SUN’İ GÜNDEM

SUN’İ GÜNDEM
*1970-lerin alttaki,hem sağdan ve hem de soldan,öğrenci veya halktaki sağcılık solculuk kavgaları şimdilerde yukarıya taşındı.Artık kavga ettirenlerin foyası meydana çıkınca alttakiler çekildi. Şimdi onlar kavganın içine girdi.Hukuktaki kirlenme,bin yıldır islâmın bayraktarlığını yapan ordudaki kirlenme ve kirletme,bürokratların kavgaları ve ayak oyunları çarşaf çarşaf piyasaya çıkmakta, kirli ve toplumu kokutan pis kokularıyla mide bulandırmaktadır.
*İstiklal harbinden önce Bursaya gelen yunan komutanı türbeyi tekmeleyerek: —”Kalk ey Osman!Kavmini kurtar.’
-1.dünya savaşından sonra Fransız general Garo Şama girdiğinde Selahaddinin türbesinde alaycı bir tavırla:”Ey Selahaddin!Haçlı seferleri şimdi bitti,işte biz döndük.’
* Mevlana ne güzel söylemiş;
Bir laf işittiğimde;
Önce Lafa Bakarım Laf mı Diye
Sonra Söyleyene Bakarım Adam mı diye.
Zira biz bir ölür bin diriliriz.
-Şimdi ise sıra İran’daki Alparslanın kabrinde…
*Osmanlı baştan 1.dünya savaşına girmediği halde,almanyanın başaracağını düşünerek,galib devletler arasında yer aldı.Bir diğer sebep ise,balkanlarda ve tarblusgarpta kaybettiklerini geri almaktı.Ancak hiçte düşündüğü gibi olmadı bilakis eldekilerini de düşmanın paylaşım hesabı sonucu kaybetmiş oldu.
İşte sevr anlaşması da böyle başlamış oldu.
Sevrden beri İngiltere bir Ermenistan veya Kürdistan devleti kurmak amacıyla bunları tahrik etti.
Sevr maddi yıkılışımız,Lozan ise manevi yıkılışımız oldu.Biri dışarıdan diğeri ise içeriden yıkma politikası olarak oynanmıştır.
Sevr lozanın kapısını açmıştır.
İngilizlerle imzalanan Mondros anlaşmasıyla da bitişimizi yani vatanı İngiliz, Fransız, İtalya ve yunana teslim etme sözleşmesini imzalamış olduk,aldandık.Düşmana güvendik,ingilizin siyasetine yenik düştük.
Avrupa birliğinin tüm hedefi şurada odaklanmıştı:” “… Ne yapıp edip
İslam devleti olan Osmanlı yıkılmalıdır. Çünkü Osmanlı git gide genişliyor ve bundan
dolayı ortadan kalkması gerekiyor”
Kazım Karabekir, Sevr anlaşmasını imzalayanları vatan haini ilan etmek için verdigi önergede:
“… Vatansız ve vicdansız üç serserinin yine kendileri gibi millet ve vatanla
alakası olmayan birkaç kişi namına sulh muahedesini imza ettiklerini ajansta gördük
mücadele-i milliyemizde daha büyük azim ve iman ile devamını tekiden ahdettiğimizi
arz eyleriz. İstanbul’da teşekkürünü evvelce duyduğumuz şura’yı saltanatta Türkiye’nin
hayat ve mevcudiyetini söndüren bu zulüm muahedesinin imza edilmesine karar veren
esamisi malum eşhasını ve muahede- nameye vaz-ı imza edenlerin hıyanet-i vataniye ile
itham olunması ve hakların hükm-ü gıyabi verilmesini ve bu vatansızların isimlerinin
her yerde lanetle yadedilmesini ilan ve temin olmasını arz ve teklif eylerim”dedi.
Vermis oldugu önerge kabul edilmisti.”
*” Simavi, Sertel’in anılarını MİT’e verdi
Sipahioğlu: Zekeriya Sertel, bana verdiği beyanatta “Ben komünist değilim” demişti
Gökşin Sipahioğlu, kariyerinde önemli bir yer tutan Zekeriya Sertel röportajı için “İçimde yara olarak kaldı.” diyor. Cumhuriyet dönemi Türk siyasi tarihinin en önemli figürlerinden Zekeriya Sertel’in bilinenin aksine komünist olmadığını, Sovyetler ve komünizm ile ilgili olumsuz düşünceler içeren anılarını yazacağını fakat buna fırsat verilmediğini belirterek, “Eğer o röportajlar yayımlansaydı sol yükselişe geçemez, belki de darbelere giden yol açılmazdı.” diyor. Sipahioğlu, kızıyla Rusya’dan kaçtıktan sonra üzerinde tek bir ceketle Paris’e gelen Sertel’le röportajlar yaptığını anlatıyor: “O sırada Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Rusya gezisine ben de Hürriyet adına katılacaktım. Sertel bana Bakü’deki evinin anahtarını verdi; dolaplara sakladığı notları, filmleri, fotoğrafları ve paltosunu getirmemi istedi. Aralarında Nazım Hikmet’in hiç yayımlanmamış fotoğrafları da vardı. Dönüşte dediklerinin hepsini getirip İstanbul’da Erol Simavi’ye teslim ettim, paltosunu ise kendisine götürdüm. Çünkü Sertel, Hürriyet’e Rusya anılarını yazacaktı. O sırada MİT’ten bazı adamlar geldi, sonunda bu anılar yazdırılmadı. Belgeleri, filmleri ve Sertel’in anılarını Erol Simavi o zaman MİT’e verdi. Komünizmin gerçek yüzünü açıklayan bu anılar büyük olay yaratacaktı. Sertel Türkiye’ye gitti, havaalanından çevirip geri gönderdiler. O zaman da Fransa’daki eski komünist arkadaşları çevresine toplanıp onunla alay etti. Sertel bana verdiği beyanatta, ‘Ben komünist değilim.’ demişti. Bence Sertel’i Türkiye’ye sokmayan kafa KGB kafasıydı. Bu olaydan sadece komünistler ve Rusya faydalandı. Türkiye’de aşırı solun yükselmesi o tarihten sonra başladı. Eğer 1969 Türkiye’sinin solcuları Zekeriya Sertel’in SSCB anılarını okuyabilselerdi, Türkiye’de sol yükselmeyecek, onu ezmek için darbelere ihtiyaç kalmayacaktı. Zavallı adamcağız burada gömülü kaldı.”

*İsrailliler Suriye ve iran savaşını ısrarla istemekte ve bir boşluk kollamakta ve başta Amerika ve Avrupa ülkelerini kışkırtmaktadır.Zira o kavgadan daha fazla fırsattan istifade ile yayılmacılığını sürdürmek istemekte,Filistinlileri toptan imha ve sürgüne yollama ortamını oluşturmak istemektedir.İsrail yayılmacılığını kaos ve savaş üzerine bina etmiştir.Ayıplarını ve zulmünü bunlarla örtmeye çalışmaktadır.
Filistini israile teslim eden İngiliz,zulmüyle arşı titreten İsrail,suskunluğuyla zulme şerik olan arap ülkeleri kıyametin kopmasını hızlandırmakta,zilletlerini arttırmaktadır.

*Bu vatanda şimdilik dört parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet, diğeri İttihad-ı İslâmdır.
İttihad-ı İslâm Partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini siyasete âlet etmemeye, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.
Halk Partisi ise: Hakikaten acip ve zevkli bir rüşvet-i umumîyi kanunlar perdesinde bazı memurlara verdikleri için, yirmi sekiz senelik bütün cinâyatıyla başkaların cinâyâtı ve İttihatçıların ve mason kısmının seyyiatları da o partiye yükletildiği halde, Demokratlara bir cihette galip hükmündedirler. Çünkü ubudiyetin noksaniyetiyle enaniyet kuvvet bulur, nemrutçuluklar çoğalır. Bu benlik zamanında, memuriyet hakikatta bir hizmetkârlık olduğu halde, bir hâkimiyet, bir ağalık, bir nemrutçulukla nefse gayet zevkli bir hâkimiyet mertebesini bir kısım memurlara rüşvet olarak verdiği için, bütün o acip cinayetlerle ve kendinden olmayan ceridelerin neşriyatıyla beraber bana yapılan muamelelerinden hissettim ki, bir cihette mânen Demokratlara galip geliyorlar. Halbuki, İslâmiyetin bir kanun-u esasîsi olan, hadis-i şerifte yani, “Memuriyet, emirlik ise, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır.” Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyetin bu kanun-u esasîsine dayanabilir. Çünkü kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer. İstibdad, mutlak keyfî olur.
Millet Partisi ise: Eğer İttihad-ı İslâmdaki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezc olmuş bir millet olsa, o Demokratın mânâsındadır, dindar Demokratlara iltihak etmeye mecbur olur. Frenk illeti tâbir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâmı parçalamak için içimize bu frenk illetini aşılamış. Fakat bu hastalık ve fikir, gayet zevkli ve câzibedar bir hâlet-i ruhiye verdiği için, pek çok zararları ve tehlikeleriyle beraber, zevk hatırı için her millet cüz’î-küllî bu fikre iştiyak gösteriyorlar.
Şimdiki terbiye-i İslâmiyenin za’fiyetiyle ve terbiye-i medeniyenin galebesiyle ekseriyet kazanarak başına geçerse, ekseriyet teşkil etmeyen ve ancak yüzde otuzu hakikî Türk olan ve yüzde yetmişi başka unsurlardan olanlar, hem hakikî Türklerin, hem hâkimiyet-i İslâmiyenin aleyhine cephe almaya mecbur olacaklar. Çünkü, İslâmiyetin bir kanun-u esasîsi olan bu âyet-i kerime, ‘dır. Yani, “Birisinin günahıyla başkası muahaze ve mes’ul olmaz.”
Halbuki, ırkçılık damarıyla, bir adamın cinayetiyle mâsum bir kardeşini, belki de akrabasını, belki de aşiretinin efradını öldürmekte kendini haklı zanneder. O vakit hakikî adalet yapılmadığı gibi, şiddetli bir zulüm de yol bulur. Çünkü “Bir mâsumun hakkı, yüz câniye feda edilmez” diye İslâmiyetin bir kanun-u esasîsidir. Bu ise çok ehemmiyetli bir mesele-i vataniyedir. Ve hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir tehlikedir.”( Emirdağ Lâhikası | Kalbe İhtar Edilen İçtimai Hayatımıza Bir Hakikat | 386-7)
-Şu anda bu partilerin zamanımızdaki temsilcileri ise;Akp,Chp,Mhp ve oluşturulacak olan İttihad-ı İslam partisi ve o yönde bir hizmet tarz ve gayreti.
MEHMET ÖZÇELİK
23-10-2010

Loading

No ResponsesOcak 3rd, 2015