KABZ VE BAST HALİ

KABZ VE BAST HALİ

Bu ruh bu bedeni taşıyamıyor,uçuramıyor.Bedenime ruh olacak bir ruh aradım,bir çok ruhsuz bedenler gibi.Maalesef kimininde ruhu var,beden onu ifadeden aciz,adeta boğuyor,inkişaf ettiremiyor.Kabız halinde kabzoluyor.İki zıddın bir aradaki içtima-ı.Biri Anya-ya giderken,diğeri Konya-ya gitmekte.Biri seralarda gezmek için her şeyini verir,öbürü ise süreyyaların malıdır..oralar onu işba edip doyurabilir.Allah Rab ismiyle âdinin elinde âliyi terbiye ediyor.Her bedene münasib bir ruh verilmiş,tıpkı her ruha münasib bir bedenin verilişi gibi.İnsan ve insanların ayrı ayrı ruhları,hayvan ve her bir hayvanın ayrı birer ruhunun tenasübü bir münasebeti gösterir.Kedinin ruhu arslan da değil,koyununki kurtta değil.

Erkeğinki kadında,kadınınki erkekte değil.Ya şaşırma olsaydı,ruhlar farklı bedenlere girmiş olsalardı,kim bilir ne tezadlar vuku bulurdu?Ruhum mu bedenimi terbiye ediyor yoksa bedenim mi?Kur’an her ikisini de terbiye etmekte,ebediyete münasib bir hale getirmektedir. Gübreye kabil olan bedenden,cennete ve rü’yete layık, ruha kılıf ve ğılaf olmak!Beden latifleşip ruhlaşmaya ehil olarak yaratılmış tıpkı latif olan ruhun pörsümeye ve odunlaşıp,külleşmeye kabil olduğu gibi…

Allah Kâbıd ismiyle daraltıp sıkmakta,Celâl ismi tecelli ederken,cehenneme ehil olacaklar da ayrışmakta ve ayrıştırılmaktadır.

Bâsıd ismiyle de açıp genişletmekte,Cemâl ismi tecelli ederken,cennete ehil olacak insanlar, cehenneme ehil olanlardan tefrik edilmektedir.

Yani:” İsm-i Celal, alel-ekser nevilerde, külliyatta tecelli eder. İsm-i Cemal ise mevcudatın cüz’iyatına tecelli eder. Bu itibarla nevilerdeki cûd-u mutlak, celalin tecellisidir. Cüz’iyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemalin tecelliyatındandır.

Ve keza celal, vâhidiyetin tecellisinden, cemal dahi ehadiyetin tecellisinden zahir olur. Bazan da cemal, celalden tecelli eder. Evet cemalin gözünde celal ne kadar cemildir, celalin gözünde dahi cemal o kadar celildir.”[1]

Adeta Celal ismi güneş gibi doğmasıyla taaffün edip kokuşan maddeler kokuşmaya,güller kokmaya başlar.Her ne kadar güneşin doğmasıyla bu iki zıd kokuşmuşluk ve güzel koku ortaya çıkmışsa da,bu o maddelerin kendi özelliklerinin bir gereğidir.Tıpkı sorulan sorular,başarılı ile başarısızı birbirinden ayırdığı gibi…

Cemâl ismiyle de tüm varlıklar içerisinden kabiliyetli olanlar bir yana ayrılmaktadır.Cemâl isminin güzellikleri onlarda tezahür etmektedir.Tezahür kabiliyeti olmayanlar da sönmektedir.

Her insan hayatında bir daralma ve genişlemeye şahit olmuştur.Daralma olmadan,genişleme olmamaktadır.Bu aynı zamanda bir fizik kuralıdır.Ve aynı zamanda eşyanın tabiatında olan bir özelliktir.

Kışta daralan,sıkılıp patlayan tohum ve çekirdekler,baharda büyük bir genişleme ile etrafa yayılırlar.O genişlemeye sebeb,o daralmadır.

Kul sıkışmazsa,Hızır yetişmez,sözü bir hakikattır.
”Teellümat-ı ruhaniye ise; sabra, mücahedeye alıştırmak için Rabbanî bir kamçıdır. Çünki emn ü ye’sin vartasına düşmemek hikmetiyle havf u reca müvazenesinde, sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast haletleri, celal ve cemal tecellisinden intibah ehline gelmesi; ehl-i hakikatça medar-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.”[2]

Daralma ve sıkışma,hayatta bir kamçı görevini görüp,atılımlara ve terakkiye vesile olmaktadır.

Kabz ve Bast haliyle kişi vasat bir durum olan havf ve reca yani ümid ve korku muvazenesinde tutulmaktadır.Böylece monotom bir vaziyet izlemeyen bu insan;bir yandan inişlere sahne olsa da,bir yandan da yükselişlere adım ve atılım içerisinde bulunmaktadır.

Kabz ile sabra alışır ve alıştırılırken,bast haliyle de şükre sevkedilmektedir.

Sonuç olarak her an intibaha gelmesine vesile olup,her an içinde terakki ve yükselişe sebeb olmaktadır.

Meleklerde kabz hali olmadığından,bast ve genişleme halide bulunmamaktadır.

Hayvanlarda ise;ne kabz hali,ne de bast hali olmadığından hem yükseliş,hem de düşüş söz konusu değildir.

Allah kabz haliyle terbiye ederken,bast haliyle de tesviye,takdir ve tayin etmektedir.

Bu mâna ferdi anlamda söz konusu olurken,toplum ve dünya içinde aynı durum söz konusu olmaktadır.Dünya da daralmadıkça,genişlemeyip,rahatlamamaktadır.

Tüm peygamberler,mürşid ve kahramanlar,tarihte önemli misyon üstlenmiş olan yüksek şahsiyetler hep bu daralma dönemlerinde çıkmışlardır.

Her insan tünelden,tünellerden geçme sorumluluğunu üstlenmiş olarak dünyaya gelmektedir. Doğum bir tünel,yaşayış bir tünel,ölüm ve sonrası yolculuk tüneller zinciridir.En önemlisi de insan olmak başlı başına bir tüneldir.Aydınlıklara tünelleri aşmakla çıkılabilmektedir. Kabiliyetsizler geride kalmakta,dökülmektedirler.

Affınızı rica ederek,bir ibretli olayı anlatacağım;İstanbul’da büyük bir veli..nâmı zamanın yetkilisince duyulmuş.Duasını almak için yanına çağırıp,duasını istediği bu zat kendisine;-Allah çıkışını kolay etsin.-der.

Bu duaya içinden öfkelenip,gönderdiği bu zata karşı su-i zanda bulunarak;böylede dua mı olur? diyerek hafife alır.

O gece sabaha kadar yatamaz.Çünki bir türlü dışarıya çıkamamış,patlayacak duruma gelmiştir.Yanlışını anlamış,dersini almıştır.Sabahı zor ederek o zatın huzuruna varıp,kendisini affetmesini ister.O zat da kendisinin adına bir cami yapılması şartıyla helal edeceğini söyler.Kabul edilir ve o zor durumdan kurtulur.

Kabz ve kabız hali olmadıkça,bast ve genişlik hali olmamaktadır.

Veli zatlar bast ve genişlik halini elde etmek için gerek riyazetlerle yani gerek ibadetlerle, gerekse mağaralara çekilip,her şeyden el etek çekerek nefislerine acı çektirerek bu kabz halini kendilerine yaşatmışlardır.Sabır neticesinde arzu ettikleri mertebeye ulaşmışlar,bir çok kerametlere mazhar olmuşlardır.

Aynı benzer durum ve harikalar göstermeler,nefsine ve ruhuna kabz halini yaşatan insanlarda da görülmektedir.

Kanunlar,proğramlar,teknik ve teknolojik buluşlar;hep bu daralma ve sıkılmanın sonucunda ortaya konulmuş ve elde edilmiştir.

Bugün uzayın derinliklerine doğru uçuş ve gidişler,hep daralan dünya atmosferini yarma,ötesine ulaşma düşüncesinden genişleme tasarıları gündeme gelmiştir.

Kabuğunu yırtamayan insanlar;daralma yaşamamış,gelişme ve genişleme düşünmemiş insanlardır.

Bu daralma bazen Allah’ın eliyle olurken,bazen de insanların vesilesiyle olmaktadır.Başa gelen tüm musibet,bela ve zulümler bunun göstergesidir.Adeta fir’avunun daraltması,Musa’yı çıkarmak içindi.Ebu Cehlin karanlık cehaleti,asırları ve insanları aydınlatacak Kur’an ve Hz.Muhammedi çıkarmak içindi.

Zira kararan gecelerin,daralan insanların sabahı yakındır.

Hayatın tüm kolaylıkları,zorluklarından sonra başlamıştır.

İnsanlara yaratılıştan verilen istidat ve kabiliyet tohumları da,kabz ve bast haliyle inkişaf etmektedirler.

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Mesnevi-i Nuriye.B.Said Nursi.210.

[2] Kastamonu Lahikası.B.Said Nursi.8.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .