İSLÂMIN GELECEĞİ

İSLÂMIN GELECEĞİ

“Sûre-i Tevbe’de:

«“Allah’ın nurunu ağızlarıyla (üfleyip) söndürmek istiyorlar.Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vaz geçmez.”[1] âyetindeki cümlesi, kuvvetli ve letafetli münasebet-i maneviyesiyle beraber şeddeli “lâmlar” birer “lâm” ve şeddeli “mim” asıl kelimeden olduğundan iki “mim” sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidört (1324+584=1908-Osmanlının yıkılışı) ederek, Avrupa zalimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müdhiş bir sû’-i kasd plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye hamiyetperverleri, hürriyeti yirmidörtte ilânıyla o plânı akîm bırakmağa çalıştıkları halde, maatteessüf altı-yedi sene sonra,(1914-Birinci dünya savaşı) harb-i umumî neticesinde yine o sû’-i kasd niyetiyle Sevr Muahedesinde (10-Ağustos-1920-Salı) Kur’anın zararına gayet ağır şeraitle kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan plânlarını akîm bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalıştıkları tarihi olan bin üçyüz yirmidörde,(1908) tâ otuz dörde,(1918) tâ ellidörde (1938) tam tamına tevafukla, o herc ü merc içinde Kur’anın nurunu muhafazaya çalışanlar içinde Resail-in Nur müellifi yirmidörtte (1324) ve Resail-in Nur’un mukaddematı otuzdörtte (1334+584=1918) ve Resail-in Nur’un nuranî cüzleri ve fedakâr şakirdleri ellidörtte (1354+584=1938) mukabeleye çalışmaları göze çarpıyor. Hattâ hakikat-ı hali bilmeyen bir kısım ehl-i siyaseti telaşa sevkettiler ve bu itfa sû’-i kasdına karşı tenvir vazifesini tam îfa ettiklerinden bu âyetin mana-yı işarîsi cihetinde bir medar-ı nazarı olduklarına kuvvetli bir emaredir. Şimdi İslâmlar içinde Nur-u Kur’ana muhalif haletlerin ekserisi, o sû’-i kasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin vahîm neticeleridir. Eğer şeddeli “mim” dahi şeddeli “lâmlar” gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört (1284+584=1868) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra (1877-8)Rusları tahrik edip Rus’un doksanüç (1293+584=1877) muharebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid’in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli “lâmlar” ve “mim” ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi’nin şakirdleri olabilir. Her ne ise… Bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var. ”Bir damla denize delildir.”sırrıyla kısa kestik.”[2]

“Şimalin İsveç, Norveç, Finlandiya Kur’anı mekteblerinde en büyük halaskâr bir kitab olarak kabul ettikleri gibi, şimdi erkân-ı İslâmiyenin birincisi olan Ramazan sıyamını tutmak niyetiyle Câmi-ül Ezher’e “Şimalin pek uzun günlerinde bir çare-i tahfifi ve te’hiri yok mu?” diye sormuşlar. Demek Avrupa’nın yalnız o küçük hükûmetleri değil, belki siyaset manası verilmemek için kendini izhar etmeyen eskide büyük ve dünyanın yüksek mevkiini tutmakla beraber, gayet dehşetli bir tarzda dünyanın fena ve fâniliğini dehşetli tokatla o yüksek mertebelerin hiçe indiğini görmekle hakikî teselli, yalnız ve ancak hakaik-i Kur’aniyede bulmasıyla, o küçüklerle manen beraber tahmin edilebilir.

Evet dünyanın mahiyeti anlaşıldıktan sonra, elbette hayat-ı ebediyeden başka beşeriyetin o inkisar-ı hayal yarasını tedavi edecek, Kur’andan başka yoktur.”[3]

Dünyanın her türlü sefahet ve yolu denendikten sonra,gerçek kurtuluş islamiyette olduğu hakkal yakin derecesinde anlaşılacaktır.

Hadisde:” Ravi (r.a.): Ebû Saîd-i Hudrî Şöyle demiştir: Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Çok sürmez (öyle fenâlıklar tahaddüs edecek ki) bir Müslümanın en hayırlı malı -kendi dînini fitnelerden selâmete çıkarmak için- dağ başlarında gezdirip (birikmiş) yağmur suyu başlarında güttüğü davarlar (dan ibâret) olacaktır. ”

Ebu hureyreden rivayet edilen bir hadiste:”İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecekki;insanlar aldıkları (elde ettikleri) şeylerin helalmı yoksa harammı olduğunu önemsemiyecekler.” [4]

“Elbette nev-i beşer, bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve manevî bir kıyamet başlarında kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’anın kabulüne çalışan meşhur hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli dinî cem’iyeti gibi rûy-i zeminin kıt’aları ve hükûmetleri Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünki bu hakikat noktasında kat’iyyen Kur’anın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mu’cize-i ekberin yerini tutamaz.”[5]

“İki dehşetli harb-i umumînin ve şiddetli bir istibdad-ı mutlakın zuhuruyla beraber, bu davaya kırkbeş sene sonra şimalin İsveç, Norveç, Finlandiya gibi küçük devletleri Kur’anı mekteblerinde ders vermek ve kabul etmek ve komünistliğe, dinsizliğe karşı sed olmak için kabul etmeleri ve İngiliz’in mühim hatiblerinin bir kısmı Kur’an’ı İngiliz’e kabul ettirmeye taraftar çıkmaları ve Küre-i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlarına taraftar çıkması ve İslâmiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükûnet ve musalaha bulacağına karar vermesi ve yeni doğan İslâm devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırkbeş sene evvel olan bu müddeayı isbat ediyor, kuvvetli bir şahid olur.”[6]

Kıyametin alametlerinden olan; Hz. Talha ibn-i Mâlik RA’dan rivayet edilen;Arabın helâk olması,Rum’un fethi,[7] ki; Bizanslıların putperest Perslere galib geleceğini bildiren rum suresinin ilk ayetleri(1-4),bunun 3 ile 9 yıl arasında gerçekleşeceğini söylemiştir.620 yılında bildirmiş ve 627-de Aralık ayında,Ninova harabelerinin olduğu yerde yenilgiye uğratmışlardır.Ve hz.Ebubekirin müşriklerle girdiği iddiada peygamberimiz hem yılı,hemde payı arttırmasını söylemiş ve kazanmıştır.Ve bu yer yeryüzünün en edna,aşağı noktası olan”Suriye,Filistin ve şimdiki ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut gölü havzasıdır…..deniz seviyesinden 395 m.aşağıdadır”[8]

Hz. Enes’den rivayetle: “İstanbul’un fethi Kıyamet anında olacaktır.”[9]

Ve Kıyametin 10 büyük alameti,[10] onlardan birisi de Hz.İsanın inişidir. İsanın inişi ve ehli kitabın durumu konusu olup buda,onların içerisinde elbette inananların olduğu ifade edilmektedir.[11]

İsanın kırmızı-beyaz ve murabba,dörtgen tipli olduğu ifade edilir.

Kıyametin alametlerinden olan,güneşin batıdan doğması;-Allah-u a’lem bir manası;İslamın batı dünyasında bir güneş gibi doğarak,tüm dünyaya yayılarak,insanların İslâmiyeti oradan alıp,oradan öğreneceğinin sırlı bir remzidir.

Bugün bunun örneklerini çeşitli demeç ve uygulamalarla görmekteyiz

Bu durumu sezen hasud yahudi dünyasının tıpkı peygamberimizin amcası Ebu talible,Rahib Buheyra’nın tavsiyesi üzerine Şam’a yahudilerin orada bulunup öldürme tehlikesine karşı geri dönmesi gibi,bunu engellemeye çalışmak üzere Kennedy-yi öldürmeleridir.Şöyleki;

ABD Başkanı KENNEDY.İsrail yani yahudiler her türlü maddi imkânı sağlayarak kendilerine yardımda bulunma tepkilerine red cevabı almaları üzerine,kazanması kesin olan Kennedy-nin yardımcısı olan ve daha sonra araları açılan İsrail taraftarı Lyndon B. Johnson ele geçirilir.Ancak bunun Kennedy-nin yerine geçmesi için onun öldürülmesi gereklidir.Çünki;Kennedy hem İsraile,hem onun nükleer proğramına taraftar değildir,hemde Arap dünyası yani İslâm alemiyle irtibat kurmuştur.Öyleki Fransızın boyunduruğu altında olan Cezayirlilere destekde bulunmuştur.Amerikalı yazar,-Son Hüküm- adlı 335 sayfalı,600 dipnotlu eserinde şu hükmü koyar:”Sui kasd bir MOSSAD ürünüdür.”[12]

Bugün bile gerek korkudan,gerek siyasetten gerekse de inanıldığından dolayı ABD’nin İsrail taraflı politikaları izlediği de görülmektedir.Nitekim Bush, “İsrail’in ezilmesine izin vermeyiz” dedi.[13]

Bugünkü Filistinde yapılanlara karşı sessiz kalınması ise;Yahudi politikası ve yılların hesabıdır.

İngiliz ajanı hempher itiraflarında kendilerinin planladıkları şeyin üç yüz sene sonraya göre olup,bugün ise elde ettiklerinin 300 sene önce planlananlar olduğunu söylemekle şuna ışık tutar:

Filistinde yahudilerin yerleşme fikrini ilk olarak 1616-da İngilterede Henry Fınch-in yazdığı kitapla gelişmiştir.Daha sonra 1824 ve 48-de himaye edilmişlerdir.Zamanla bu düşünce genişletilerek; “Süveyşden İzmir körfezi”ne kadar uzanan alanı kapsamıştır.Nihayet 1896’da Avusturyalı bir yahudi gazeteci Theodor Hertzel tarafından yazılan;”Yahudi devleti” adlı kitapla mevcud potansiyelin hareketine başlandı.Ve bir yıl sonra 1897’de 200 delegenin iştirakiyle fikrin alt yapısı atılmış oldu.Her yıl bir yıl arayla 1913 yılına kadar yapılan 11 kongreyle icra alanı genişletildi.Ancak burada Osmanlının müsaadesini almak gerekti.Bu amaçla Sultan II.Abdulhamide yaptıkları cazib tekliflerin neticesiz kalmasıyla,özellikle 1908 meşrutiyetin ilanından sonra İttihad ve Terakki partisinin vesayetinde,I.Dünya savaşı ve daha sonra II:Dünya savaşının açmış olduğu boşluktan istifadeyle yerleşime başladılar.Hemde İngiliz desteği ve askeri gücü sayesinde…[14]

-“Amerika’nın önde gelen eğitim kurumlarından Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesinin yeni öğretim yılı öncesi aldığı bir karar, ABD medyasında ‘Günün Haberi’ diye sunuldu. İslâmiyetin ABD halkına tanıtılmasını isteyen üniversite yönetimi, bu yıl kayıt yaptıran 3 bin 500 öğrenciye ‘Kur’ân’ı tanıma’ adlı bir kitap dağıtma kararı aldı. Kur’ân’daki ilk 35 sûrenin çevirisi, anlamı ve İslâmiyetin nasıl doğduğunu anlatan kitap, Ağustos ayında yapılacak oryantasyon (okula alışma) döneminde öğrencilere dağıtılacak.”[15]

-ABD eski Başkanı Bill Clinton’ın 11 Eylül sonrası değerlendirmesine de bakalım: “…Şunu söylememe izin verin, bence dünyanın İslâmdan öğreneceği çok fazla şey var. (…) Amerikalılar üniversiterde ve liselerde İslâmı öğreniyorlar. Benim de kızım lise öğrencisi iken İslâm tarihi dersi almış ve Kur’ân’ın büyük bölümünü okumuştu…”[16]

-Vatikan elçiliğine bağlı,Türkiyedeki Katoliklerin temsilcisi.Dinler arası diyalog,hoş görü,ekümenizm,ibrahimi dinler,4 temel uygulama içerisinde bulunan,Hergün Cevşeni okuduğunu söyleyen Maroviç gibilerin bu durumu bir gelişmedir.

Ancak bu arada yayılmaya çalışılan bir görüşte;Tüm din mensublarının,Hz.Muhammede inanmasada,inanmış ve cennetlik olduğu söylenmeye çalışılıp kabul ettirilmeye çalışılarak mevcudu muhafaza yoluna gidilmektedir.

Adı bile besmele ile anılan Osmanlının yaptığı savaşlar,savaşları engellemek için yapılan savaşlardır.Osmanlının 624 yıllık süresi içerisinde yaptığı savaşların toplamı;bir haçlı sferinden,bir 1.dünya ve 2.dünya savaşlarından,Hiroşimaya ve islam ülkelerine yani 11-Eylül bahanesiyle Afganistan,Bosna,Kosova,Cezayir gibi facialar.Hiçbiriyle kıyaslanamaz.O gitti,bunlar geldi.Oda kasıp kavurarak.Bugün yine Osmanlı ve Osmanlı modeli aranmaktadır.

Değerli Prof.Şener Dilek-in ifadesiyle:”Noktayla başlayan hayat kitabı,noktayla noktalanır. Beşerin hayatı bir Kur’andan çıkıp,dallandı,budaklandı,yine çekirdek olan Kur’ana dönecektir. Çekirdek ağaç olur,meyve verir ve yine toprağa çekirdek olarak düştüğü gibi…Güneş çıktığı yere ,sonunda tekrar dönüp girer..Kaynaktan çıkan su tekrar kaynağa döner..Evveli ömürde Kur’andan çıkan beşerin hayatı,ahiri ömürde tekrar Kur’ana dönecektir.Evvelde besmele,ahirde hamdele dedirtecek..Mesela büyük alimlerden ders görüp,yüksek ilimleri okuyan bir hoca,döner dolaşır bir köye imam olur.Cemaat çocuklarına Kur’an öğretmesini hocaya söylediklerinde hoca;O kadar yüksek ilimleri öğrendik,döndük yine başa,Kur’an öğretiyoruz.Bunun gibi de,Risale-i nrun son hizmeti,tekrar baştaki ilk hizmet tarzına dönecektir.”

Tesbihin başlangıcı ilk asırla başlar,asrı nur ile kapanır,bağlanır,hitama erer.

Peygamberlik zincirini hatmedip mühürleyen Hatemul Enbiya,kendisinden sonra peygamber gelmeyerek,devamını ulema ile devam ettirmiştir.

Ahirzamanda gelecek olan,beklenilen şahısda şimdiye kadar yapılanları hatmedip mühürleyecektir. Her türlü menfiliklere karşı savunulan toplu savunma sistemleri ve uygulamaları ile karşılıkta bulunacaktır.

Tıp kı Dümdarlar gibi ki;”Askerlikte arttaki emniyeti te’minle vazifeli, geriden gelen ve askeri tâkib eden birlik. Ordunun geriden emniyet kuvveti.Mc: Son zamanlarda gelen büyük evliyâullah.”[17]

Bu Dümdarlar askerin geride bıraktığı tüm değerli şeyleri toplaya toplaya gelirler.

Böylece ahirzamanda gelecek olan şahısda,o zamana kadar ulemanın,sülehanın geride bıraktıklarını,değerlerini topyekun kendilerinde ve hizmetlerinde toplarlar.

“Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde olarak kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim yoktur. Fakat o ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum. Ve ondandır ki, sen de yazılan şeylerden o acib kokusunu aldın.”[18]

“Evet «“Ümmetimin alimleri,benî İsrailin peygamberleri gibidirler.”ferman etmiş. Gavs-ı A’zam Şah-ı Geylanî, İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi hem şahsen, hem vazifeten büyük ve hârika zâtlar bu hadîsi, kıymetdar irşadatlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan hikmet-i Rabbaniye onlar gibi ferîdleri ve kudsî dâhîleri ümmetin imdadına göndermiş. Şimdi ise aynı vazifeye, fakat müşkilâtlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı manevî hükmünde bulunan Risalet-in Nur’u ve sırr-ı tesanüd ile bir ferd-i ferîd manasında olan şakirdlerini bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen, benim gibi bir neferin, ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak bir dümdarlık vazifesi var.”[19]

O Allah ki;Âzer gibi bir putperest ve ölüden,İbrahim peygamber gibi hem kendi diri,hem toplumları dirilten ve hala da diri ve dipdiri varlığını devam ettiren bir peygamberi çıkarmıştır.

Öyle de;Ölmüş bir dünyadan,bitmiş bir batıdan yepyeni bir dünya çıkarmaya kadirdir.

“Ölüden diriyi,diriden de ölüyü O çıkarıyor…”[20]

MEHMET ÖZÇELİK

27-08-2002

[1] Tevbe.32.

[2] Şualar.B.Said Nursi.719-720.

[3] Emirdağ Lahikası.1/241,219.

[4] Mecmuatün minet-Tefasir.Kadı Beyzavi.1/420.

[5] Emirdağ Lahikası.age.1/248,11/141.

[6] Hutbe-i Şamiye.23.

[7] Mecmuatün minet Tefasir.age.3/62.

[8] Kur’an Mu’cizeleri.H.Yahya.69.

[9] Tirmizi, Fiten 58, (2240).

[10] Mecmuatün minet Tefasir.age.2/512

[11] Al-i İmran.199,Mecmuatün minet Tefasir.age.1/507.

[12] Bak.Araştırma Derg.Hziran.2002.sh.32-34.

[13] Yeni Mesaj.28-4-2002,Yeni Şafak.28-4-2002.

[14] Bak.Siyonizm ve Filistin.Filistin davası yayınları.

[15] Sabah, 9 Temmuz 2002,Yeni asya.5-8-2002.F.Çakır.

[16] Araştırma dergisi, Temmuz 2002.

[17] Nur.cd.

[18] Barla Lahikası.B.Said Nursi.283.

[19] Kastamonu Lahikası.B.Said Nursi.7,251,Sikke-i Tasdik-i Gaybi.B.Said Nursi.187.

[20] Rum.19.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .