şeylerden yapıldı” diyecek olursa, ya da “Baba’dan farklı bir özdendir” diyecek olursa, ya da onun bir yaratılmış olduğunu ya da dönüşüme açık olduğunu diyecek olursa, Katolik Kilisesi tüm bu sözleri söyleyenleri lanetler.”

*”Arius’tan daha zayıf bir biçimde de olsa yine Üçleme’yi reddeden Nestorius’tu. Suriye doğumlu bir manastır rahibi olan Nestorius, 428 yılında İstanbul Piskoposluğu gibi önemli bir makama getirilmişti.
Ancak kendisini bu yere getiren Kilise hiyerarşisine karşı teolojik bir mücadele başlatmakta gecikmedi. Nestorius’un hedef aldığı kavramların başında, Kilise tarafından Hz. Meryem’e verilmiş olan “Theotokos” (Tanrı’nın Annesi) sıfatı geliyordu. Kilise dördüncü yüzyılda bu sıfatı Hz. Meryem ‘e atfetmiş ve onun, Hz. İsa’yı ve ondan sonraki diğer çocuklarını doğurmasına rağmen, “ebediyen bakire” kaldığını ilan etmişti. Nestorius ise çıktı ve şöyle dedi: “Kimse Meryem’e Tanrı’nın Annesi demesin, çünkü Meryem sadece bir insandı.”

Aslında Nestorius Kilise’nin sapkın öğretisinin çok küçük bir bölümüne karşı çıkmıştı-Hz. İsa’nın Tanrı sayılmasına karşı açık bir şey söylemiyordu. Ancak bu bile Kilise tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı ve Nestorius’un aynı Arius gibi anti-Triniteryen bir “sapkın” sayılmasına yol açtı. Uzun tartışmaların ardından 431 yılında Efes’te toplanan bir konsülde Nestorius aforoz edildi. Tarihe Efes Konsülü olarak geçen bu toplantı, “sapkınlara karşı” İznik’ten ve İstanbul’dan sonra düzenlenmiş üçüncü “Kutsal Sinod”du (Konsül).

Nestorius 435 yılında Mısır çölüne sürüldü, ama etkisi sona ermedi. Pers (İran) Kilisesi zaman içinde giderek Nestorius’un görüşlerini benimsedi. Mısır Kilisesi ise Nestorius’u sapkın sayan Katolik Kilisesi kararını tanımadı ve böylece Roma’dan ayrılarak bağımsız bir Kilise haline geldi. Zaman içinde de bugünkü Koptik (Kıpti) Kilisesi’ne dönüştü. Nestorius’un diğer bazı bağlıları ise “Nasturilik” olarak bildiğimiz mezhebi oluşturdular. Günümüze kadar varlığını sürdüren Nasturi Kilisesi’nin merkezi bugün halen San Francisco’dadır.”

*Hristiyanlıktaki en büyük parçalanma,Alman asıllı olan Rahip Martin Lutter Kilisenin katı olan katolik inancını sarsarak,papanın baskı ve vergisinden kurtarmak amacıyla oluşturduğu Protestanlıktır.

*Kur’an-ı Kerim böyle inanç içinde olanları şöyle tavsif eder:” Andolsun, ‘şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler küfre düşmüştür. Oysa
Mesih’in dediği (şudur:) ‘Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz
olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti
haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.’

Andolsun, ‘Allah üçün üçüncüsüdür’ diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse,
onlardan inkar edenlere mutlaka (acı) bir azap dokunacaktır. Yine de Allah’a
tevbe edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır,
esirgeyendir. Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?”

*”Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir.
Onu Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve elçisine inanınız; “üçtür” demeyiniz. Kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa
O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. Mesih ve yakınlaştırılmış melekler, Allah’a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O’na ibadet etmeye ‘karşı çekimser’ davranırsa ve büyüklenme gösterirse, onların tümünü huzurunda toplayacaktır.”

*Her dinde bir Mesih ve kurtarıcı,mehdi manasında inanç mevcuttur. Hristiyan dünyası bir Mesih olarak Hz.İsa-yı bekledikleri gibi,Müslümanlarda beklemektedirler.
Hz.İsa-nın inişi ile ilgili âyette:”Şüphesiz o Kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.”

*Eğer İslam onlara sağlıklı anlatılabilseydi,kabulleri farklı olurdu.Bizler gerek fiili olarak gerekse de anlatmadaki eksikliğimiz onların kabullerini zorlaştırdı.Zira onlar tümüyle ehli tahkik değillerdir.Birde kötü örnek olmamız,onlara İslâmiyetin yanlış yansıtılmasında önemli rol oynamıştır.

*Dünyada İslam’la ilgili ‘utanç verici bir anlayış eksikliği’ var.
Birde kasıtlı olarak islâmiyet terörizmle eşleştirilmeye,Müslümanlarda terörist olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

*Bediüzzamanın hizmetleri islâm dünyasında olduğu gibi,hristiyanlık dünyasında da önemli katkılarda bulunmuş,islamın sağlıklı yansıtılmasında önemli rol oynamaktadır.Bu konudaki batılıların tesbitinde;
*Fred A. Reed “Belki de onun demokratik gelişime en büyük katkısı, ilkeleri konusundaki sebat ve metaneti ve fikirleri üzerinde pazarlık yapılmasına karşı olan tavizsiz tutumuydu.”

*Prof. Dr. Oliver Leaman “Said Nursî’nin yazıları, sabır ve tevazu gibi Kur’ânî faziletlerle örülüydü. Allah’a gerçek mânâda güvenmek, Nursî’ye
göre, insan karakterini tamamen değıştırır ve bu faziletleri içine alır.”

*Vatikan Dinlerarası Diyalog Merkezi’nden T. Michel ‘Said–i Nursi küreselleşmeyi erken fark etti, evrensel bir dille konuştu’
Önceleri, Risale-i Nur’u tasavvuf sandım ve mühimsemedim. O kardeşimize, bu hareketimin dar bir kafanın tepkisi olduğuna işaret etti. Eski kitaplarımın koltuk değnekliği olmadıkça, kendimi cahil ve kaybolmuş hissediyordum. Halbuki bu eserler tamamıyla yeni bir lisan ve yeni bir bakış demekti. Kardeşim rahatsızlığımı sezdi. “Merak etme,” dedi. “Daha önce okuduğun kitapların da hepsinin yeri var. Onlar cilt gibidir. Fakat bu (Âyetü’l-Kübrâ’nın bir nüshasını işaret ederek) meyvenin kendisidir.” Böylece okumaya başladık—bu defa Allah’ın adıyla. Derken her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. “

*Apokrifal yani Kayıp Kitap hristiyanlıktaki düğümü çözecek bir gelişmedir.
Barnabas incilinin ortaya çıkması hristiyanlık dünyasının iki bin yıllık yanlış inancını değiştirecek,dünya savaşlarından daha büyük etki bırakacak ve büyük bir sarsıntı ile toparlanmalarına sebeb olacaktır.
Hristiyanlık dünyası ya tefessüh edip tamamen sönecektir veyahut da tasaffi edip,asliyetine rücu edecektir.
Güzel bir gelişme olarak;
*”Kiliseler Birliği, 1984 yılında yılında yaptığı ve yaklaşık 30 ülkeden Hıristiyan temsilcilerin katıldığı bir toplantıda tarihi kararlar aldı. Özenle gizlenen toplantının sonuç kitapçığında yer alan kararlar arasında “Hıristiyanların Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i (SAV) Peygamberlik zincirinin bir halkası olarak tanıyabileceği” belirtiliyor.
……Bu toplantıda Kuran’ın Allah Kelamı olduğunu ve Hz. Muhammed’in Hz. İbrahim’den beri gelen Peygamberler zincirinin bir halkası olduğunu ve asla sahte Peygamber olamayacağını itiraf ettik.” Kiliseler Birliği’nin aldığı bu kararlara özellikle Müslüman ülkelerden gelen Hıristiyan temsilciler itiraz etmiş. Bu temsilcilerin “Eğer bu kararları ilan edersek, İslam dünyasında Hıristiyan kalmaz ve hepsi Müslüman olurlar. “ dediğini aktaran Hollandalı araştırmacı “Biz böyle düşündük ama İslam âleminde bu kararlara gereken önem verilmedi.” diyor.
……Tarih: 5-10 Mart 1984 Yer: Polten- Avusturya

Hollandalı araştırmacının Kiliseler Birliği’nin tarihi toplantısına ilişkin verdiği detaylara göre toplantıya bazı Müslüman ülkelerden temsilciler de katılmıştı. Drs Jan Slop’un Genel Sekreterliğini yaptığı toplantının diğer katılımcıları ise şöyleydi: Belçika’dan 2; Kıbrıs Ortodoks Kilisesinden 1; Rusayadan 2; Danimarkadan 2; Finlandiya’dan 1; Fransa’dan 2, Alman Kiliselerinden 7; İngiltere’den 7; Yunanistan’dan 1; Macaristan’dan 1; İtalya’dan 1; Hollanda’dan 2; Norvei’den 1; Polonya’dan 1; Portekiz’den 1; Romanya’dan 1; İspanya’dan 1; İsviçre’den 2; Rus Ortodoks Kilisesinden 1; Katoliklerden Thomas Michel ve 3 papaz daha; Amerikan İncil Cemiyetinden bir temsilci; Luter Dünya federasyonundan bir temsilci; Ortadoğu Kiliseler Konseyinden bir temsilci; Dünya Kiliseler Birliğinden bir temsilci.

MEHMET ÖZÇELİK
06-03-2010

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .