PEYGAMBERİMİZİN HAYATI

PEYGAMBERİMİZİN HAYATI

“Şu kâinatın sahib ve mutasarrıfı elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve her şey’i bilerek, görerek terbiye ediyor ve her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faideleri irade ederek tedvir ediyor. Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zî-şuur ve zî-fikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Madem zî-fikirle konuşacak, elbette zî-şuurun içinde en cem’iyetli ve şuuru küllî olan insan nev’i ile konuşacaktır. Madem insan nev’i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak. Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvî ve nev’-i beşere mukteda olacak olanlarla konuşacaktır; elbette dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidadda ve en âlî ahlâkta ve nev’-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı Arz onun hükm-ü manevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyasıyla bin üç yüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı, mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-yı rahmet ve saadet edip, ona medh ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş ve Resul yapacak ve yapmış ve sair nev’-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.”[1]

FİL VAK’ASI

Peygamberimiz daha doğmamıştı. Doğumuna elli gün kadar vardı.[2] Ebrehe adındaki Habeş Meliki,insanların Ka’be yi tavaf etmelerini engelleyip,kendi yaptırdığı kiliseyi ziyaret etmelerini sağlamak amacıyla,Mekke’ye gelerek Kabe’yi yıkmaya karar verir. Fil-i Mahmudi diye bilinen büyük bir file binerek ordusuyla Mekke üzerine yürür.

Mekke’ye yaklaşmıştı. Abdulmuttalib’in otlamakta olan 200 devesini ğasbeder. Bunun üzerine Abdulmuttalib develerini istemeye gittiğinde Ebrehe:”Bizde zannettik, Ka’be’yi yıkmamamız için ricada bulunmak üzere geldin. Develerini verin.”deyince;Mekke’nin reisi olan Abdulmuttalib: ”Ben develerimin sahibiyim. Ka’be’nin sahibi de Allah’dır. O onu korur.”diyerek ayrılır.[3]

Ka’be’nin önünde,Allah’dan koruması için duada bulunarak,halka evlerine çekilmelerini söyler ve çekilirler. Kur’an-da bahsedilen malum Fil olayı budur.

“Görmedin mi Allah fil sahiblerine ne yaptı? onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?Onların üstüne Ebabil kuşlarını göndermedi mi?Ki o kuşlar,onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atarlardı. İşte bu atışlar onları,yenik ekin yaprağı gibi param parça ediverdi.”[4]

“Bu olay Mina ile Müzdelife arasında olan Muhassir (yoran,yorucu,aciz bırakan) vadisinde olmuştur. Filler burada bitkin kesildiklerinden,daha ileriye gidememiş olmaları sebebiyle bu ad verilmiştir.

Peygamberimiz Semud kavminin diyarı olan Hacr’a uğradığında:”Kendilerine zulmedenlerin meskenlerine girmeyin ki,onların başına gelen sizin başınıza da gelmesin. Ancak ağlar vaziyette oradan geçin.”buyurdu,sonra başını örttü,vadiyi geçinceye kadar gidişini hızlandırdı.”[5]

DOĞUMU

Asırların hararetle beklediği,gecelerin kararıp,artık güneşe hasretin doruk noktaya vardığı günde,o zat aleme teşrif buyurdular.

Tarih,Miladi 571,Nisan ayının yirmisi,fil vak’asından elli veya elli beş gece sonra,Kameri aylardan Rebiül Evvel ayının 12. gecesi, Mekke’de,mütevazi bir ev,günlerden Pazartesi,Seher vakti.”[6]

İnsanlığın dönüm noktası gerçekleşiyordu.

Amine’den mervidir:”Ben sair hatunlar gibi gebelik zahmeti çekmedim,gebelere arız olan ağırlıkları görmedim. Fakat gece rüyamda gördüm. Bir kimse gelip,Ya Amine! Muhakkak bilmelisin ki sen Hayrul alemin ile hamilesin. Doğduğu vakit adını –Muhammed- koyasın,dedi. Vakti veladet eriştikte kulağıma büyük bir ses geldi,ürktüm. Hemen bir ak kuş geldi,kanadıyla arkamı sığadı. Benden,korku ve ürkme halleri geçti. Bir yanıma baktım,bir beyaz kase ile şerbet sundular. Alıp içtiğim gibi her tarafımı nur kapladı. O anda –Muhammed-(ASM) dünyaya geldi. Etrafıma baktım,gördüm ki;Abdi Menaf kızlarına benzer,fakat gayet uzun boylu bir çok kızlar,beni tavaf ediyorlar. Taaccüb ettim.”Ya Rab! Bunlar kimler ola!”dedim.[7]

Ebe olan Şifa Hatun;doğuyla batının nurla dolduğunu,Fatıma Hatun da:Evin nurla dolup,yıldızların salkım salkım dökülecekmiş gibi olduğunu söyleyerek,harika olaylardan bahsediyorlardı.[8]

Ka’be civarında oturup,sohbet eden dedesi müjdeyi alıyor,Nur torununa koşarak,onu koklayıp öpüyor ve ona –Muhammed- diyordu.

“Hatemul Enbiya Hazretleri,sünnetli ve göbeği kesilmiş olduğu halde doğmuştu. Arkasında iki küreği arasında ta kalbinin hizasında bir nişanesi var idi ki ona (Hatem-i Nübüvvet) ve (Mührü Nübüvvet) denilir.

Hz. Âişe’den mervidir:”Mekke’de bir yahudi var idi. Veladeti Muhammediye gecesinin ferdası (yarını),mecma-ı Kureyşe (Kureyşin toplandığı yere) gelip,Bu gece aranızda bir oğlan doğdu mu? diye sormuş. Evet,Abdullah bin Abdulmuttalibin bir oğlu oldu,demişler.İşte Hatemul Enbiya odur ve arkasında alameti vardır,diye haber vermiş. Varmışlar,o Hazreti görmüşler. Yahudi onun şekil ve şemailine bakıp arkasındaki Hatemi Nübüvveti görünce aklı başından gitmiş ve Nübüvvet,artık Beni İsrail’den gitti. Bundan sonra başka peygamber gelmek ümidi bitti. Kureyşe bir mertebe devlet ve satvet elverecek ki,haberi meşrikten mağribe dek erecek,demiş”[9]

Şık ve Satih gibi daha bir çok kahin de ondan,onun geleceğinden haber veriyorlardı.[10]

Mekke’deki bir adet üzere Peygamberimizde süt anneye,Halime’ye verildi. Bu,gerek sıhhat için,gerekse köyde yaşayanların dillerinin bozulmaması açısından faydalı idi. Burada dört yılını geçiren peygamberimiz bunun önemi hususunda:”Ben aranızda en halis Arabım. Çünkü, Kureyşliyim. Aynı zamanda,Beni Sa’d bin Bekir yanında süt emdim ve lisanımda onların lisanıdır.”[11]

Doğmadan önce babasını kaybeden peygamberimiz,altı yaşında annesini,sekiz yaşında da dedesini kaybetmiştir.

Fakir olan,ancak şefkat bakımından zengin olan Amcası Ebu Talib’in yanında kalan peygamberimiz oniki yaşında iken amcasıyla Şam’a ilk olarak ticarete gider.

Ancak yol boyunca gidiş ve konaklayışlarında bir bulutta onlarla beraber hareket etmekte,şemsiyelik yapmaktadır.

Büyük bir bilgin olan Busra panayırındaki Rahib Bahira (Buheyra,asıl adı Circis veya Sercis’dir. Avrupalı tarihçiler,Serciyus derler.)[12] nın dikkatinden bu durum kaçmamaktadır. Bu gariplikteki manayı bilen Buheyra,adeti değilken,onları toptan davet eder,ancak iş de bir eksikliğin olduğunu sezince:İçiniz de gelmeyen var mı?deyince,eşyalara bakmak üzere bir çocuğun olduğunu söylediklerinde,asıl aradığının o olduğunu bilen Buheyra,onu da getirmelerini söyler.

Efendimizi süzen Buheyra,aradığını bulmuştur. Sorular sorar,cevaplar alır. Sonunda sırtına bakar,peygamberlik mührünü görür. Amcasına;Bu senin neyindir? Amcası,Oğlumdur.-deyince;Hayır,o senin oğlun değil,bu çocuğun babasının hayatta olmaması lazım”deyince,amcası –evet-der. Bunun üzerine Buheyra amcasına,yahudi milletinin hasud bir millet olduğunu,bunu gördüklerinde tanıyıp öldürebileceklerini söyleyerek,hemen geri dönmelerini tavsiye eder ve dönerler.[13]

DOĞUMUNDAKİ HARİKALAR

Doğumu anında alem bir çok şeylere şahit olmuş,harikulade olaylar vuku bulmuştur. Bunlar ise:

-Kutsal bilinen Sava gölü batmış,Kisra’nın ondört burcu yıkılmıştır.”Savâ gölünün batıp,İstahrabat’da (Fars vilayeti) ateş perestlerin bin yıldır yanmakta olan ateşlerinin sönmesi ve hikmeti ise;artık Şam Satih için Şam değildir.

Sâsanilerden sarsılıp yıkılan ondört burçlar sayısınca,Kral ve kraliçe gelecek ve artık,olacak olacaktır.”[14]

-Doğduğu gece,ahirzaman peygamberinin doğduğuna işaret eden bir yıldız doğmuştur.

-Ka’bedeki putlar devrilmiştir. Böylece putperstliğin tarihin karanlıklara gömülmeye mahkum olacağının işaretiydi. O’nun gelişi, artık büyük bir müjdenin habercisiydi. O da:”Hak geldi,batıl zail oldu. Batıl da yok olmaya mahkumdur.”[15]

NESEBİ

Efendimizin 20. dedesi olan Adnan’a kadar soy kütüğü şöyledir:1)Abdulmuttalib 2)Haşim (Amr) 3)Abdi Menaf (Muğire) 4)Kusayy (Zeyd) 5)Kilab (Bunun büyük oğlu olan Kusayy peygamber efendimizin baba tarafından,küçük oğlu Zühre ise ana tarafından atasıdır.) 6)Mürre 7)Ka’b 8)Lüeyy 9-Galib 10)Fihr (Diğer adı Kureyş olup,kureyş kabilesinin tümü bunun 7 oğlunun soyundan gelmektedir.) 11)Malik 12)Nadr 13)Kinane 14)Huzeyme 15)Müdrike (Amir) 16)İlyas 17)Mudar 18)Nizar 19)Maadd 20)Adnan[16]

M.Ö.135 yıllarına kadar varıp,kuzeyde bulunan Arapların da atasıdır.

Tarihçi Taberi ise;bunu Adnan’dan daha ileriye götürerek,Uded,Humeysa,Selman,Avs,Buzz ve Hz. İbrahim’in 83. kuşakta atası olduğunu söyler.

Bazı tarihçiler ise;bunu ta Adem’e kadar götürürler.[17]

Peygamber Efendimizin (SAM) Hz. Âdem’e kadar varan soyunda zina olayına rastlanmaz. Bu konuda peygamberimiz:”Ben,Adem’den babama ve anneme gelinceye kadar,zinadan değil,hep nikah mahsulü olarak meydana geldim.”buyurur.[18]

Tarihçi İbni Sa’d’a göre:”Ensab alimlerinden Muhammed bin Kelbi demiştir ki:”Peygamberin(SAM) 500 büyük annesini tesbit ve kaydettim. Hiç birinde cahiliyet devri ahlaksızlıklarından ne bir zinaya,ne de başka bir kötülüğe rastlamadım.”der.[19]

Âdem’in sulbüne varıncaya kadar Rasulullahın bütün ecdadı,hem meclislerin,hem de harp meydanlarının ileri gelenlerinden idi. Bir hadiste:”Cenâb-ı Hak İbrahim oğullarından İsmaili intihab etti. (Seçti) İsmail oğullarından Beni Kinaneyi,Kinane oğullarından Kureyşi,Kureyşden Beni Haşimi,Beni Haşimden de beni seçti.”buyurmuştur.[20]

ANNE VE BABASI

Her yönüyle mümtaz olan Hz. Abdullah babasının ve bir çok insanın sevgisini kazanmış bir kişidir. Her kadın onunla evlenmeye can atar. Zira ahir zaman nebisinin nuru onun alnında ay ışığı gibi parlamaktadır. Hatta:”Amine ile evlendiğinde diğerleri evlenemediklerine üzülürler.”[21]

Hz. Amine ile de soyları Kilâb’da birleşir.[22]

Hz. Abdullaha yüz deve kurban edildikten sonra dönerken bir kadın Hz. Abdullaha yanında kalmasını teklif eder, O’da:”Haram’a gelince;ölüm onun biraz aşağısındadır. (Yani,harama düşmektense,ölüm evladır.) O halde şu meydana çıkmıştır ki,benim helal olarak gördüğüm mutlaka helaldir. (Sen git) dengini ara. Senin istediğin iş nasıl olabilir? Kerim kişi ırzını ve dinini korur.”

Buradan sonra Zühre oğullarının reisi Veheb bin Abdi Menaf’ın kızı Amineyle evlenip gerdeğe girdikten sonra,tekrar eski kadınla karşılaştıklarında o kadın Hz. Abdullaha iltifat etmez. Sebebi sorulunca;alnında bulunan nurun gitmiş olduğunu söyler.” [23]

İmam Suyûti,Peygamberimizin anne-babasının iman etmiş olduğunu söyler.”Resul-i Ekrem (SAM)’in peder ve valideleri,ehli necattır ve ehli cennetdir ve ehli imandır.”[24]

DEDESİ

Asıl adı Şeybe olan Abdulmuttalib peygamberimizin dedesi olup,asil bir zattır.

Hatta Mekke’de kıtlık olsa,onun hürmetine Allah’dan yardım isterler ve yağmur yağardı.

Bir gün Haremi Şerifde uyurken gördüğü rüyayı kahinlere söylediğinde onlar:”Senin neslinden bir çocuk doğacak;yer ve gök halkı ona iman getirecek.”dediler. [25]

Kureyşin reisi olan bu zata rüyasında zemzem kuyusu gösterilmiş ve onu bulmakla,senelerdir meçhul olan zemzem bulunmuş,şerefine bir şeref daha katmıştı.

“Fetret döneminde gelen Abdulmuttalib Hanif dininden olup,ehli necat,ehli cennetliktir..”[26] Hem âyette:”Biz bir kavme peygamber göndermedikçe onlara azab etmeyiz.”[27]

Abdulmuttalibin iman etmemiş olduğunu söyleyenler,Peygamberimizin şu hadisine dayanırlar:”(Abdulmuttalib) Kavmi ile birliktedir. Evet. Abdulmuttalib de,putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş olanlar da,cehennemdedir.”buyurmuşlardır.[28]

Amcası ise peygamberimize iman etmemiştir. Ancak O’nu korumuştur. Cenâb-ı Hak onu zayi etmeyecektir.[29]

“Her ne kadar Hz. Abbas,ölüm esnasında dudağının kımıldayıp,kardeşinin ağzına kulağını verdiğinde Kelime-i Tevhidi duyduğunu peygamberimize söylemişse de;Peygamberimiz:”Ben duymadım.”demiştir.[30]

EVLİLİĞİ VE HZ. HATİCE

Peygamber Efendimiz yirmibeş yaşında iken dul ve zengin olan kırk yaşındaki Hz. Hatice ile evlenmiştir. O hayatta iken başka kadınla da evlenmemiştir.

Onun hakkında Peygamberimiz:”Bu dünyadaki kadınlardan sana İmran’ın kızı Meryem,Huveylid kızı Hz. Hatice,Muhammed’in kızı Fatıma ve Fir’avn’ın karısı Asiye yeter.”[31]

Hanımları:Hz. Hatice,Zem’a kızı Sevde,Hz. Aişe,Hz. Hafsa,Zeyneb binti Huzeyme,Ümmü Seleme,Hz. Zeyneb,Ümmü Habibe,Cüveyriye binti Haris,Hz. Safiyye,Hz. Meymune’dir.

Kızları:Hz. Zeyneb,Hz. Rukiyye,Ümmü Gülsüm,Hz. Fatıma’dır.[32]

Oğulları: Abdullah (Tayyib-Tahir),İbrahim,Kasım adında da üç oğlu vardır.[33] Kasım’la peygamberimiz “Ebul Kasım” diye de isimlendirilmiştir.[34]

-Peygamberimizin çok kadınla evlenmesi –Haşa,sümme haşa- nefse ve kadına düşkün olmasından değil,belki bir çok hikmete mebnidir. Mesela:Peygamber hanımı olacak derecede asil bir yapıya sahib olmasıyla birlikte ilahi akdin gerçekleşmesinden,(Hz. Zeyneb gibi)[35],Onun şahsında kavim ve kabilesinin İslâmiyete girmesinin sağlanmış olması,İslâmiyetin aileye bakan yönünün korunup,aile hayatından da ümmetin haberdar edilip,o yöndeki sünnetinin de uygulanmasının sağlanmış olması,korunmaya muhtaç olması(Ümmü Seleme gibi),Peygamberimizin aile hayatı ile ilgili tüm bilgiler de Hz. Aişe kanalıyla gelir.

”Bir insanın,nefsani ve şehvani isteklerinin en ateşli ve uyanık bulunduğu çağ,şüphesiz 15 ila 45 yaşları dönemidir.Eğer Hz.Peygamber (S.a.v),bu dönemde bir çok güzel kadınla evlenmiş,sonradan onları terk edip daha başka genç ve güzel kadınlar almış olsaydı,şehvani hisleri tatmin yoluyla ileri sürülen iddialar bir dereceye kadar haklılık kazanırdı.

Halbuki o böyle yapmamış,tam tersine hayatının son on yılı içinde (53 ila 63 yaşları)aralarında Ümmü Seleme gibi yaşları hayli ilerlemiş ve bir çok çocuğu olanlar da dahil,aldığı hanımları ileri yaşlarda ve dul olarak almıştır.Mesela,Hz.Sevde 53 yaşında ve dul,Hz.Zeyneb binti Huzeyme 60 yaşında ve dul.Ümmü Seleme 4 çocuklu ve 65 yaşında bir dul.Ümmü Habibe 55 yaşında ve dul.Meymune 2 çocuklu ve dul.Bir başka tarihi gerçekte şudur.Bu hanımlardan eceli gelip ölenlerin dışında hiçbirinden de ayrılmayı düşünmemiştir.İşte Peygamber Efendimizin çok evliliklerini tahlil ettiğimizde karşımıza bu ibretli tablo çıkmaktadır.”(Peygamberimiz neden çok evlendi…Kitabından..)

Hz.Aişe ile küçük yaşta iken evlenmemiştir.Zira Hz.Aişe daha önce sözlü idi.Bir müddet sözlü kaldı.Babası Hz.Ebubekir sözlüsünden rahatsızlık duyunca evliliği iptal etti.Peygamberimizle önce nişanlandı,bir müddet beklemeden sonra onunla evlendi.Bu ise 20’ye yakın bir yaştan sonraya tekabül etmektedir.

Peygamberimiz hanımlarını boşamamıştır.[36]

“Zira böyle olsaydı,yirmibeş yaşında elli yaşına kadar olan ömrünü kendinden onbeş yaş büyük olan Hz. Hatice ile geçirmemesi gerekirdi. Bu evlenmeler,mahalli adetlerle izah edilebilir. Nitekim din teessüs edince,Mekke fethinden sonra Peygamber asla evlenmemiş ve bu sıralarda herkesin istediği kadar evlenme usulünün kaldırıldığına dair ayetler gelmişti.”[37]

Nitekim denildiği gibi:”Göz,göz ağrısından dolayı güneş ışığını inkar eder. Ağız da hastalıktan dolayı suyun tadını inkar eder.”[38] Kişi de iman hastalığından dolayı o zatı görmez ve göremez. Ağzına mı düşmüş.

PEYGAMBERLİĞİ

Yıl miladi 610. peygamberimiz her zaman çekildiği Hira mağarasında. Evine beş km’lik mesafe.”Hz. İbrahim’in Arabistan’da,çok perdeler altında gelen Hanif dini üzere,mendub suretiyle ibadet ediyordu.”[39]

Peygamberimiz dağ kovuğuna çekilenlerin ilki de değildir. O çirkeflerden kaçan Zeyd,Varaka gibi zatlar da vardı.”[40]

Ramazanın onyedi’si Pazartesi gecesi [41],melek Cebrail ümmi[42] olan o zata –Oku- [43]diyordu. Böylece ilk vahiy gelmişti.

Hadisenin cereyanından sonra heyecan ile eve gelen Efendimiz Hz. Hatice’ye;-beni örtünüz-diyordu. Peygamberliğinin başlangıcından,Peygamberliği müddetince en büyük desteği olan Hz. Hatice,peygamberimizi teskin ediyor ve ammi-zâdesi,hristiyan bir bilgin olan Varaka bin Nevfel’e götürüyordu. O zat’da:Kuddüs! Kuddüs! Bu gördüğün melek,Yüce Allah’ın Musa peygambere gönderdiği Ruhul Kudüstür,Namusu Ekberdir. Sen ise bu ümmetin peygamberisin.Ah! Ne olurdu,yeni dine halkı çağırdığın günlerde bende genç olaydım. Kavmin seni yurdundan çıkaracakları zaman,sağ olsaydım.”[44]

Gözü görmeyen bu zat,bir çok gözlülerden daha iyi görüyordu.

Carlyle (1795-1881)’nin dediği gibi:”Muhammed’in dimağına her dakika hazar ve sefer zamanlarında binlerce sual hücum ediyordu. Ben kimim? Niçin varım? Bu hudutsuz kâinat ne? Neye inanmalı? Fakat Hira’nın kayaları,Tur’un göğe yükselen şahikaları veyahut harabeler ve ovalar bu suallere cevap veriyor muydu? Asla,şu devreden kainat,birbirini kovalayan gece ve gündüz,pırıldayan yıldızlar,sağnaklar getiren bulutlar..Bunların hiç biri bu sorulara cevab vermiyordu”[45]

Yirmiüç yılda kendi asrını nurlandıran o zat,bıraktığı Kitab ve Sünnetle de asırları ışıklandıracaktı,kıyamete dek…

Peygamberimiz peygamberliğinin delili olarak yüzlerce mu’cize göstermişti.[46]

Kıyamete kadar devam edecek olan en büyük mu’cizesi ise Kur’an-dır.

Aynı zamanda onun zatı,peygamberliğinin en açık delilidir. Abdullah bin Revaha’nıın dediği gibi:

Bulunmasaydı bile mu’cizatın hiç biri

Verirdi sana onun ma’sum yüzü haberi.[47]

“O zatın yüzü Bedir’den daha güzel,koku bakımından misk’den daha hoş,ipekten daha yumuşaktır.”[48]

Kendisi için değil,ümmeti için vardı,helak olurcasına…[49]

O zatın görevi;İnsanları hakka davet ve tebliğ[50] , iyiliği emretmek,[51] Kendisine vahyedilene uymak,[52] Emredileni söyler,[53] İnsanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarır,[54] bütün bunlara mukabil ne bir ücret,ne de bir karşılık istemez.[55]

DİĞER SEMAVİ KİTAPLARDAKİ DURUMU

Tahrif olmasına rağmen,diğer semavi kitaplarda Peygamberimize işaretler vardır. Bu hususta Peygamberimiz Kur’an lisanıyla onlara der:”Kitaplarınızda,benim tasdikim ve evsafım vardır. Benim beyan ettiğim şeylerde,kitaplarınız beni tasdik ediyor.”[56] Her ne kadar siz tasdik etmeseniz de…

“De ki;Eğer doğru sözlü iseniz,o zaman Tevratı getirip onu okuyun.”[57]

Bir çok hristiyan ve yahudi alimleri bunu ikrar etmişlerdir. Rum Meliki Hirakl’da:”Evet,İsa Aleyhisselam, Muhammed’den haber veriyor.”demiştir.

İşte Tevrat ve İncil’den ayetler:

-“Artık sizinle çok söyleşmem,zira bu alemin REİSİ geliyor. Ve ben de,O’nun nesnesi asla yoktur.”[58]

Şu andaki Kitab-ı Mukaddes’le (Tevrat-İncil) karşılaştırdığımızda orada da aynı ayetlere rastlarız.

-“Ben de Baba’ya yalvaracağım;ve o size başka bir TESELLİCİ,hakikat ruhunu verecektir.”[59]

-“Amma ben,size hakkı söylüyorum. Benim gittiğim,size faidelidir. Zira ben gitmeyince,TESELLİCİ size gelmez.”[60]

-“Bununla beraber ben size hakikatı söylüyorum;benim gitmem sizin için hayırlıdır,çünkü gitmezsem,TESELLİCİ size gelmez,fakat gidersem onu size gönderirim.”[61]

-“O dahi geldikte;dünyayı günaha dair,salaha dair ve hükme dair ilzam edecektir.”[62]

-“Ve o geldiği zaman günah için,salah için,ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.”[63]

-“Zira bu aleminin reisinin gelmesinin hükmü gelmiştir.”[64]

-“Ve hüküm için,çünkü bu dünyanın reisine hükmedilmiştir.”[65]

-“Amma o hak ruhu geldiği zaman,sizi bil cümle hakikata İRŞAD edecektir. Zira kendisinden söylemiyor. Bilcümle işittiğini söyleyerek,gelecek nesnelerden size haber verecek.”[66]

-“Fakat o,hakikat ruhu,gelince,size her hakikatı YOL GÖSTERECEK;zira kendiliğinden söylemeyecektir. Fakat her ne işitirse,söyleyecek;ve gelecek şeyleri size bildirecektir.”[67]

-“Hak Taala Tur-i Sina’dan ikbal edip bize Sair’den tulu etti ve Fâran dağlarında zahir oldu. (Fâran dağları Hicaz dağlarından ibaret olup,Peygamberimizin peygamberliğini haber verir.)”[68]

-“Rab Sina’dan geldi,ve onlara Sâir’den doğdu,PARAN dağından parladı. Ve MUKADDES’lerin on binlerin içinden geldi.”[69]

-Kur’an-da ise Cenâb-ı Hak:”Hatırla ki Meryem Oğlu İsa:”Ey İsrail oğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim,benden evvel gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek AHMED adındaki bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim.”demişti.”[70]

-MÜJDELEYİCİ vasfı olan peygamberimize Cenâb-ı Hak da:”Ey Peygamber! Biz seni şahid,müjdeci,uyarıcı;Allah’ın izniyle O’na çağıran,nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.”[71]

-Hz. İsa’nın BARNABA adındaki Havarisinin yazmış olduğu İncil,bir çok kişilerce elden ele dolaşıp,1738’de ünlü kitab bilgini Savoy’lu Prens Eugene’nin kitaplığıyla birlikte halen Viyana’daki Hofbibliothek’de bulunmaktadır.

Özelliği:Bu İncil Hz. İsa’nın havarilerinden olan Barnaba tarafından kaleme alınıp,aynı özelliğini koruyarak gelmiş olmasıdır.

Oysa diğer dört İncil (Matta-Markos-Luka-Yuhanna) böyle olmayıp,değiştirilmiştir.[72]

Bu kitab da,peygamberimizin peygamberliğiyle,Allah’ın birliği konusu net olarak belirtilmiştir.

Peygamberimiz hakkında iftiralarda bulunulmasına rağmen,[73] bir çok batılı da Peygamberimizden sitayiş-kârâne bahsediyordu.[74]

Mesela:Prens Bismark:”Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim Ey Muhammed!(ASM)”

-Edward Monte:”Resul-i Ekrem idrak ve şuur timsalidir.”[75]

-Âdem’den beri gelen şahsiyetler içinde yüz kişiyi seçen Şikago Üniversitesi Prof’larından Psikanalist bir Amerikalı olan Jules Masserman 15-Temmuz-1974’de –Time- dergisinde:”Liderler nerede?”başlığı altında şöyle diyordu:”belki bütün zamanların en büyük lideri MUHAMMED idi.”[76] Kendisi ise bir yahudi..İkinci sırayı Hz. Musa alırken,üçüncü sırayı Hz. İsa almaktaydı.

Ka’b-ul Ahbar’dan bir rivayette vardır ki:Buhtun Nasr adında zalim bir kişi gördüğü rüyayı,Danyal peygambere tevilini sorar,oda tevilinde;”Ahir zamanda zahir olur bir dindir. Hak Taala Arapdan bir peygamber irsal eder. Cümle dinleri batıl eder ve nesh eder (ortadan kaldırır.) ve cümle yer yüzünü tutar.”der. Aynı zamanda cinniler de peygamberimizden haber verirler.”[77]

ŞAHSİYYETİ

Peygamberimiz umum kainatı kucaklayabilecek ve herkesin kendisiyle hayat bulacağı bir şahsiyettir.

Bütün fazilet ve şerefliler onunla şereflenirler.

Bir batılı:”Hz. Muhammed ilahi öze doğru yönelmiş beşeri bir şekildir.”der.[78] Ve devamla”Hz. Peygamber her şeyden önce “Beşeri küçüklükle” ilahi sırrı birleştiren bir sentezdir. Bu sentez yada zıtlıkların giderilmesi,uzlaştırılması hususu İslâmın belirgin özelliğidir. Ve özellikle İslâmın –en son din-olma özelliğinden doğmaktadır. Eğer Hz. Peygamber –Hatemul Enbiya- yada – Hatemul Mürselin- ise,bu onun kendinden öncekilerin hepsinin bir sentezi olarak gözüktüğü anlamına gelir.”[79]

Bu söz şunu hatırlatmaktadır:”Muhammedun beşer la kel beşer,bel hüve kel yakut beynel hacer.”(Muhammed’de insandır,ancak diğer insanlar gibi değil. Belki o taşlar arasında bulunan (kendiside bir taş olan) Yakut gibidir.)

Hiçbir peygamberden hata sadır olmaz. Çünkü ilahi koruma altındadırlar. Ancak onlardan Zelle [80] denilen durumlar meydana gelir ki,o da –bir nevi- ayağın kayması,ancak düşmemesidir. Vahiy ile [81] kontrol edilir,hatırlatılır.[82]

AHLAKI

Hz. Âişe’nin ifadesiyle:”Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an ahlakıdır.”buyurur.[83]

Hem:”Kur’an-ın ahlakıyla ahlaklanınız.”diyen zat,elbette kendisinin ahlakı da Kur’an ahlakı olacaktır.

İsmet sıfatı gereği o masum ve korunmuştur. Bütün kötü hasletlerden mahfuzdur. O zat buyuruyor ki:”İki defa düğüne gitmeye niyetlendim! ikisinde de üzerime öyle bir uyku çöktü ki,uyudum kaldım. Her ikisinde de uyandığım da düğünün çoktan bitmiş olduğunu gördüm.” Peygamberlikten önce,çocukluk döneminde olan bu hal,olabilecek bir günah ihtimalini de engellemiş olmaktadır.

ÜSTÜNLÜĞÜ

Her şey kendisi için yaratılan bu zat,insanlardan ve peygamberlerden farklı olarak,üstün vasıflarla donatılmıştır.

Hadis-i Kudsi’de:”Levlake levlak lema halaktül eflak”(Sen olmasaydın,sen olmasaydın,ben bu kainatı yaratmazdım.)[84] Yaratılışa vesile tek o zattır.

Âyet’de:”Andolsun ki,biz sana tekrarlanan yedi (âyeti) ve büyük Kur’an-ı verdik.”[85]

Yani:”Habibim,biz sana Kur’an-ı Azimin yedi türlü ayetlerinin ikişer manasını verdik,yani öğrettik. Biri maddeler ilmi ile bilinir,biri dahi ilmi esma ile bilinir.

Alemi ğaybdan sana ilimlerin kendisi,Âdem’e de sadece isimleri verilmiştir. İlimlerin zatı,maddeler ilmidir. Esma,ilmi esmadır.”[86]

Yani Hz. Âdem’e eşyanın isminin İcmali verilirken,Peygamberimize Tafsili verilmiştir.

Şair:Muhabbetden Muhammed oldu hasıl

Muhammed’siz muhabbetden ne hasıl…

Hz. Ali:”Allah,göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili,içinde lamba bulunan bir kandil gibidir.”[87] Âyetindeki,-Mişkât- (Kandil) Muhammed’dir.(SAM) Yani Misbahların misbahıdır.(kandillerin kandilidir,aydınlıkların aydınlığıdır.) Birinci misbahdan kasıd,Hz.Fatımat-uz Zehra’dır. İkinci misbah ise,benim. Birinci zücace (cam),Hz.Hasan,(RA) ikinci zücace Hz.Hüseyindir…”[88]

Eğer kâinattan o zatın(SAM) nuru çıksa gitse,kainat vefat edecektir.

ŞEMÂİLİ

Güzellik deyince hem Siret (İç güzelliği,ahlak),hem de suret (Yüz,görünüm güzelliği) güzelliğinin bir arada olması gerekir. Peygamber Efendimiz bu her iki güzelliği de cem etmiştir.

Yüz güzelliği deyince hemen akla Yusuf peygamber gelir. Peygamberimiz ise:”Evet,ben kardeşim Yusuf’dan da güzelim.”buyurmakla,maddi güzelliği da haiz olduğunu gösterir. Bu konuda Hz.Âişe validemiz:”Mısır kadınları Yusufu görünce ellerini kestiler,eğer benim Efendimi görselerdi,ellerindeki bıçakları kalblerine saplarlardı.”der.

O zatın güzelliğini ne bu diller,ne de bu insanlar övmekten acizdirler. Nitekim denildiği gibi:”Ben Muhammedi sözlerimle övmedim ve övemedim. Belki sözlerimi Muhammed’le övmüş,kıymetlendirmiş oldum.”

Elbette derya kaba sığmaz.

O zatın ömrü boyunca yaptığı;fiili,hali ve kavli olan sünnetleri başlı başına ciltlerle kitabları oluşturur.[89]

MEKKE DÖNEMİ

Mekke şehirlerin anasıdır. Yani:”Ümmül Kurâ”dır O.[90] İlk kurulan anlamına “Beyt-i Atik”dir O.[91] O ki;Ka’be’yi kalbinde barındırmaktadır. Hz. İbrahim ve İsmail’e kucak açmış,Alemlerin Efendisi Peygamber Efendimize de beşiklik yapmıştır.

Kur’an-ın nüzulüne sahnelik yapmış,beldelerin görmediği müjdelere şahidlikte bulunmuştur. Kâinatın kalbi,kendisin de çarpmaktadır.

Müslümanlar ona yönelmiş,onun etrafında pervaneler gibi dönmüş,mevlevi gibi raksetmiştir.

Oradan,alemlere ve asırlara nur saçılmış,insanlar için Rahmet vesilesi olmuştur.

Bunlarla beraber,belki de en büyük Hicranı,hüzün ve kederi,kendisiyle kıymet bulduğu efendisinin orada eziyetlere maruz kalması ve Hicret’e mahkum edilmesidir.

Sadece bulutlar ağlamaz. Belki de mümkün olsa görebilsek veya bize gösterilebilseydi,bulut gibi ağlayacak ve ağlayıcı yaşlar dökecekti.

İşte o şanlı nebi orada,Hicrete kadar iman tohumlarını ekti. İnsanların ebedi hayatlarının kurtulmasına yardım etti. Ancak onlar her vesile ile onun dünyasını karartmaya çabalıyorlardı.

O zat onlara güller atar ve ekerken,onlar ona diken attılar,eziyet ettiler.

12 yıl süreyle her türlü zorluklara,ambargolara,işkencelere sabretti. Hep kendisini öldürmeye çalışanları,diriltmek için… Ve öyle de oldu… Onlar,O’nda dirildiler.

Nihayet doğup büyüdüğü,atalarının diyarı olan Mekke’den,onun bu soğuk halinden Medine’nin sıcaklığına,sıcak kucağına Hicret’e mecbur edildi. Haşin yerden,Enis yere göç etti.

HİCRETİ

Peygamberimiz 622 yılında Mekke’den Medine’ye Hicret ederken,ileriye dönük inkilabların temel taşlarını atıyordu. İslam devleti kuruluyor,kabuğunu kırıb dışa açılış gerçekleşiyordu. İslâmiyeti ruhen ve bedenen uygulayarak,yaşama gerçekleşiyordu. İlahi esaslarda o minval üzere nüzul ediyordu.

Medine de inen ayetler insanlığının hayatının temel unsurları ve kurallarını oluşturuyordu.

Hicret’de Allah için Çile vardır. Bir bedeldir Hicret. Hicret’de güçsüzlerin güçlülere,hakkın haksızlara hakimiyeti vardır.

Hicret’de:”Müşriklerin alay,dayak,küfür,hakaret,boykot ve öldürmeye varıncaya kadar yaptıkları işkencelerden kurtuluş söz konusudur.”[92]

Hicret,sabırla başlar,cihad ve mücadele ile devam eder. İmanla karşı konulur.

Hicret,İbni İshak’ın dediği gibi:”Sadece,herkesçe maruf ve meşhur olan Habeşistan ve Medine’ye değil,hayat emniyetinin ve dini yaşama imkanının bulunduğu ’Her bir cihete’ yapılmıştır.”[93]

Hicret;Rahmettir,İbrettir,Fedakarlıktır,Yüksek idealler ve fikirler uğruna candan ve canandan geçmektir.

Hicret’in mükafatı Allah’adır.[94]

“Bedir arslanları,Uhut şehitleri,Hendek hesaplaşması,Büyük fetih (Mekke),Havazin (Huneyn) çağrısı,Mute azmi ve Tebük ruhu bu derin hicret dayanışmasının meyveleridir.”[95]

İlahi emir neticesinde gerçekleşen Hicret’de af ve müsamaha,mühlet tanıma vardır. Siyasette,harbte,bir çok dalda sünbül verecek dahilerin hatırı uğruna her şeyi sineye çekiş,öldürme değil,dirilmek uğruna ölmek vardır.

Hicret;İsar hasleti olan kardeşliğin,kardeşin nefsini kendi nefsine tercih edişin,kıyamete kadar sürecek esası vardır.[96]

İhtilafa değil ittifaka,birleştirmeye ve kaynaştırmaya vesiledir. Evs ve Hazreç iki büyük kabileleri gibi…

Hicret;mağlub gidenlerin,galib dönüşüdür. Başı zahmet,neticesi rahmet…[97]

Hicret;sevenle sevilen,Allah’la Rasulü arasındaki bir sırdır.

Hicret;asırlara bir mesajdır. Çekirdeğin ağaca dönüşmesidir. Hapisten hürriyete uçuştur.

Hicret;Kaçış değil,dönüştür,oda emniyetle…[98]

Hicret;bir ümid,bir ışık,bir doğuş,bir gelişme ve büyümedir.

Hicret’de cehennemi netice verecek,doğuracak her türlü kötülüklerden iyiliklere geçiş vardır. Çaresizlik anında bir çaredir. Öyle ki,en son öldürmeye teşebbüslerinde,[99]bir çıkıştır.

Efendimiz Hicretle sanki şöyle bir ders vermektedir:”Eğer ben hak üzere olmasaydım, bu kadar zorluklara ve her şeyi terk etmeye kadar gidilir miydi? Tahammül edilir miydi?

Hicret’le;cemaat,Cuma’,[100] ve cami ruhu ortaya çıkmakta,doğrudan doğruya Allah’a yöneliş[101] gerçekleşmekteydi.

Hicret;”Dünyanın değil,dinin kurtarılışıdır.”[102]

Artık;Kur’an bunu teşvik ediyor ve etmekteydi ve de etmektedir.[103]

Başlı başına büyük bir mana taşıyan ve müessese olabilecek hicret,sadık arkadaşın refakatinde başarıyla aşılıyor. Müşriklerin temsilcisi olan Süraka hezimete uğruyor,o da hicretten dersini alıyordu

Hicret esnasında Peygamberimizin yerini söyleyenlere 100 deve mükafat veriliyordu. “Bir çoban bunları gördükten sonra Kureyş’e haber vermek için Mekke’ye gitmiş. Mekke’ye dahil olduğu vakit,ne için geldiğini unutmuş. Ne kadar çalışmış ise,hatırına getirememiş. Mecbur olmuş dönmüş. Sonra anlamış ki ona unutturulmuş.”[104]

Hicret’de tebliğ vardır. Nitekim:”Cafer’i Tayyar (Necaşinin huzurunda) ayetleri okuduğunda papazların gözlerinden yaşlar akmıştı.”[105]

MEDİNE DÖNEMİ

Medine;İslâmiyetin filizlenip dal budak saldığı medeni bir şehirdir. Cenâb-ı Hak Kelamında, 5 yerde ona yer vermiştir.[106]

Peygamberimiz 622 yılındaki Hicretinden,vefatı olan 632 yılına kadar Medine’de kalmıştır.

Mekke’de atılan İlk İslamiyet tohumunun meyve verdiği ve oradan aleme ve asırlara,gök ehline ve cennet ehline dal budak saldığı mübarek bir şehir…

Dışa açılıp devletlere Tebliğlerin yapılıp,onları İslâma davet dönemi. Nitekim;628 yılında bir Arab gemisinin Medine’nin iskelesi Yenbu’dan,Kanton’a geldiği ve Çin İmparatoru Te-tsug’a Peygamberimizin mektubunun ulaştırıldığı bildirilmektedir.[107]

Mekke’deki müşrikine karşı,Medine’de ekseriyetle var olan münafıklardı. “Müslümanlar ise Medine’lilerin ancak onda birini oluşturuyorlardı.”[108]

Medine’deki münafıkları kıyaslama açısından:”Hasan-ı Basri’ye;Şimdi münafık kalmadı mı? dediklerinde cevaben:Eğer mevcud münafıklar helak olsaydı (çokluklarından dolayı) ve ortada kalsaydılar yollarda gezmekten çekinirdiniz.” Veya”Eğer münafıkların kuyruğu olsa adım atacak yer bulamazdınız.”der.[109]

Eğer onun zamanı öyle ise,acaba Medine’nin durumu nasıl idi?

Münafık kafirden daha şiddetli ve tehlikelidir. “Peygamberimiz Mekke’de sabrı,Hicreti tavsiye ederken,burada enerjik ve aktif bir siyaset takib etmiştir. İhtiyatlı politika izlemiştir.”[110]

Ekseriyetle İmani konular Mekke’de,hukuki ve muamelata taalluk eden konular da Medine’de tesis etmiştir.

SAVAŞLARI

Peygamberimiz Medine’ye geldikten sonra,müşrikler işin peşini bırakmamış,ferdi olarak galebe edemedikleri o zatı,artık ordu halinde bulmuşlardı.

Bedir,(624)Uhud,(625)Hendek.(627) Her üç savaşta da küffar müslümanların üç katı idi.

Müslümanlar her üç savaşta da müdafaada olup,küffara mühlet tanımış,Mekke’nin fethiyle atağa geçip ve galibiyetle bir süre maddi kılıncı kınına koymuştur. Sulh ve Cihad Peygamberi.

Zaten Mekke döneminde de bunu yapmış,imansız olarak ölmelerini değil,imanlı olarak İslâmın safına geçmelerini sağlamıştır. Uhud’daki mağlubiyette de bu sır vardır. Zira harb dahisi,İslâmın kılıcı olan Halid bin Velid ve Siyaset dahisi Amr ibni As ve sahabenin büyüklerinin müşrikler içinde bulunmasından,Cenâb-ı Hakkın hikmeti onların izzetini kırmamak ve İslâmiyeti kılınç korkusuyla değil,hakikatını görerek girmeleri için nihayet de mağlubiyeti netice vermiştir.[111]

B E D İ R : Hicretin 2. senesi,17 Ramazan,Cuma. Miladi,13-Mart-624.

Akif’in şiirinde:”Bedrin arslanları” diye tavsif ettiği Bedir savaşına katılanlar,Allah tarafından üç bin melekle desteklenmişlerdir.

Âyette:”Muhakkak ki siz Bedirde zayıf durumda iken Allah size yardım etmişdi de muzaffer olmuştunuz. Öyleyse Allah’dan korkun ki,O’nun yardımına şükretmiş olasınız. O zaman sen mü’minlere:”Rabbinizin gökten indirdiği üç bin melekle yardıma gelmesi size yetmez mi?”diyordun.”[112]

U H U D : Hicretin 3. senesi,7 Şevval,Miladi 625.

Rasulullah Uhud da mağlub olacağının rüyasını görmüş ve ashabına sabr-u sebat etmelerini tavsiye etmişti.

Ancak bu emre uymama harbin neticesini değiştirmiş,galib iken mağlub olunmuştur. İbret alınması bakımından,emre uymamanın dünyada dahi neticesinin husran olduğunu bildirmiş oluyordu. Bu savaşta:”yeni müslüman olduğundan bir kere olsun,ibadet edemeden şehid olan Amr ibni Sabit’de vardı.”[113]

Bu savaşta Rasulullah için en hazin olan Seyyid-üş Şüheda amcası Hz. Hamza’yı kaybedişidir.

H E N D E K : Hicretin 5. senesi,29 Şevval. Miladi 24-Ocak-627.[114]

Selman’ı Farisi’nin teklifi üzerine Medine’nin etrafına –karşıya geçilemeyecek enlik de,içinden çıkılamayacak derinlik de- hendekler kazılarak,oyalanmaya gidildi. Cenâb-ı Hakkın şiddetli bir rüzgar göndermesiyle de perişan olan müşrikler bütün ağırlıklarını bırakarak dönmüşlerdir.

Dikkat çekilen bir noktada;Rasulullahın İstişare’ye [115]vermiş olduğu önemden dolayı,İstişare kararlarına,çoğunluğun kararlarına uyarak onu tatbik etmesidir.

Ve peygamberimiz Savaşta namazı kılmış,terk etmemiştir.[116]

“Harb bir hiledir.”(Buhari) Hakikatınca,müslümanlarla anlaşmayı bozub,Kureyş’lilerle ittifak eden Kureyza yahudileri ve Katafan oğulları Medine’nin etrafını muhasara altına almışlardı.

Müslüman olduğu yahudi ve müşriklerce bilinmeyen Nuaym bin Mesud peygamberimizden aldığı izinle,Kureyş’lilerle yahudilerin arasını açarak,büyük bir tehlikeyi de önlemiş oluyordu.[117]

Hendek’ten sonra bir seferle anlaşmayı bozan Kureyzalılar da memleketlerinden sürüldüler.[118]

KRALLARA TEBLİĞ

Daveti umumi olan Peygamberimiz Medine döneminde Heraklius,Necaşi,Mukavkıs gibi kişilere,onların dillerini bilen sahabelerle mektublar göndererek,onları İslâma davet etmiştir.[119]

V E F A T I

Her fâni gibi peygamberimiz de,doğduğu gibi vefat da edecektir. Hakiki sevgiliye kavuşacaktır. Rabbimiz de Kur’an-da:”Muhakkak sen de öleceksin,onlar da ölecekler.”[120]

Hz. Âişe der:”Rasulullah,Pazartesi günü kuşluk vakti ile öğle vakti arasında vefat ettiler.” O gün de doğup,yine o gün olan Pazartesi ahirete irtihal ettiler.

Ümmü Gülsüm’de:”Pazartesi günü benim maruz kaldığım musibete Kûfe’de Hz. Ali maruz kaldı. Rasulullah o günü vefat etti. Hz. Ali o günü şehid edildi. Babam o günü şehid edildi.”[121]

Etrafı teskin etmek üzere Hz. Ebu Bekir, Muhammed’in de beşer olduğunu onlara hatırlatıyordu.[122]

Peygamber Efendimiz son demlerinde arzu ediyor,mescide çıkamaz olup,yerine Hz. Ebu Bekir’i vekil kılıyordu.

“Kendilerinin de kıldıkları en son namaz akşam namazıdır. Bura da –El-Mürselat- okumuş ve ondan sonra bir daha namaz kılamamıştır.”[123]

Müslümanlarda büyük bir tedirginlik görülmekteydi. Acaba kendilerini karanlıktan kurtaran bu güneş batacak mıydı? Batacaksa ne olacak? Ne yapacaklardı? Kime müracaat edecek? Kimden meded umacaklardı? Sorular..sorular.. Ancak o zatın gidişi başkalarının gidişi gibi değildi. Kendisi gidecek ancak ümmetini boşlukta bırakmayacaktı. Açtığı çığırdan devam edeceklerdi.

Görevini yapmanın verdiği huzurla artık ruhunu teslim edebilirdi.

Mübarek dudaklarından Kelime-i Tevhid ruhuyla beraber Refiki A’la olan en yüce makama yükseliyordu.

“Tarih ise;Hicretin 11. senesi,Rebiül Evvel ayının 12.si,Pazartesi günü,Miladi 8-Haziran-632.”[124]

Hz. Fatıma Rasulullahın vefatında şöyle diyordu:”Semanın ufukları karardı,güneş de dürülüp yas tutmuş gibi nurunu kaybetti. Gece ile gündüz birbirinden ayırt edilmez bir halde koyu ve zifiri karanlıkların girdabına gömüldü.

Allah sevgilisinin vefatından sonra yer kürenin,bu acı ayrılığa üzülmekten dolayı varlıklar alemindeki yeri bir kum yığını halini aldı. Bu sebebten yer yüzünde sarsıntılar ve çarpıntılar çoğaldı.

Varsın dünyanın doğusunda ve batısında bulunup senin vefatını işiten bütün varlıklar ağlasın.” Varsın Mudar ile Yemen kabileleri başlarına topraklar saçsın. (Neye yarar ki?) (Ben) Senin ayrılığına üzülmekten yüzüme göz yaşları resimler yaparak geceliyorum. Gönlümde ise kocaman (ve devasız) yaralar hüküm sürmekte,canım yanmakta,ruhum sızlamaktadır.

Sabır esasen her yerde güzel bir şeydir. Fakat senin ayrılığına dayanmak güzel olmak şöyle dursun,pek ayıptır üstelik.

Benim üzüntüm,ağlayıp sızlanmam ayıplanmaz. Eğer ayıplayan bulunursa,gözümden akan ve coşup taşan yaşların durmayıp çoğalması ve ayıplamaya bir cevap teşkil edecek ve ölünceye dek,bir an durmadan akıp gidecektir. (Ben öyle bir hicran arkına düştüm ki,artık bu hicran gecesinin bir gündüzü de yoktur.)

Ve kabrinden bir toprak alıp:” Hz. Ahmed’in toprağını koklayan, zaman boyunca misk kokusu almasa ne gam…Benim üzerime öyle bir musibet çöktü ki,eğer gündüzlerin üzerine çökseydi,gece olurdu.”der.

-Peygamberimizin nasıl vefat ettiği konusunda;Rasulullahın vefatında yine Yahudi eli bulunduğudur. Son nefesinde yahudi kadınının vermiş olduğu zehirli etin tesiri bulunmaktadır.

Mervan bin Osman Ebu Said b. Mualla anlatıyor:”Rasulullah ölüm döşeğinde iken,yanına Bişr b. Bera b. Ma’rur-un kız kardeşi girince,ona şöyle dedi:”Bişr’in kız kardeşi! Şu anda kardeşinle beraber Hayber’de yediğim etin tesirinden dolayı adeta atar damarlarımın kesildiğini hissediyorum.”

Müslümanlar,Allah’ın kendisini peygamberlikle şereflendirmesi sebebiyle,Rasulullahın şehid olarak ruhunu teslim ettiği görüşündedirler.[125]

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Mektubat.B.Said Nursi.sh.83.

[2] Age.sh.162.

[3] Kısas-ı Enbiya.Ahmet Cevdet Paşa. 1 / 54.Fil vak’ası üzerine Arap şairlerinin şiirleri için bak.Hak Dini Kur’an Dili.E.H.Yazır. 9 / 6144.

[4] Fil suresi.1-5.

[5] (İbni Ömer) Zad-ul Mead.İbni Kayyım el-Cevziyye. 2 / 263.

[6] Peygamberimizin Hayatı.Salih Suruç. 1 / 52.

[7] Kısas-ı Enbiya.age. 1 / 57,P.Hayatı.age. 1 / 52.

[8] P.Hayatı. 1 / 54.

[9] K.Enbiya. 1 / 57.

[10] Mektubat.age.159.

[11] P.Hayatı. 1 / 84,Tefsir Usulü.Prof. İ. Cerrahoğlu.232.

[12] Age. 1 / 116.

[13] Age. 1 / 118.

[14] İslam Tarihi.Asım Köksal.Mekke Devri. 1 / 56.

[15] İsra.81,P.Hayatı. 1 / 57,K.Enbiya.59,Mektubat.161.

[16] İ.Tarihi.age. 1 / 28,K.Enbiya. 1 / 48,Zadul Mead. 1 / 69.

[17] Tarihi Taberi kenarı.Altı Parmak. 2 / 371.

[18] İ.Tarihi.age. 1 / 19.

[19] Age. 1 / 20.

[20] Mesnevi Şerhi. Mevlana. terc.Tahir-ul Mevlevi. 12 / 264.

[21] İ.Tarihi. 1 / 141.

[22] Age. 1 / 140.

[23] Age. 1 / 37.

[24] Mektubat.361,İslam Ansiklopedisi.TDV. 1 / 76.

[25] K.Enbiya. 1 / 52.

[26] Mektubat.360,İ.Ansiklopedisi. 1 / 273.

[27] İsra..15.

[28] İ.Tarihi. 1 / 334-335.

[29] Mektubat.362.

[30] İ.Tarihi. 1 / 331.

[31] Tirmizi. Fıkhı Ekber Şerhi.Aliyyül Kari.sh.308.

[32] Mübarek Hanımlar. M. Necati Bursalı.58.

[33] F.Ekber şerhi.275.

[34] Zad-ul Mead. 1 / 97.

[35] Ahzab.50-52.

[36] Tahrim.1,3-5.

[37] Müslümanlık.Prof.Y.Z.Yörükan.18,Mektubat.25,Tefsir-u Ayat’il Ahkam minel Kur’an.M.A.Sabuni. 2 / 314.

[38] T.A. minel Kur’an.age. 2 / 316.

[39] Mektubat.260.

[40] Müslümanlık.age.13,İ.Tarihi.age. 2 / 196.

[41] P.Hayatı. 1 / 189.

[42] Bak.Mearif.255.

[43] Alak.1-5-

[44] P.Hayatı. 1 / 192-193.

[45] Kur’an-ı Kerim Bilgileri. Dr.O.Keskioğlu.18.

[46] Mektubat.81,Kitabut Tevhid.Maturidi.203,İktibaslar Kitabı.(I)A.Coşkun.Dr. A.A.Aydın’ın yazısı.114.

[47] Maturidiyye Akaidi.N. es-Sabuni.terc.B.Topaloğlu.115.

[48] Age.202.

[49] Fatır.8,Şuara.3,Nahl.127,Tevbe.128,İsra.29.

[50] Maide.67,99,Al-i İmran.164.

[51] A’raf.199,157,Kehf.110.

[52] A’raf.203.

[53] Hicr.94,Ra’d.36.

[54] İbrahim.1.

[55] En’am.90.

[56] Mektubat.148,Osmanlıca Zülfikar.B.Said Nursi.sh141,Tefsir-i Kebir Terc.Heyet. 2 / 458-463,Hak Dini Kur’an Dili.age. 1 / 501-507,Hadislerle Müslümanlık.M.Y.Kandehlevi. 1 / 34.

[57] Al-i İmran.93,61.

[58] Yuhanna incili.14.Bab.20.ayet.Bak Mektubat.154.

[59] Yuhanna 14.Bab.16.ayet.sh.110

[60] İncil Yuhanna.16.Bab.7.ayet.Mektubat.sh.154.

[61] Yuhanna.16.Bab.7.ayet.sh.112.

[62] Yuhanna incil.16.Bab.8.ayet,Mektubat.155,Osmanlıca Mektubat.268-269.

[63] Yuhanna 16.Bab.8.ayet.sh.112.

[64] Yuhanna.16.Bab.11.ayet,Mektubat.155.

[65] Yuhanna.16.Bab.11.ayet.sh.112.

[66] Yuhanna.12.Bab.13.ayet,Mektubat.155.

[67] Yuhanna.16.Bab.13.ayet.sh.112.

[68] Tevrat.Beşinci Kitab.33.Bab, Mektubat.153.

[69] Tesniye.33.Bab.sh.213,Ayrıca bak. Açıklama.M.Asım Köksal.sh.29,32,İ.Tarihi.age.Mekke Devri. 2 / 97,Tek Nur.Dr.H.Nurbaki.92.

[70] Saf.6.

[71] Ahzab.45-46.

[72] Bak.Barnaba İncili ve Son Peygamber.Dr. O. Kuntman,İslam Dünya Gündeminde.V.Vakkasoğlu.120.

[73] İ.D.Gündeminde.age.101.

[74] Tek Nur.age.108.

[75] İşarat-ül İ’caz.B.Said Nursi.245.

[76] İ.D.Gündeminde.age.107.

[77] Altı parmak.age. 2 / 414-415.

[78] İslamı Anlamak.F.Schuon.Terc.M.Kanık.149.

[79] Age.164.

[80] Bak.Kelam dersleri.S.Uludağ.250.

[81] Necm.3.

[82] Bak Abese suresi.

[83] Hadislerle Müslümanlık.age. 3 / 1139.

[84] Şualar.B.Said Nursi.521,Mesnevi-i Nuriye.B.Said Nursi.38,Sonsuz Nur.F. Gülen. 1 / 8, Keşful Hafa.Acluni. 2 / 232,164,No.2123,Mektubat.İmam-ı Rabbani. 2 / 320, Hülasa kitabında Sağani Mevzu olduğunu söyler,mana bakımından sahih’dir,der.

[85] Hicr.87.

[86] İrfan Sofraları.çevr.Dr.S.Ateş.180-181.

[87] Nur.35.

[88] Atiyye-i sübhaniyye.A. Geylani. Mütr.C.M.Arif.Hazr.B.Uluçınar.sh.90.

[89] Bu hususta geniş bilgi için.Muhtasar Şemail-i Şerif Tercümesi.(Osmanlıca) Muhammed Raif Efendi.(Matbaa’i Osmaniye)366 sayfadır.Ve bunu Osmanlıcadan kendi çevirimiz olan “Şemâil-i Şerif tercümesi”ne de bakabilirsiniz.Şemaili Şerif.Hadislerle Müslümanlık. 1 / 36, İ.Tarihi.Mekke Devri. 2 / 104,Sünnet ışığında İslam ve Hayat.Ahmet Şahin.

[90] En’am.92.

[91] Al-i İmran.96,Hac.27-29.

[92] Bak.Hicret.Doç. İ.Canan. sh. 11.

[93] Age.sh.17.

[94] Nisa.100

[95] Diyanet dergisi.-1981 yıllığı- Hicret özel sayısı.H.Algül.sh.70.

[96] Haşir.9.

[97] Fetih.24.

[98] Fetih.27.

[99] Enfal.30.

[100] Cumia.9.

[101] Bakara.44.

[102] Hicret.age.25.

[103] Enfal.72,Nisa.89.

[104] Mektubat.145.

[105] K.K.Bilgileri.age.5.

[106] Tevbe.101,120,Ahzab.13,60,Münafikun.8,Mu’cemul Müfehres.M.F.Abdulbaki.sh.622,770.

[107] Tarihçi H.G.Wels’in “Dünya Tarihi”cilt.3,sh.57,Bak.Tercüman Gazt.7-5-1987.

[108] Medine Dönemi.Doç.İ.S.Sırma.17.

[109] İhya’yı Ulumid Din.İ.Gazali. 1 / 324.

[110] K.S.Muhtasarı.age. 3 / 527.

[111] Bak.Lem’alar.B.Said Nursi.26.

[112] Al-i İmran.123-124.

[113] Uhud Gazvesi.R.M.Sami.10-11,35.

[114] P.Hayatı. 2 / 96, 1 / 507,579.

[115] Şura için bak.Tefsir-i Kebir.F.Razi. 7 / 160,Hz. Peygamberin Sünnetinde İstişarenin Safhaları.Doç.İ.Canan.Köprü dergisi.1981.Ağustos-Eylül..

[116] Nisa.101-103.

[117] Bak.Tebük Seferi.age.90-91.(Peygamberimiz Tebük’de her hususun özetine dair bir hutbe irad etmiştir.)Bak.İ.Tarihi. Medine Devri. 9 / 207.

[118] P.Hayatı. 2 / 129.

[119] P.Hayatı. 2 / 206,Zad-ul Mead. 1 / 113,Zafer Dergisi.1987-Şubat.Sh.3.Doç.Ahmed Akgündüz, İslam Peygamberi.Prof. M. Hamidullah. Çevr. Prof. Salih Tuğ. 1 / 308,319,343,365,384,416.

[120] Zümer.30.

[121] İlahi Nizam. İmam-ı Gazali. 2 / 717.

[122] Al-i İmran. 144.

[123] Buhari-Müslim. İhya. 1 / 477.

[124] P.Hayatı. 2 / 554.

[125] Hadislerle Müslümanlık. 3 / 1152-1153.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .