HÜRRİYYET VE CUMHURİYYET

HÜRRİYYET VE CUMHURİYYET

Hürriyet kelime anlamı itibarıyla serbestlik anlamına da olsa,buradaki serbestlik mutlak manadaki bir serbestlik değildir.
İnsanlar yaratılışlarından itibaren hür olarak dünyaya gelirler.
Analarının hür olarak doğurduklarını,başkalarının ne haddine ki o hürriyeti ondan gasb etsin!
Hürriyet Allah-ın doğuştan insana vermiş olduğu bir ihsan ve hediyedir.
Dinin sorumluluğu,Allah-a karşı yükümlülüğün ana şartı hür olmakla başlar.
Hürriyeti elinden alınmış bir insanın dini bazı yükümlülükleri ortadan kalkmaktadır.Mesela;
Hapiste olan bir insana Cuma namazı farz değildir.
Zekat ve hac ibadetlerini başkaları tarafından vekaletle yapsa da bil-fiil tahakkuk ettirememektedir.
İradesi elinden alınarak,zorla inkâra zorlanan insanın inkâr sözü bir hüküm ifade etmemektedir.
Zira Allah insanın iradesine büyük ehemmiyet vermektedir.
Adeta kâinattaki tüm oluşumları,bir düğme mesabesinde olan insanın iradesine bağlamış,onunla bire bir alakalandırmıştır.
Allah iradeyi esas almış,iradeyi ölçü kabul etmiş,iradenin hükmüne göre hükmetmiştir.

*Asrı saadette hürriyet bunun en parlak dönemini oluşturur.
Efendimizin karşısına çıkan bir elçi titremeye başlayınca Efendimiz ona;telaş etmemesini,Ben Mekke-de kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum,diyerek tevazuunu gösterir.
Bir gün sahabelerin bulunduğu bir ortama bir elçi gelir.Efendimiz de o sırada su dağıtmaktadır.
Gelen kişi;Bu kavmin efendisi kimdir?diye sorunca Efendimiz;
-Seyyidül kavmi hâdimuhum.-sözüyle hem bu kavmin seyyidinin kendisi olduğunu bir yandan bildirirken,diğer yandan da bir kavmin efendisinin o kavme hizmet etmesi gerektiğini bildirmiştir.

*Dört halife dönemi cumhurun seçerek,hürriyet ve cumhuriyet dönemidir.
Nitekim Hz.Ömer yaralanınca hemen başına üşüşen sahabeler,şehid olacağını anlayınca oğlu Abdullahı yerine nasbetmesini söylerler.
Bunun üzerine Hz.Ömer bir evden bir şehid yeter,derken,hem oğlunun kendisine halef seçilmesini sahabenin iradesine aykırı görür ve hem de bu seçimi cumhurun,tüm insanların yapmasını tavsiye eder.

*Hürriyet odur ki;Kişinin ne kendisine ve nede başkasına zarar vermemesidir.
Her insanın hürriyeti,başkasının hürriyetinin bittiği noktadan itibaren başlar.
Veya her insanın hürriyetinin bittiği yerde,başkasının hürriyeti başlamış olur.
Allah-ın sarih olarak affetmediği suç,kendisine ortak koşmaktır.Diğeri ise insanın kendisine emanet olarak verilen hayatını ve canını intihar gibi sebeblerle ortadan kaldırmasıdır.

En büyük hak Allah-ın hakkıdır.İnsanlar üzerine hak olan Hakkın hakkının gözetilmesidir.
Hürriyet de Allah-ın insanlara vermiş olduğu bir hakdır.

*Kur’an-ı Kerim-de on beş yerde insan hürriyeti zikredilmektedir.Meâlen:
“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.”
“Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.”
Müslüman olmadığı takdirde bir tehdid ve öldürme konusu söz konusu olmamakta,onun inancına saygı gösterilmektedir.
“(Resûlüm!) onlar seni yalanlarlarsa de ki: Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”
“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”
Peygambere düşen ancak ve ancak tebliğ,duyurmak ve hatırlatmaktan ibarettir.Bir zorbalık,bir musallat olma değildir.
“Ortak koşanlar dediler ki: «Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.» Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!”
“Rabbiniz, sizi en iyi bilendir. Dilerse size merhamet eder; dilerse sizi cezalandırır. Biz, seni onların üstüne bir vekil olarak göndermedik.”
“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”
“Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.”
“Artık sen hatırlat. Şüphe yok ki, sen ancak bir hatırlatıcısın. Onların üzerlerinde bir musallat (cebbâr) değilsin.”
“Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?”

*Bediüzzaman Hazretleri Hürriyet konusunda şu tesbitlerde bulunur:
” Hürriyet, tenkid vermiş, gururundan dalalet çıkmış.”
“Evet o ecnebilerin, canavarlar gibi yaptıkları muamele ve zulümler, İslâm dünyasında, hürriyet ve istiklal ve ittihad-ı İslâm cereyanını da hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslâm devletlerinin teşkilini intac etmiştir.”
“Evet şu hürriyet perdesi altında müdhiş bir istibdadı taşıyan şu asrın gaddar yüzüne çarpılmaya lâyık iken ve halbuki o tokada müstehak olmayan gayet mühim bir zâtın yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilane şu sözün:
Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile, imha-yı hürriyet;
Çalış idraki kaldır, muktedirsen âdemiyetten.”
“Madem hükûmet-i cumhuriye, cumhuriyetteki hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmiyor. Elbette dindarlara ve takvacılara da ilişmemek gerektir.”
“Din ve vicdan hürriyetinin hükümran olduğu bir memlekette vicdanî kanaatlerimizden mes’ul olamayız.”
“Evet, ihtilâl-i Fransavîde hürriyetperverlik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrib ettiğinden, aşıladığı fikir bilâhere bolşevikliğe inkılab etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette ektikleri tohumlar hiç bir kayıd ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek.”
“Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.”
“Ey ebnâ-yı vatan! Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz, tâ elimizden kaçmasın. Ve müteaffin olan eski esareti başka kabda bize içirmekle bizi boğmasın. Zira hürriyet, mürâat-ı ahkâm ve âdâb-ı şeriat ve ahlâk-ı hasene ile tahakkuk eder ve neşvünema bulur.”
“Hürriyeti, âdâb-ı şeriatle takyid ediniz; zira cahil efrat ve avam-ı nâs, kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur.”
“Hürriyeti, sefahete şumulünü men ve âdâb-ı şeriatla tahdit ve avâmın siyaset-i şer’î bildikleri yalnız kısas ve kat-ı yed haddini icra idi.”
“S- Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hattâ, âdeta; hürriyette, insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar etmemek şartiyle birşey denilmez, diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir?
C- Öyleler, hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira; nâzenin hürriyet, âdab-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lâzımdır. Yoksa, sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir; belki hayvanlıkdır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmakdır Hürriyet-i umumî efradın zerrat-ı hürriyatının muhassalıdır. Hürriyetin şe’ni odur ki; ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın.”
“Hürriyet-i şer’iyye ile meşveret-i meşrua, hakiki milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi.”
“Amma hürriyet-i mutlak ise, vahşet-i mutlakadır, belki hayvanlıktır. Tahdid-i hürriyet dahi insaniyet nokta-i nazarından zarurîdir.”

*Cumhuriyet ile ilgili tesbitlerinde ise:
”Dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükûmetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükûmet lâik cumhuriyete döner.”
“Zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” namı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismini vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükûmeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.”
“Madem cumhuriyet prensipleri hürriyet-i vicdan kanunu ile dinsizlere ilişmiyor, elbette mümkün olduğu kadar dünyaya karışmayan ve ehl-i dünya ile mübareze etmeyen ve âhiretine ve imanına ve vatanına dahi nâfi’ bir tarzda çalışan dindarlara da ilişmemek gerektir ve elzemdir.”
“Benden sordular ki: Cumhuriyet hakkında fikrin nedir? Ben de dedim: Yaşlı mahkeme reisinden başka daha siz dünyaya gelmeden, ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım isbat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman şimdiki gibi, hâlî bir türbe kubbesinde inzivada idim, bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara veriyordum, ekmeğimi onun suyu ile yerdim. Benden sordular, ben dedim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. Cumhuriyetperverliklerine hürmeten taneleri karıncalara veriyorum. Sonra dediler: Sen selef-i sâlihîne muhalefet ediyorsun? Cevaben diyordum: Hulefa-i Raşidîn hem halife hem reis-i cumhur idiler. Sıddık-ı Ekber (R.A.) Aşere-i Mübeşşere’ye ve Sahabe-i Kiram’a elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat manasız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler.”
“Kur’an, beşeriyete İlahî bir lütuftur. Kur’an, muzaffer cumhuriyetler meydana getirmiştir.”
“İşte ben de yüzer âyât-ı Kur’aniyeye istinaden Kur’anın kudsî kanunlarının yerine, medeniyetin bozuk kısmından anarşilik hesabına ve bir nevi bolşeviklik namına istibdad-ı mutlak manasında, Cumhuriyetteki hürriyet perdesi altında dindarlar hakkında eşedd-i zulme âlet olabilen muvakkat bir rejime, değil yalnız ben, belki bütün ehl-i vicdan muhaliftir. Hem muhalefet, hiçbir hükûmette bir suç sayılmıyor.”

*Hürriyetin olmadığı yerde,kölelik hüküm sürmektedir.
Yani benim istediğim kadar düşünecek,konuşacak,yaşayacak,ibadet edip inanacaksın,zorbalığı uygulanmaktadır.
Köle yarım insandır.
Ahmet Cevdet-in ifadesiyle;-Köle almak,köle olmaktır.”
İslâmiyet bunu kaldırmak amacıyla kefaretlerin bazısında köle azad etmeyi emreder.Cezaları yarı yarıya düşmektedir.
Onların her yönüyle haklarının gözetilmesini ağır bir müeyyide olarak emreder.

*Ferdin hakkı esastır.
Âyette:” Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez.”
İnsanlar hukukta eşittirler.
Bir kişinin hakkı hak olduğundan,umuma dahi feda edilemez.
Hak ve Hürriyetin olmadı yerde,Bolşevizm,sosyalizm,kominizm gibi insan dışı yönetimler türeyecektir.
Tam adalet ise,bir ferdin dahi olsa hakkının gözetilmesidir.
Zira hürriyet ile maddi-manevi terakki ve yükseliş,müsabaka gerçekleşmiş olur.

*Batı mutlak hürriyeti uygulayıp hayvani bir hayata girerek,namusları pay- mâl ederken,Rusya gibi ülkelerde hürriyetleri kısıtlayarak insanların duygularına kadar her şeylerini tek elde toplamışlardır.

*Türkiye-deki cumhuriyet ve hürriyet,yeni bir proje getirmemiştir.Tüm hedefi geçmişe aid olan uygulamaların devre dışı bırakılmasına yöneliktir.
Üretime yönelik değil tüketime yöneliktir.
Farklı bir proje ortaya koyup onu geliştirmek değil,geçmişe aid olan uygulamaların kaldırılmasına her şey bina edilmiştir.
Şapka kanunu,harf inkilabı,hilafetin kaldırılması gibi uygulamalar kime danışılarak uygulanmıştır.Halka danışılmadığı gibi,fikir beyan edip karşı çıkanlar imha edilmiştir.
Birinci meclisde bulunan Osmanlı ulema ve temsilcilerinden ikinci devrede kimse görülmemektedir.
Türkiye-deki bir asırlık;-Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir-sözü bir aldatmacadan ibaret kalmıştır.
Ne vakit söz milletin olsa,millet temsilcilerini seçse,bir müdahale ve ihtilalle devre dışı bırakılmıştır.
Türkiye-de gizli bir despot idare hüküm sürmektedir.İnsanların iradelerine pranga vurulmaktadır.
Hürriyet bir kişinin dahi hakkının gözetilmesini gerektirirken,yüzde doksan dokuzu Müslüman denilen Türkiye-de üniversiteye gelmiş bir öğrencinin baş örtüsüne saygısızca ve seviyesizce müdahale edilmektedir.
Bu mudur hürriyet?
MEHMET ÖZÇELİK
19-04-2010

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .