KADER BUNA MÜSAADE ETMEZ

KADER BUNA MÜSAADE ETMEZ

Zulüm zulümdür.Herkim tarafından ve nerede yapılırsa yapılsın.Allah zulmü imhal etsede yani mühlet tanısa da ihmal etmez.Kolay kolay neticesini âhirete bırakmaz.Bu O’nun adaletinin bir neticesidir.

Bu feryadımı askeriyeden atılan subayların feryadına bir tercüman olması hasebiyle dile getiriyorum.

Bu vatan evladı ecdadından kalan –her ne kadar dumura uğramış da olsa- cengaverlik ve kahramanlığının bir yadigârı olarak sürdürmek istemektedir.

Ölürsem şehid,kalırsam gaziyim,parolası onun askeri bir kıblesi olmuştur.

Ey şehid oğlu şehid,isteme benden makber/Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.

Şiirinde de şair M.Âkif’in ifade ettiği gibi;o asker bilmektedir ki,kendisinin yeri toprak değil,ehli imanın gönlü,peygamberinin ağuşu,Rabbisinin cennetleridir.

Aman Allahım!Ne büyük şerefdir ki,hiçbir kimse öldükten sonra tekrar dirilip hemen ölmeyi kabul etmezken,şehid olan bir kimse bunu on kereye varıncaya kadar dirilip tekrar öldürülmeyi kabul etmektedir.Ne büyük lezzet,ne ulvi makam…

Bu inançla askere gittik.Her türlü zorluğuna,peygamber ocağı olması hasebiyle göğüs verdik.Ancak hala temcid pilavı gibi aynı şeyler tekrar ediliyor,kalbler yaralanıyor,askeriyeye bakış açıları sisleniyor.Bu sislilik hala devam mı edecek,izale olmayacak mı?

Dün olduğu gibi bugün de dinine bağlı ve yaşamaya çalışan insanların ordudan atılması ve bunada disiplin suçu adı verilmesi,bu milleti derinden üzmekte ve yaralamaktadır.Elbette dini suç olarak ithamda bulunulmayacak,disiplin suçu denilecek.Ancak ne zamandanbri dini yaşama,disiplin suçu olarak kabul edilmektedir?

Bin yıldır ecdadının böyle bir uygulamasına tarih kitaplarında şahid olmadık!Yoksa tarih kitapları mı yanlış yazıyor,tarih yalan mı söylüyor.Yoksa tarihçiler mi yalan söylüyor?

Yalan söyleyen tarih utansın!…

Bin yıldır bu millet orduyla mezcolmuş,iç içe yaşamıştır.Şimdide onu arzulamaktadır.

Dünyada duvarlar yıkılıyor,hristiyan-yahudi alemi bir birlik içerisine girerken,islâm aleminde ve içde duvarların teşkil edilmesi,ayrımların yapılması,kalbleri dağdar etmekte,güçleri zaafa uğratmaktadır.

İşte şahid olduğumuz hazin bir tablo…Bundan altı sene kadar evvel,askeriyede son sınıf öğrencisi,hemde değil sınıfının,okulunun başarılı öğrencisi,askeriyeden atılmış.Ancak hiçbir şey olmamış gibi bir hal içerisindeydi.Tam bir tevekkül içerisinde.Sanki çölde baharı yaşıyor,gönlünden bahar esintileri esiyordu.Sonbaharda baharın müjdelerini söylüyordu.Kısaca o sıcak bir insandı.Siması hala gözümden gitmez.Sîretiyle hemde suretiyle bende bambaşka bir etki yapmıştı.

Ya rabbim!Ben de onun gibi teslimiyet gösterebilir miyim?İslâmiyetin teslimiyetini yaşıyor ve de gösteriyordu.Fazla söylemeye ihtiyaç bırakmayacak kadar değerli bir insan.

Evet böyle bir insan ordudan atılmıştı.Başkaları tarafından kurbanlık koyun gibi boğazlarsa boğazlayabilir yani rahatsız etmeyecek derecede sakin bir insan.Ve ordudan atılacak kadar suçlu bulunmuştu.

Evet,onların yapmış oldukları bazı şeyleri yapmıyordu,çünki öyle terbiye almış,akıl ve ruhu öyle emrediyordu,çünki o müslümandı ve müslüman gibi yaşamak istiyordu.

Elinde atıldığına dair bir belge.Orada oturmuyor,ancak oralı olduğundan dolayı,Askerlik şubesinden yazıyı alacak.Biz orayı bildiğimizden dolayı kendisiyle beraber gidip yardımcı olmamız gerekti.Ve şubeye vardık.Tanıdık bir dostla karşılaştık.Durumu kendilerine arzettik.Baktı ve Ankara’dan gelen kağıdı bize gösterdi.

Arkadaşa verilen kağıtta sadece ordudan atılmış ibaresi varken,şubeye gelen kağıtta ise,askeriyeden atılmıştır ve hiçbir kamu kuruluşunda görev yapamaz,deniyordu.

Dayanamadım.İliklerim dondu.Vücudum diken diken oldu.

Bu nasıl iştir?Böyle şey olur mu?Ona verilen kağıt ayrı,buradaki ayrı.Bu ne tezad?Demekki kendilerine eline sıkıştırdıklarıyla gönderdiklerini aynı şekilde yapmamakla,doğru bir iş yapmadıklarını göstermiş olmuyorlar mı?

Memur haklı olarak;Ben ne yapayım?dedi.Haklıydı elbet…

Arkadaşa baktım,hala sakin idi.Bu fırtınada dalgası yoktu.Derin denizler gibiydi.Benim içimdeki dalgalar beni bir yandan bir yana savuruyor,dalgalarla bocalama içerisine giriyordum.

Evet,o hala durgundu.Büyük denizlerin,okyanusların dalgaları zaten pek olmazdı.Çünki onlar ağırdı.Dalgalandıkları zaman çör-çöple değil,dağlarla,dağlar gibi gemilerle uğraşırlardı.

Onun büyüklüğü karşısında küçüklüğümü bir kere daha anlamıştım.

İşte o askeriyeden,severek girdiği meslekten atılmıştı.

İma ile namaz kılanlar tesbit ediliyor,dizlerin nasırlaşıp-nasırlaşmadığına bakılıyor,ihbarlar yapılıyor,babası imam veya müezzin,İmam-Hatibli gibi ifadelerin alınmamaya ve atılmaya sebeb teşkil ettiği haberleri de gazetelerde yayınlanıyor ve halkın dilinde de dolaşıyordu.

Son olarak şunu ifade edelim ki;Hata,günah ve yanlışları ancak sevablar siler ve izale eder.

Bu belge bizleri düşündürmeli…

Osmanlı devletinde Rus sefiri olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef,hatıralarında Sultan II.Mahmut Han zamanında,Fener patrikhanesinin kapısında,1821 tarihinde asılan Rum isyanının baş planlayıcısı Patrik Gregoryus’un Rus çarı Aleksandır’a yazdığı mektubu açıklamaktadır.

Mektub ibret vericidir:”Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir.Türkler,müslüman oldukları için çok sabırlı ve dayanıklıdır.Gayet mağrur ve izzeti iman sahibidirler.Bu hasletleri,dinlerine bağlılıklarından,kadere rıza göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden,padişahlarına,devlet adamlarına,kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir.Türkler zekidir ve kendilerini müsbet yolda sevkedecek liderlere sahib oldukları müddetçe de çalışkandırlar.Gayet kanaatkârdırlar.Onların bütün meziyetleri,hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da an’anelerine olan bağlılıklarından,ahlaklarının sağlamlığından gelmektedir.”

Patrik Osmanlı devletini yıkmak için,mektubunun sonunda,yapılacak işleri şöyle özetliyor:”Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve mânevi bağlarını parçalamak,dini metanetlerinin sağlamlığını zayıflatmak icab eder.Bununda en kısa yolu,milli geleneklerine ve mâneviyatlarına uymayan dış fikir ve hareketlere alıştırmaktır.Bu sebeble Osmanlı devletini tasfiye için harb meydanlarındaki zaferler kâfi değildir.Yapılacak olan,Türklere bir şey hissettirmeden,bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır.”[1]

Bu yapılanlar yeteri kadar hissedilmiyor mu?Onlara alet olunmuyor mu?

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Bkn.Türkiye gazt.M.N.Bursalı.12-05-1994.)

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .