SADDAM

SADDAM

Kudüs fatihi olmak isteyen ve Selahaddin-i Eyyubiye özenen Saddam,ismiyle müsemma yani çarpışıp, savaşan,çok müsademede bulunan anlamına gelmektedir.

1937 yılında Bağdatta Tikrit kasabasının el-Avca köyünde fakir ve yetim olarak dünyaya gelmiştir.Daha küçük yaşta babası onları terketmişti.Daha da ötesi,kendisine hamile olan annesi annesi onu düşürmek istemiş,yahudi komşusunun ısrarı ile bundan vaz geçmişti.

Sû-i kasdlarda bulunmuş,iki sefer hapse düşmüştü.Sonunda ölümde dahil bu tehlikelerden kurtulmuştu.

Ruhunda gelişen bir isyan içerisinde hayatı gelişmiştir.Psikolojik olarak bunun sebebinin;babasının olmayışına,küçük yaşta anne sütü almayıp şefkatten mahrum olarak büyümesine,üvey babanın baskısı altında büyümesine,Hitleri benimseyip,Baas partisinin içerisinde sürekli ihtilal ruhunun gelişmesine bağlanmaktadır.

Küçük yaşta Bağdat’ta bulunan dayısı Hayrullah Tulfah’ın evine sığınmış ve orada yetişmesi,çıkışının başlangıcı olmuştu.

Tam bir Nazi hayranı olarak yetiştirilmiştir.Hitler-in”Kavgam”kitabına nazire olarak “Kavgamız” kitabını hapiste yazmıştır.

Saddam devletin başına ihtilal yaparak geçmede,Mısır’da Seyyid Kutub’la önce ittifak edip,daha sonra da onu ve 40 bin ihvan-ı müslimini katleden Cemal Abdunnasır-ı örnek almıştır.Ancak Saddam onun gibi başarısız kalmamıştır.

Baas partisinde en son zirveye çıkmış ve oluşturulan 5 kişilik cinayet timinde de yer almıştır.

Bir ara CIA ile ilişki kurduğu da iddia edilmiştir.

Irağın Suriye ile birleşmesi anlaşmaları içerisinde Irak’ın ikinci,Hafız Esad’dan sonra ise 3. adamı durumunda idi.Ancak General Bekir’in çekilip,daha sonra da bir uçak kazası geçirerek ölmesi üzerine Saddam 1. adam durumuna yükselmişti.Suriye ile de birleşmeyi gerçekleştirmemekle Hafız Esad-ı yalnız bırakmıştı.

Artık Saddam tek adamdı.Astığı astık,kestiği kestikti.

1979-da başa geçtiğinden bu yana 20 yılı savaşla geçmiş,devleti ise % 8-ini oluşturan bir aile devleti yani Baas partisinin idaresinde yönetilmekte idi.

İranla yaptığı 8 yıllık savaşta;“Yaklaşık 120 bin Iraklı hayatını kaybetti, 300 bini de yaralandı. İran’ın kayıpları daha fazlaydı: 280 bin ölü, 450 bin yaralı. Savaş boyunca her iki ülke de birbirlerine karşı kimyasal silah kullandı. Irak, ayrıca kendi ülke vatandaşlarına karşı da bu silahları kullandı ve Halepçe’de bir katliam yaşandı. Savaşın iki ülke ekonomisine verdiği toplam zarar 400 milyar dolardan fazlaydı. Savaş sonunda Irak, yaklaşık 70 milyar dolarlık bir borç batağı ile başbaşa kaldı.

İran’daki devrimin yayılmasından endişe duyan ABD ile aralarında İngiltere ve Fransa’nın olduğu Batılı ülkeler, savaşta Irak’ın yanında yer aldı ve bu ülkeye silah ve askeri mühimmat temin ettiler. En büyük destek ise ABD’den geldi.”

Ve nihayet:” Saddam, Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etti. Fakat, evdeki hesapta yanlış olan bir şey vardı. Arap Birliği’ne bağlı ülkeler, Saddam’ın yanında yer almak yerine ABD önderliğinde kurulan uluslararası koalisyona destek verdiler. Saddam tek başına kalmıştı. Körfez’deki kriz, 17 Ocak 1991’de büyük bir savaşa dönüştü. ABD öncülüğünde 33 ülkenin destek verdiği müttefik güçleri Bağdat’ı bombalamaya başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrası, yeryüzünün gördüğü en büyük ve en ağır bombardıman tam 40 gün devam etti. Müttefik uçakları Irak üzerinde 110 bin sorti yaptı ve 85 bin patlayıcı bıraktı. Kara savaşının başladığı 24 Şubat’ın üzerinden bir hafta geçmişti ki Irak teslim bayrağını çektiğini tüm dünyaya duyurdu.”[1]

-Körfez savaşında merhum Turgut Özal,şimdiye kadar hep yanlış anlaşılıp ve yanlış uygulanan,adeta kolumuzu bağlayan;-Yurtta sulh cihanda sulh-düşüncesini farklı olarak uygulamış ve olaya cesaret ve akıllılıkla karşı koymuştur.Öyleki kendisine ayak uyduramıyan Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genel kurmay başkanı istifa etmiştir.

Bu sebeble Musul-Kerkük münakaşası netleşmemiş,bölge kontrol dışı kalmış,belki de bugünkü savaşa zemin hazırlamış oldu.

Tıpkı önceden de çözülemeyip uygulamaya konulmadığı gibi.

“IRAK SINIRI : Lozan Antlaşmasında çözümlenememiştir.Türkiye ile Irak’ın mandater devleti olarak İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelerle çözümlenmesi,eğer bu mümkün olmazsa sorunun Milletler Cemiyeti Genel Kurulunda görüşülmesi esasa bağlanmıştır. Türkiye ile İngiltere arasında yapılan görüşmelerle çözüme kavuşturulamayınca sorun Milletler Cemiyetine intikal etmiş, Milletler Cemiyeti Daimi Adalet Divanının kararı sonucu Musul-Kerkük ve Süleymaniye Irak’a bırakılmıştır. 1926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında yapılan Ankara Antlaşması ile Türkiye Musul-Kerkük ve Süleymaniye’deki iddiasından ,Musul Petrolleri gelirinin % 10’u her yıl Türkiye’ye verilmek şartıyla vazgeçmiştir.”

O günkü Dışişleri bakanının istifasından sonra yerine gelen A.K.Alptemoçin o zamanı şöyle anlatıyor:”Amerika isteseydi askeri harekatı sürdürüp 15 günde Saddam’ı bitirebilirdi.Ciddi bir direniş olmadı.Amerika eğer tamamen Saddam’ı bitirseydi Saddam b,ir tehdit olarak ortada olmayacaktı ve Amerika’nın 10 yıldan fazla süredir bölgede var olmasının bir izahı olmayacaktı.Yani Saddam’ı vursaydı Suudi arabistan’da kalamazdı,gemilerini alıp gitmesi gerekirdi.Kendisi çok büyük masraflar yapmıştı.Yaptığı masrafın karşılığını almak için geri döndü.Kısaca Saddam’ı bir giyotin gibi,Demokles’in kılıcı gibi kullandı.-Giderim ha,gidersem Saddam gelir-dedi.”[2]

Bu çıkışın en önemli bize olan katkısı,askeriyenin modernizasyonu olmuştur.Bu vesile ile F16 savaş uçakları projesi gerçekleşmiştir.

O gün olduğu gibi bugün de batı özellikle İngiltere kuzey cephesi üzerinde durmaktadır.İngiltere dün olduğu gibi,bu günde Musul-Kerkük petrollerini arzulamakta,haritalarını da bu sınırlar çerçevesinde yapmaktadır.

Nitekim:” Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Başvekili Lloyd George’nin: Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu’da nesi var? Orada medeniyet vesikası olarak ne kalmışsa Yunan’ın, Roma’nın, Bizans’ındır Türklerin Anadolu ‘daki evleri sazdan ve kerpiçten harabelerden ibarettir. Şimdi böyle bir alemi veya onun güzel parçalarını Türklere nasıl bırakırsınız?” demesi üzerine henüz aklını ve vicdanını yitirmemiş bir batılı düşünür olan Eugene Pitard ın Cenevre’nin ünlü bir gazetesinde Loyd George’a cevap olarak:

Efendiler, Konya’daki İnce Minare’nin kapısı ile, İstanbul’daki muhteşem Süleymaniye’nin kubbelerini yapan millete karşı böyle söylenemez. Haddinizi biliniz…” diye harika bir cevap..”vermiştir.

Bağdad tarih boyunca bir çok güzelliklere sahne olduğu gibi,bir çok ciğer parçalayıcı tarihi hadiselere de sahne olmuştur.Nitekim:” Büyük İslam seyyahı İbn-i Batuta’nın yazdığına göre 1258’de Moğolların Bağdat’da 24.000 ilim adamını öldürdüğünü .Şehirdeki kütüphanelerdeki yüzbinlerce kitabı çıkartıp Dicle nehrine attığını ve bunların çokluğundan dolayı adeta nehrin önünde bir baraj oluştuğunu.

Bunun üzerine Moğolların, ırmağın taşmasından korkup geri kalan kitapları cayır cayır yaktıklarını…”yazmaktadır.

Halepçede de zulüm yaşandı.”CIA eski bir yetkilisi Kuzey Irak’taki Halepçe’de 1988’deki kimyasal saldırıda ölümlerin sebebini açıkladı.

Bu durum İsrail’in de Mezepotamya ya kadar uzanma iştahını kabartmakta ve hayalini kurup yaşatmaktadır.

Çünki genel olarak batı ve siyaseti menfaat üzerine dönmektedir.” Meşhur Amerikalı yazar Mark Twain’e: “İnsan hayatının gayesi nedir? . Nasıl zengin olabiliriz?” diye sormaları üzerine onun .

“Eğer becerebilirsek şerefsizce, mecbur olursak namuslu yoldan. Tek ve gerçek tanrı kimdir? Tanrı paradır. Altın, dolar ve hisse senedi, Baba, oğul ve ruhları” cevabını vererek Amerikan hayat felsefesini formüle..”etmiştir.

1991’de 43 gün süren Körfez savaşı,200 bin insanın ölümüyle son bulmuştur.

Araplara maddi maliyeti ise 700 milyar dolardır.

Savaşan taraf ise kendi kayıblarının 41,1 milyar dolar olduğunu açıklamıştır.

8 yıl süren İran-Irak savaşında ise 1 trilyon dolar ve 1 milyon insan kaybedilmiştir.

Buda yetmemiş gibi Körfez savaşından sonra Irak’ın ihraç ettiği petrolden % 25 savaş tazminatı alınmıştır.

Petrolden yıllık geliri 10 milyar dolar olan ve 214 milyar ödemeye mahkum edilen Irak’ın ödeyeceği % 25’lik tazminat büyük bir yekun tutmaktadır.

Öyle ki,bu savaş giderlerinin karşılığında yapılacak olanlar:” 1991 yılında meydana gelen Körfez Savaşı’nın bir günlük maliyeti ile 3 milyon çocuğun 2, 7 yıllık süt ihtiyacının karşılanabildiğini…

Bu savaşın otuz günlük savaş gideri ile 50 milyon insanın 4 yıllık ekmek ihtiyacının giderilebildiğini…

1 adet Stealth avcı uçağının bedeli ile 13 milyon kitap alına bildiğini . . .

Ve 1 adet Patroit füzesi ile 74 milyon adet fidan dikildiğini .. “istatistikler göstermiştir.

Bütün bunların altında iştahları kabartan Irak Petrolleri olmaktadır.Bu kavga da Petrol Kavgasıdır.

Milliyetçi bir özelliğe sahip,Sosyalist Baas Partisinin kurucusu,despot bir lider olan Saddam;köklü bir gizli servise ve güce sahip olan egoist bir insandır.

O dönemde başta Türkiye olmak üzere bir çok Arap ülkeleri onun hırsı neticesinde maddi ve manevi kriz yaşadı.

ABD yıllardır İsrail’in Filistin’de yaptığını görmemekte,Irak’ı imha silahları üretmekle ittiham edip,terörü kaldırma fedailiği yapmaktadır.

O halde kimdir terörist?

”TIME, milyonlarca satan ve dünyanın dört bir tarafında okunan bir dergi. İnternet sitesinde değişik konularda okur anketi yapan TIME, kısa süre önce, tartışmaya açtı: “Hangi ülke 2003 yılında dünya barışı için en büyük tehdidi teşkil ediyor?” Bu soruya cevap verecekler üç ülke arasında tercih kullanmak zorundalar. İlk ikisi ABD başkanı George Bush’un ‘şer ekseni’ tanımına uyan ülkeler: Irak ve Kuzey Kore… Üçüncü ülke ise, Bush’un başında bulunduğu ABD…

Bu soruyu sorarken, TIME, Irak ve K. Kore’nin neden tehdit unsuru olduğuna dair uzun izahat veriyor, ABD konusunda ise susuyor… Bu soruya şimdiye kadar cevap veren 300 bine yakın kişinin kanaati şu: En büyük tehdit ABD (yüzde 83.9); Irak (8.6) ve K. Kore (7.5) açık arayla geride… “[3]

Televizyonda İngiliz başbakanı Tony Blair-e halk sorduğu soruda:” . Bir katılımcı, “Amerika’nın o kadar uydusu, âleti-edavâtı var da, Irak’ta bulunduğu söylenen kitle imha silâhlarının yerini tespitte nasıl zorlanıyor?” diye sordu sözgelimi… Blair’in cevabı ‘kem, küm’den ibaret kaldı. Bir diğer katılımcı, Blair’in konuyu ısrarla Saddam Hüseyin’e çekme gayretlerine şu soruyla sınır getiriverdi: “Sayın başbakan. Bu savaşın, demokrasi diye bir derdi bulunmayan, istikrarı bozan, insan haklarını ihlâl eden bir diktatörden kurtulmak için yapılacağını söylüyorsunuz. Acaba, bunu, Bay Bush’a karşı açılacak bir savaş izleyebilir mi?”

İşte size bir katılımcı bayanın sorusu: “Nükleer silâhlara sahip olmaya, geliştirmeye tamamen karşıyım. Bu yüzden ABD ve İngiltere’nin nükleer silâhları da beni rahatsız ediyor. Ülkemizin sayısız nükleer silâhı var; ABD’nin de… Unutmayalım, ABD, nükleer bomba fırlatmış bir ülke. Kendimiz elimizdeki nükleer silâhlardan kurtulmak için hiçbir şey yapmazken, Irak’ı nükleer silâh geliştirdiği için nasıl eleştirebiliriz? Bunu yapmak inanılmaz biçimde ikiyüzlülük olmaz mı?”[4]

Amerikanın en büyük isteği;Türkiyenin savaşta kendisine yardım etmesinden ziyade yanında yer alma görüntüsü vermesindedir.Maddi destekten fazla,manevi destek istemektedir ki,bu da garantörlük anlamına gelmektedir.Gerek Araplara,gerek Türklere ve Türk cumhuriyetlerine,Gerek Kürtlere hatta Gerekse rusyaya ve Çin’e karşı bir sigorta ve garanti değeri taşımaktadır.

”Saddam’dan sonra hedef: ARAFAT

m4.gif (10091 bytes) İsrail’de yayınlanan Yediot Ahronot Gazetesi, Şaron ve Bush’un Saddam Hüseyin’in safdışı edilmesinden sonra, Arafat’tan “kurtulmak” konusunda anlaştığını yazdı.

 Gazetenin haberinde, geniş yetkiye sahip bir başbakan atamayı reddetmesi halinde Filistin Lideri Yaser Arafat’ın, kendi aralarında anlaşan Bush ve Şaron tarafından Filistin topraklarından çıkarılacağını belirttiler.”[5]Ve ondan sonra sıradaki Pakistan ve sıradaki!….

”İKİNCİ HEDEF SURİYE
IRAK’A askeri harekat için son hazırlıklarını yapan ABD, Irak’ın işgalinden sonraki planları hakkında ipuçları vermeye başladı. Şarkul Evsat gazetesine konuşan ABD Savunma Bakanlığı Pentagon Danışmanı Richard Perle, reformları yapmaması halinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın “Saddam’dan sonra ikinci hedef” olabileceğini söyledi. “ [6]

“MUSEVİ entellektüel İsrael Shamir, Irak’tan sonra operasyonun İran, Suudi Arabistan ve Pakistan’la devam edeceğini belirterek, ABD’yi İsrail’in yönlendirdiğini söyledi.”

“Rus asıllı anti siyonist entelektüel Yahudi İsrael Shamir uyardı:

ABD’nin vekili gibi davranmayın

m2.gif (9988 bytes)“ABD bu izlediği politikayla sadece İslamiyet’e değil Yahudilik ve Hıristiyanlık’a da zarar vermektedir. Bu gidişattan aklı selim, insaflı dindar Yahudi ve Hıristiyanlar da rahatsızdır. Osmanlı yönetimi altında yaşayan Hıristiyan ve Yahudiler, Avrupa ve ABD’de yaşayan Hıristiyan ve Yahudilerden daha fazla özgürdüler. “ [7]

Dünyayı Amerika yönlendirirken,Amerika’yı da İsrail yönlendirmektedir.Zira bu Irak savaşı ve hesabı İsrailin hesabına gelmekte ve onun tarafından düzenlenmektedir.

”11 Eylül sonrası, Afganistan seferini başlatmadan önce, saldırılara ‘Haçlı Savaşı’ adını, sonradan “Dili sürçtü” mâzereti ardına sığınılsa da, George W. Bush takmıştı… Bush, şimdilerde de, “Aydınlık” ve “Karanlık” gibi kavramlar üzerinden dilini sürçtürüyor… Dil alıştığı yerde sürçer…”[8]

T.Kıvanç köşesinde [9] tarihli belgesinde,Urfa’da kendilerini gizleyen bir çok museviden haber vermektedir.Öyleki bunların tam bir müslüman gibi göründükleri,her türlü takiyyeyi yaptıklarını nakleder.(JTA’-‘Jewish Telegraphic Agency’ -nın sitesinde,Gutman) “Tevrat’ın hakkında ‘Hz.İbrahim develerine su içirmek için konaklamıştı’ yazdığı tarihî kentin Musevileri, hayatta kalabilmek için, takkelerini ve dinlerine ait kitapları evlerinin gizli bir köşesinde saklıyorlar…”

İsrail genişlemek amacıyla,ABD menfaat icabı,İngiltere siyaseti gereği kürt devletinin kurulması hesabını yapmakta ve bu doğrultuda planlarını yürütmektedirler. Tıpkı hadisde haber verilen;”Her bir ağaç arkasına saklanan yahudiyi haber verirken, bir ağacın onu saklayacağı…”ifadesi ve koruyucusu ABD olarak görülmektedir.Çekiç güç bunu sürdürürken,şimdi daha hesaplı ve uzun vadede sürdürülmek istenmektedir.5 bin PKK’lı ile 30-dan fazla silahlı kürt grubları ancak bu destekle varlıklarını sürdürebilirler.

“İngiltere’de yayımlanan The Times gazetesi, PKK olan adını KADEK olarak değiştiren terör örgütünün Türkiye’ye karşı yeniden savaş açma tehdidinde bulunduğunu öne sürdü.
Gazete, ”Türk askerinin Kuzey Irak’a girmesi halinde Türkiye’nin her yerinde, kentlerinde, kırsal alanlarında, ekonomik, askeri, bürokratik hedeflerine karşı eylemler düzenleriz” iddiasında bulunan terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ı, ”KADEK’in komutanı” olarak tanıttı.
The Times yazarı Antony Loyd, Kandil dağlarındaki kampında konuştuğunu belirttiği terörist Osman Öcalan’ı ”ayı görünümlü” bir kişi olarak tarif etti.
Loyd, terörist Osman Öcalan’ın İngiltere ve ABD’yi de tehdit ettiğini ve ”Kürt meselesi halledilmedikçe, bu iki ülke Kürtlerle ilgili politikalarına açıklık getirmedikçe, onlara destek vermeyiz” dediğini bildirdi.
Times, ABD’nin istemesi durumunda da terör örgütü KADEK’in silahlarını bırakmayacağını, bu durumda ABD’ye karşı direneceklerini belirten terörist Öcalan’ın, Türkiye, Irak ve İran’da silahlı militanları bulunduğunu söylediğine dikkati çekti.”[10]

Bir asırdır kullanılan kürtler,bu seferde daha ümitlendirilerek kullanılmaya çalışıldılar,böylece Irak’dan alınacak silahlar ve Irak engelinin kaldırılması teklifleri ve Kerkük’ün ele geçme ve başkent yapılması tuzak ve avutmacalarıyla yine kırdırılmaya çalışılmaktadırlar.Herkesin ağzına bal çalınmakta.Irak saddam’dan kurtarılma ile ümitlendirilirken,Türkmenler,Şiiler,Kürtler,İran,Türkiye,İngiltere,Rusya hepside ABD avcısının avına bakmakta,pek fazla bir şey yapamamaktadır.Sadece yeni dünya düzeninde düzenlemede rol almak,az zararla kurtulmak en hesaplı olanı.

“Ulusal Hukuk ve Ekonomi Haklarını Koruma Girişimleri Sözcüsü Cahit Deniz, ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt gruplarla 16 Aralık 1998’de gizli bir anlaşma imzaladığını ve “onlara akseri koruma sağlayacağı” sözünü verdiğini açıkladı.”[11]

Dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi,Irak’da da problem çözülmeyecek belki problem büyütülerek bırakılacak ki,her zaman gelme ve davet edilme imkanı doğmuş olsun!

“Amerikan dış politikasını ‘İsrail güdümlü’ bir politika olarak tanımlayan Illinois Üniversitesi öğretim görevlisi Carl Estabrook, “İsrail, devlet olarak varlığını kargaşa, kaos ve savaşlara borçludur” diyor. CounterPunch gazetesindeki yazısında, “İsrail, ordusu olan bir devlet değil, devleti olan bir ordudur” önermesinden hareket eden sosyolog ve tarihçi Carl Estabrook, “küresel güvenlik” denilen ama aslında “küresel yayılma ve saldırganlık” anlamına gelen ABD”nin İsrail kaynaklı yeni uluslararası stratejilerini yorumluyor. Chomsky’nin, “İsrail devleti Amerika’nin sınır karakolu ve Pentagon’un keşif koludur” tespitini aktaran Carl Estabrook, yazısına Chomsky’den şu uzun alıntıyla devam ediyor: “Ne yazık ki İsrail, giderek ABD’nin bir benzeri olmaya başladı. Şu an endüstrileşmiş ülkeler arasında, gelir dağılımı en adaletsiz ve sosyal devlet sistemi en dengesiz olan ülke Amerika’dır.”

“ABD’nin Irak’ı ve Ortadoğu’yu işgal etme politikası, İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan olaylar serisiyle büyük bir benzerlik gösteriyor.”[12]

”Bu savaşın ardında İsrail var

“Amerika’da bulunan Utah Üniversitesi’nde, ABD’nin önde gelen dış politika yöneticilerinin de hazır bulunduğu bir panelde konuşan İsrail Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Sneh, Irak’ın varlığını İsrail için büyük bir tehlike olarak nitelendirdi. İsrail’de Sağlık, Ulaştırma ve Savunma Bakanlığı görevlerinde de bulunan Sneh’in Irak Savaşı ve sonrasıyla ilgili çarpıcı açıklamaları şu şekilde:
GERÇEK NİYETLERİ
1: Saddam Hüseyin yönetimindeki bir Irak, İsrail’in varlığına yönelmiş en ciddi tehditlerden biri.
2: Saddam Hüseyin, Filistin’deki ‘terör örgütleri’ni yönlendirip, finansal destek sağlıyor.
3: Saddam Hüseyin, şehadet eylemi düzenleyenlerin ailelerine 15’er bin dolarlık yardım yapıyor.
4: İsrail, savaştan sonra kurulacak Kürt Devleti’ne destek verecek. Çünkü bağımsız bir Kürt Devleti’nin kurulması İsrail’in çıkarları açısından son derece önemli.
5: ABD; Irak’tan sonra İran’ı da mutlaka hizaya getirilmeli. Savaş sonrasında İran merkezli oluşacak bir anti-Amerikancılık hem İsrail’i hem de ABD’yi zor durumda bırakacaktır. “[13]

” 26 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nu toplayan Amerikalılar bir Yahudi devletinin kurulması için oylama istediler..

Yani başkalarının toprağını başkalarına vermek için başkalarının onayını istediler..

Birinci oylamada çoğunluğu sağlayamayan Amerikalılar ertesi gün için 2.oylama istediler.. Ancak her türlü rüşvet, baskı, şantaj, tehdit yöntemlerine başvuran Amerikalılar yine de gerekli desteği bulamadılar.

Bir gün ara veren Amerikalılar çoğunluğu (13 ülke) Latin Amerika ülkesi olan üye ülkelere inanılmayacak düzeyde baskı ve tehdit uygulayarak 29 Kasım’da tüzüğe aykırı olarak 3. oylama yaptırarak gerekli çoğunluğu 1 oy farkla sağladılar ve Filistin toprağı üzerinde siyonist bir İsrail devletinin kurulmasını sağladılar..

Kurulduğu günden itibaren Amerikalılar’ın her türlü destiğine sahip olan ‘meşru’ İsrail devleti kendi aleyhinde BM Genel Kurulu’nda ve BM Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen 200’ü aşkın kararlardan hiçbirini uygulamadı. Amerikalılar da en az 60 kez veto hakkını kullanarak kendi kurdurdukları ‘meşru’ siyonist İsrail devletini korudular.

55 yıl önce kurulan böylesi ‘meşru’ İsrail devleti şimdiye kadar 5 kez Araplar’la savaşa girişti (1948-1956-1967-1974-1982 ) ve bölgede ne kadar sorun varsa müsebbibi oldu..

Tüm bu savaşlarında arkasında Amerikalılar’ı bulan ‘meşru’ İsrail devleti yüzbinlerce Müslüman ve Hıristiyan Filistinli ve Arap’ın ölümüne neden oldu..

Bölgede belki de dünyada ne kadar bela yaşandıysa arkasında Amerikalılar’ın BM’de tehdit ve şantajlarla kurduğu ‘meşru’ İsrail devletini bulabilirsiniz!! Bu tesbit Irak sorunu için de geçerlidir!! “[14]

Bununla yapılmak istenen;bir yandan dünyanın 2.büyük rezervine sahib olan Irak petrollerini kontrol altına almak,bir diğeri de İsrailin önündeki büyük engel olarak görülen Irak engelini ve tehdidini kaldırmak.

”Kimyasal silah tesisini ingilizler yapmış.”[15]

”ŞİMDİ DE KÜRT KARTI
Bush yönetimi, Türkiye’den, Kuzey Irak’a asker göndermemesini istedi ve aksi halde Türk birlikleri ile sadece Kürt gruplarının değil, ABD askerlerinin de çatışmaya girmesi tehlikesi doğacağı uyarısında bulundu. Geçen hafta, ABD Genelkurmay Başkanı General Richard Myers’ın, “TBMM, ABD askerine izin vermezken, Türk askerlerinin de Irak’a girmesini engellemiş oldu” açıklamasıyla gündeme gelen ve Başkan Bush’un Başbakan Tayyip Erdoğan’a gönderdiği tebrik mektubuna da, yansıdığı öğrenilen mesaj, son olarak ABD’nin Kuzey Irak’tan sorumlu yetkilisi Zalmay Halilzad tarafından Türk yetkililere aktarıldı.”[16]

”TÜRK BİRLİĞİ YAYILIYOR
Kuzey Irak’taki Türk birlikleri, Kürt gruplara ait silahlı peşmergelerin saldırı olasılığına karşı tanklar ve zırhlı araçlarla 30 kilometre derinliğe kadar yayıldı.”[17]

”TÜRK-KÜRT KRİZİ OLABİLİR
Operasyonda bir görevlerinin de Türk-Kürt çatışmasını önlemek olduğunu söyleyen Franks, “Ne olacağını kestiremiyorum” diye konuştu…”[18]

“Prof. Küçük: Kürt-Yahudi devleti kurulacak

SUNUŞ
Amerika terör bahanesiyle Irak’ı istila ederek Ortadoğu’ya yerleşmenin hazırlıklarını yaparken; Prof. Dr. Yalçın Küçük, Vakit’e inanılmaz açıklamalarda bulundu. Yalçın Küçük’le muhtemel savaşın nelere mal olacağını ve ilerde Türkiye için ne tür olumsuzlukların meydana geleceğini, sözkonusu saldırının İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik olup-olmadığını konuştuk.
Yaptığı çalışmalarla Türkiye’deki “Gizli Yahudiler” ile Sabataistlerin maskesini düşüren Prof. Dr. Küçük, ABD’nin yüzyılın savaşını çıkarmak için düğmeye bastığını; bunda ise Kripto-Yahudilerin etkin olduğunu vurguladı. ABD ve İsrail’in Kuzey Irak’ta “Kürdo-Judaik” bir devlet peşinde olduğunu söyleyen Küçük, Türkiye’nin yıllardır dış politikasında attığı yanlış adımların nelere mal olduğunu çarpıcı örneklerle dile getirdi. Prof. Küçük’e yönelttiğimiz sorular ve cevapları şöyle:

– Amerika’nın Irak’a yönelik muhtemel istilasının, İsrail’in güvenliğini sağlama amaçlı olduğu vurgulanıyor. Bu iddia doğru mu?
– Bu operasyon sadece İsrail’in güvenliğini sağlamak için sağı solu rahatsız etmeye yönelik değildir. İsrail’in güvenliğini sağlamanın yanında, Amerika’nın dünya hakimiyeti ve bölgedeki hegemonyasını pekiştirmeye yönelik organizmalar oluşturmak içindir.
KÜRDO-JUDAİK DEVLET KURULUYOR
Tabii ki İsrail’in güvenliği ABD için çok önemlidir. Çünkü İsrail ABD’nin karakoludur. Ancak İsrail, bölgede rahat bir şekilde yaşamak için “Büyük İsrail’i” kurmak zorundadır. İsrail bölgede biraz toprak genişletmek ve daha fazla Yahudiyi kalıcı hale getirmekle kalmayacak. Büyük İsrail’in kurulması ve bölgedeki hegemonyanın sürdürülmesi için Amerika buraya gelecek. Bu savaş; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen haritaya itirazdır. Yeni bir harita yapılması amaçlanıyor. Şöyle de ifade edilebilir: Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yapılamayanlar, şimdi yapılmak isteniyor. Ayrıca bölgede bir “Kürdo-Judaik” devlet kurulacaktır.
– Kürdo-Judaik” devleti biraz açar mısınız?
– Kürdo-Judaik; Kürt-Yahudi devleti demek. Bu devletin kurulma hazırlıkları yapılıyor.
– Böyle bir yapılanma İsrail’e ne katacak?
– İsrail’e yeniden hayat verecek. Bölgenin ikinci sorunlu devleti Kürdo-Judaik olacağı için, dikkatler İsrail’in üzerinden buraya yoğunlaşacak. Bu iş için de Mesut Barzani ön plana çıkartılıyor. Ancak şunu hemen ifade edeyim ki: Mesut Barzani ve Celal Talabani, Türkiye’deki bir çok politikacıdan daha tecrübeli ve akıllıdırlar. Aşiretten geliyorlar. Bazı solcu yazar çizer takımı ile emekli paşalardan daha zekidirler.
Barzani ve Talabani, Amerika ve İsrail istemediği takdirde devleti resmen açıklamazlar. Ama bir devlet halinde olurlar. Kuzey Irak’ta devlet kurulmasını ise Türkiye sağlamıştır. Postanesini, televizyonunu Türk Devleti kurdu. Parayı Türkiye vermiştir. Barzani ve Talabani Ankara’ya geldikleri zaman ben karşılamadım! Barzani ve Talabani’yi karşılayıp ağırlayanlar bugün hesaplarını iyi yapsınlar.
DÜNYA, “TÜRKİYE ÜS OLDU” DİYOR
– Bu savaşın amacı nedir? Ekonomik çıkar elde etmek mi, yoksa bölgeye ideoloji yerleştirmek mi?
– Savaşın amaçlarından bir tanesi; elbetteki ekonomik çıkarlardı. Amerika’nın Irak’a saldırmasının temelinde sadece Kürdo-Judaik bir devlet kurulması da yoktur. O zaten olmuş. Ama bunu bir adım daha ileriye götürmeyi amaçlıyor. Nitekim burada çok kararlı bir şekilde Grossman ve diğerleri, “Türkiye, Kuzey Irak’a girmesin” diyorlar. Türkiye’nin istenmemesinin sebebi ise orada oluşturulan yapıyı rahatlıkla hayata geçirmektir.
Türkiye’nin Kuzey Irak’la ilgili politikasını da çok gerçekçi görmüyorum. Türkiye ne yazık ki burada silik ve kişiliksiz bir dış politika yürütüyor. Üslerini açma noktasında dünyada büyük eleştiriler aldı. Dünya, “Türkiye ABD’ye üsleri açtı” demiyor. “Türkiye üs oldu” diyorlar. Siz Türkiye’yi böyle üs yapacaksınız ve kontrol edemeyecek konuma getireceksiniz; ondan sonra da geçip “her şey kontrolümüz altında” diyeceksiniz. Buna kimse inanmaz. Amerika bölgeye 200 bin asker yerleştirecek, ardından ise Türkiye 20-30 bin askeriyle bölgeye girip bir Kürt devletinin kurulmasını engelleyecek! Olur mu öyle şey!.. Bu düşünceler fantaziden ibarettir. Bunların hiçbir gerçekçiliği yoktur. Türk Genelkurmayı eğer bu düşüncede ise çok büyük yanlış içerisindedir.
İsrail’in vahşetine, siyonizme karşı sağlam bir şekilde durmak gerekiyor. Ben anti-siyonistim, bunu her yerde de rahatlıkla ifade ediyorum. Ancak şu gerçeğin altını çizmeden geçemeyeceğim: Türk aydını, özellikle de solu; anti-semitik görünmemek için siyonizme göz kırpıyor.
– İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı’nda bölgede çizdiği haritayı, Amerika yeniden şekillendirmek mi istiyor?
– Bundan evvelki Büyük Biritanya Dışişleri Bakanı Robin Cook idi. Cook dedi ki: “Türkiye’nin güney sınırları belli değil”. Yine ABD eski Başkanı Bill Clinton aynı anlama gelecek sözler ileri sürerek “Ben harita okuyorum” dedi. Ama Türkiye’deki bazı aydınlar aşağılık kompleksine kapıldıkları için “Clinton bize çalışıyor” dediler. Ama adamlar harita üzerinden çalışıp dünyada istedikleri bölgeye diledikleri dizaynı vermek çabasındalar.
Herkesin inancına saygım var. Eğer Kuzey Irak’taki Kürt liderlerinin “Kripto-Yahudi” olduğunu çıkarttıysam; bu yalnış politikayı bozmak içindir. “Barzanilerin yahudi olmadıklarını açıkladıklarını, buna rağmen hangi delillerle onların ‘Kripto-Yahudi’ olduklarını ileri sürüyorsunuz?” diye soruyorlar. Ben onların yüzde yüz yahudi olduklarını söylemiyorum. Ben bilim adamıyım ve elimdeki bilgilere göre konuşurum.
Birileri gibi el etek öperek bu konuma gelmedim. İranoloji ve Kürdoloji okudum. Paris Üniversitesi’ndeki bölüm hocam da çok radikal bir Yahudiydi. Ondan da aldığımız derslerde, Barzani Ailesinde Mustafa Barzani’nin sıkıştığı zaman Telaviv’deki akrabaları olan Kürt Yahudilerinin yanına gittiğine dair belgeler var. Bir çok defa Nasır, Mustafa Barzani’den sembolik olarak üç Kürt askerinin İsrail’e karşı yürütülen savaşa destek olarak gönderilmesini istemiştir. Ancak Barzani, hiçbir zaman Kürt askerlerini göndermemiştir. Biz bunlara bakarız. İsrail de bunları göz önünde bulundurur. Onun için de İsrail, Öcalan’ı getirdiğine dair bütün haberleri yalanlamaya özen gösteriyor.
Prof. Küçük: Kürt-Yahudi devleti kurulacak
Çünkü kendi içindeki ve dışındaki Kürtlere ve aradaki bu duygusal yakınlığı zedelemek istemez. Kuzey’deki Kürtlerin İsrail’e yakınlığını da yadırgamam. Çünkü Araplar Kürtlere kötü davrandılar.
Bütün bunları şunun için söylüyorum: “Ey Türk yöneticileri bunları kazanın. Kürtler, bu topraklara bağlıdır. Bak görüyorsunuz yüzde 85 oy veriyor. Bunlara sahip çıkın. Türkiye’deki Kürtleri devamlı döverek, söverek bir neticeye ulaşamazsınız. Anlayın artık” gerçeğinin bilinç altına yerleşmesini istiyorum.
“KÂR-ZARAR HESABIYLA SAVAŞ OLMAZ”
– Peki Türkiye nasıl bir strateji izlemeli ki hem ABD ve İsrail’in Kürt devleti kurulması planına engel olsun hem de olup bitenleri en az zararla atlatsın?
– Kâr-zarar hesabıyla savaş olmaz. Komşunda yangın çıkarsa senin evin de mutlaka zarar görür. “Savaş çıkacak bunun engelleyemem, dolayısıyla güçlüden yana olayım ve destek vererek zararımı aza indireyim” hesabı ahlâki değildir. Hayatım, gençlik yıllarım “olur mu böyle olur mu kardeş kardeşi vurur mu?” marşlarını söylemekle geçti. Kuzey Irak’taki Kürtler ile Türkiye’deki vatandaşlarımız akrabadırlar. Ancak şu da unutulmamalıdır ki Iraklılar da kardeşlerimizdir. Kıbrıs’a sahip çıktığımızdan çok daha fazla bir şekilde bölgedeki kardeş ülkelere sahip çıkmak gerekiyor. Çünkü biz çok daha uzun bir süre o topraklarda yaşadık. Her Türk’ün şunu söylemesi gerekiyor: “Ey Amerika! Sen bu benim 500 yıl yaşadığım bu topraklarda istediğini yapamazsın. Senin bu topraklar da ne işin var?”
Onun için sağcısıyla-solcusuyla, İslâmcısıyla kemalistiyle her Türk aydının bu kirli savaşa karşı çıkması gerek. “Savaş önlenmez” bahanesinin arkasına gizlenmeye hiç lüzum yok. Türkiye “Ey Amerika bölgedeki komşularıma saldırırsan ben de Araplarla birlikte seninle savaşırım” derse “savaş” kendiliğinden önlenmiş olur.
Bu savaş yüzyıl savaşı olacak. Amerika veya başka güçlerin buradaki üç günlük üstünlüğü başarı saymaz. Bu savaş devam eder. Dolayısıyla topraklarınızı o güçlere açtığınızda yüzyıl savaşının hedefi oluyorsunuz. Savaşa duyulan öfke gayet iyi. İslâmcı kitle savaşa karşı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi Sabataycılar, iktidar partilerinde kümelenmeye çalışıyorlar. Eğer Sabataycıların etkisiyle Amerika’nın yanında yer alarak Türkiye savaşa girerse, iktidardaki parti için çok büyük olumsuzluk olur. ABD, ikinci bir tezkerenin Meclis’ten geçmesi için bastırıyor. Çünkü bu yöntemle dünyaya “Türkiye’de en İslâmcı parti iktidarda olduğu sırada savaş kararına destek verildi” mesajı verilmek isteniyor. Bugün hükümetteki politikacılar, bir yandan Sabatayistlerle diğer yandan Kripto-Yahudilerle sarılmışlardır.
Türkiye’de Dışişlerine Sabatayistlerin hakim olduğuna dair görüşüm bir yasa haline geldi. Yaşar Yakış sınıf arkadaşımdır. Yaşar Yakış, Dışişlerindeki yapının kendisini kabul etmediğinden yakındı. Çok vahim bir gerçeği sizin aracılığınızla kamuoyuna açıklamak istiyorum: Amerikalı yetkililer, en kritik görüşmeleri ne Başbakan’la ne de Dışişleri Bakanı ile yapıyorlar. Tüm görüşmeleri Uğur Ziyal’le yapıyorlar. Bilindiği gibi Uğur Ziyal’i, İsmail Cem getirdi. Bundan önceki Dışişleri Bakanı da aynı inancın adamıydı. Ama Şükrü Sina Gürel’e güvenmedikleri için yine Uğur Ziyal’le görüşüyorlardı. Dick Cheney’nin, Colin Powell’ın ne dediğini Türkiye, Uğur Ziyal’den öğreniyor. O da Ziyal’ın aktardığı kadarını biliyoruz.
“AMERİKA SONUNDA PERİŞAN OLACAK”
Türkiye’deki garip ilişkiler, bağlantılar göz önünde bulundurulup bir değerlendirme yapıldığında ülkemizin ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğu anlaşılır. Hiç kimse “Amerika gelecek Irak’a demokrasi yerleştirecek ve gidecek” şeklindeki hayal ürünü düşünceleri ileri sürmesin. Amerika’nın bölgeye gelmesi hem Türkiye’de hem de bütün dünyadaki dengeleri altüst edecek. Şuna inanıyorum: Bölge ve dünya dengeleri değişse de eninde sonunda Amerika buradan perişan olarak çıkacaktır.
– ABD’nin bölgeye yerleştikten sonra Suriye, Suudi Arabistan’a el atacağı ifade ediliyor. Peki İran’a yönelik her hangi bir hareketin içine de girebilir mi?
– Niye 1967’yi örnek alıyorum? İsrail’in kuruluşu niye 1948 değil de 1967? Çünkü 1967 İsrail’in burada yaşayacağını gösteren tarih. Bu tarihten sonra dünyanın her tarafından ister açık Yahudi, ister Sabatayist, isterse Kripto-Yahudi olsun tüm Museviler, nerede bulunuyorlarsa bulunsunlar İsrail’e sadakatlerini bildirdiler. 1973 de çok önemlidir. 1973 şunu gösterdi ki; Araplar, Sovyetlerin desteği de olsa İsrail’i buradan kazıyamayacaklar. Ancak son zamanlarda İsrail çok zayıfladı. İstikrarı sağlayamıyor. Enflasyonu var, halkının büyük kısmı artık savaş istemiyor. İsrail’i terk edenlerin sayısı artıyor. Olup bitenleri ise Amerika önleyemiyor.
Yaptığım analizlere göre; yukarıda izah ettiğim nedenlerden dolayı bir çıkış yolu aranıyor. Amerika’nın Ortadoğu’daki hegemonyası zamanla zayıfladığı için de, İsrail gibi ikinci bir karakol kurma çabası içine girildi. Bu karakolun resmen ilanı ise ileriki zamana bırakılacak. Bununla birlikte Amerika kendi varlıklarını uzunca bir süre hem Türkiye’den hem de bölgeden çekmeyecektir. ABD unsurları gitmedikçe de tehlike ve tehdit sürer. ABD, Irak’tan sonra savaşı Suriye ile yapacak. Suriye düşürüldükten sonra ise, İsrail’in GAP’tan tutun Ermenistan’a kadar yolu açılmış olur. İran, bölgedeki savaşa müdahale etmedikçe, ABD’nin Farisilerle savaşı göze alacağını tahmin etmiyorum.
Türkiye iki nüfuz bölgesine ayrıldı
Başka bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum: Birinci Dünya Savaşı’ndan önce İran iki nüfuz bölgesine ayrılmıştır. Kuzeyi Rusya nüfuz bölgesi, Güneyi ise İngiltere nüfuz bölgesiydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da aynısı oldu. Ama şimdi şunu kabul edeceğiz. Bizim için büyük utanç vesilesi olarak kabul etmemiz gereken bir gerçek var. O da şudur: Türkiye ne yazık ki artık iki nüfuz bölgesine ayrılmıştır. İskenderun ile Samsun arasındaki hattın doğusu; Amerikan nüfuz bölgesi, Batısı da Avrupa nüfuz bölgesidir. Ve görülüyor ki Meclis’in kararı olmadan Amerika, nüfuz bölgesini istediği gibi kullanıyor.
– Sayın Küçük bu çok ağır bir değerlendirme değil mi?
– Amerika, Türkiye’yi iki nüfuz bölgesine ayırdı demiyorum ki. Türkiye çok büyük zaafiyet gösterdiği için iki nüfuz bölgesine ayrıldı. Amerika’nın elinde olsa bütün Türkiye’yi tek nüfuz bölgesi yapardı. Ülkemiz ne yazık ki iki nüfuz bölgesine ayrılmış durumdadır. Amerika’nın İzmir’le, Bursa ile bir ilgisi yok. Ama Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki her ilimizle yakından ilgilidir.
– Buna kim veya kimler neden oldu, niçin engel olunamıyor?
– Ekonomik ve siyasal olarak çok zayıf durumdayız. Ayrıyeten bazı yöneticilerimizin “gaflet” ve “delalet” içinde olmaları nedeniyle engel olunamıyor. Artık gayet açık. Osmanlıların son dönemlerinden bile çok daha utanç verici bir vaziyetteyiz. Amerika yanı başımızdaki komşumuza saldırmak için hazırlık yapıyor, İstanbul Matbuatı ise sevinç ve çığlıklar eşliğinde “Kapılar açıldı” manşeti atıyorlar.
TÜSİAD gizli Yahudi hakimiyeti altında
Bugün Türkiye’de hukuku altüst ederek savaş isteyen ve Meclis’ten bir karar almaksızın Amerikan askerlerinin ülkemizin çeşitli bölgelerine yerleşmesini savunan ve bunu sevinçle yazan ve karşılayan TÜSİAD’dır. TÜSİAD savaşı ister, çünkü Kripto-Yahudilerinin egemenliği altındadır. Kripto-Yahudi kavramı, bilimseldir, Yahudiler de kabul eder.
– Türkiye’de Kripto Yahudiler için ne deniliyor?
– Kripto Yahudi; gizli Yahudiler demektir. Eskiden Osmanlı döneminde Kripto-Hıristiyan da vardı. Kripto ifadesinde bir hakaret yoktur, gizli demektir. TÜSİAD’da kimlerin Kripto-Yahudi olduğunu bilirim. Onlar da beni bilirler.
– Bir kaç isim verebilir misiniz?
– Hayır… kusura bakmayın vermeyeceğim… Zamanla bazı kişileri açıklıyorum. Amerika’nın Türkiye üzerinden Kuzey Irak’a girme düşüncesini Bush’a, Kripto Yahudiler önerdiler. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanları arasında Kripto Yahudilerin olabileceğini söylüyorum. Kripto Yahudilerle ilgili bir tek isim verdim: Musa Anter.
Kuzey Irak’ta Yahudi Kürt Partisi bile kuruldu
– Kuzey Irak’ta olup bitenlere ne diyorsunuz?
– Kuzey Irak’ta Kasım ayı içinde Talabani’nin izniyle Süleymaniye’de bir parti kuruldu: Kürdistan Yahudileri Milli Partisi.. Bu parti açık şekilde Süleymaniye’de faaliyet gösteriyor. Vahim olan nokta ise bu tablonun ortaya çıkmasına Türkiye’nin seyirci kalmasıdır.
– ABD; Hıristiyanlığı, İsrail ise Yahudiliği temsil ediyor. Bu iki ülkenin çıkarları nasıl örtüşüyor?
– Amerikan politikalarına yön verenlerin Yahudi olduğu biliniyor. Amerika hiçbir zaman Avrupa’daki bazı ülkeler gibi “anti-semitist” olmadı. Amerika bir çok ülkeyi yanıltmıştır. Öteden beri Ortadoğu’daki karakolu İsrail olmuştur. Şimdi Ortadoğu’ya, dünyayı karşısına alarak resmen yerleşmek istiyor.”[19]

Meclisdeki oyda tezkere ile ABD askerlerinin kuzeyden girmesine müsaade edilmediği halde bu durum dinlenilmemiş,askerler sevkedilmiştir.

”TBMM’nin dünkü tarihi toplantısında yetki tezkeresi, “evet” oyları fazla çıkmasına rağmen, salt çoğunluk sağlanamadığı için kabul edilmedi. Oturuma 533 milletvekili katıldı. Tezkereye 264 kabul, 250 ret oyu çıktı. Bu sonuca rağmen oylamaya katılanların salt çoğunluğu olan 267 oy bulunmadığı için tezkere kabul edilmemiş oldu.”[20]

16 Mart 1920 Salı günü İngilizler İstanbul’u işgâl etmişlerdir.Meclisi basarak bazı milletvekillerini götürmüşlerdir.İngiliz donanması da hazırdır.

1.dünya savaşına ittihat ve terakkinin başında bulunan ve aynı zamanda harbiye nazırı olan Enver paşanın sevkiyle girilmiştir.İngilizlerden alınan Yavuz ve Midilli gemileriyle Rusya’nın Alman müttefikimiz tarafından bu gemilerle vurulması üzerine otomatikman 1. dünya savaşına girmiş olduk.Kendisinin mesleği ise telgrafçılık, postacılıktır.

“Yavuz ve Midilli olayı neydi?

1. Dünya Savaşı öncesi, Osmanlı Devleti “seferberlik ve silahlı tarafsızlık” ilan ederek savaşa girmeme kararı almıştı. Ancak Akdeniz’de İngilizlerden kaçan Gooben ve Breslav adlı iki zırhlı Alman savaş gemisi, Sultan Reşat, Bakanlar Kurulu ve Dışişleri Bakanı’nın haberi olmadan, sadece Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle 11 Ağustos 1914’de Çanakkale Boğazı’ndan içeri alındı. İngiltere, Rusya ve Fransa’nın tepkisi üzerine zor durumda kalan Osmanlı Hükümeti, “Daha önce İngilizlere iki gemi sipariş ettik ancak parasını verdiğimiz halde alamadık. Onların yerine bu iki gemiyi satın aldık” diyerek gemilere “Yavuz” ve “Midilli” adlarının verildiğini ve Osmanlı donanmasına katıldıklarını açıkladı. Yavuz’un komutanı Alman amiral Souchon da Osmanlı donanması komutanlığına atandı.

Almanlarla gizli anlaşma

Osmanlı donanması ile ortak eğitim yapan amiral Souchon, Marmara’da yeterli eğitim yapılamadığını öne sürerek donanmanın Karadeniz’e çıkması için Osmanlı Başkomutanlığı’ndan izin istedi. Ancak bu istek 20 Eylül 1914’de Bakanlar Kurulu’nda reddedildi. Almanya’nın baskısı ile Başkomutan Vekili Enver Paşa, “aynı gün Boğaz’a dönmek” şartı ile amiral Souchon’a “sözlü emir” verdi. Amiral Souchon 5 Ekim’de Karadeniz’e çıkarken, Enver Paşa da Almanlar’la 21 Ekim’de Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa katılmasına dair gizli bir protokol imzaladı. Protokola göre Rus filosu bir baskınla imha edilecek ve Karadeniz’de üstünlük ele geçirilecekti.

Sait Halim Paşa’nın çabası 29 Ekim 1914’te amiral Souchon komutasındaki Yavuz zırhlısı, savaş ilanı yapmaksızın Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını top ateşine tuttu. Başbakan Sait Halim Paşa’nın Rusya nezdindeki tüm barış çabalarına rağmen, İngiltere, Rusya ve Fransa’yı, Osmanlı’ya savaş açmaya ikna etti. Bunun üzerine Ruslar 1 Kasım 1914’te Kafkasya’dan sınırı geçerek fiilen Osmanlı’ya savaş ilan etti. İngiliz ve Fransız savaş gemileri de 3 Kasım 1914’te Çanakkale’yi topa tutmaya başladı. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu fiilen savaşa girdi.

Savaş sonunda Osmanlı, Türkiye toprakları hariç, tüm Ortadoğu ve Arabistan ile Avrupa ve Kuzey Afrika’daki topraklarını kaybetti. “[21]

Türkiye bu arada ortadoğu ve dünya malum olan meçhullere doğru sevkedilmektedir.

İşte bazı haberler:

“AMERİKA’NIN ASIL AMACI
” SİLAHLAR KÜRT DEVLETİ İÇİN
Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlık noktalarından biri olan muhalif Kürt partilere silah sevkiyatı konusu ‘Kürt devleti’ tartışmalarını yeniden alevlendirdi. ABD’nin, Barzani, Talabani ve diğer bazı muhalif gruplara ağır silahlar dağıtarak,Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma amacına hizmet ettiği kaydedildi. “[22]”IKDP yetkilisi Sami Abdurrahman: Türkiye Saddam Hüseyin’den daha büyük tehdit

Kürt Parlamentosu meydan okudu

m3.gif (10029 bytes) Türkiye’nin Saddam’dan daha büyük tehdit olduğunu söyleyen Irak Kürdistan Demokratik Partisi yetkilisi Sami Abdurrahman adeta meydan okudu.

 Abdurrahman şöyle konuştu: “Türkiye tehdidinden korktuğumuz kadar Saddam tehdidinden korkmuyoruz. Saddam birçok Kürt’ü öldürdü. Ama Türkiye, Kürt insanının arzu ve ümitlerini öldürür!…”

 Ayrıca KDP Milletvekili Ahmet Pile “Türkiye’nin bölgeye girmesi felaket olur. Türkiye’yi istemiyoruz” diye konuştu. Ahmet Solar ise, “Komşularımızın bizim işlerimize karışmasınıistemiyoruz. Biz zaten bir ülkeyiz” diyerek Türkiye’ye tepki gösterdi.” [23]

”ASKER RAHATSIZ
Kürt parlamentosunun dünkü toplantısının ardından Türkiye aleyhine yapılan açıklamalar, rahatsızlık yarattı. Askerler, “Bu son gelişme ‘ABD ikili mi oynuyor?’ sorusunu “gündeme getirdi. Kafamız karışıyor. Gri bölgedeyiz” diyor.

GÜVENLİĞİ BİZ SAĞLARIZ
Toplantıda, askeri müdahaleye muhalefet edeceklerini deklare eden Kürtler, ‘Irak’ın toprak bütünlüğünden Türkiye değil, Irak halkı ve Irak Kürtleri sorumludur. Biz kendi güvenliğimizi sağlayabiliriz.’ dedi. İlk sözü alan Talabani’nin Dış İlişkiler Bakanı Sadi Pire, “Hiçbir zaman Türk yetkilileriyle sorun yaşamak istemiyoruz” dedi.”[24]

” Kürd’e kaç,Türk’e tut mu deniyor?Kürtlerle Türklere ayrı vaadler mi?

“Bush yönetiminin, Kuzey Irak’taki Kürt gruplar için bölgeye sevkettiği ağır silahlar, bölgede bir Kürt devleti kurma amacına hizmet ediyor”

”BU TEZKERE TARİH YAZACAK
Kırım ve Kore savaşlarından beri en büyük dış askeri karar bugün TBMM’de oylanıyor. TBMM, ABD askerinin Türkiye’ye gelişine, Türk askerinin de yurtdışına gönderilip gönderilmemesine karar verecek. TBMM, Kırım ve Kore Savaşlarından beri en büyük dış askeri kararını bugün oyluyor. TBMM, ABD askerinin Türkiye’ye gelişine, Türk askerinin de yurtdışına gönderilip gönderilmemesine karar verecek. Tarihi tezkereyle ABD’nin 62 bin asker, 255 savaş uçağı ve 65 helikopterin Türkiye’ye gelmesine de izin verilecek.”[25]

”İSKENDERUN LİMANI’NDA GEMİ TRAFİĞİ HIZLANDI
Türkiye, Meclis’i dahil bütün kamuoyuyla tezkereyi tartışa dursun, ABD askeri yığınaklarını gemilerle limanlarımıza yığmaya devam ediyor. Geçen haftadan bu yana 2 geminin 900’e yakın askeri araç ve malzeme indirdiği İskenderun Limanı’na, dün 2 askeri kargo gemisi daha geldi. İlk gelen gemiyle 522 paletli ve tekerlekli zırhlı araç indirilmişti. 2. gemiyle ise, 310 parça teçhizat limana getirilmişti.

TÜRKLER GELMESİN
BAKANLAR Kurulu’nun asker gönderme ve bulundurma tezkeresini Meclis’e gönderme kararı üzerine, Barzani’nin önderliğinde olağanüstü toplanan Kuzey Irak’taki Kürt Parlamentosu, aralarında Türk ordusunun da bulunduğu yabancı askerleri topraklarına sokmayacaklarına dair bir karar aldı.”[26]
” Sıkıştığı zaman canını kurtarmak için Türkiye’yi Kuzey Irak’a yardıma çağırdığını unutan Barzani bugün, Iraklı muhalifler toplantısında yine konuştu! “[27]

”Mülteci sayısı 2 milyonu bulabilir

Irak savaşında mülteci sayısının 2 milyonu bulabileceği Amerikalılar tarafından itiraf edildi. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı Müdürü Andrew Natsios “[28]

”İsrael Şamir’e son günlerin gözde tartışması Molla Mustafa Barzani’nin soyu sopu ve Yahudi asıllı olup olmadığı soruldu. Bu soruya net bir cevap veremedi. Son sıralarda Aytunç Altındal’dan Yalçın Küçük’e kadar bir çok kişi Molla Mustafa Barzani’nin Yahudi soyundan geldiğini ileri sürüyor (Bu hususta sunulan belgeler muvacehesinde, bu hususta kesin bir kanaate varabilmiş değilim. Doğrusu pek inanasım da gelmiyor). İsrael Şamir bu hususta çok güzel bir tesbitte bulundu. İsrail’e hizmet için illa da Yahudi olmak gerekmediğini söyledi ki yerden göğe kadar yerindedir.”[29]

”Coni’lerin suç dosyası kabarık

Irak savaşı için Körfez’e yığılan 200 binin üzerinde askerin yanısıra, dünyanın çeşitli bölgelerinde 300 bin Amerikan askeri var. Amerikan askerlerinin suç dosyası da kabarık. Sadece Okinava’daki 25 bin Amerikan askeri 5006 suçtan sorumlu tutuldu. Suçların başında tecavüz ve cinsel taciz bulunuyor.” milli gaz.27.2.2003.

ABD perestij kaybediyor.

”Amerika’ya kim inanır?

1991’de Irak, Kuveyt’i işgal ettiğinde, Amerika bilinen savaş kararını almıştı. Ancak gerekçesi haklı olmasına rağmen Amerikan yanlısı Arap yönetimleri; kendi halklarından korktukları için Washington’ın “birlikte savaşalım” taleplerine kolay kolay evet diyemediler.

Bunun üzerine Washigton; bazılarını (Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün…) para (ama peşin) bazılarını da tehditle yanına çekmeyi başardı.

Ama yine de tüm Arap ülkelerinin Başkan Bush’tan ortak bir talebi vardı: Ortadoğu ve Filistin sorununu çöz..

Arap liderlerine Dışişleri Bakanı Baker’ı gönderen Bush yazılı bir taahhüt vererek Ortadoğu ve Filistin sorununu çözeceğine ve Filistin devletinin kurulacağına söz verdi..

Savaşı Arap ülkelerinin parası (zoraki alınan yaklaşık olarak 600 milyar dolar) ve askeri desteği ile zaferle sonuçlandıran Bush, kısa bir süre sonra sözlü ve yazılı tüm vaadlerini unuttu.

Ondan sonra gelen yönetimler de, Amerika’nın geleneksel politikalarını sürdürdüler ve Şaron dahil Israil’in tüm terör politikalarına sahip çıktılar ve son Cenin katliamları hariç her gün 10-15 Filistinli’nin ölümüne katkıda bulundular, bulunuyorlar..

Aynı sıralarda Washigton; Türkiye’nin önemini biliyordu.

Başkan Bush, rahmetli Turgut Özal ile olan dostluğuna da güvenerek kısa bir süre içinde Türkiye’nin desteğini sağladı.

Amerikan uçakları Türkiye’den kalkıp Irak’ı bombaladı. Amerika’nın kışkırtması sonucu Türkiye sınırına yığılan yüzbinlerce Kürt göçmenini bahane eden Washington Türkiye’ye ‘Çekiç Güç’ünü (yalnız 3 aylığına!) gönderdi.

O güç; o gün bu gün Türkiye’de bulunuyor ve 36. paralelin kuzeyindeki Kürtler’i korumakla meşgul!!

Yani bügünlerde bağımsız devlet kuracaklarından endişe edilen Kürtler’i!!

Tabiî bu arada Amerikalılar’la PKK arasındaki işbirliği (Türk basınına da yansıdı) ve daha sonra bölgede yaşanan problemler herkesin bildiği konulardır.

Başkan Bush ise rahmetli Özal’a verdiği hiçbir sözünü (siyasî, askerî ve ekonomik) yerine getirmedi. Kuveyt Emiri, bir Türk firmasına havaalanı inşaatını vermek istediğinde bile Bush müdahale ederek bunu engelledi…

Şimdi de babasının intikamını Irak’tan almaya kalkışan oğul Bush babasının yolunda giderek aynı talep ve sözlerle Ankara ile pazarlık yapıyor .

Gül hükümeti ise, geçmişin hatalarına düşmemek için oğul Bush’tan yazılı taahhütlerde bulunmasını istiyor.

Oysa Ankara’ya “Irak’ta federal sistem olmayacak” taahhüdünde bulunan Amerikalılar 17 Aralık’ta Londra’da düzenledikleri Irak muhalefet toplantısında Irak’ın federal sistemle yönetileceğini ve Türkmenler’in bir azınlık olarak kabul edilmesini herkese kabul ettirdi. Başka bir deyişle Amerikalılar geleneksel politikalarını sürdürerek Ankara’ya başka, Irak’taki Kürtler’e (ve diğer Sünni ve Şii gruplara) başka şeyler söylüyor ve taahhütlerde bulunuyorlar…

Işte bu nedenle Amerikalılar Ankara’ya verdikleri hiçbir sözü yerine getirmeyeceklerdir!

Nitekim Başkan Bush Ankara’ya verecekleri taahhütlerin Kongre tarafından onaylanmasının istenmesi durumunda bunun için 6-8 haftalık bir süre gerektiğini söylüyor.

Savaşın 3 hafta süreceğini ilan eden Bush demek ki, Türkiye’den istediği her şeyi alacak ve Kongre onay vermediğinde de “ne yapabilirim” diyecek ve verdiği hiçbir taahhüdü yerine getirmeyecektir.

Kongre onaylasa da durum değişmeyecek!

Tabiî bu arada Amerikalılar Irak ve bölge ile ilgili tüm planlarını uygulamaya başlamış olacak ve Türkiye beklemediği çok karmaşık ve oldukça zor durumlarla karşı karşıya bırakılacaktır.

Oysa herkes görüyor ki Amerikalılar kendi yarattıkları kurum ve kavramlara bile (BM, NATO, globalleşme…) artık saygı göstermemektedirler.

Amerikalılar kendi çıkarları ile çelişen her türlü yazılı ve sözlü tüm uluslararası kavramları hiçe sayarak yeni türden bir anlayışı herkese kabul ettirmek peşindeler:

“Amerika’ya boyun eğen kazanır.”

Yani “Amerika’ya güven, gerisini merak etme sen…”

Bush ise; Türkler’e, Araplar’a, Kürtler’e, İranlılar’a diyor ki:

“Amerika; kanınızın son damlasına kadar savaşacaktır!” Tabiî o kan hâlâ suya dönüşmemiş ise!! “[30]

”Bush Beyaz Saray’a yerleşip hükümetini kurduğunda, ülkenin en etkili etnik grubu sayılan Musevi Cemaati’nden tek bir kişiyi bakan atamadığı için tepki görmüştü. Bill Clinton’un hükümetinde beş Musevi bakan yer alıyordu, Jimmy Carter’ınkinde dört… Ford, Nixon, Johnson ve Kennedy de azımsanmayacak sayıda Musevi’yi bakan yapmışlardı. Reagan, Baba Bush ve Oğul Bush ise kurdukları hükümetlere Musevi olduğu bilinen bakan almayan başkanlar…

Oysa, Museviler Amerikan siyasi hayatında ağırlıklı bir yere sahipler. 100 mevcutlu Senato’nun yüzde 10’u Musevi asıllı; 435 üyesi bulunan Temsilciler Meclisi’nde 27 Musevi var. Anayasa Mahkemesi’nde de iki Musevi üye bulunuyor… Şimdilerde İsrail için elinden geleni yaptığı görüldüğünden “Neden hükümetine Musevi bakan almadın?” diye soran yok, ama ilk günlerde ciddi bir sorundu bu. Bush, eleştirileri, hemen bütün bakan-altı önemli pozisyonlara Musevileri atayarak karşılamaya çalıştı. Atadıklarından biri de Ari Fleischer… Bush’un ağzı, kulağı, dışarı yansıyan imajı Fleischer… Bu sebeple, onun, “Bush’un dinî motiflere fazlaca yer veren konuşmalarına takılmak yanlış, tavrı normal” demesi benim için önemli bir tezkiye… “[31]

TEZKEREDEN PLAN ÇIKTI
Hükümette kriz yaratan ABD’ye asker konuşlandırma izni veren ikinci tezkere, dün Meclis’e gönderildi. 6 ay süreli savaş izninin satır araları, Amerika’nın savaş planını ortaya çıkardı. Buna göre, operasyonun Kuzey Irak bölümünde 62 bin asker, 255 uçak ve 65 helikopter görev alacak. Askeri kaynakların tezkereyle ilgili yorumlarına göre, ABD’nin Vietnam Savaşı’nda ‘Demir At’ adıyla ün kazanan Dördüncü Tümen’i Türkiye üzerinden Irak’a geçecek. 30 bin kişilik tümene, 5’er bin kişilik iki destek tugayı eşlik edecek.”[32]

“HEDEF GAP VE GÜNEYDOĞU
Sesar’a(Sesar Kamuoyu Araştırma Şirketi) göre; ABD’nin Kuzey cephesinde ısrar etmesinin sebebi, Türkiye’nin Güneydoğu’sunu, dolayısıyla GAP başta olmak üzere, bölgedeki suyu ele geçirmek… ABD böylece, gelecekteki “Su savaşları”na zemin hazırlarken, bir yandan da İsrail’in “Arz-ı Mev’ud” hayallerini kaşıyor.
ABD’nin Türkiye üzerindeki oyunlarına ilişkin çarpıcı ipucu niteliğindeki bir harita ortaya çıktı. Pentagon kaynaklı harita, ABD’nin, Irak operasyonunda Türkiye’ye ve dolayısıyla Kuzey cephesine aslında şişirildiği kadar ihtiyacının olmadığını ortaya koyuyor. Körfez Savaşı’nda çizilmiş olan ve Irak’ın güneyden üç ayrı cephe açılarak ele geçirilebileceğini gösteren Pentagon kaynaklı haritayı gündeme getiren Sesar Kamuoyu Araştırma Şirketi, ilginç uyarılar yaptı. Sesar’a göre; Kuzey cephesi aslında olmazsa olmaz değil… ABD, Güney’de oluşturacağı üç ayrı cepheden kolaylıkla Saddam’ı devirebilir. Asıl hedef ‘Güney Türkiye…

… “Pentagon kaynaklı” bir haritaya dikkat çeken Sesar, konuyla ilgili şu analizi yapıyor:
“ABD’nin askeri anlamda bir Kuzey cephesine ihtiyacı yoktur. Fakat ABD ve İsrail’in önümüzdeki 10-15 yıllık süreçte petrolden daha önemli hale gelecek olan suyu kontrol etmek için Türkiye’nin Güneydoğusu’na ihtiyacı vardır. Açılmak istenen cephenin Bağdat’dan çok Ankara’yı tehdit edeceğini, Türk Devleti’nden önce Türk Milleti’nin görmüş olması, maalesef bundan sonraki gelişmeler için bir garanti teşkil etmemektedir.”[33]

”IRAK PETROLÜ 4 ŞİRKETİN
40 yıl önce kapı dışarı edildikleri Irak’a savaşla dönmeye hazırlanan Amerikan ve İngiliz Petrol şirketleri, ülkenin tüm petrolünün işletimini tekelleri altına alacak…”[34]

Hem petrol hem de gerilim amaçlı bu savaş 11-Eylül’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan önce tasarlanmıştı.[35]

“Irak’a saldırmaya hazırlanan ABD’nin Savunma Bakanı Rumsfeld’in 1983 yılında Saddam Hüseyin’e silah satıp el sıkıştığı ortaya çıktı.

5 YILLIK SİLAH ANLAŞMASI
ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in 1983 yılında Irak lideri Saddam Hüseyin’le silah alımı konusunda bir anlaşma yaptığı tespit edildi. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan adına Saddam’ı ziyaret eden Rumsfeld’in, Amerikan şirketi Carlyle Group için 5 yıllık silah anlaşması yapıp el sıkıştığı belirlendi.”[36]

”Amerikalı barış eylemcisi Rachel Corrie, bir Filistinlinin evini yıkmasını engellemeye çalıştığı İsrail buldozerinin altında ezilerek hayatını kaybetti. Daha önce de İsrail tanklarının saldırısına uğrayan Barış eylemcisi Corrie 23 yaşındaydı.”[37]

Özetle;ABD’nin daha doğrusu İsrail’il hesabları uzun vadeli ve geniş hesablardır.Bunlar ise;-Evvela samimi değillerdir.Çünki Kimyasal Silahlar,kitle imha silahları silah denetçileri tarafından bulunmadığı gibi,olmuş olsa da verenler sizlersiniz.Aynı silah İsrail ve Kuzey Kore’de de bulunmaktadır.

-Devletleri -bir zamanki Rusya gibi- küçük parçalara bölerek kolayca kontrolünü sağlama hesapları yapmaktadır.

-1991’de babası Bush’un Körfez savaşından sonra Irak petrollerinden savaş kaybı olarak %25 aldığı gibi,buda;bir yandan elinde biriktirdiği silahları bu vesile ile kullanmış olacak ve bir de savaş tazminatı olarak yıllarca yüzdeliğini almış olacaktır.Belki normal yollardan silahını satamıyacak iken,şimdi onları kullanarak elinden pahalı olarak çıkarmış olacaktır.

-İleride Türkiye,İran,Suriye,Mısır,Suud-i Arabistan gibi ülkeler karşısında parçalayacağı Irak’ı koz olarak kullanacak,oradaki azınlıkları rahatlıkla kışkırtıp,çevre devletlere gâileler açmış olacaktır.Çekiç güçün yıllarca bizleri PKK belası ile uğraştırdığı ve onlara gıda diye silah yardımında bulunduğu gibi,şimdi de âdeta onları teçhiz edip,bizim gibi devletlere karşı kullanacaktır.Nitekim bir haberde;Irağın kuzey cephesine savaş için gelen Amerikan askerlerinin içerisinde bir kısmının birbirlerine karşı –Keyfe nahoşe-Keyfin nasıl?-diye kürtçe konuştuklarını yazmıştı.Zaten toplama olan Amerikan askerlerinin ön safında bulunacaklar ya Kürtler,Peşmergeler,başkaları bulunacak,daha sonra kendi askerlerini geriden sevkedecektir.Ucuz olmayan askerlerini,ucuza kapatmayacaktır.

-Yeni Dünya Düzeninde hristiyanlığa karşı müslümanların –İttihad-ı İslâm- düşüncesi ile birbirleriyle birleşmelerini engellemeye çalışacaktır.Bunun kokusunu almış olacak ki,bir an evvel hem göz dağı vermeye çalışmakta,hem de bölmeyi sürdürmeyi düşünmektedir.

-En önemli bir nokta da;İsrailin Tevratta belirtilen Mezopotamya düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla önünü açmaktır.Yayılmacılığını sağlamaktır.

-Gerek tüm dünyanın gerekse de kendi ABD ve İngiliz milletvekilleri ve halkının taraf olmaması ve tasvib etmemesiyle de meşru olmayan bir hareket içerisine girmiş olmaktadır.

-Rusyayı batıran ve bitiren zulüm sebebi,ABD’yi de bitirecektir.

-Bundan bir asır önce olduğu gibi bu günde İngiltere ve yarım asırlık Amerika’ya karşı kimse cephe olmak istememektedir.Herşeyi feda uğruna onlara karşı ses çıkaramayıp,keyfi hareket etmelerine dolaylı olarak ortak olmaktadırlar.Âdeta rakiblerini daha doğrusu belalarını aramaktadırlar.

-Küfür devam eder,zulüm devam etmez.İnsanlık ve İslâm alemi nurunu aramaktadır.Çok hakikatlara gebedir.

-Tekrar haçlı ruhu hortlatılmakla Selahaddin-i Eyyubiler ve Fatihler çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Ve Şimdiki şark meselesi ile,1.dünya savaşı benzerlik konusunda birbiriyle bağlantılı.Osmanlı özellikle,-duyun-u umumiye-ile yani ekonomik olarak çökertildi.Şimdi de ekonomik olarak çökertilip,herşey kolaylıkla yaptırılmaya çalışılmaktadır.

”EBABİL MORALİ
Bağdatlılar, Kuran’ın Fil Suresi’ndeki Ebabil mucizesiyle. ABD’ye direniş arasındaki benzerliği konuşup güç buluyor. Bağdat’ta herkesin dilinde Kuran’ı Kerim’in Fil Suresi’ne konu olan mucize var Dönemin büyük gücü Ebrehe’nin ordusu fillerle Kâbe’ye saldırır. Ordu tam Kâbe’yi yıkacakken gökte beliren Ebabil kuşları gagalarındaki taşları bırakır, ordu perişan olur. Bağdatlılar, bu olayla son saldırı arasında şu benzerlikleri görüyor Ebrehe ordusunun da, Bush’un partisinin de sembolü fil. Kuran’da taş atan kuşların da, Irak füzelerinin adı da Ebabil. Ebrehe ise ABD ordusunun en etkili silahı Abrams tankını çağrıştırıyor…”[38]

FİL SURESİ:

1-Rabbin fil sahiplerine neler etti,görmedin mi?

2-Onların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı?

3-Onların üstüne ebâl kuşlarını gönderdi.

4-O kuşlar,onların üstüne pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.

5-Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.”

(Bu sure,Kâbeyi yıkmak isteyen Ebrehe’nin (şimdiki Filo’lara karşı o zaman da) fillerle hücumunu konu edindiğinden bu adı almıştır.)

”Ebrehe’nin Kabe’ye üzerine yürümesi ve saldırması 17 Muharrem’e denk düşmüş. Bu seferki Anglo-Amerikan kuvvetlerinin Irak’a yaptıkları taarruz da aynı tarihe rastlıyor. Bu harpte Yahudi oyununa âlet olan Amerika ile Kabe’yi yıkmaya giden Ebrehe’nin gayeleri örtüşmektedir. Tefsirlerde yaptığımız tetebbuatta da, ikisi arasında nice benzerlikler ve gaye birliği ortaya çıkmaktadır. Fil Vakasının çıkış noktasından Ebrehe’nin gayesine kadar birçok faktör, günümüzdeki savaşa tıpa tıp intibak etmektedir.”[39]

Ebrehe ve ordusu ile ilgili olarak Bediüzzaman hazretleri şöyle der:

” Çendan veladet gecesinde değil, fakat veladete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de irhasat-ı Ahmediyedir ki (A.S.M.), Sure-i

Elem tera keyfe’ de nass-ı kat’î ile beyan edilen “Vak’a-i Fil”dir ki; Kâ’be’yi tahrib etmek için, Ebrehe namında Habeş Meliki gelip, Fil-i Mahmudî namında cesîm bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke’ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebabil kuşları onları mağlub etmiş ve perişan etmiş, kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitablarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hâdise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın delail-i nübüvvetindendir. Çünki veladete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâ’be-i Mükerreme, gaybî ve hârika bir surette Ebrehe’nin tahribinden kurtulmuştur.”[40]

“Kâ’be-i Muazzama’ya hücum eden Ebrehe askerlerinin başlarına Ebabil tayyareleriyle semavî bombalar yağdırması…”[41]

A.Karakoç’da:

“Fil çoğalsın, Ebabil’den umut kesilmez,

Firavunlar azsa da Nil’den umut kesilmez,

Zâlimler ölmüyor diye ye’se kapılma,

Hele sabret…Azrail’den umut kesilmez…”

Irak’a saldırı için alınan bu karar yeri Azor olup,daha önceleri de haçlı savaşlarının kararının alındığı aynı yerdir.

Nitekim:” ABD, irili ufaklı yığınla ülkeye haber vermeden müttefik listesi hazırlayınca listede adını gören Solomon Adaları gibi ülkeler ‘‘Biz neden bu listedeyiz’’ diye itiraz ediyor. Kimisi de ‘‘Benim adımı propagandaya alet etme’’ diyor. “[42]

“Beşer zulmeder,Kader adalet eder.”

Her şeyin arkasında beşerin zulmü görünse de,kader cihetiyle adalet tecelli eder.Zira kader umumi ahvale ve tüm zamanlara nazar edip,hükmünü verir.

Bu savaşta mazlumlar zulme uğrarken,kader cihetiyle görünmez büyük ecirleri vardır.Zalimler cezasını bulur.Alemi islâmın ittihad ve ittifakına vesile olur,Alevi-sünni birliğine vesile olur.Amerikanın çatırdayıp yıkılmasına zemin hazırlar.Yeni bir güç,kuvvet,lider,devlet,Mehdi,İsa,Âhirzaman hakikatları tezahür eder.Ve ilâhi destekler nüzul eder.

“ Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.”[43]

Bedir,[44] Uhud,[45] Hendek,[46] Huneyn,[47] Tebük [48] gibi [49]savaşlarda Allah’ın yardım ve desteği gürülmüş ve olmuştur.

-www.hamimsayfasi.com-adlı sitede,Irak savaşı,Saddam ve üçüncü dünya savaşının olacağı ile ilgili rivayet ve yorumlarda şöyle denilmektedir:

“İmam-ı Ali, Ebu Hureyre ve İbn-i Abbas’ın (R.A.) rivayet ettiği bir hadîste şöyle varid olmuştur:

“Ahirzaman’ın harbi cihan harbidir. Çok kimselerin öldürüldüğü iki büyük harbden sonra bir üçüncüsü daha olacak. İkinci cihan harbinin ateşini yakan (başlamasına sebeb olan) “Büyük Reis” künyesinde bir adamdır ki dünya onu “Hitler”ismiyle çağırır.”[50]

Bu hadîs-i şerif ahirzamanda üç cihan harbi olacağını ve ilk iki harbin çok büyük olup bunlarda çok kimselerin öleceğini, üçüncü harbin ise, her ne kadar o da bir cihan harbi olsa da evvelki iki harbe nisbeten onda fazla kimsenin ölmeyeceğini haber vermektedir. Çünkü hadîs, ilk iki harb için كُبريين يموت فيهما خلائق كثيرة yani, “büyük olan o iki cihan harbinde çok kimseler ölecektir” demiştir. İlk iki harbin kübrâ olduğunu ifade etmekle üçüncüsünün suğrâ olduğuna işaret edilmiştir. Allahu a’lem bir tevili şudur ki; üçüncü harb diğerlerine nisbeten daha küçük olacak ve onda nisbeten fazla kimse ölmeyecektir. Bunun sebebi şudur ki; geçtiğimiz asırda vuku bulan iki cihan harbinde dünyanın ekser devletleri birbirleriyle savaşmışlardır. Halbuki asrımızda vuku bulan harbde ise; ekser dünya devletleri birleşerek bir tek yeri vurmaktadırlar. Binaenaleyh bu üçüncü harb de bir cihan harbi olmakla beraber bütün dünya tek bir yeri vurduğu için diğer iki harbe nisbeten onda fazla kimse ölmemektedir. İşte hadîs-i şerif bu manalara gayet beliğ ve veciz bir surette ve mu’cizane işaret etmektedir. İki cihan harbi aynen haber verildiği gibi vuku bulmuş, üçüncü harbin ise mukaddematı zuhur etmiştir. Bütün dünya devletleri İngiltere ve Amerika’nın riyasetinde Alem-i İslamın aleyhinde ittifak ederek nur-u Kur’an’ı söndürmek emeliyle şarkta bir taife-yi mücahidin üzerine hücum etmişlerdir.

Hem bu hadîste ikinci cihan harbini “Hitler” isminde bir adamın başlatacağını ve ona “Büyük Reis” manasında “FÜHRER” denileceğini mu’cizane haber vermektedir.

“Bir rivayette Ebu Hureyre vefat edeceğini hissettiği vakitte ilmi ketmetmiş olmaktan korkarak etrafındakilere şöyle dedi:

Resul-i Ekrem’den (A.S.M.) öğrendiğim Ahirzamanda vukua gelecek harblerle alakalı haberleri size bildireyim mi? Onlar: ‘Evet bize haber ver. Bunda bir beis yoktur Allah seni hayırla mükafatlandırsın’ dediler. Bundan sonra Ebu Hureyre sözüne devâm ederek dedi ki:

‘Hicretten bin üç yüz (1300) sene sonraki akidlerden birkaç akid say (Haşiye-1). O vakit Rumların meliki (Haşiye-2) bütün dünya ile harb etmek ister. Allahu Teala da o adam için harbi irade eder. Bunun üzerinden fazla bir zaman geçmez, iki akid sonra (CERMEN) ismindeki bir beldeden (Haşiye-3), ismi kedi ismi olan bir adam musallat olur (Haşiye-4) ve bütün dünyaya malik olmak ister. Ve hem soğuk memleketlerde ve hem de sıcak memleketlerde (Haşiye-5) bütün dünya ile harb eder. Şiddetli harb ateşlerinin dolu olduğu senelerden sonra Allah’ın gadabına uğrar. Neticede Rûş’un veya Rus’un (ravi şübhe etmiştir) sırrı (Haşiye-6) onu öldürürler.

Hicretten bin üç yüz (1300) sene sonraki akidlerden beş veya altı veya yedi veya sekiz akid say. O vakit Mısır’a “Nasır” künyesinde bir adam hükmeder (Haşiye-7). Arablar onu “Şüccâ’-ul Arab” (Arabın cesuru) diye çağırırlar. Allah onu bir harbde ve sonra bir harbde daha, yani iki harbde zelil eder (Haşiye-8). O Nasır mansur olmaz, ona yardım edilmez. Ve Allahu Teala ayların en sevgilisinde Mısır’a hakiki nusreti irade eder ki bu nusret tahakkuk edecektir (Haşiye-9). Bunun üzerine Beyt’in Rabbi olan Allah, Mısır halkını ve Arab milletini, babası kendisinden daha Enver olan “Esmer Sâdâ” ile razı ederek onu, onlara reis eder (Haşiye10). Fakat bu adam Mescid-i Aksa’nın hırsızlarıyla (Yahudilerle) belde-i hazînde musalaha yapar (Haşiye11).

Sonra Şam bölgesinden olan Irak’da cebbar bir adam zuhur eder ki; o adam Süfyanîlerden biridir ve onun bir gözünde hafif bir aksama vardır. Onun ismi “Saddam” dır (Haşiye12). O, kendisine muarız olanlara karşı saddamdır (Haşiye13) . Bütün dünya “Küçük Kût” ta (Haşiye14), onun için toplanırlar ki Saddam da bu Kuveyt’e daha evvel aldatılarak girmiştir (Haşiye15). Bu Süfyanîde hiç bir hayır yoktur. İlla ki İslamiyet’e dönerse o zaman onda hayır olur. O hem hayır, hem de şerdir (Haşiye16). Mehdî-yi Emin’e hain olana veyl olsun (Haşiye17).

Hicretten bin dört yüz (1400) sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say (Haşiye18). O vakit Mehdî-i Emin çıkar ve bütün dünya ile harb eder. Dalalete düşenler (Haşiye19) ve Allah’ın gadabına uğramış olanlar(Haşiye20) ve münafıklar (Haşiye21), İsra ve Mi’raç beldesi olan Kudüs’teki “Meciddun Dağları”nda onun için toplanırlar (Haşiye22). Bütün dünyanın ve bütün hilelerin melikesi de Mehdî’ye karşı çıkar ki onun ismi zaniyedir (Amerika) (Haşiye23). Bu melike o gün bütün dünyayı dalalet ve küfre sevkeder. Yahudiler de o gün dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs’e, mukaddes beldeye hakimdirler. Bütün dünya denizden ve havadan (Haşiye24) Mehdî’nin üzerine hücum eder. Ancak çok soğuk ve çok sıcak beldeler müstesna (Haşiye25). Mehdî bakar ki bütün dünya çirkin hile ve planlarla aleyhinde ittifak ettiklerini görür. Fakat bilir ki Allah daha şiddetli mekr sahibidir ki, onların bütün hilelerini akim bırakır. Ve bütün kainat onun mülküdür ve ona dönecektir ve merci yalnız odur. Ve bütün dünya aslı ve fer’iyle onun bir hilkat şeceresidir. İşte bu kudrete malik olan Cenab-ı Hak, Mehdî’ye nusret için en şiddetli bir darbe ile onları vurur ve karayı, denizi ve semayı onlar üzerine yandırır. Ve Sema da onların üstüne şiddetli yağmurunu yağdırır. O gün bütün ehl-i arz küffara lanet eder. Allah da bütün küfrün zevalini irade eder (Haşiye26) ”[51]

***Bir rivayette: “Kuyruk sokumundan daha küçük bir beldede (Kuveyt’te) bir harb olur. Bütün dünya ahalisi o beldeyi kurtarmak için toplanırlar. Gûya orası beldelerin en zenginidir. Vâlimeler (düğün yemeğine davet edilenler, yâni menfaaetperestler) o beldeye davet ederler (yani bütün dünya oranın serveti olan petrolü paylaşmaya çalışırlar). Ahirzaman hadîsatının bidayetinde, o beldenin emîri, sancağını batıdaki uzak sahillerden gelen şer ordularının komutanına (Amerika ve İngiltere’ye) teslim eder. Emîrin yardım çağrısına karşı dünyanın her tarafından yardıma gelip o komutan için toplanırlar. Emîrin tahtı yine kendisine iade edilir ve ahirzamanın bidayetindeki kanlı harblerde Irak harab edilir. Küçük kuyruk hükmündeki beldenin emîri Mehdî’nin askerleriyle muharebe eder. Ve o beldenin ikinci def’a harabiyeti yaklaşmış olur. Çünkü o emîr fesadın menbaıdır.”[52]

***“Abdullah ibn Ömer dedi ki: Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) huzurunda oturuyorduk. Bize vuku bulacak fitnelerden bahsetti ve bu husus üzerinde çok fazla durdu. Sonra dedi ki:

Fitne-i Serrâ’nın dumanı ehl-i beytimden bir adamın iki ayağı altından çıkar (yâni o sebebiyet verir). O kendini benden zanneder ama benden değildir.”[53]

*** Ehl-i Beyt 12 manaya gelir. Bir manasıda Kureyşî demektir. Burada ehl-i beytten murad Kureyşîdir. Hadîs Irak lideri Saddam Hüseyin’den bahsetmektedir.

Yine bir başka rivayette Ebu Zer (R.A.) Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) şöyle buyurduğunu söylemiştir:

سيكون من بنى امية رجل اخنس بمصر يلى سلطانا يغلب على سلطانه او ينتزع منه فيفر الى الروم فيأتى بالروم الى اهل الاسلام فذلك اول الملاحم.

“Benî Ümeyye’den dessas bir adam (Kuveyt Emîri), bir beldede (Kuveyt’te) hakim olur. Bir sultan (Saddam) gelir onun saltanatına galib olur veya saltanatı, onun elinden alır. O da Rumlara (Amerika) sığınır ve Rumları ehl-i İslam üzerine getirir. İşte bu ahirzamanın kanlı harblerinin başlangıcıdır.”[54]

Bir hadîste de Irak Harbi “Fitne-yi Duheyma (karanlık fitneler)” ünvanıyla haber verilmekte ve şöyle denmektedir:

فاذا كان ذاكم فانتظروا الدجال من يومه او من غده

“Bu (fitne-yi duheyma) vuku bulduğunda o gün veya ertesi gün Deccal’ı bekleyiniz.”[55]

Bu hadîs gösteriyor ki, Irak harbinin akabinde Deccal zuhur edecektir. Hâdisat gösterdi ki o deccaliyet Amerika, İngiltere ve Yahudilerin riyaseti altında Birleşmiş Milletler’in şahs-ı manevîsidir. Bu mes’elenin tafsilatı ileride gelecektir.

“عن ابى نضرة (ر.ع.) قال: كنا عند جابر (ر.ع.) فقال: يوشك اهل العراق لا يجبى اليهم.”قفيز و لا درهم. قلنا من اين ذاك؟ قال العجم يمنعون ذاك. ثم قال يوشك اهل اشام الا يجبى اليهم دينار و لا مدى. قلنا من اين ذاك؟ قال من قبل الروم ثم سكت هنية ثم قال: قال رسول الله (صعم) يكون فى اخر امتى خليفة يحثى المال حثيا لا يعده عدا. قلت لابى نضرة: اترى انه عمر بن عبد العزيز؟ قال: لا

Ebu Nadre (R.A.) dedi ki; Cabir (R.A.)’ın yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine bir kafiz (kile), bir dirhem sevk olunmayacak” (Yani Irak’a ambargo konulacak ve para ve ölçekle alışveriş olmayacak). Dedik ki “bu kimden dolayı olur”. Dedi ki: “Acemler (Arab’ın gayrısı) bunu men’ ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine bir dinar, bir müdy (kile) sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlar’dan dolayı” dedi. Sonra az bir müddet sustu.

Sonra dedi ki: Resulullah (A.S.M.) buyurdu ki: “Ümmetimin son zamanlarında bir halife (Mehdi) olur, malı saymadan verir”. Ben Ebu Nadre’ye: “O Ömer İbn-i Abdulaziz midir?” dedim. “Hayır” dedi.[56]

Hadîste geçen Şam’dan murad sadece şu anki Şam şehri değildir. Çünkü şu anki Şam şehrinin ismi o zaman Dımeşk idi. Şam’dan murad Şam-ı Kübra’dır ki, Filistin ve diğer Şam çevreleri de dahildir.

Bu hadîs gösteriyor ki; önce Irak’a ve daha sonra Şam bölgesi olan Filistin’e kafirler tarafından ambargo uygulanacak. Bunun akabinde ise Hz. Mehdî zuhur edecektir. Çünkü hadîste “هنية hüneyyeten yani az bir müddet tabiri kullanılmıştır. Demek Hz. Mehdî Irak ve Filistin ambargolarından az bir müddet sonra zuhur edecektir. Irak ve Filistin’deki ambargolar vukua gelmiştir. Öyle ise zaman, Hz. Mehdî’nin zuhur zamanıdır.

Ebu Naim El-Kûfî Kitab-ul Fiten’de İmam Ali’den (R.A.) tahriç ederek buyurdu ki: “Talikan’a (Afganistan’a) yazık olacak. Orada Allah’ın öyle hazineleri vardır ki ne altındandır ne de gümüşten. Fakat orada Allah’ı hakkıyla tanıyan erler vardır ki, onlar Âhirzaman Mehdî’sinin yardımcılarıdır.”[57]

“Doğu tarafından gelen ve deha sahibleri oldukları halde, kıyafetlerine insanların taaccüb ettikleri kimselerin** zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür.”[58]

“Mehdî-yi Ahirzamanın hurucunun alameti, batı tarafından gelen sancaklılardır ki, onların başında Kende’li topal bir adam vardır.”[59]

Bu da aynen vuku bulmuştur. Afganistan’a yapılan harekatı bütün dünyaya i’lan etmek için Amerikalı General Richard Mayers tekerlekli sandalye ile dünya medyasının önüne çıkmış ve bu operasyonu haber vermiştir. Bu hadîs-i nebevî, bu hâdiseyi mu’cizane haber verdiği gibi, bu harekata katılan kimselerin de sakat kalacağına işaret etmektedir.

“Müslümanlar Yahudilerle harb edip, Müslümanlar onları öldürmeden kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öyle öldürürler ki, hatta Yahudiler taşların ve ağaçların arkalarına saklanırlar da, taşlar ve ağaçlar müslümanlara: ‘Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte bu Yahudi arkamdadır. Gel de onu öldür’ der. Yalnızca ‘Ğarkad’ denilen ağaç müstesna. Çünkü o Yahudilerin ağacıdır.”[60]

Bu hadis’den hareketle bazı olaylar netlik kazanmaktadır.Şöyle ki;

– Irak savaşından bir amaçta;Fırat suyu ve A.Barajıdır.

-Ve yine hadisde,yahudilerin arakasına sığındıkları ağaç,bodur ağaç olup,yahudiler bulundukları bölgeye bu ağaçtan çoklukla dikmekle beraber,ABD de olabilir.Zira dünyada onu en fazla koruyan ve en fazla devlet yöneticilerinin başında yahudi olarak ABD bulunmaktadır.

-Yine 1991 körfez savaşı bahanesiyle bölgeye yerleşen Çekiç güç;bir çok gizli faaliyette bulunmuş,Genelkurmay istihbarat raporlarında Org.Eşref Bitlis’in Çekiç Güç tarafından öldürüldüğü rapor edilmiştir.Yoksa E.Bitlis bir şeyleri mi keşfetmiş,yoksa bir şeylere mi engel olmaya çalışmıştı?

Bu konuda;” “Çekiç Güç” karargâhında planlandığı, bu grup içinde albay Naab ve albay Vilson’un bulunduğu, ABD’nin Adana Konsolosu Elizabeth Shelton’un da işin içinde olduğu, cinayet emrinin dönemin ABD Savunma Bakanı Dick Cheney tarafından verildiği ve bunların da Genelkurmay raporunda kayda geçirildiği…
Eşref Paşa, Kuzey Irak ve Güneydoğu’da faaliyet gösteren yardım kuruluşlarındaki CIA’cı ve özel harpçileri engellemiş, gıda yardımı adı altında Barzani ve Talabani’ye verilen silahları yakalatmıştır. O silahlar daha sonra PKK’lıların elinde de görülmüştür!
Eşref Paşa’nın bölgede çözüm sağlamak için Irak, İran ve Suriye ile birlikte hareket etmek fikrinde olduğu biliniyor. O sıralar, Çekiç Güç’ün helikopterleri, Cudi Dağı’nda bulunan PKK militanlarına silah ve yardım malzemesi atmış ve bu malzemeler yakalanınca da yanlışlık olduğu ileri sürülmüştü. Bu konuda zamanın Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e verilen rapor yıllar geçtikten sonra geçtiğimiz aylarda bir TV programında açıklanmıştır. “[61]
Kürtler Türkleri tehdit etmekte,sırplının kurşun sıkmasıyla başlayan 1.dünya savaşı gibi bir savaş başlayabilir.

”Bush yönetiminin, Kuzey Irak’taki Kürt gruplar için bölgeye sevkettiği ağır silahlar, bölgede bir Kürt devleti kurma amacına hizmet ediyor

AMERİKA’NIN ASIL AMACI
” SİLAHLAR KÜRT DEVLETİ İÇİN
Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlık noktalarından biri olan muhalif Kürt partilere silah sevkiyatı konusu ‘Kürt devleti’ tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

ABD’nin, Barzani, Talabani ve diğer bazı muhalif gruplara ağır silahlar dağıtarak, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma amacına hizmet ettiği kaydedildi. “[62]

IKDP yetkilisi Sami Abdurrahman: Türkiye Saddam Hüseyin’den daha büyük tehdit

Kürt Parlamentosu meydan okudu

m3.gif (10029 bytes) Türkiye’nin Saddam’dan daha büyük tehdit olduğunu söyleyen Irak Kürdistan Demokratik Partisi yetkilisi Sami Abdurrahman adeta meydan okudu.

 Abdurrahman şöyle konuştu: “Türkiye tehdidinden korktuğumuz kadar Saddam tehdidinden korkmuyoruz. Saddam birçok Kürt’ü öldürdü. Ama Türkiye, Kürt insanının arzu ve ümitlerini öldürür!…”

 Ayrıca KDP Milletvekili Ahmet Pile “Türkiye’nin bölgeye girmesi felaket olur. Türkiye’yi istemiyoruz” diye konuştu. Ahmet Solar ise, “Komşularımızın bizim işlerimize karışmasınıistemiyoruz. Biz zaten bir ülkeyiz” diyerek Türkiye’ye tepki gösterdi.” “[63]

”Los Angeles Times gazetesi, ABD’nin Kuzey Irak’tan cephe açma planının “Müslüman Araplarları Müslüman Kürtlere kırdırma politikası” olduğunu belirterek, bu planın tutmaması üzerine güneyden Irak’a giren ABD ve İngiliz birliklerinin şimdi yanlışlıkla birbirini kırmaya başladığını yazdı.”[64]

”HARİTAYA İNCE AYAR
ABD askeri haritalarındaki ‘Kürdistan’ kelimesi gitti, yerine ‘Kürt Kontrol Bölgesi’ geldi. Üstelik, eskiden tüm Kuzey Irak’ı kaplarken gösterilen Kürt Bölgesi, şimdi Erbil ve Süleymaniye’ye hapsedilmiş. Musul ve Kerkük boş…”[65]

ABD’nin Irak savaşının mimarı (Karanlıklar Prensi) olan ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un baş danışmanı Richard Perle, cephede işlerin umulduğu gibi gitmemesinden dolayı görevinden istifa etti.”[66]

Perle, 11 Eylül saldırılarından sonra Saddam rejiminin devrilmesi ve Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması konusunda ABD yönetimine baskıda bulunmuştu.

Yahudi asıllı Perle ve Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, ABD’nin başlattığı Irak Savaşı’nın perde arkasındaki isimler olarak biliniyor.

… Reagan iktidarında Savunma Bakan yardımcılığı görevinde bulunan Perle, o dönemde Sovyetler Birliği ile nükleer silahların kontrolü anlaşmasının yapılmasına sert bir şekilde karşı çıkmış ve gizli bağlantılarından dolayı da ‘Karanlıklar Prensi’ olarak anılmaya başlamıştı. Perle, ABD’nin geçtiğimiz yıl Rusya ile mevcut Anti–Balistik Füze Anlaşması’ndan (ABM) çekilmesinin en önde gelen destekçileri arasındaydı.

… Perle, 2001 yılında oluşturulan Savunma Politikası Kurulu’nun başkanlığını Temmuz 2001’den beri yürütüyordu. Aralarında CIA eski direktörü James Woolsey, eski dışişleri bakanlarından Henry Kissinger, eski başkan yardımcılarından Dan Quayle gibi isimlerin de bulunduğu 30 kişiden oluşan Savunma Politikası Kurulu, ABD Savunma Bakanlığı’na her konuda danışma görevi yapıyor…”[67]

Emekli Org. Doğan Güreş, Kanal-7’de Akif Beki’nin hazırladığı –Kırmızı Işık – (23-3-2003) programında,kendisininde görevli olduğu sırada toplantıya katıldığında gözüne çarpan bir evrakı görüp dikkatini çektiğinden aldığını,bunda ise Washington’un dünyayı 5 bölgeye bölerek,herbirinin başına bir general görevlendirmiş.Altıncı bölgede ise,askerlerin kontrolünü bir komutana vererek taksim belgesini gösterdi.Ortadoğu bölgesine görevlendirdiği komutan ise; ABD adına Tommy Franks görevlendirilmiş; diğer dört bölge ise başka generallere taksim edilmiş.Mesela Türkiye,Suriye ve Türk Cumhuriyetleri bir bölgede iken,Irak,İsrail ayrı bir bölgede….

Ve nihayet çok sürmeyen Irak savaşı ABD’nin galibiyetiyle son buldu.

ABD, sesten daha hızlı uçabilen B-1 ağır bombardıman uçaklarıyla Irak’ın güneyindeki uçuşa yasak bölgede bulunan iki radar sistemini vurdu. Böylece Amerika, Aralık 1998’den beri ilk defa Irak’a karşı bu uçakları kullanmış oldu.

-”Irak’ın masaya yatırıldığı Ankara’daki toplantıların brifing notlarına göre, Saddam’ın Yahudi olabileceği belirtilirken, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani’nin ise bölgedeki en etkili ve etkin İngiliz ajanı olduğu ileri sürüldü.”[68]

Saddam’ın birinci,Irak’ın ikinci adamı Tarık Aziz ise,tek hristiyan asıllı kişi olduğu ortaya çıktı.

Taha Kıvanç.16-Nisan.2003-de;Yeni Şafak-ta ,Saddam-ın CIA ile ilişkisinin olduğunu yazmaktadır.ve 20-de de bunu tekrarlamaktadır. Ve 20.Şubat.2002-de.

–The True Story of a Ground Soldier in the CIA’s War on Terrorism
by Robert Baer-

“. 20 yıla yakın CIA’de ‘ajan’ olarak çalışmış Robert Baer de sıkıntılı bir süreç yaşamış. şu yakınlarda yayımlanan ‘See No Evil: The True Story of a Ground Soldier in the CIA’s War on Terrorism’ adlı kitabının bizimle ilgili bölümlerini okurken “Hayret” deyip durdum. CIA’nin Kuzey Irak’ı ‘yolgeçen hanı’ haline getirdiğini, tarafları yönlendirdiğini bir güzel anlatıyor Baer…”[69]

”ABD, yeni hedeflerini açıkladı: Suudi Arabistan ve İran”[70]

“Bu Irak savaşı, esas büyük meselenin küçük bir detayıdır. ABD’nin asıl hedefi, sadece Ortadoğu’ya değil, tüm dünyaya şekil vermektir”.(eski 2. Ordu Komutanı Org. Emin Başer.)

DİKKAT !

1992 ve 1993 yıllarında AB ve Amerika’nın belge-bilgi ve projelerinde Kürdistan projesi mevcuttur.Uygulamalar o yöndedir.

Amerikanın en büyük isteği;Türkiyenin savaşta kendisine yardım etmesinden ziyade yanında yer alma görüntüsü vermesindedir.Maddi destekten fazla,manevi destek istemektedir ki,bu da garantörlük anlamına gelmektedir.Gerek Araplara,gerek Türklere ve Türk cumhuriyetlerine,Gerek Kürtlere hatta Gerekse rusyaya ve Çin’e karşı bir sigorta ve garanti değeri taşımaktadır.

Oysa tarih boyunca yediğimiz darbeler,batıya olan desteğimizdendir.

” Cüneyt Arcayürek’in Çankaya günlerini anlattığı kitapları okuyanlar, Süleyman Demirel’in zihninde iki kurumun bütün düşünce sistemini kilitlediğini fark ederler: ABD ve asker… İktidarlarını hep ABD ve askeri kollamaya göre ayarlamıştır Demirel… Bu noktaya, iki kez darbeyle başını derde soktuktan ve ikisinin ardında da ABD gölgesi gördükten sonra mı gelmiştir, yoksa daha önceden de öyle düşündüğü halde tedbir alamadığından mı, bilinmez… “[71]

ABD’nin savaş sonrası planını açıklayan Büyükelçi Pearson, ‘Saddam çekilse de savaş olacak. Bölgeye demokrasi getireceğiz. Bu birkaç yılda olacak bir şey değil. En az 20-25 yıl sürer’ dedi.[72]

Hasılı:ABD’nin kuzey Irak senaryosu yani bizden izin taleb etmesi,sadece bizi de işin içine çekerek,neticede kendisi geride kalıp,günah keçisi olarak bizi öne sürmekti.En önemlisi de kısa süre kalmak üzere gelen Çekiç Güç’ün yıllarca kalarak zemini oluşturması gibi,şimdi de kuzey bölgesinde uzun müddet kalması için böyle bir bahane gerekiyordu.Ancak bizimde onu denetlemek istememiz,ordumuzun onlarla beraber olması uzun süreli denetlemesini engelliyordu.Ancak her vesile ile Kuzey Irak’ta ortadoğuyu denetlemek üzere bir üst oluşturmaya çalışacaktır.Ta ki oranın bir yandan kontrol edilmesini sağlasın diğer yandan da zenginliklerini ora yoluyla dışarıya taşıyabilsin.Atlama taşı,köprü oluşturma yolunda büyük gayret gösterecektir,sonu rüşvet ve savaşla bitse bile…

Hadislerde haber verilen dönemlerde yaşamaktayız:

Ravi (r.a.): Ebû Saîd-i Hudrî şöyle demiştir: Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Çok sürmez (öyle fenâlıklar tahaddüs edecek ki) bir Müslümanın en hayırlı malı -kendi dînini fitnelerden selâmete çıkarmak için- dağ başlarında gezdirip (birikmiş) yağmur suyu başlarında güttüğü davarlar (dan ibâret) olacaktır. ”

Bir hadîs-i şerifte de şöyle buyuru­lu­yor:«Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitne­den sakınmaya davet ederim: Medine’den çıkacak bir fitne, Mekke’den çıkacak bir fitne, Yemen’den çıkacak bir fitne, Şam’dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam’ın merkezinden zu­hur eder ki, işte bu Süfyanî’nin fit­ne­sidir.»

”Buhariden”Peygamber (SAM)buyurdu ki:”Allahım!Şam’ımı mübarek et.Yemenimizi mübarek kıl!”dediler ki,Ya Rasulallah,Necd’imizi?-Üçüncüde zannedersem şöyle dedi-.”Zilzal orada,fitneler orada!Şeytan boynuzu oradan doğar.”[73]

06-02-2003

Mehmet ÖZÇELİK

[1] Aksiyon dergisi.22-3-2003.Bir diktatör masalı.

[2] Zaman gazt.10-1-2003

[3] Yeni Şafak.Taha Kıvanç.28-1-2003.

[4] Bak.F.Koru.Yeni Şafa.10-2-2003.

[5] Milli gaz.10-2-2003.

[6] Yeni Şafak. 24-2-2003 ve Milli Gazete,Vakit Gazt. Milli Gaz.28-2-2003.

[7] Yeni Şafak. 24-2-2003 ve Milli Gazete.

[8] F.Koru.Yeni Şafak.25-2-2003.

[9] Yeni Şafak.10-3-2003.

[10] Milliyet.10-3-2003.

[11] yeni şafak.9-3-2003

[12] Yeni Şafak.10-3-2003.

[13] Vakit gaz.16-3-2003.

[14] 16-3-2003.H.Mahalli.Yeni Şafak.

[15] Hürriyet.7-3-2003.

[16] Milliyet.16-3-2003 .

[17] Milliyet.16-3-2003.

[18] Milliyet. 7-3-2003.

[19] Vakit gaz.16-3-2003

[20] Hürriyet.2-3-2003

[21] ABDULLAH MURADOĞLU-BİLAL ÇETİN”Yeni Şafak.8-3-2003 .

[22] Yeni Şafak. 26-2-2003..

[23] Milli Gazete.26-2-2003..

[24] Milliyet.26-2-2003.

[25] Hürriyet.26-2-2003.

[26] Türkiye.26-2-2003.

[27] Milliyet.26-2-2003.

[28] Yeni Asya.26-2-2003.

[29] Mustafa Özcan.Yeni Asya.26-2-2003.

[30] Yeni Şafak. 27 Şubat 2003 .

[31] Yeni Şafak.Taha Kıvanç.27-2-2003.

[32] Akşam.26-2-2003.

[33] Akit.11-3-2003 .

[34] 18-3-2003.Milliyet.

[35] Vakit Gaz.17-3-2003.

[36] Yeni Şafak.17-3-2003.

[37] Milli gaz.18-3-2003.

[38] Sabah.28-3-2003.

[39] Mustafa Özcan.Yeni Asya.2-4-2003.

[40] Mektubat.177.

[41] Kastamonu.225,Emirdağ.1/116,Şualar.591,626,S.T.Gaybi.55.

[42] Hürriyet.30-3-2003.

[43] Yunus.44.

[44] Âl-i İmran.13,123-127,Enfal.9-13,17-18,42-44,48,50.

[45] Âl-i İmran.121-122.

[46] Ahzab.9-12,25-27.

[47] Tevbe.25-27.

[48] Tevbe.48

[49] Bak.K.Kerim Fihristi.N.Yüksel.sh.187-189.

[50] (El- Mehdiy-yul Muntazar Alel Ebvab)

(Haşiye-1) Bir akid on senedir. Hadîsde geçen ukud akd’in cem’idir Cem’in en azı üçdür. 1300 üzerine üç akid ilave edildiğinde tam 1330 eder ki hicrî 1332 ve miladî 1914 te vuku bulan 1. Cihan harbine tevafuk eder.

(Haşiye-2) İngiltere.

(Haşiye-3) Cermen (GERMANY) Almanya’dır. İki akid 20 senedir. 1. Cihan harbinin ahiri olan 1918 den 20 sene sonra vuku bulan 2. Cihan harbinin tam başlangıcını haber vermektedir.

(Haşiye-4) Adolf Hitler’den haber vermektedir.

(Haşiye-5) Yani bütün dünya ile harbeder.

(Haşiye-6) Yani Rusların gizli örgütü.

(Haşiye-7) Hicrî 1350’den 1380’e kadar olan tarihe tekabul eder ki 1952’de Mısıra hakim olan Cemal Abdunnasır’dan haber verir.

(Haşiye-8) 1956 ve 1967’deki Arab-İsrail savaşlarındaki Mısır’ın mağlubiyetini haber verir.

(Haşiye-9) Ramazan ayında Mısır’ın İsrail üzerine galebesini haber verir.

(Haşiye10) Enver Sedat İsmiyle meşhur olan Muhammed bin Enver Sedat’tan haber verir.

(Haşiye11) Aynen vuku bulmuştur. Cemal Abdunnasır’dan sonra Enver Sedat başa geçtiğinde, 1973 tarihinde İsrail üzerine hücum etti. Tâ İsrail’in içine kadar girdi. Amerika’daki Yahudiler ayaklandılar. Amerika’nın Dış İşleri Bakanı Henry Kisinger –ki kendisi Yahudidir- devreye girerek Enver Sedat’ı anlaşmaya razı etti. Enver Sedat galib durumda olduğu halde, Ekim 1978 ve Mart 1979’da Yahudilerle “Camp David” anlaşmasını yaptı.

(Haşiye12) Irak lideri Saddam Hüseyin’i hem ismi, hem ceberutu ve hem de suretiyle haber verir.

(Haşiye13) Saddam lugatta şiddetli vuran, tecavüzkar demektir. Sarihî manasıyla Saddam Hüseyin’den haber vermekle beraber işarî manasıyla, Süfyanîlerin başı ve reisi olan hakiki Süfyanda da bu iki vasfın bulunduğuna işaret etmektedir. Yani Süfyanîlerin başı olan adamın da bir gözünde aksaklık olup az gördüğüne ve onun da kendine muarız olanlara karşı tecavüzkar ve şiddetli olduğuna işaret eder.

(Haşiye14) Yani “Kuveyt” te. Çünkü Kuveyt, Kût’un ism-i tasğiri olup küçük kût manasında, Kûtcuk demektir.

(Haşiye15) 1991’deki Irak harbini haber vermektedir ki, aynen vuku bulmuştur. Saddam Hüseyin Amerika ve İngiltere tarafından aldatılarak Kuveyt’e sokulmuş, daha sonra 37 devlet Irak’ı vurmak için birleşmişlerdir.

(Haşiye16) Yani onun kanunlarında hiçbir hayır yoktur. Çünkü hak olan ahkam-ı Kur’aniyeyi icra etmeyip kendi hevasından ihdas ettiği batıl kanunları tatbik etmektedir. O hem hayırdır; çünkü kafirlere karşı çıkmaktadır. Hem şerdir; çünkü ahkam-ı şer’iyye ile amil olmayıp devletini ahkam-ı ilahiyeye dayandırmamaktadır.

(Haşiye17) Mehdî çıktığında, Saddam’da hiçbir hayır kalmayacağı ve Mehdî’ye karşı hain olacağını bildirmekle beraber, Mehdî’nin bu tarihlerde zuhur edeceğine de işaret eder. Nitekim hadîsin devamı bunu göstermektedir.

(Haşiye18) Hicrî 1420 ve 1430 tarihleri etmektedir ki, içinde bulunduğumuz zamanı haber vermektedir. Hz. Mehdî’nin bu tarihler arasında zuhur edeceğini müjdelemektedir.

(Haşiye19) Hıristiyanlar

(Haşiye20) Yahudiler

(Haşiye21) Alem-i İslam’ın başındaki Süfyanîler olan cümle idareciler ve onlara fetva veren bir kısım ulema-is sû’

(Haşiye22) Hz. Mehdî’ye karşı bütün dünyanın toplanıp vurmasından murâd, onun temsil ettiği şahs-ı manevî olan şeriat-ı garra-i Muhammediyeyi müdafaa eden hakiki mü’minlerin cemaatinin vurulmasıdır. Bu tarihlerde Hz. Mehdî’nin de bizzat bu cemaat-i nuraninin başına geçeceğini haber verir. Meciddun ise Filistin’de bir dağdır. Hadîs, Meciddun Dağlarında bütün kafirlerin Müslümanlar için toplanacağını bildirmekle işaret ediyor ki; bu harb Yahudilerin Meciddun’a hakim olabilmeleri için bizzat kendileri tarafından çıkarılan bir harbdir. Yani Yahudiler Kudüs’e hakim olmakla, oradan bütün dünyaya hakim olacaklarına inanmaktadırlar. Bu sebeble, Filistin topraklarında devletlerini kurabilmek için bütün dünyayı harbe sokmakta ve kafirleri Müslümanlar üzerine hücum ettirmektedirler. Harbin ana müsebbibleri Meciddun dağlarındaki Yahudiler olduğu için ve orada devletlerini kurup yayılmak ve dünyaya hakim olmak için bu harbleri çıkardıkları sebebiyle, bu harbe “Hermeciddun Harbi” denmektedir. Yani gerek Afganistan’da gerek Çeçenistan’da olsun Alem-i İslam’daki bütün harbler Meciddun harbidir. Yoksa yalnızca Meciddun dağlarında olacak bir harb demek değildir. Bu harb, hadîslerde olduğu gibi Tevrat ve İncil’de dahi “Hermeciddun Harbi” veya “Armagedon Harbi” olarak geçmektedir. İleride izahı ve isbatı geleceği üzere, Tevrat ve İncil’de de bu harb aynen hadîsteki gibi haber verilirken, Yahudi ve Hıristiyanlar buna ters mana vererek kendileri tarafına çekmektedirler. Bu noktaya çok dikkat lazımdır. Çünkü mühim bir sır bu noktadan inkişaf ediyor. Feteemmel! Hem bir başka cihet de şudur ki; Üstad Bediüzzaman’ın (R.A.) beyanı üzere, eskide merkez-i hilafet buralarda ve Şam, Haleb, Mekke ve Medine civarında olduğu için, bazen metn-i hadîs raviler tarafından içtihadla tatbik edilip, ekser vukuat-ı istikbaliye bu bölgelerde vuku bulacakmış gibi anlatılmış. Binaenaleyh bu ve bunun gibi hadîslerde verilen haberler, bahsi geçen bu yerlerde vuku bulabileceği gibi Alem-i İslam’ın herhangi bir yerinde dahi vuku bulabilir. O halde bütün dünyanın birleşerek, Alem-i İslam’da Şeriat-ı Garra-i Muhammediyeyi i’lan eden Müslümanları, hususen hadîste haber verilen şark tarafındaki bir taife-i mücahidini vurmaları hadîsin külliyetinde dahildir.

(Haşiye23) Hadîste Amerika’nın şahsiyet-i maneviyesi “zaniye bir melike” olarak tasvir edilmiştir. Bunun sebebi ise; Amerika kelime olarak müennes olduğu gibi zaten kendisi de Hürriyet Anıtı dedikleri heykelleriyle kendilerini kadın suretiyle temsil etmişlerdir. Hem Amerika bütün dünyada hürriyet ve adalet namı altında fuhşiyatı ve zulmü ve dalaleti terviç ederek hakimiyetini bunun ile idame etmektedir. Bu manaya işareten “ismi, zaniyedir” denilmiştir. Hem bu sebeble ileride gösterileceği gibi İncil’de dahi Amerika, bu hadîste olduğu gibi zaniye ve fahişe ünvanıyla haber verilmektedir.

(Haşiye24) O asırda uçağın icad edilip Müslümanların başına havadan bomba yağdıracağına işaret eder.

(Haşiye25) Soğuk beldelerden murad İsveç, Norveç gibi İskandinav ülkeleridir. Sıcak beldelerden murad ise Güney Afrika’dır. Haber verildiği gibi aynen vuku bulmuştur. Amerika ve İngiltere’nin riyasetinde Birleşmiş Milletler Afganistan’ı vururken, bu beldedeki devletler bu harbe iştirak etmemişlerdir.

(Haşiye26) Müslümanların zahirî kuvvet i’tibariyle kafirlere nisbeten zaif olacaklarını, fakat Kudret-i İlahiye harikulade hallerle onlara yardım edip, semavî ve arzî musibetlerle kafirleri helak edeceğini ve Müslümanları galib edip İslamiyeti hakim edeceğini haber vermektedir. İncil’de de aynen böyle haber verilmiştir. Haber verildiği gibi küffar alemine semavî ve arzî musibetlerin geldiği de aynen görülmektedir ve daha dehşetlileri de görülecektir.

Not: Haşiyeler bu Esrarname’yi hazırlayan hey’ete aittir. [51] (Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd-216)

[52] (Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd-132)

[53] (Ebu Davud-4077, Ahmed-2/133)

[54] (Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-291)

[55] (Kitab-ı Hermeciddun, Emîn Muhammed Cemalleddin-20)

[56] (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseyni)

[57] (El-Burhan Fî Alamat-i Mehdî-yi Ahir-iz Zaman)

[58] (Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-121)

[59] (Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-205)

[60] (Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, İmam Ahmed)

[61] Vakit gaz.1-3-2003.Asım Yenihaber.

[62] Yeni Şafak. 26-2-2003.

[63] Milli Gazete.26-2-2003.

[64] Yeni Şafak. 28-3-2003.

[65] Star gaz.28-3-2003,Yeni Şafak.26-3-2003.

[66] Zaman. 28-3-2003.

[67] Zaman.29-3-2003.

[68] Yeni Şafak.28-4-2003.

[69] Yeni Şafak.20-4-2003.

[70] Milli Gaz.12-3-2003 .

[71] T.Kıvanç.16-3-2003.Yeni Şafak.

[72] Akşam.13-3-2003.

[73] Cinlerin esrarı.İmam-ı Şibli.Mütercim.M.Ferşad.368.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .