ÖRTÜLÜ TERÖR

ÖRTÜLÜ TERÖR
Dünyadaki gelişim ile Türkiye’deki gelişim veya diğer adıyla geliştirmeme politikaları aynı seyirde ilerlemektedir.
Türkiye’nin bir yandan özgürlük ve ekonomik gelişmeleri sürekli dinamitlenirken, bir yandan da belki de en önemlisi,geçmiş darbelerle yüzleşmesi, cumhuriyetin kurulmasına kadar uzanan sürede dönen gizli entrikaların açığa çıkması engellenmekte ve sürekli nazarlar başka noktalara çekilmektedir.
Türkiye’de özellikle 1990-dan sonra yapılan faili meçhul olaylar ve entrikalar, darbeye giden yolda oluşturulan kaoslar,maddi ve manevi gelişmeyi engellemek ve kendi kendini sorgulamaktan vaz geçirmeye çalışmaktır..
1946-60-70-80-91-den 2002-ye uzanan gizli oluşumlar,özellikle askeriyenin içerisinde bulunup gücü elinde tutan cunta ekibi kaosu oluşturup,pkk ile irtibat kurup,İsrail ile dirsek ve destek teması kurarak bir kısım hukuki bağlantılarını sürdürüp,istediği siyasi partiyi getirme çabaları,aynı zamanda sahip olunan bir iktidar mücadelesi ve de sahip olunanları terk etmeyip sürdürme faaliyetleridir.
Olayların iç yüzünün daha iyi görünmesi için,olan olaylardan sonra kimin ekmeğine yağ sürüldüğü noktasından bakılırsa,daha net görülür.
Bazen sağ kesimdeki bir kişi sol kesimdekine vurdurulurken,bazen de kendisini duyurmak,bayraklaştırıp sloganlaştırmak amacıyla kendi içindekini bile öldürmektedir.
Türkiye’de halkın iktidarının kısır bir alanda sürdürülmesi yönünde her türlü yola baş vurulmaktadır.
Bunun çözümünde atılacak en büyük adım,ordunun tamamen siyasetten tecrid edilmesi ile mümkündür.Ordu siyasetin içinde olduğu sürece,Türkiye’de problemler bitmez.
İkinci olarak hukuk çıkarıldığı rayına yani hukukun içine baskılardan ve siyasetten uzak bir ortama çekilmelidir.
Bilinmektedir ki, yüksek yargı ideolojik bir kamplaşma içerisindedir.
Tüm menfi oluşumlar kendilerine bu iki kurumdan destekçi aramakta ve bulmaktadırlar.
Bugün belgeleriyle de ortaya çıkmıştır ki pkk başta İsrail tarafından desteklenmekte,Amerika’nın gizli eliyle yönlendirilmektedir.
M.Feyzi Efendi der:”Anarşinin kökü dışarıdadır,Ebu cehil karpuzuna benzer.Dışardan beslendiği kaynaklar kesilirse,memleket içindeki kolları da kendiliğinden kuruyacaktır.”
Her gelişim döneminde çıkarılan bir olayla birilerini memnun edecek kanunlar çıkarılması alışıla gelen uygulamalar haline getirilmiştir.
Tıpkı Atatürkü koruma kanunu çıkarmak için,heykellerini yıkmak ve yıktırmak yoluyla bunu yapmaya mecbur bırakılma çalışılmaları gibi.
*Millet olarak,-Acaba kandırılıyor muyuz?Kandırıldık mı?-sorusuna cevap arıyoruz.Neden söylenenlerle yapılanlar birbirini tutmuyor?Şöyle ki,bir asır öncesine gidecek olursak,hilafeti kaldıran Atatürk,onun için şu senakâr sözlerde bulunur;
”1923 yılında Ankara’da Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’nce bastırılan “Hilâfet ve Millî Hâkimiyet” başlıklı bir derlemeden alınmıştır.
“Size ve sizin vasıtanızla bütün Müslümanlara diyebilirim ki, Hilafet’e her zaman olduğu gibi, dinen pek sıkı merbut [bağlı] olduğumuz gibi icap ederse onun müdafaası için son damla kanımızı dökmeğe her zaman hazırız.”
“Hilafet uğruna kanımızın son damlasına kadar savaşırız.” diyen Paşa, sözlerine şüyle devam ediyor:
“Türk milleti İslamiyet’in kılıcı olmakla müftehirdir [övünür].
…“Bütün Türk milleti diyorum, yalnız fert değil. Fert yerine yekvücut bütün bir milletin Hilafet’i müdafii [savunucusu] olması müreccah [tercihe şayan] değil midir?.. Asırlardan beri Hilafet’in mücahidi olan Türk milleti yekvücut olarak onu müdafaada devam edecektir. Hilafetin kuvvetini kaybeyleyeceği korkusu tamamiyle esassız ve nâbecâdır [yersizdir].
.. “Türk teşkilât-ı esâsiyesinde [anayasasında] bütün kuvvâ-i tedâfuiyyenin [savunma kuvvetlerinin] Hilafet uğrunda istimali [kullanılması] vardır. Böylece Hilafe’ti maddî vesâitten [vasıtalardan] mahrum bıraktığımız nasıl iddia olunabilir? Hilafet Türkiye’dedir ve Türkiye’ye istinâd eder [sırtını dayar]. Hukuk-ı Hilâfet masundur [Hilafet’in hakları güvence altındadır] ve onun müdafaası için bütün Türk milleti kanını dökmeye hazırdır.
.. “Biz sizinle aynı aile efradındanız [fertlerindeniz]. Sizin teveccüh, muhabbet ve müzâheret-i maddiyenizi [maddî açıdan kol kanat germenizi] isteriz.”
Tıpkı bugünlerde de ;-Benim babamda hocaydı,müftüydü,ben de müslümanım-deyip büyük zarar veren veya bilinçsiz hareket eden insanlar gibi…
Sebep şu muydu?Bir gücü ortadan kaldırmak veya kaldırmak isteyenlere alet olmak mıdır?
” 31 Mart hadisesinin tertipçileri arasında bulunan şair ve filozof Rıza Tevfik’in bu meş’um hadisenin ardında İngiliz parmağı olduğunu itiraf edip, ihtilal hadisesinden sonra İngiliz konsolosluğuna gittiğinde çok soğuk bir şekilde karşılandığını ve o zaman bunun sebebini anlayamayan Rıza Tevfik’in çok sonraları Londra’ya uğrayıp bunun sebebini o dönemin İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Lord Nikılsın’a sorduğunda bu İngiliz’in çok ibretli bir şekilde “Rıza Tevfik Bey, Biz bilhassa Hindistan’da İslam ülkelerini idaremiz altına alabilmek için milyarlarca altın harcadık ama başarılı olamadık. Halbuki Sultan Abdülhamid, her yıl bir ‘Selam-ı Şahane’, bir de ‘Hafız Osman hattı Kur’an-ı Kerim’ gönderiyor ve bütün İslam ümmetini, hududsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor. Biz bu ihtilalle siz jön Türkler’den hilafet kuvvetinin ortadan kaldırılmasını bekledik ve aldandık. İşte bundan dolayı siz soğuk karşılandınız?” cevabını vermektedir.
Ya da oyuna geldiğimizin şuurunda mı değiliz?Deşifre mi edemiyoruz?Nitekim;
“Batılı emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanıp kışkırtarak Anadolu’da karışıklıklar çıkardığı günlerde, İngiliz Büyükelçisi’nin Sultan Abdülhamid’e gelip, küstahça: “Daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz?” diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu Hakan’ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek: “Filan gün, filan saatte Karadeniz’in filan noktasına yaklaşıp, karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz.” cevabını verdiğini… Sultan Abdülhamid’in bu muazzam istihbarat gücü karşısında İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını…”görmekteyiz.
Birileri sinsice ve de ileriye dönük planlarını uygularken,birileri de mal-şan-makam ile satın alınarak piyon olarak kullanılmakta,bazen de bozuk para gibi harcanıp,bir çapıt gibi atılmaktadır.
MEHMET ÖZÇELİK
25-01-2011

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .