TEBLİĞ ADAMI NASIL OLMALI ?

TEBLİĞ ADAMI NASIL OLMALI ?

-Rasulullahı kendisine örnek almalı.

“Andolsun ki,Rasulullah da sizin için,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir örnek vardır.”[1]

-Onun ahlakıyla ahlaklanmalı.

Hz. Âişe’nin de dediği gibi;”Onun ahlakı Kur’an ahlakıdır.”

-Peygamberimiz nasıl ki alemlere rahmet ise;[2] Tebliğci ve tebliğ adamı da cemaatı için rahmet ve rahmete vesile olmalıdır.

-Peygamberimiz gibi Tevazu’[3] örneği gösterip,toprak gibi mütevazi olmalıdır. Üzerinde güller ve çiçeklerin yetişmesini sağlamalıdır.

Üzümün kuru çubuğu gibi olup,hasiyetli,şerbetli üzüm salkımlarının yetişmesine aracı olmalıdır.

-Peygamberimiz gibi Tebliğ görevini[4] en güzel bir şekilde yapıp,sunmalıdır. Malın kendisini sattırması kadar,pazarlaması da değer taşır.

-İslâmiyeti en güzel bir biçimde yaşayıp,hâliyle ve kâliyle örnek olmalıdır.

Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi:”Eğer biz İslâmiyeti hal ve hareketlerimizle göstermiş olsa idik,sair dinlerin mensupları fevc fevc (bölük bölük) İslâmiyete gireceklerdi.”

-Takva,İhlas ve Amel-i Salih üzere hareket etmeli.

-Talib değil,matlub olmalıdır. Başkaları tarafından aranılan kişi olmalıdır.

-Mürid değil,murad olmalıdır. Herkesçe istenilen bir kişi olmalıdır. İmam ise;cemaatınca,Müftü ise;imamınca ve halkınca aranılan ve istenilen biri olmalıdır.

-Alimin ölümü alemin ölümüdür. Ölümü gerçekten,geceleri kervancılara yol gösteren,kaybolması onları üzen –gökteki yıldız misal- insanlarca büyük kayıp arz eden kişi olmalıdır.

-Peygamber gibi Islah edici [5] olmalı,bunu görev bilmelidir.

-Muhabbet fedaisi olmalı. Peygamberimiz gibi şefkat kanatlarını germeli.[6]

-Onu öldürmeye gelen onda dirilmeli. Tıpkı Hz. Ömer misali ki;Rasulullah onca en sevilmeyen kimse iken,onu öldürmeye gittiğinde onda )SAM) manen ölmüş ve ölü duyguları dirildiği gibi,insanları ve asırları da diriltmeye vesile olmuştur. Artık Hz. Ömer için dünyada Rasulullahdan daha sevgili bir kişi olmamış. Hem dirilmiş,hem de insanları ve İslâmiyeti canlandırarak asırlara damgasını vurmuştur.

Âyette :”Ey Habibim. Eğer onlara karşı sert davransaydın,onlar etrafından dağılır ve dağıtırdın.”[7]

-Hz. Hafsa gibi de hakkı ve hakikatı tavizsizce haykırmak,karşısındaki İslâm’dan önceki Ömer’de olsa…

Hadiste:”Hakiki alimler,zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikatı pervasızca söyleyen alimlerdir.”

-Bizler muhabbet fedaileriyiz. Çünkü husumet ve düşmanlığa vaktimiz yoktur.Hele hele yüzlerce canavar karşımızda dururken… Her birimiz yüz kişi de olsak ancak hepsini muhabbete sarf etmemiz gerek…

-Kin,benlik ve enaniyeti,özellikle ilimden gelen benliği atmalı…

-Dinle-Fen ilimlerini mezcedip birleştirerek –koyun misal hazmetmiş ve saf bir şekilde- özlü bilgiyi ve M. Akif’inde dediği gibi asrın idrak ve anlayışına uygun olarak vermeli.

Doğrudan doğruya Kur’an-dan alıp ilhamı

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâmı.

-Her meslek erbabının mesleğindeki başarısı nasıl ki mesleğinde fâni olmak,mesleğinin her türlü incelik ve özelliklerini bilmekle ayakta durması gibi,dini temsil eden önder şahsiyetlerin de mesleklerinin muhabbetiyle yaşayıp,onda fani olması gerekir.

“Kolaylaştırınız,zorlaştırmayınız. Müjdeleyin,nefret ettirmeyin.” hakikatını düstur yapmalı. Zira zehirini altın tabaklarda sunanlar kazanmaktadır. Elbette tebliğ adamı altın gibi,elmas gibi hakikatları elmas tabaklar içerisinde,karşıdakine en güzel bir şekilde sunmak mecburiyetindedir.

-Fedakâr olmalı…

Her esnaf müşteri kazanmak için bazı fedakarlıklarda bulunur,menfaatlarından vaz geçer. Elbette ahiret için çalışanların da,ahireti kazandıracağı kişilere karşı her türlü fedakarlığa açık olmalıdır.

Nasıl olmalı?

Merhum Zübeyir Güzdüzalp’in dediği gibi olmalı:

“ Aziz Kardeşim. Madem ki İslâmın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun. Ben de,engin ve zengin ve hizmet aşkıyla dolu ruhunuzdan,ruhuma akseden fedakarlık ve ferağat manalarıyla nefsime dedim:

“Vazifen Ey Nefsim:Dikenler arasında güller toplayacaksın… Elin açıktır,ısıracaklar. Ayağın çıplaktır,batacak.

Buna sevineceksin…

Fir’avunlar kucağında büyüyen çocuk Musa’ları safına alacaksın. Sen aldığın için dövecekler… Sen konuştuğun için hapse atacaklar…

Buna sevineceksin…

Çöllere sürerlerse kanınla ağaç,kutuplara götürürlerse ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak… Yakacaklar,yıkacaklar…

Bunu sabır ile seyredeceksin…

Karanlık zindanlara sokarlarsa ışık,paslı vicdanlara rastlarsan ziya,imansız kalbleri görürsen nur vereceksin… Sen verdiğin için suç,sen getirdiğin için ceza,sen söylediğin için mahkum edecekler…

Sen buna iftiharla sevineceksin…

Anadan,yardan,evden,serden ayrılacaksın… Candan,gönülden Kur’an-a sarılacaksın… Sana divane diyecekler…

Aldırmayacaksın…

Hizmet için atıldığın yolda önüne demirden set yaparlarsa dişlerinle sökeceksin… Dağlara tünel oymak gerekirse iğne ile oyacaksın…

Unutma…

Nerede olursan ol,küfrün ve cehlin ta… temelini çürüteceksin…

Bir gün Kur’an etrafındaki surların yıkıldığını görürsen,Sen;kemiklerini taş,etini harç,kanını su edeceksin.

Etrafında;ilimden,irfandan,faziletten,ahlaktan kaleler dikeceksin…

Kaleler feda-i ister… Aziz Kardeşim… Nasıl? Sen… İçinde kalabilecek misin? “

MEHMET ÖZÇELİK

[1] Ahzab.21.

[2] Enbiya.107.

[3] En’am.52.

[4] Maide.67.

[5] Hud.88.

[6] Şuara.215.

[7] Al-i İmran.159.

No ResponsesOcak 3rd, 2015

Yoruma kapalı .