KİM MECNUN ?

KİM MECNUN ?

“Küllün-nas-i alâ kaderi ukûlihim” yani “ Her insan aklı miktarınca mecnun yani delidir.”

Mecnun;kelime itibariyle,aklı örtülü olan,perdelenen anlamınadır. Her insanda,aklının örtülmesi nisbetinde bir delilik veya delilik emaresi var ve taşımaktadır. Nitekim en ciddi görünen bir insanın bir anlık da olsa,şaka yollu da olsa delice bir hareket içerisinde olması az olmayan vakıalardandır.

Bazen insan düşünüyor;mecnun mu deli? Yoksa deli mi mecnun? Nitekim deli olanın aklı kapalı iken,bazen de olsa bizlerin hem aklı,hem de gözümüz kapalı olmuyor mu? En azından göz yumulmuyor mu?

Deli aklını tek noktaya tahsis etmekte ve delilikle değerlendirilir iken;bizler aklımızı dağıtır,çok noktalara tahsis etmekle adeta aklımızı kaçırır,onu kaybederiz. Aklın ağırlığı altında kalır,eziliriz. Adeta akıl çözen değil,problem üreten durumuna gelir.

Anlatılır ya… Bir memleketteki sudan içen insanlar deli olurlar. Geriye padişahla veziri kalır. O deliler içerisinde adeta onlar deli olur,çıldırırlar.

Bu durumda kim akıllıdır? Kime ve neye göre?

Deliler çarşısında iki akıllı adam! Kimdir mu’teber? Kime edilir i’tibar? Adeta akıl başlarına bela olur. Onlara göre deli olan akıllılıklarını yürütemeyince ne yapmaları gerektiğini soran padişaha vezir şu aklı ve akıllılığı verir. Daha doğrusu aklını alır.

Padişahım! Biz de içelim,kurtulalım.

Zira içmemek onlar için bir eziyet ve delilik olur. İçerler ve gerçekten de rahatlarlar. Aklı delilikte bulurlar.

Akıl;Hakkı ve yaradanını bulmaya yarayan bir alet iken,bu gün güzelliklerle beraber tüm kötülükler aklın neticesi veya akıllı geçinenlerin işi!. Akıl yönünü şaşırırsa,en büyük nimet iken,en korkunç nıkmet ve azab olur.

Sorumluluk ve yükümlülük akılla başlar. O bir emanettir.

“ Aklı olmayanın dini yoktur.”hadisince,Allah-a karşı şerefli bir kul olmanın yolu,akıl-dan ve akıllı olmadan geçer.

Cennet akılıların yurdu,Arasat aklı olmayanların mekanı,Cehennem ise akılsızlığın ve akılsızların akılsızlıklarının sonucudur.

Bu nasıl akıllılıktır ki;kendisine tapmada hiçbir fayda veya zarar vermeyen bir buzağıyı ilah edinmek ve ona tapmak?[1]

Hz. İbrahim-de:” Babacığım,işitmez,görmez,sana faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?”[2] 16 – 6- 1998

DELİ İSO ( İSMAİL ) DELİ Mİ, VELİ Mİ?

Deli olarak bilinen bu şahsın işte iki özelliği; Bir gün yeni bir lastik ayakkabı giymiş,oysa yalın ayak gezmekte. Karda kışda yalın ayak gezer,bir şeyde olmazdı. Bir gün Tut-lu Habibe,sen Kado-nun mezarını biliyon mu? Hele gidelim,diyor. Orada ne yapıyor,ne ediyor,bir haber vermedi? Sümerbankdaki bekçi Ali ile beraber,Kado-nun mezarının başına vardıklarında kendi gibi olan,onun kabrinin başında; La Kado,yerin iyi mi,sıhhatin nasıl? Sonra da,hadi gidelim Kado-nun yeri rahatmış,deyip yola çıkıyorlar. O sırada yolda ayağındaki başkasının kendisine almış olduğu yeni lastik ayakkabıları yan yana düzgün olarak çıkarıb koyunca yanındakiler,niye çıkardığını sorduklarında İso; La yürüyün,sahibi şimdi gelir,alır. Biraz sonra sırtında çirpilerle ayağı ayakkabısız bir kadın gelip yolda duran lastikleri görünce,biraz durup,onları giyer ve gider. İso-da,hadi gidelim,sahibi geldi,diyerek yollarına devam ederler.

Ölmezden bir gün evvel kendisine,gömleğini ver ki çamaşırını yıkayalım,dediklerinde;

Yav,bende ölecektim. Neyse vereyim. Ben de yarın ölürüm,diyerek veriyor. Ve gerçekten de ertesi günü vefat ediyor. – K A D O ( ABDULKADİR)

İso gibi Adıyaman-da bulunan Kado-da zahiren deli olup,veli hareketleri görülenlerden… Uzunca bir entari giyer,çarşıda gezerdi. Gömlek,kilot gibi şeyler giymezdi. Dolmalı küfte ne kadar olur,dediklerinde;avuç içi kadar derdi. Yok dediklerinde,büyütür,karpuz kadar ve sonuçta ziyaret yeri olan Abuzer Gafar kadar derdi.

– BESNİLİ –

Besnili bir ağanın azab-ı olan bu şahsın ağası bir gün hacca gider. Bu deli!de,onun hanımının yanına geldiğinde bakar ki,hanımı içli köfte yapıyor. Buna da verir. Oda yer.

Biraz sonra gelir,biraz daha varsa,ver de ağama götüreyim,deyince kadın;her halde kendisi doymadı,ağasını bahane ediyor,diyerek bir tabağa koyar,mendile sararak verir.

Hicaz-da arkadaşlarıyla oturan ağasına kabı verir. Ağası açar ki,dolmalı köfte,daha soğumamış bile.. Ağasına ,gelirken kabla,bezi getirmeyi unutma,tenbihinde de bulunur.

Ve döner,ağanın hanımına da emaneti ulaştırdığını,ağasının da kendisine selamının olup,kabı da getireceğini bildirir.

İnanmayıp,şüphesini sürdüren kadın,kim bilir yeyip,tabağı da nerede unuttu,der,ve umursamaz. Ne de olsa delidir!

Ve kocası Hicaz-dan geldiğinde,gönderdiğin köfteyi yedim,işte tabağın,deyince hem kadının hem de adamın şaşkınlığı sürer.

Ağayı Hac-dan geldiğinden dolayı ziyarete gelirler. Ağa deliyi yanına alarak gelenlere;beni değil,onu ziyaret edin,der.

Ancak sır ifşa olmuştur. O zat-da üç gün içerisinde vefat eder.

Sırları keşfeden akıl,sırları keşfedilemiyen akıl.

– R E M O ( RAMAZAN- GÜLOĞLAN )

Adıyaman-da,kab camiinin arkasında bulunan külhanın alt katında yatıp kalkmaktadır.

Kendisi köşker olan sakallı Şükrü devamlı bunu banyoya götürür,iyice yıkar. Ancak o yine de külhana giderdi.

Bir kış günü kar yağarken,yine hamama götürüp kendisini ve gömleğini iyice yıkar,temizlettirir. Siyah gömlekten başka gömlek de giymezdi.

Banyodan çıktıkların da kar yağmaya devam etmektedir. Bunu evine götürür,akşam yemeklerini yer ve yatsı namazından sonra Remo; Kalk beni Gül-hanıma (Kül-han)götür,der.

Oda der;Bak temizlendin,bu gece bur da yat,yarın seni götüreyim.

Oda;Çabuk kalk,beni gül-hanı ma götür,ora boş kalmasın.

Ve gider,o külde yatar. Ve bu çilesini gül-han-ın da doldurarak,bu dünyadan göçer,gider.

Çilehaneler ile tımarhaneler bir birlerinden ayrılmalıdır. Umumu anlaşılmayan bir şeyin hepside reddedilmez,inkar edilmez ve edilmemelidir.

24-12-1999 / MEHMET ÖZÇELİK

[1] Bkn.Ta-Ha.89.

[2] Meryem.42,A’raf.148,195,Enbiya.66-67, Tefsir-i Kebir. Fahreddin-i Razi.Heyet. 16 / 26.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .